HİS nedir konusu ;
felsefeden psikolojiye, din bilimleri, tasavvuf ve hakikat ilimlerine
kadar geniş bir terminoloji sahip alanda tartışılan bir konudur. Net bir tanımı olmamakla
birlikte söz konusu mesleklerinin içtihad ve hükümlerine göre şekil almış ve muhtelif
olarak tanımlanmıştır.
Örneğin duyu batini
hislere işaret ederken , Görme, koklama, duyma ,tatma, dokunma ile hissedilen
moleküler ve nesnesel varlıklar ile temas etme durumunda ortaya çıkan hislere
de duygu denmiştir.
Bu nokta da hisse dair olan en geniş alan insanın manevi ve
ruhsal yapısıdır.
Bu noktaya Üstadımız……. “İşte, insanda binlerle hissiyat var”..
(Sözler) diyerek hem zahiri hem de batıni olan bu yapıya dikkat çekmiştir……….
“Akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet
hazinelerini ve hikmet definelerini açar." (Sözler) ….diyerek bu duyunun hadsiz rahmet
hazinelerini açabilir mahiyetinden söz
etmiş, tüm varlıklar üzerinden alış verişi olduğuna işaret etmiştir…hem "Mesela
göz bir hassedir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder”... diye hadisenin
başka bir boyutunu göstermiştir………. Yine …….."İnsan hayatında bulunan ve
inkişaf etmeyen ve his ve hassasiyet suretinde galeyan eden ve kesretli bir
surette olan çok ince hayatî duygular, mânâlar ve hisler vasıtasıyla, Zât-ı
Hayy-ı Kayyum’un şuunat-ı kudsiyesine âyinedarlık eder."…diyerek bir
derinliğe ….ve …….”Hayatta hissiyat suretinde kaynayan memzuç nakışlar, pek çok
esmâ ve şuûnât-ı zâtiyeye işaret eder, gayet parlak bir surette Hayy-ı Kayyûmun
şuûnât-ı zâtiyesine âyinedarlık eder. Şu sırrın izahı, Allah’ı tanımayanlara ve
daha tam tasdik etmeyenlere karşı zamanı olmadığından, kapıyı kapıyoruz.” (
Sözler)…şeklinde ehli marifet ve muhabbetin ezvak-ı ruhaniyesinin nihayet
hududunu göstermiş ve ehli gaflet ile bu
bedi mana arasına bir sükut perdesi çekmiştir.
Demek ki HİS ten bahsederken ve HİSSE taalluk ettiğini
düşündüğümüz konulardan söz ederken , manayı konuya mutabık ve muvafık olan
şeklini kast ederek alacağız ve ikincil üçüncül görünen manalara dokunup meşgul
olmayacağız…..Yani algı ve kavramamıza
yetecek kadar olanı kullanacak ,kalanı başka meselelerde istimal için
zihnimizin kilerinde veya başka taliplerin istidat ve istimaline razı olarak
bırakacağız… yani budur..değildir diye bir tartışmaya mahal vermeyeceğiz………
Şimdi HİS kavramı hakkında
birkaç lugadi mana ile yukarıdaki ifadelerimize şerh düşelim..
HİSSİ: duyu ,sezgi, dış dünyâya âit etkileri beş duyu yoluyla
idrak etme ve harici dünyâya âit
herhangi bir şeyin insanın iç aleminde, gönlünde uyandırdığı etkiyi duygu
yoluyla ve harekete geçirdiği letaif üzerinde sezgileme ile birlikte açık bir delili olmayan ,
görünmeyen bir şeyin mahiyetini ve varlığını sezme, İnsanın içine doğan seziş duyarlılığı olarak tanımlayabiliriz..
Bu yapının işlevsel görünümü nedir diye bakıldığında:
Kısaca; Sevgi, Mutluluk, Hüzün, Stres, Heyecan, Neşe,
Üzüntü, Korku, Şaşkınlık, Öfke, Merak, Utanç, Şehvet , Şüphe,İtminan, Güven, Şefkat,
Rikkat , Cesaret , Feraset , idrak, iz’an, sahiplenme, Red, İkilem,
Karar,Kanaat, Sadakat gibi duygu durum
vaziyetinden söz edebiliriz.
Özetle HİS insanın tüm fizyolojik ve psikofizyolojik habitatına
döşenmiş , duyu ağı ve duygu örgüsüdür.
Tüm fizyolojik ve psikolojik hayat bu duyarlılık ile fark edilir ve yaşanır.
Değişimler, etkileşimler, davranışlar, memnuniyet ve memnuniyetsizlikler, tepkiler
, tercihler, karar ve uygulamalar, geri bildirim alma , dönüşümler ve
beraberinde olan tüm kompleks yapı ve yansıtmalar his ve hisse bağlamında
organize edilmiştir.
Bu noktadan kendi mesleki konumuza geçiş yaparsak ;
İnsanda ulvi ve süfli hisler bulunmaktadır.
Ulvi hisler , rabbani sevmekler, ahlaki ve haysiyete dair değerler
, iman ve buna bağlı aidiyete ait yüksek hasletler, kedersiz sevinç ve neşeler
gibi kendini gösterirken..süfli hisler ; haset,tahrip, düşmalık, inat, kabalık,
kendini beğenmişlik, menfaat-i şahsiye,cimrilik , hayrı engelleme, kibir, riya,
hırs, ihtiras , samimiyetsizlik ,sevgisizlik , merhametsizlik , duyarsızlık
gibi kendini gösterir.
Ulvi ve süfli hissiyatlar kendi içinde ketegorik olarak aşağıda
verilen kavramlar içinde işlevseldir.
Anlama, algılama yetisi şekliyle (havâs), Beş duyu…Görme, tatma,
işitme, dokunma, koklama olarak (havâss-ı hams veya havâss-ı
zâhire) ,…….. Kalbe bağlı beş duygu; hayal, akıl, vehim, hafıza, tasarruf gücü
olarak ( havâss-ı bâtıne) , ……….. yaratılışına uygun ,sağlıklı ve esenlik
içinde çalışan duyu ve duygu mahiyetini temsil eden (havâss-ı selîme) ile nefsi düşünme (el-kuvvetü'n-nâtıka), arzu etme
(el-kuvvetü'n-nüzûiyye), hayâl (el-kuvvetü'l-mütehayyile- kuvve-i hayaliye ) ve
duyum (el-kuvvetü'l-hassâse) gibi
kategorik bir dairede edilgen ve iletken olarak veya homejen kaotiklik
içinde bir biri ile etkileşim halindedirler. İnsanın keyfiyet ve kemmiyeti
muhatap olduğu tahrik edici sebebe karşı ortaya
çıkan duygu ve hisleri ile aldığı vaziyete verdiği karşılık ve tepkiye
göre belli olur…
Eğer kontrol mümkün değilse ve mayiyetinde olan denge
noktasına ulaşamıyorsa ifrat ve tefrik insan hakim olur. Yönetim elden çıkar ve
insan taşkınlık veya akameti sebebi ile yaratılış maksadını ve teklif edilen
ameli mukabeleye muhalif bir hal kesbeder…Buna fıtrat ile ihtilafa girmek
dersek bunu ihtiyar eden ve tasrih ve tamire yönelmeyen insan için güneşim
batıdan doğması demektir.
Ancak hissiyyat marifet manasının muhatabı olduğunda ve
mazhar-ı muhabbet bağında teneffüs ettiğinde , meşru daireye kanaat ile can ve
malını Rabbine satıp , nefsini rızası yolunda feda edip ticaret-i azimeyi
yaptığında aziz bir misafir ve kutlu bir yolcunun hissedeceği muhteşem bir
ihsan nimetine nail olur.
Bu hisler ile neşelenir ve şevklenir..
hakikate muttali olmak, mahiyetine derç edilen cihazatı
istikamet ile kullanıp , istidaden ve gayreten fazlasını talep edecek mahiyet
kesbetmek ile mümkündür.
Hisler tutucudur,
Sadakat hisle olur,
Gayret hisle olur,
Sevmek hisle olur ,
Muhakleme hisle olur,
Temayüller hisle oluşur,
Akıl hisle hareket eder,
Ruh hisle hayatlanır,
Maddi ve manevi hayat his ile şekillenir..
Yani his insanın fizyolojik ve psikolojik olarak gerçekten
yaşadığını gösteren duyusal reflekslerdir.
İlimle, aidiyetler, intisap ve istinat ile, dua ve niyaz
ile, emek ve itizar ile, muhabbet ve fedakarlıklar ile, ubudiyet ve iltica
ile hedef ve hedefe yürümek ile , Allah
için buğuz etmek ve sevmek ile , itaat ve inkiyad ile marifet şuaları, iman
ziyaları ile , nefsini bilmek ve üzerindeki nakşı okuyabilmek ile, ruhuna kulak
verip vicdanını dilemek ile ……..ilaaahir ….hissiyat insanın anlam arayış
yolculuğunda bir ömür yoldaş ve azık ve
de beka babının şuurlu bir miftahı olur……..
Yine bazen muhalif bir rüzgâr eser. İnsan bir çok saikle
farklı hissiyatlar içine girebilir ve düşebilir. KÖR HİSSİYATINA Mağlup olup
kuvve-i maneviyesi kırılabilir…
…….Evet, Risale-i Nur şakirtlerinin kalbi, aklı, ruhu böyle
aşağı, zararlı, süflî şeylere tenezzül etmez. FAKAT HERKESTE NEFS-İ EMMÂRE bulunur.
BAZI DA HİSSİYAT-I NEFSİYE DAMARLARA İLİŞİR, BİR DERECE HÜKMÜNÜ KALB, AKIL VE
RUHUN RAĞMINA OLARAK İCRA EDER. Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı itham etmem.
Risale-i Nur'un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. FAKAT NEFİS VE HEVÂ VE
HİS VE VEHİM BAZAN ALDATIYORLAR. Onun için bazan şiddetli ikaz olunuyorsunuz.
Bu şiddet, nefis ve hevâ ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı
davranınız."….lem’alar
Bununla birlikte azim bir mana var ve tüm kainatı kuşatmış…
bu hakikati Üstadımızın beyan buyurduğu şekilde paylaşıp ardından 1-2 kelam
ederek hatime vereceğiz inşâallah…
Demiş:
Nasıl ki mahlûkattaki faaliyet bir iştiha, bir iştiyak, bir
lezzetten geliyor. Ve hattâ herbir faaliyette kat’iyen lezzet vardır. Belki
herbir faaliyet bir nevi lezzettir.
Öyle de, VÂCİBÜ’L-VÜCUDA LÂYIK BİR TARZDA VE İSTİĞNÂ-YI
ZÂTÎSİNE VE GINÂ-YI MUTLAKINA MUVAFIK BİR SURETTE VE KEMÂL-İ MUTLAKINA MÜNASİP
BİR ŞEKİLDE, HADSİZ BİR ŞEFKAT-İ MUKADDESE VE HADSİZ BİR MUHABBET-İ MUKADDESE var.
VE O ŞEFKAT-İ MUKADDESE VE O MUHABBET-İ MUKADDESEDEN GELEN
HADSİZ BİR ŞEVK-İ MUKADDES var.
Ve o ŞEVK-İ MUKADDESTEN GELEN HADSİZ BİR SÜRUR-U MUKADDES
VAR. VE O SÜRUR-U MUKADDESTEN GELEN, *TABİR CAİZSE*, HADSİZ BİR LEZZET-İ
MUKADDESE var.
Hem o LEZZET-İ MUKADDESEDEN GELEN HADSİZ TERAHHUMDAN,
mahlûkatın, faaliyet-i kudret içinde ve istidatları kuvveden fiile çıkmasından
ve tekemmül etmesinden NEŞ’ET EDEN MEMNUNİYETLERİNDEN ve KEMÂLLERİNDEN GELEN VE
ZÂT-I RAHMÂN-I RAHÎME AİT, *TABİR CAİZSE*, HADSİZ MEMNUNİYET-İ MUKADDESE VE
HADSİZ İFTİHAR-I MUKADDES VARDIR Kİ, hadsiz bir surette hadsiz bir faaliyeti
iktiza ediyor………………
……………….ZÂT-I HAYY-I KAYYÛM A AİT OLARAK, O MAHLÛKATIN
TEŞEKKÜRLERİNDEN VE MİNNETTARLIKLARINDAN VE MESRURİYETLERİNDEN VE
SEVİNÇLERİNDEN GELEN VE *TABİRİNDE ÂCİZ OLDUĞUMUZ VE MEZUN OLMADIĞIMIZ*
ŞUÛNÂT-I İLÂHİYEYİ “MEMNUNİYET-İ MUKADDESE,” “İFTİHAR-I KUDSΔ VE “LEZZET-İ
MUKADDESE” GİBİ İSİMLERLE İŞARET EDİLEN MAÂNÎ-İ RUBUBİYETTİR Kİ, bu daimî
faaliyeti ve mütemâdi hallâkıyeti iktiza eder…………..
Evet bu satırlardan anlıyoruz ki; İnsandaki hissiyatlar
şuunat-ı ilahiye cilvesinden gelmektedir……….Hem yine anlıyoruz ki ;…………RİSALET-İ
MUHAMMEDİYE DAHİ (A.S.M.), KÂİNATIN HİS VE ŞUUR VE AKLINDAN SÜZÜLMÜŞ ...
Lem’alar……..buyurduğu hakikat ile beyan ettiğine göre :
Risat-i Muhammediye ( A.S.M)
kainatı ihata etmiş bu mukaddes ŞE’N ‘lerin hakikatinden süzülmüştür.
Ve Ulvi şen’ler güneş
gibi nuruyla mütecellidir.
Mazahar mahiyet ve mizaçlarına göre ya o nurani tecelliden aldıkları ziya ile
mis gibi rayiha verir, hisler ile parlayan güzelliğini gösterir……..Ya da güneş
leş üzerine tecelli ettiğinde onun kokuşmuş sırrını ortaya çıkartır ve süfli
mahiyetini izhar eder….
Evet konu başında değinildiği gibi, hisler konu ve makama
göre suret giyer ve kendini zahir eder… Risale-i nur derslerinin en esrarlı
yanı dersine muvafık gelen ve gayesine tevafuk eden saliklerin hissiyat
heybesini mahfi bir şekilde ikmal etmesidir……….Örneğin :
"Bu Lem’aya bir derece his ve zevk karışmış. HİS VE
ZEVKİN COŞKUNLUKLARI İSE, aklın düsturlarını, fikrin mizanlarını çok
dinlemediklerinden ve müraat etmediklerinden, bu Üçüncü Lem’a mantık
mizanlarıyla tartılmamalı."…… Lem’alar…….. Buyurduğu gibi……….
Evet,
Risale-i Nur, sair kitaplara muhalif olarak, başta perdeli
gidiyor; gittikçe inkişaf eder. Hususan bu risalede Birinci Mertebe çok
kıymettar bir hakikat olmakla beraber çok ince ve derindir. Hem bu Birinci
Mertebe, bana mahsus gayet ehemmiyetli bir MUHAKEME-İ HİSSÎ ve gayet ruhlu bir MUAMELE-İ
İMANÎ ve gayet gizli bir MÜKÂLEME-İ KALBÎ suretinde, mütenevvi ve derin
dertlerime şifa olarak tebarüz etmiş. Bana tam tevafuk eden tam hissedebilir.
Yoksa tam zevk edemez... Şualar
……….
El Hasıl..
HİSSİYAT-I NURDAN HİSSEMİZ ZİYADE OLA……….