5.1.26

Mütalaa Ders notları 26: Velilerin Himmeti

 

KONUYU 2 BÖLÜMDE ELE ALACAĞIZ    İNŞÂALLAH     :

 

BİRİNCİ BÖLÜM PARAGRAFIN İLK SATIRI İLE İLGİLİDİR.

 

ORADA DEMİŞ:

 

İ'lem Eyyühel-Aziz! 

 

Velilerin himmetleri, imdadları, manevî fiilleriyle feyiz vermeleri hâlî veya fiilî bir duadır.

Hâdî, Mugis, Muîn ancak Allah'tır.

 

Evet,

 

Velilik ve Velâyet mertebeleri kendi içinde çeşitliliğe sahiptir. Biz konu itibariyle  ilgili satırda geçen “Velilerin himmetleri, imdadları, manevî fiilleriyle feyiz vermeleri”  meselesinin kısmen üzerinde duracağız.

 

Bu durum bizim hem derslerimizde hem inancımızda tecrübe ile kanaat ettiğimiz yakinimiz olan bir meseledir. ( Bazılar bu hakikati kabul etmezler. Çünkü bu manevi hattın edebine riayet edilmediğinden, ilgili şahısların K.S marifet ve muhabbetlerine yabani olduklarından bu latif kapı onlara kapalıdır. Bu meyanda çok esrar vardır, muhabbet ve hürmetle meyvedar olur)

 

Evet , Cenab-ı Hak C.C razı olduğu bir kısım kullarına yakınlığını ve muhabbetini ihsas ediyor. Bu zatların tüm niyet ve ahvalleri Allah namına olduğundan ve onun rızasını gözetmek üzere bir fiili sahip olduğundan, Rabbimiz bir kısım mahsus ihsanını onların elleri ile kullarına ulaştırıyor. Bu yakınlığın ve tasarruf anahtarının bir şifresi aşağıdaki Hadis-i Şerifte verilecektir.

 

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur” dedi:

 

“Her kim bir dostuma düşmanlık ederse, ben ona karşı harb ilân ederim. Kulum, kendisine emrettiğim farzlardan, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nâfile ibadetlerle durmadan yaklaşır; nihâyet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse, onu mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38)

 

Dolayısıyla bu meratibe vasıl olanlara yapılan manevi ilticalar. Bu zatların o eşhasın duasına yardım etmek kabilinden bir hal olabildiği gibi , Allah’ın sanki (bizzat al sen ver)  dediği kabilden de olabilmektedir. Şirkin ortadan kalktığı, imanın hakkal yakine ulaştığı , Allah’ta fani olmanın gerçekleştiği ortamlarda makam bir olur. YANİ KULUN MURADI ALLAH’IN MURADI OLUR. ALLAH’IN MURADI DA KULUNDAN SUDUR EDER. BU HAL O KUL İLE RABBİ ARASINDA MAHSUS OLAN BİR KEYFİYETTİR. Ne umumun bilmesine ne de ispatına lüzum yoktur.

 

İşle bu durum bir anlamda HALİ olan bir ahvaldir.

 

İMDAT VE HİMMET , yani yardım etme meselesi ise , Yine Allah’ın kul eliyle gördüğü ve gördürdüğü işlerdendir. Bu hadiseye Velilerin tasarrufu denilmektedir. Yüksek ruhlar bedenlerinden ayrıldıktan sonra farklı bir muameleye tabi tutulmakta ve özgür bırakılmaktadır. Yine bir kısmı ise kendi meslekleri ve meşrepleri ile manevi münasebetini sürdürmeye devam etmektedir. Allah o yolların mihmandarlarına ebediyen üstadlık, şehylik, pirlik ,reislik payesini vermiştir. Hatta bu zatların vefatları hakkında  “ onları şimdi kınlarında çıkmış kılıç gibidir” tabiri kullanılır. Daha serbest bir nitelikle vazifelerine devam ederler.  (Haşiye: Mü’minler içinde bir tür serbestlik ve sevinç halleri, bir çeşit ziyaret ve münasebet  keyfiyetlerinin olduğu Hadis-i Şeriflerde bildirilmiştir.)

 

Örneğin:

 

…………..Bağdat dairesi Şâh-ı Geylânî’nin (k.s.) ba’del-memat (ölümünden sonra) hayatında olduğu gibi tasarrufunda idi.  Sikke-i Tasdik-i Gaybi

 

……………..“Gavs-ı Âzam gibi, memattan (öldükten) sonra hayat-ı Hızırî’ye yakın bir nevî hayata mazhar olan evliyalar vardır. Gavs’ın hususî İsm-i Âzamı, ‘Yâ Hayy’ olduğu sırrıyla, sair ehl-i kuburdan fazla hayata mazhar olduğu gibi, gayet meşhur Mâruf-u Kerhî denilen bir kutb-u âzam ve Şeyh Hayâtü’l-Harrânî denilen bir kutb-u azîm, Hazret-i Gavs’tan sonra mematları hayatları gibidir. Beyne’l-evliya (evliya arasında) meşhur olmuştur.”  Barla L.

 

…………. “Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî Tarikatında ve oraca meşhur Gavs-ı Hîzan namiyle bir zattan istimdat ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak “Yâ Gavs-ı Geylanî” derdim. Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, “Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur.” Acibdir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fatiha ve ezkâr ne kadar okumuş isem, Zât-ı Risaletten (asm) sonra Şeyh-i Geylânî’ye hediye ediliyordu. Ben üçdört cihetle Nakşî iken, Kadirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mâni oluyordu. …..Sikke-i Tasdik-i Gaybi

 

………. Hattâ, Seyyidü’ş-Şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahu Anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş..Mektubat

 

……..………. Rahmet kapını çalıyor ve efendim, dayanağım olan Şeyh Abdülkadir Geylânî’nin Sence makbul ve kapıcının yanında tanınan sesiyle mağfiret kapında durarak sesleniyorum.”…….. Mesnevi-i Nuriye

 

Hülasa ;

 

Allah sevdiklerine ait kapıdan yapılan müracaatı geri çevirmediğinden verdiği cevaplar  bu zatların tasarruf eli ile zahir olmuştur. Yani Allah dest-i inayetini bu zatların elleri üzerine koymuş, onların (  Kuddise sırruhum ) vesileliğinde icabette bulunmuştur.

 

………..

 

MANEVİ FİİLER İLE FEYİZ VERİLMESİ, bir anlamda mana hava sahasının istimaline verilen ruhsatla aktif olan bir manevi koridordur.

 

Örneğin:

 

………….. "Vefat etmiş insanların ervahı pek çok kesretle vardır ve bizimle münasebettardırlar. Manevi hedayamız onlara gidiyor; onların nurani feyizleri de bize geliyor." Sözler

 

Bu bağlamda FEYİZ kalb latifesine doğan manevi duygular, cezbeler, sevinçler, itminan, emniyet, huzur, vecd, neşe  gibi manevi gıdaların hissiyat  lisanı ile zuhur halidir. Allahu a'lem bissavab, bu ef’al insanın kendi nazarında gizli, ruhun derece-i hayatında olan zevata aşikar olan hatlardan mürekkep bir dairedir. Neyin nereye nasıl konacağı o zevat-ı kiramın sırrında mahfuzdur.

 

Bu hadisenin Efendimiz ile ilgili olan birçok örneği eserlerde;  ( Elini göğsüne koydu, Elini Üstüne koydu) gibi durumlarda gerçekleşen, şifa ve hidayet hadisleri malumunuzdur.

 

Dolayısıyla  bu zevat-i mübarek bu ikrama mazhar edilmişlerdir. Kendi hünerleri, çabaları ile gerçekleşen şeyler değildir. Onların Allah indindeki durumları kabul edilmiş bir lisan-ı haldir , makbul bir dua vaziyettir , vukua gelen her hadise Allah’ın  irade ve kudreti ile gerçekleşir.

 

Evet , ( doğru yolu gösterip hidayet eden) Hâdî,  ( yardım dileyenlerin yardımına erişen onlara imdat eden) Mugis, ( muavenete muhtaç olanların ihtiyaçlarını karşılayıp onları destekleyen) Muîn Allah’tır.

 

Ancak bilindiği üzere Allah kullarını  maddi ve manevi nimetleri ile rızıklandırırken , o nimete münasip olan esbabı istimal eder. Tevhid ehli bu manada kendini , Ustası elinde işleyen bir alet olarak görür ve bu edepte mukimdirler.

 

Evet, 1-2 istihdam örneği:

 

"Allah’a yemin ederim ki, senin sayende Allah’ın bir tek kişiye hidayet vermesi senin için, kırmızı develerin olmasından daha hayırlıdır.” (Buhari 7/3468, Müslim 2406/34)

 

Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku) attığında da sen atmadın, Allah attı; bunu da müminlere kendinden güzel bir lütufta bulunmuş olmak için yaptı. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir. Enfal / 17

 

(Ey Rasûlüm), doğrusu sen, her sevdiğine hidayet veremezsin (onu İslâm'a sokamazsın, ancak tebliğ yaparsın.) Fakat Allah, dilediği kimseye hidayet verir ve hidayete kavuşacak olanları, O, daha iyi bilir. Şüphesiz sen, istediğini doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, istediğini doğru yola iletir. Kasas /56

 

BU MEYANDA MEŞHUR SÖZLERDEN BİRİ:

 

HAK TEÂLÂ İNTİKAMIN, KUL ELİ İLE ALIR

İLM-İ HÂLİ BİLMEYENLER, ONU KUL YAPTI SANIR

 

CÜMLE EŞYA HALIKINDIR, KUL ELİYLE İŞLENİR

EMR-İ BARİ OLMAYINCA, SANMA BİR ÇÖP DEPRENİR

 

…………

 

KONUYLA İLGİLİ İKİNCİ BÖLÜM:

 

Fakat insanda öyle bir latîfe, öyle bir halet vardır ki, o latîfe lisanıyla her ne sual edilirse, -velev ki fâsık da olsun- Cenab-ı Hak o latîfeye hürmeten o matlubu yerine getirir.

 

O latîfe pek uzaktan bana göründü ise de, teşhis edemedim.

 

……..

 

Bu bölüm  gayet ilgi çekici ve merakaver bir bölümdür.

 

Net olarak elimizde “bu latife  budur”  “ şu hal şu keyfiyette bir haldir “ diyebileceğimiz net bir açıklama yoktur. Ancak bu açıklamanın olmaması bu mananın hem taharrisine hem tahliline hem de teviline mani değildir.

 

Bu meyanda bir yaptığımız taharriyi bir TEVİL olarak arz edeceğiz.

 

Şöyle ki:

 

Öncelikle gerek istimali, gerek aksi, gerek mazhariyeti, gerek ayinedarlığı gerek taşıdığı vediası manasıyla ifade edilen hasiyet LATİFE ile tabir edilmiştir.

 

2- Buradan anladığımız istek hadisenin kalp ve ruh merkezli bir alanda gerçekleştiğidir.

 

Ve  bu istekliliği tetikleyici unsurun İÇTENLİKLE –İÇTEN-SAMİMİ OLARAK istemek manası ile İHLAS olduğunu düşünüyoruz.

 

…….. Çünkü samimî bir ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, ihlâs ile kim ne isterse Allah verir. Lem’alar……."  Sözünden hareketle  ihlasın mahalline baktığımızda ……. Gazzâlî Hazretlerinin “İhlâsın da mahalli kalptir” beyanına istinaden hadisenin istemek boyutunun kalp latifesinde gerçekleştiğine kani oluyoruz.

 

3- Fasıkların  dahi istifadesine açık olması ,azami olarak RAHMET dairesinin keyfiyetine dahil bulunmasıdır. ( bu meyanda HİKMETE müracaat ve cevap almakta RAHMET dairesinin keyfiyetindendir.Sevap manası olmasada muvaffakiyet kavanin olarak taahhüd altındadır.İcabınca müracaat cevabını alır. Yani :  Men talebe ve cedde, vecede” Bir şeyi gönülden dileyen ve onu elde etmek için çabalayan insan, mutlaka istediği şeyi bulur,arzusuna nail olur) …….

 

Üstadımızın O latîfe pek uzaktan bana göründü ise de, teşhis edemedim…açıklaması ile Abdülmecid Ağabeyin R.H tercümesinden ziyade olarak  Badıllı Tercümesinde  bir Hadis-i Şeriften atıf sadedinde cümle şöyle kurulmuştur:

 

YANİ: O LATİFE, ALLAH'A YEMİN ETTİĞİ ZAMAN, (YANİ BİR ŞEYİ ONDAN İSTEDİĞİ VAKİT) ALLAH ONUN YEMİNİNİ DOĞRULUYOR, YANİ DİLEDİĞİNİ KABUL EDİYOR.

 

Yine bu cümle ŞADİ EREN tercümesinde aynı şekliyle “Evet, o bir latîfedir, Allah adına yemin edecek olursa Allah onun isteğini yerine getirir”  manasında açıklanmıştır.

 

Dolayısıyla Tercüme bağlamında iki doğrulayıcı sebeple bu latifenin ne olduğunu anlama yolculuğumuza devam edebilmek için mazeret elde etmiş oluyoruz.

 

Böylelikle ve öncelikle bu hadis-i şerifin tamam metni ve ne için ve kime söylendiğine bakacağız.

 

Bu Hadis-i şerif : Enes b. Mâlik’in baba bir kendinden büyük kardeşi olan ,  Cesaret ve kahramanlığı ile meşhur , sufaf ehlinden sahâbî  BERÂ b. MÂLİK R.A için söylenmiştir. Ravisi Ebû Hüreyre R.A’dır.

 

Tamam metni ise şöyledir:

 

Ebû Hüreyre radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyledi:

 

“Saçı başı dağınık, eli yüzü tozlu, kapılardan kovulmuş öyleleri vardır ki bu şöyle olacak diye yemin etseler, Allah onların dediğini yapar.” (Müslim, Birr 138, Cennet 48)

 

Tirmizide geçen şekli  ise:

 

“Saçı başı dağınık olduğu, eski elbiseler giydiği için kendisine önem verilmeyen öyle kimseler vardır ki şöyle olsun diye dua etseler Allah isteklerini geri çevirmez. Berâ b. Mâlik de bunlardandır” (Tirmizî, “Menâḳıb”, 55).

 

Bu bağlamda BERÂ b. MÂLİK R.A da olan esrarı anlamak için kendisi hakkında muhtasar bir araştırma yapmak iktiza etmektedir. Çünkü bu zatın istediği Allah’ın istediği olan bir mertebededir. Hatta bunu bilen sahabeler ona dua ettiriler matluplarını ona söylettirirlermiş.

 

BERÂ b. MÂLİK R.A bediz gazvesi hariç Peygamberimizle bütün savaşlara iştirak etmiş , muaazzam bir cenk kabiliyeti olan, pratik zeka sahibi , akıllı taktikler üreten , hiçbir şeyden ve cihaddan korkup çekinmeyen ve hiçbir engeli aşılmaz görmeyen , hitabet ve belagatı kuvvetli olan , sesi güzel olduğundan yaptığı nağmelerle seferlerde develerin hızını arttıran , Efendimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir ve Ömer R.Anhüm Ecmain ordularında gazalara devam katılan  ve Tüster muhâsarasında da müslümanların aynı isteğiyle karşılaşınca onlara zafer, kendine şehidlik niyazında bulunup kalenin Müslümanların eline geçmesi ile şehid olan,  Muhtelif savaşlarda düşmanla yaptığı teke tek vuruşmalarda ( cenk adetinde vuruşma öncesi ilk çıkan gurupta yer alarak) yüz meşhur muharibi öldürmesiyle ünlü, yüzlerce yara almış  bir kahraman sahabidir. R.A.  

 

Dolayısıyla …………… Evet, ihlâs ile kim ne isterse Allah verir. HAŞİYE Evet, “Men talebe ve cedde, vecede” bir düstur-u hakikattir. Külliyeti geniş ve genişliği mesleğimize de şâmil olabilir… Penceresinden baktığımızda bu keyfiyeti hem kendimiz açısından hem de mesleğimiz ve hizmetimiz bağlamında içtihada tabi tuttuğumuzda:

 

Sadakat, cesaret, şecaat, mücahadeden kaçmamak, ahde sahip çıkmak, gevşeklik göstermemek, fedakarlık ve vazifeden çekilmemek, ubudiyet ahlakına  ve kulluk şuuruna sahip olmak gibi İslâmi ve imani değerleri yaşamak ve yaşatmakta gayeye malik olmanın insana bir ruh kazandıracağı ve Allah adamı olma yolunda bir kimlik ve kişilik vereceğini ön görebiliriz. Yani böyle itikadi bir  keyfiyete ve ihlâsa terettüp eden ulvi şahsiyetin …………… Müminlerden bazı kimseler Allah‘a verdikleri sözü yerine getirdiler, kimileri onun yolunda can verdiler, kimileri de ecellerini bekliyorlar (vaadlerini) asla değiştirmediler. (Ahzab, 33/23) ………….şeklindeki makbuliyetinden ve bir mana hatırlı hasiyetinden söz edebiliriz.

Ve

 

“Allah’a teslim olan erkekler ve teslim olan kadınlar, İslam dinine iman eden erkekler ve iman eden kadınlar, taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, dürüst erkekler ve dürüst kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, hayır yolunda infak eden erkekler ve infak eden kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve çok zikreden kadınlar var ya, işte Allah onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab, 33/35).. Müjdesine mahzar bir mahiyet  kesbedebiliriz.

 

Hülasa BERÂ b. MÂLİK R.A zaviyesinden ilgili dersin  2 mütercimin ziyade ettiği : O LATİFE, ALLAH'A YEMİN ETTİĞİ ZAMAN, (YANİ BİR ŞEYİ ONDAN İSTEDİĞİ VAKİT) ALLAH ONUN YEMİNİNİ DOĞRULUYOR, YANİ DİLEDİĞİNİ KABUL EDİYOR. cümlesinden açılan yoldaki sülûkumuz burada tamamlanmıştır.

 

EZCÜMLE BU LATİFEYİ MEÇHUL MANASI MAHFUZ BİR ŞEKİLDE; 

 

HAK VE HAKİKATE TARAFTAR OLMANIN VE GEREĞİNİ YAPMANIN  ŞUUR VE İHLASINDAN ZUHUR EDEN BİR NETİCE-İ RUHANİYE VE TERETTÜB-Ü HİSSİYATI KALBİYEDİR…………DİYE TEVİL ETTİK.

 

Söz konusu tevilimize bir başka husustan nazar edersek, Allah kendisine hali ve kalbi ile teveccüh eden hangi ibadını kapısından boş çevirmez, bu yolda en keskin saik nedir diye rasat ettiğimizde , insanın Rabbine karşı hüsn-ü zanna sahip iman ve itimadı olduğunu görmekteyiz.

 

Örneğin:

 

“Hüsn-ü zan, kulluktaki kemalin eseridir.”   Hz. Muhammed A.S.M

 

“Allah-u Teala’ya yemin ederim ki, Allah-u Teala’ya (kendisine) hüsn-ü zan ederek yapılan duayı, elbette kabul eder.”  Hz. Muhammed A.S.M

 

Yine mesleğimizin esalarından olan …………… Acz de aşk gibi Allah’a isal eden yollardan biridir. Amma ACZ YOLU, aşktan daha kısa ve daha selâmettir...  Mesnevi-i Nuriye

 

Ve …………………Arkadaş! Bilhassa muztar olanların dualarının büyük bir tesiri vardır. Bazan o gibi duaların hürmetine, en büyük birşey en küçük birşeye musahhar ve muti’ olur. EVET, KIRIK BİR TAHTA PARÇASI ÜZERİNDEKİ FAKİR VE KALBİ KIRIK BİR MÂSUMUN DUASI HÜRMETİNE, DENİZİN FIRTINASI, ŞİDDETİ, HİDDETİ İNMEYE BAŞLAR. DEMEK DUALARA CEVAP VEREN ZÂT, BÜTÜN MAHLÛKATA HÂKİMDİR. Öyleyse, bütün mahlûkata dahi Hâlıktır…. Mesnevi-i Nuriye…………………. "İşte sen böyle bir Ganiyy-i Mutlakın abdisin. Abdiyetine şuurun varsa, senin elîm fakrın leziz bir iştiha olur.”…Şualar

..

.