5.1.26

Mütalaa Ders notları 28: HİS nedir

 

HİS  nedir  konusu ;  felsefeden psikolojiye, din bilimleri, tasavvuf ve hakikat ilimlerine kadar geniş bir terminoloji sahip alanda tartışılan   bir konudur. Net bir tanımı olmamakla birlikte söz konusu mesleklerinin içtihad ve hükümlerine göre şekil almış ve muhtelif olarak tanımlanmıştır.

 

Örneğin  duyu batini hislere işaret ederken , Görme, koklama, duyma ,tatma, dokunma ile hissedilen moleküler ve nesnesel varlıklar ile temas etme durumunda ortaya çıkan hislere de duygu denmiştir.

 

Bu nokta da hisse dair olan en geniş alan insanın manevi ve ruhsal yapısıdır.

 

Bu noktaya Üstadımız……. “İşte, insanda binlerle hissiyat var”.. (Sözler) diyerek hem zahiri hem de batıni olan bu yapıya dikkat çekmiştir………. “Akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar." (Sözler)  ….diyerek bu duyunun hadsiz rahmet hazinelerini açabilir mahiyetinden söz  etmiş, tüm varlıklar üzerinden alış verişi olduğuna işaret etmiştir…hem "Mesela göz bir hassedir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder”... diye hadisenin başka bir boyutunu göstermiştir………. Yine …….."İnsan hayatında bulunan ve inkişaf etmeyen ve his ve hassasiyet suretinde galeyan eden ve kesretli bir surette olan çok ince hayatî duygular, mânâlar ve hisler vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyum’un şuunat-ı kudsiyesine âyinedarlık eder."…diyerek bir derinliğe ….ve …….”Hayatta hissiyat suretinde kaynayan memzuç nakışlar, pek çok esmâ ve şuûnât-ı zâtiyeye işaret eder, gayet parlak bir surette Hayy-ı Kayyûmun şuûnât-ı zâtiyesine âyinedarlık eder. Şu sırrın izahı, Allah’ı tanımayanlara ve daha tam tasdik etmeyenlere karşı zamanı olmadığından, kapıyı kapıyoruz.” ( Sözler)…şeklinde ehli marifet ve muhabbetin ezvak-ı ruhaniyesinin nihayet hududunu göstermiş ve  ehli gaflet ile bu bedi mana arasına bir sükut perdesi çekmiştir.

 

Demek ki HİS ten bahsederken ve HİSSE taalluk ettiğini düşündüğümüz konulardan söz ederken , manayı konuya mutabık ve muvafık olan şeklini kast ederek alacağız ve ikincil üçüncül görünen manalara dokunup meşgul olmayacağız…..Yani  algı ve kavramamıza yetecek kadar olanı kullanacak ,kalanı başka meselelerde istimal için zihnimizin kilerinde veya başka taliplerin istidat ve istimaline razı olarak bırakacağız… yani budur..değildir diye bir tartışmaya mahal vermeyeceğiz………

 

Şimdi HİS kavramı hakkında  birkaç lugadi mana ile yukarıdaki ifadelerimize şerh düşelim..

 

HİSSİ: duyu ,sezgi, dış dünyâya âit etkileri beş duyu yoluyla idrak etme ve harici  dünyâya âit herhangi bir şeyin insanın iç aleminde, gönlünde uyandırdığı etkiyi duygu yoluyla ve harekete geçirdiği letaif üzerinde sezgileme  ile birlikte açık bir delili olmayan , görünmeyen bir şeyin mahiyetini ve varlığını sezme, İnsanın içine doğan seziş  duyarlılığı olarak tanımlayabiliriz..

 

Bu yapının işlevsel görünümü nedir diye bakıldığında:

 

Kısaca; Sevgi, Mutluluk, Hüzün, Stres, Heyecan, Neşe, Üzüntü, Korku, Şaşkınlık, Öfke, Merak, Utanç, Şehvet , Şüphe,İtminan, Güven, Şefkat, Rikkat , Cesaret , Feraset , idrak, iz’an, sahiplenme, Red, İkilem, Karar,Kanaat, Sadakat  gibi duygu durum vaziyetinden söz edebiliriz.

 

Özetle HİS insanın tüm fizyolojik ve psikofizyolojik habitatına döşenmiş , duyu ağı ve duygu örgüsüdür.

 

Tüm fizyolojik ve psikolojik hayat  bu duyarlılık ile fark edilir ve yaşanır. Değişimler, etkileşimler, davranışlar, memnuniyet ve memnuniyetsizlikler, tepkiler , tercihler, karar ve uygulamalar, geri bildirim alma , dönüşümler ve beraberinde olan tüm kompleks yapı ve yansıtmalar his ve hisse bağlamında organize edilmiştir.

 

 

Bu noktadan kendi mesleki konumuza geçiş yaparsak ;

 

İnsanda ulvi ve süfli hisler bulunmaktadır.

 

Ulvi hisler , rabbani sevmekler, ahlaki ve haysiyete dair değerler , iman ve buna bağlı aidiyete ait yüksek hasletler, kedersiz sevinç ve neşeler gibi kendini gösterirken..süfli hisler ; haset,tahrip, düşmalık, inat, kabalık, kendini beğenmişlik, menfaat-i şahsiye,cimrilik , hayrı engelleme, kibir, riya, hırs, ihtiras , samimiyetsizlik ,sevgisizlik , merhametsizlik , duyarsızlık gibi kendini gösterir.

 

Ulvi ve süfli hissiyatlar kendi içinde ketegorik olarak aşağıda verilen kavramlar içinde işlevseldir.

 

Anlama, algılama yetisi şekliyle (havâs), Beş duyu…Görme, tatma, işitme, dokunma, koklama olarak (havâss-ı hams veya   havâss-ı zâhire) ,…….. Kalbe bağlı beş duygu; hayal, akıl, vehim, hafıza, tasarruf gücü olarak ( havâss-ı bâtıne) , ……….. yaratılışına uygun ,sağlıklı ve esenlik içinde çalışan duyu ve duygu mahiyetini temsil eden (havâss-ı selîme) ile  nefsi düşünme (el-kuvvetü'n-nâtıka), arzu etme (el-kuvvetü'n-nüzûiyye), hayâl (el-kuvvetü'l-mütehayyile- kuvve-i hayaliye ) ve duyum (el-kuvvetü'l-hassâse) gibi  kategorik bir dairede edilgen ve iletken olarak veya homejen kaotiklik içinde bir biri ile etkileşim halindedirler. İnsanın keyfiyet ve kemmiyeti muhatap olduğu tahrik edici sebebe karşı ortaya  çıkan duygu ve hisleri ile aldığı vaziyete verdiği karşılık ve tepkiye göre belli olur…

 

Eğer kontrol mümkün değilse ve mayiyetinde olan denge noktasına ulaşamıyorsa ifrat ve tefrik insan hakim olur. Yönetim elden çıkar ve insan taşkınlık veya akameti sebebi ile yaratılış maksadını ve teklif edilen ameli mukabeleye muhalif bir hal kesbeder…Buna fıtrat ile ihtilafa girmek dersek bunu ihtiyar eden ve tasrih ve tamire yönelmeyen insan için güneşim batıdan doğması demektir.

 

Ancak hissiyyat marifet manasının muhatabı olduğunda ve mazhar-ı muhabbet bağında teneffüs ettiğinde , meşru daireye kanaat ile can ve malını Rabbine satıp , nefsini rızası yolunda feda edip ticaret-i azimeyi yaptığında aziz bir misafir ve kutlu bir yolcunun hissedeceği muhteşem bir ihsan nimetine nail olur.

 

Bu hisler ile neşelenir ve şevklenir..

 

hakikate muttali olmak, mahiyetine derç edilen cihazatı istikamet ile kullanıp , istidaden ve gayreten fazlasını talep edecek mahiyet kesbetmek ile mümkündür.

 

Hisler tutucudur,

Sadakat hisle olur,

Gayret hisle olur,

Sevmek hisle olur ,

Muhakleme hisle olur,

Temayüller hisle oluşur,

Akıl hisle hareket eder,

Ruh hisle hayatlanır,

Maddi ve manevi hayat his ile şekillenir..

Yani his insanın fizyolojik ve psikolojik olarak gerçekten yaşadığını gösteren duyusal reflekslerdir.

 

 

İlimle, aidiyetler, intisap ve istinat ile, dua ve niyaz ile, emek ve itizar ile, muhabbet ve fedakarlıklar ile, ubudiyet ve iltica ile  hedef ve hedefe yürümek ile , Allah için buğuz etmek ve sevmek ile , itaat ve inkiyad ile marifet şuaları, iman ziyaları ile , nefsini bilmek ve üzerindeki nakşı okuyabilmek ile, ruhuna kulak verip vicdanını dilemek ile ……..ilaaahir ….hissiyat insanın anlam arayış yolculuğunda bir ömür yoldaş ve azık  ve de beka babının şuurlu bir miftahı olur……..

 

Yine bazen muhalif bir rüzgâr eser. İnsan bir çok saikle farklı hissiyatlar içine girebilir ve düşebilir. KÖR HİSSİYATINA Mağlup olup kuvve-i maneviyesi kırılabilir…

 

…….Evet, Risale-i Nur şakirtlerinin kalbi, aklı, ruhu böyle aşağı, zararlı, süflî şeylere tenezzül etmez. FAKAT HERKESTE NEFS-İ EMMÂRE bulunur. BAZI DA HİSSİYAT-I NEFSİYE DAMARLARA İLİŞİR, BİR DERECE HÜKMÜNÜ KALB, AKIL VE RUHUN RAĞMINA OLARAK İCRA EDER. Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı itham etmem. Risale-i Nur'un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. FAKAT NEFİS VE HEVÂ VE HİS VE VEHİM BAZAN ALDATIYORLAR. Onun için bazan şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefis ve hevâ ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız."….lem’alar

 

 

Bununla birlikte azim bir mana var ve tüm kainatı kuşatmış… bu hakikati Üstadımızın beyan buyurduğu şekilde paylaşıp ardından 1-2 kelam ederek hatime vereceğiz inşâallah…

 

Demiş:

 

Nasıl ki mahlûkattaki faaliyet bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten geliyor. Ve hattâ herbir faaliyette kat’iyen lezzet vardır. Belki herbir faaliyet bir nevi lezzettir.

 

Öyle de, VÂCİBÜ’L-VÜCUDA LÂYIK BİR TARZDA VE İSTİĞNÂ-YI ZÂTÎSİNE VE GINÂ-YI MUTLAKINA MUVAFIK BİR SURETTE VE KEMÂL-İ MUTLAKINA MÜNASİP BİR ŞEKİLDE, HADSİZ BİR ŞEFKAT-İ MUKADDESE VE HADSİZ BİR MUHABBET-İ MUKADDESE var.

 

VE O ŞEFKAT-İ MUKADDESE VE O MUHABBET-İ MUKADDESEDEN GELEN HADSİZ BİR ŞEVK-İ MUKADDES var.

 

Ve o ŞEVK-İ MUKADDESTEN GELEN HADSİZ BİR SÜRUR-U MUKADDES VAR. VE O SÜRUR-U MUKADDESTEN GELEN, *TABİR CAİZSE*, HADSİZ BİR LEZZET-İ MUKADDESE var.

 

Hem o LEZZET-İ MUKADDESEDEN GELEN HADSİZ TERAHHUMDAN, mahlûkatın, faaliyet-i kudret içinde ve istidatları kuvveden fiile çıkmasından ve tekemmül etmesinden NEŞ’ET EDEN MEMNUNİYETLERİNDEN ve KEMÂLLERİNDEN GELEN VE ZÂT-I RAHMÂN-I RAHÎME AİT, *TABİR CAİZSE*, HADSİZ MEMNUNİYET-İ MUKADDESE VE HADSİZ İFTİHAR-I MUKADDES VARDIR Kİ, hadsiz bir surette hadsiz bir faaliyeti iktiza ediyor………………

 

……………….ZÂT-I HAYY-I KAYYÛM A AİT OLARAK, O MAHLÛKATIN TEŞEKKÜRLERİNDEN VE MİNNETTARLIKLARINDAN VE MESRURİYETLERİNDEN VE SEVİNÇLERİNDEN GELEN VE *TABİRİNDE ÂCİZ OLDUĞUMUZ VE MEZUN OLMADIĞIMIZ* ŞUÛNÂT-I İLÂHİYEYİ “MEMNUNİYET-İ MUKADDESE,” “İFTİHAR-I KUDSΔ VE “LEZZET-İ MUKADDESE” GİBİ İSİMLERLE İŞARET EDİLEN MAÂNÎ-İ RUBUBİYETTİR Kİ, bu daimî faaliyeti ve mütemâdi hallâkıyeti iktiza eder…………..

 

Evet bu satırlardan anlıyoruz ki; İnsandaki hissiyatlar şuunat-ı ilahiye cilvesinden gelmektedir……….Hem yine anlıyoruz ki ;…………RİSALET-İ MUHAMMEDİYE DAHİ (A.S.M.), KÂİNATIN HİS VE ŞUUR VE AKLINDAN SÜZÜLMÜŞ ... Lem’alar……..buyurduğu hakikat ile beyan ettiğine göre  :  Risat-i Muhammediye ( A.S.M)  kainatı ihata etmiş bu mukaddes ŞE’N ‘lerin hakikatinden süzülmüştür.

 

Ve Ulvi şen’ler güneş  gibi  nuruyla mütecellidir. Mazahar mahiyet ve mizaçlarına göre ya o nurani tecelliden aldıkları ziya ile mis gibi rayiha verir, hisler ile parlayan güzelliğini gösterir……..Ya da güneş leş üzerine tecelli ettiğinde onun kokuşmuş sırrını ortaya çıkartır ve süfli mahiyetini izhar eder….

 

Evet konu başında değinildiği gibi, hisler konu ve makama göre suret giyer ve kendini zahir eder… Risale-i nur derslerinin en esrarlı yanı dersine muvafık gelen ve gayesine tevafuk eden saliklerin hissiyat heybesini mahfi bir şekilde ikmal etmesidir……….Örneğin :

 

"Bu Lem’aya bir derece his ve zevk karışmış. HİS VE ZEVKİN COŞKUNLUKLARI İSE, aklın düsturlarını, fikrin mizanlarını çok dinlemediklerinden ve müraat etmediklerinden, bu Üçüncü Lem’a mantık mizanlarıyla tartılmamalı."…… Lem’alar…….. Buyurduğu gibi……….

 

Evet,

 

Risale-i Nur, sair kitaplara muhalif olarak, başta perdeli gidiyor; gittikçe inkişaf eder. Hususan bu risalede Birinci Mertebe çok kıymettar bir hakikat olmakla beraber çok ince ve derindir. Hem bu Birinci Mertebe, bana mahsus gayet ehemmiyetli bir MUHAKEME-İ HİSSÎ ve gayet ruhlu bir MUAMELE-İ İMANÎ ve gayet gizli bir MÜKÂLEME-İ KALBÎ suretinde, mütenevvi ve derin dertlerime şifa olarak tebarüz etmiş. Bana tam tevafuk eden tam hissedebilir. Yoksa tam zevk edemez... Şualar

……….

 

El Hasıl..

 

HİSSİYAT-I NURDAN HİSSEMİZ ZİYADE OLA……….