1.1.26

Mütalaa Ders notları 12: Kardeşlerimden rica ederim ki:

 

Kardeşlerimden rica ederim ki:

 

Sıkıntı veya ruh darlığından veya titizlikten veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan, arkadaşlardan sudûr eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve "Haysiyetime dokundu" demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın. Bin haysiyetim olsa, kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim.

 

  Said Nursî

 

….

 

Risale-i Nur Hizmeti , şeyh ile murid , hoca ile talebe  mabeynindeki  usulde beri olarak, uhuvvet ve tesanüt prensipleri ile bağlı bir dairedir.

 

Bu daire sair mesleklerde bulunan dervişane  rabıtalardan farklı olarak , aktif bir hizmet ittihadını netice veren, başında amiri ,şeyhi , hocası olmadan hareket kabiliyeti bulunan keyfiyetli bir dairedir.

 

Yaptığı işi bilmek suretiyle istihdam olmak bilinci hikmetli hareketten matlup olan bir nimeti gösterirken , kast ettiği hizmet ile gözettiği ..mefkuresiyle de sahip olduğu ihlası ve mazhar olduğu nimeti izhar eder…

 

…………Evet, velâyetin kerameti olduğu gibi, niyet-i hâlisanın dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bahusus, lillâh için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde, ciddî, samimî tesanüdün çok kerametleri olabilir. Hattâ şöyle bir cemaatin şahs-ı mânevîsi bir veliyy-i kâmil hükmüne geçebilir, inâyâta mazhar olur….S.T.G………

 

Veliyy- i Kâmil mükemmel olgunluğa ermiş anlamına gelir. Bizim mesleğimizde bu makama (  Birlik, teklik, eşsiz ve benzersiz oluş anlamına gelen ) ferdiyet diyebiliriz.

 

Üstadımız bunu şöyle ifade etmiş :

 

Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil eden has şakirtlerinin şahs-ı mânevîsi "Ferid" makamına mazhar oldukları için……………………

 

Şahs-ı Mânevî : Belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen, Bir topluluğun taşıdığı manevî kuvvet ve meziyetlerin meydana getirdiği temsilci kimlik, belli bir ideal ve gaye etrafında bir araya gelen birlikteliğin oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kişilik…

Yani risale-i Nur talebelerinin bir gaye etrafında içtima etmeleri, o birlikteliğin uhuvvet tesanüt, hizmet gibi ortak iş ve işletiminde aldıkları vazife ve işleyiş bir mana aleminde manevi kimlik bir şuurlu şahsiyetin teşekkülüne sebep oluyor ki, o kişilik bir veliyy-i kâmil hasiyetiyle hem hizmetle alakadar hem de talebelerine karşı vazifedar oluyor.

 

Buna bir örnek verirsek…

 

Mümkün olduğu kadar geçici rüzgârlara ehemmiyet vermeyiniz, bakmayınız. Zaten mabeyninizde samimi tesanüt ve meşveret-i şer'iye, sizi öyle şeylerden muhafaza eder. İÇİNİZDEKİ ŞAHS-I MANEVİNİN FİKRİNİ, O MEŞVERETLE BİLDİRİR. K.L

 

Bu konu Risale-i Nur Mesleğin en mühim manavi ve manevi esaslarındadır. Ve tüm mesellerimiz burada toplanır ve Risale-i Nur’un müteaddit yerlerinde mevzu bahis edilir.

 

Meselâ:

 

………bütün vazifelerimi şahs-ı mânevînize bırakmıştım.

 

………Aynen öyle de, uhrevî ve Kur'ânî ve imanî ve ilmî işlerinde dahi Risale-i Nur'u ve şakirtlerinin şahs-ı mânevîlerini tevkil eyle; o hâlis, muhlis hasların şahs-ı mânevîleri senden çok mükemmel o vazifeni kendi vazifeleriyle beraber yaparlar.

 

…………Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsini temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibas da Risale-i Nur'un hakikî ihlâsına ve hiçbir şeye, hattâ mânevî ve uhrevî makamata dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i Nur'un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz ve sukut edebilir şahsiyetlere bina edilmez.

 

…………Eğer deseniz: "Hadiste âlim tabiri var. Bir kısmımız yalnız kâtibiz."

 

Elcevap: Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa da, madem Risale-i Nur şakirtlerinin bir şahs-ı mânevîsi var; şüphesiz o şahs-ı mânevî bu zamanın bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı mânevînin parmaklarıdır..

 

…………..“Sizi bütün duâlarında, اَجِرْنَا وَارْحَمْنَا وَاحْفَظْنَا (Bizi kurtar! Bize merhamet et! Bizi koru!) gibi bütün mütekellim-i maalgayr sigalarında bilâistisnâ dahil edip, kesretli cesetler ve birtek ruh hükmünde şirket-i mâneviyemizin düsturlarıyla çalışan ve sizin sıkıntınız ile sizden ziyade alakadar olan ve şahs-ı manevinizden himmet ve meded ve sebat ve metanet ve şefaat bekleyen kardeşiniz Said Nursî.”

 

Yani şahs-ı manevi , kelime-i tayyibeden yaratılan melekler gibi; uhuvvet , muhabbet, tesanüt ve ihlas gibi Allah’ın dinine hizmet etmenin bileşenlerinin bir araya gelmesinden yaratılan  ve çok yönlü bir hasiyete sahip olan bir temsilci ruh mahiyetinde bir manevi vücuttur . Diyebiliriz.

 

Bu temsilci kimlik hem genel olarak hem de özel olarak hizmetin hadimlerinde vazife yapar.. Yukarıda ….. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı mânevînin parmaklarıdır.. cümlesinde beyan edilidği.. İÇİNİZDEKİ ŞAHS-I MANEVİNİN FİKRİNİ, O MEŞVERETLE BİLDİRİR…denildiği gibi fikre nur, kalbe ilham , zihne tuluat , vicdana sünuhat gibi tecelli eden feyizler olarak  zuhur edebilir…

 

Aynı bu şekilde dalalet şebekelerinin meydan getirdiği  bir şahsi manevi den üstadımız söz etmektedir.

 

………. Ben o Eskişehir Hapishanesindeki müşahede ile meşgul iken, sefahet ve dalâleti terviç eden bir şahs-ı mânevî, insî bir şeytan gibi karşıma dikildi ve dedi:

 

"Biz hayatın herbir çeşit lezzetini ve keyiflerini tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma."

 

Demek ki, hidayet ve sapkınlığın, iman ve küfrün zahiri mücadeleleri gibi, dava ettikleri meselelerininde manevi alemlerde bir çeşit vücut bulan kuvvetleri vardır ve onlarda ;  şeytanlar ile melekler,ervah-ı habise ile ervahı tayyibe,kalp etrafında ilham ve vesvese gibi  temsili olarak mücadele ve müsabaka ederler. Allah’u alem bu hadise müşahade alem-i misalde ehlince  temaşa edilen hadiselerdendir.

 

Şimdi bu mücadelenin teknik tarafında işareten bir mektuptan bir bab ekleyelim. Orada der:

 

"Meyus olma! Senin öyle sarsılmaz bir nokta-i istinadın ve öyle mağlûp olmaz muhteşem orduların ve tükenmez ihtiyat kuvvetlerin var ki, dünya toplansa karşısına çıkamaz. Kâinatı dağıtamayan onu dağıtamaz. ŞİMDİLİK MAĞLÛBİYETİN SEBEBİ, BİR CEMAATE VE BİR ŞAHS-I MÂNEVİYEYE KARŞI BİR NEFERİ GÖNDERMENİZDİR. ÇALIŞ Kİ, HERBİR NEFERİN, İSTİNAD NOKTALARI OLAN DAİRELERDEN MÂNEN İSTİFADE ETTİĞİ KUVVETLİ KUVVE-İ MÂNEVİYEYLE BİR ŞAHS-I MÂNEVÎ VE BİR CEMİYET HÜKMÜNE GEÇSİN"

 

Demek ki, sağlıklı ve güçlü bir destek kaynağı için;  hizmetimizi ,uhuvvetimizi ,tesanüdümüzü ,ihlas ve fedakarlığımızı,tevazü ve tefani sırrımızı bozacak , birliğimizi dağıtacak , bütünlüğümüzü yıpratıp bizi zayıflaştıracak her türlü fitne, desise,vesvese,zan ,gıybet gibi fena haslet ve fiilerden kaçınacağız. Ki, o muhkem kimliğimizde bir manavi bir ruh hasıl olsun, ittihad ve ittifakımızı temsil eden bir feyz ve şuur membağında dönüp,ihsanı ilahinin bize ulşmasına bir ayine-i merkez olsun…

 

İşte bugün Müslümanların  Şahs-ı Manevisi  hastalandığından ,İslâmı temsil hasiyeti tesettür etmiş, yüz küsür yıl önce olduğu gibi bizi zillet içinde bırakmış… Ve her zaman olduğu gibi bizi kurtaracak yine onun merhametidir ve ona vereceğimiz ittihat ve tesanüt tarziyeleriyle ilgi şefkatini üzerimize celp etmektir.

 

Evet,

 

……………. “İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeble İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

 

Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyâtı usulüne ve hikâyâtı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te’dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak, yine onun merhametidir. Öyleyse, ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü'l-metinine sarılacağız. ”………..

 

Evet,

 

………..Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır………

 

……….. Azametli, bahtsız bir kıt'anın; şanlı, tali'siz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâmdır………….

 

Evet bu ihtilaflardan, meşrep ve meslek münazaralarından , fitneye çabuk gelen aymazlıklardan, tembellik ve tenperverlikten zuhur eden atalet mücazatının fena neticelerini savuşturmak ve ittihad-ı islamı tesis etmek Bediüzzamanın  (R.A)  en  kadim derdi olduğundan hem hususi dairede hem harici dairede bu ihtilaf ve sebebpleri iel mücadele etmiş.. Nur Talebelerine taalluk eden kısmını ise ehemmiyetle risale-i nurda ders vermiş.

 

Örneğin:

 

………… Ve bana yapılan bu son işkence dahi bu mânâsız ve çok zararlı tesanütsüzlüğünüzden geldiğine kanaatim var. Dehşetli bir parmak buraya, hususan altıncıya karışıyor. Beni bu bayramımda ağlatmayınız, çabuk kalben tam barışınız.………..

 

………… Kardeşlerimden ricâ ederim ki:

 

Sıkıntı veya ruh darlığından veya titizlikten veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan arkadaşlardan sudur eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve "Haysiyetime dokundu" demesinler. BEN O FENA SÖZLERİ KENDİME ALIYORUM. Damarınıza dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete fedâ ederim……….şeklinde dersiminiz olan  ilgili paragrafta insanın kendi nefsini haklı çıkarmakta istimal ettiği:

 

Sıkıntı ve Ruh darlığı,

Titizlik,

Kulak kabartılan desiseler,

Şuursuzca mukabeleye neden olan muvazenesiz hisler,

Hiddete, rekabete, galeyana dayalı ağızdan çıkan kontrolsüz ve çirkin  sözler,

Haysiyet muhafazası gibi gizli gerekçeler,

Küsmek ile birlikteliği dağıtacak mazeretler gibi şeytani ve nefsani telkine açık bir çok menfi ve duygu ve düşüncelerin önünü , kendi şefkatiyle , büyük bir uhuvvet havuzunda erittiği şahsiyetiyle , kardeşleri beyninde asl olan ve muvakkat arızaya uğramış içtenlik ve sevgi  diliyle kesiyor. Ve insanın izzet zannettiği nefsi müdafaasından vaz geçip her şeyini kardeşliğe ve o birlikteliği ayakta tutan kardeşlikteki tesanüte  feda ediyor.

 

Evet kısa ve bu konuya ışık tutan  mühim bir mektupla dersimizi bitirelim:

 

Aziz, sıddık kardeşlerim,

 

Birden ruhuma gelmiş bir endişeyi beyan ediyorum.

 

Ehl-i dalâlet, Risale-i Nur'un elmas kılıçlarına mukabele edemedikleri için, şakirtleri içinde, derd-i maişet cihetinden ve bahar mevsimi gafletinden istifade ederek, meşrepler veya hissiyatları muhalefetinden zaif damarları bulup, şakirtler içindeki tesanüdü sarsmak istediklerini hissettim ve anladım. Sakın, çok dikkat ediniz, içinize bir mübayenet düşmesin. İnsan hatâdan hâli olamaz; fakat tevbe kapısı açıktır.

 

Nefis ve şeytan, sizi, kardeşinize KARŞI İTİRAZA VE HAKLI OLARAK TENKİDE SEVK ETTİĞİ VAKİT, deyiniz ki:

 

"Biz, değil böyle cüz'î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur'un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibarıyla dünyaya, enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir" deyip nefsinizi susturunuz.

 

 MEDÂR-I NİZÂ BİR MESELE VARSA MEŞVERET EDİNİZ. ÇOK SIKI TUTMAYINIZ; HERKES BİR MEŞREPTE OLMAZ. MÜSAMAHAYLA BİRBİRİNE BAKMAK ŞİMDİ ELZEMDİR.

 

Umum kardeşlerimize birer birer selâm ederiz…..Said Nursî ( R.A)

 

..