İnsanın çok yönlü bir yaratılışı vardır. Haddi zatında insanın sır olan kısmı , bu çok yönlü yaratılışın içerisinde olan hislerin çokluğu, etkileşimi ve insanın akıl, kalp ve ruhunda bıraktığı izler ve gizli ve aşikar latifelerinde oluşturduğu tesirin çeşitliliği gibi çok kompleks bir yapı nedeniyledir.
Bu derinlik ve karmaşık sistemin kontrollü ve kontrolsüz birçok
işleyişi vardır ki, insan onları bir düzene sokmak, istikamete yöneltmek,
olumsuzluklardan geri çekip hayra yöneltmek gibi idari sorumluluk sahibidir.
Bu duyguların insanın bireysel hayatına bakan kısmı ile
paralel olarak sosyal hayatına bakan kısmı en çok istimal ve etkiye açık olan
tarafıyla insan ilişkilerinde ortaya çıkmaktadır.
Rekabet, haset, kıskançlık, hazmedememe, hoşlanmama, soğuk
düşme, yakınlık kuramama, itici gelme veya itici olma, sevimsizlik, kendisiyle
ünsiyet kurulamama gibi yoğun duygu hallerinde bazı kuvvetli hisler hâkimiyeti
ele geçirerek insanı tümden bir karanlığın içine çekebilir. Adavet duygusu
bunlar içinde en etkili olanlardandır. Çünkü adavet, kıskançlık, çekememezlik,
zarar görme, hayal kırıklığı yaşama gibi belirli bir aşamadan geçtikten sonra
olgunlaşır ve baskın bir duruma gelir.
Ancak konumuz olan bölümdeki adavet ise biraz daha yumuşak
bir dokuya sahip olabilir.
Örneğin fikir ayrılığı, anlaşmanın bozulması, söze riayet
etmeme, aynı hedefe göz dikme, içtihad gibi fikirsel ve duygusal sürtüşme ile
ortaya çıkan bir durumdur. Burada muhatap ile kişi arasında tolere edilebilir
yönler olduğundan nazara o verilmiş. Ve kişi kendi nefs-i emmaresi ile
yüzleşmeye sevk edilerek, sahip olduğu adavetten dolayı lehinde bakılmamış.
Çünkü adavet gayet zarar verici, birliği bozucu, şevki
kırıcı, gerçek düşmanı sevindirici ve yüksek ruh taşıması esasından mümine
yakışmaması hasebiyle bu derste bir şekilde kınanmış.
Adavet etmek
istersen, kalbindeki adavete adavet et; onun ref'ine çalış. .yani bunu
kalbinde nasıl büyüttün, içine yerleşmesine nasıl izin verdin, ne yaptın da
bunun tesirinde kaldın, kalbinden düşmanlık etmek geçiyorsa önce bu duygunun
kendisine düşmanlık et. Seni kendiyle meşgul edip sebep olduğu sıkıntı, vesvese
yoluyla şeytana açtığı istismar kapısı, selamet yerine kasavet getirmesi ve gönül esenliğini kaçırması gibi neden olduğu maraza öfkelen,
onun sana işaret edip hedef gösterdiğine değil…
*Hem en ziyade sana
zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, ıslahına çalış*…yani
işte görüyorsun, bak neler yaşıyorsun, uykun ve rahatın kaçtı. Sürekli hasım
tayin ettiğin kişiyi düşünüyorsun. Belki senin düşündüğün gibi değildir. Amma
hissiyatın öyle kökleşti ki neyin doğru neyin yanlış olduğunu görmüyorsun.
Zanlarınla gerçekleştirdiğin saldırılarla haddi aştığından ,takdir ve hak ediş
bağlamında bir çok şeyi aleyhine çeviriyorsun….bunlar hep
sana kötülüğü emreden ve senin hep bu menfi emirlerle meşgul etmek isteyen
nefsini dinleme, zararı mutlak olan telkinlerine kulak verme..eğer devam
edersen kendine çok zarar verirsin.. bu işten vaz geç.. güzel zanlara sahip
ol..merhametli ve şefkatli ol.. eğer fena ise ona acı.. böylelikle Allah’ın
rahmet ve merhametine mazhar olursun……..gibi onu teskin et ve doğru bir yol
göster.
*O muzır nefsin
hatırı için, mü'minlere adavet etme*……………….Hele de sana zarar vermek için
en zararlı düşmanın addedilen nefsin ile musalaha yapıp bir mümin kardeşine
asla düşmanlık besleme… Çünkü o iman cihetinde kerimdir. İkrama mazhar
olmuş..Allah ona rahmet ,merhamet ve hidayet nazarıyla bakmış,kendine muhatap
kabul etmiş, huzuruna almış,rıza ve cennetini vaat etmiş……sana zararı söylenmiş
o nefsinin hatırı için tüm bunları yok sayıp ,kendini Allah’ın lütfuna muarız
bir hale getirme…hasaretin çok büyük olur… Müminleri kardeş emreden bir buyruğa
baş kaldırmak azim bir beliyyedir….
Oldu da konu girişinde söz edildiği gibi bazı hissin
hakimiyeti seni adavete yönlendiriyor, mız mız bir mizacın, asi bir karakterin,
söz dinlemez bir şahsiyetin, ıslah olmaz bir nefsin var ve *Eğer*
illa *düşmanlık etmek istersen;
kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et*.
Onlarla uğraş, onlara kız, onlardan nefret et. Çünkü bunun
için çok sebebin var. Onlar hak ve hakikat olarak ne ile bir rabıtan,
muhabbetle bir ilgin varsa ona düşmanlardır. Senin değer verdiğin herşey onlar
için değersizidir. Senin ve diğer müminlerin hayatına kast edebilecek ,acımadan
imha edebilecek bir iştah ve isteğe sahiptirler. Türlü hile ve desiselerle
adeta şah damarını ele geçirmiş bu yaratıkların işini kolaylaştıracak, şeytanı
güldürecek tavırlara girme.. onalar karşı olması gereken meşru düşmanlığı daima
canlı tut.. çünkü seni davan için mücadele ettirecek olan bu adavet olacaktır.
*Evet nasılki muhabbet sıfatı, muhabbete lâyıktır; öyle de
adavet hasleti, her şeyden evvel kendisi adavete lâyıktır*.
İşte gördün ve anladın .. sevgi sıfatı bizzat sevgilidir
sevimlidir ve sevgiye layıktır…hem yine
anladın ki müminlere karşı olan
düşmanlık başlı başına bir beladır,sebep olup netice verdiği şeylere
bakıldığında bizzat düşmanlık edilmesi gereken bu sıfatın kendisidir….
Evet, insan nefsini zem etmek ile tezkiye etmekten
sorumludur.
Menfi duygular hayır ve iyilikleri takdir edip yaşadıkça ,
yüzlerine güzel manalara dönerler.
İnada değmeyen şeylere inat etmek insana çok zarar ettirir.
İnsan bu dünyadan gelip geçicidir ve hayatı bittikten sonra
bir daha geri gelip eksik bıraktıklarını tamamlama, zararları giderme gibi bir
fırsatı olmayacaktır. Bu nedenle bu yolculuğu dikkat ve titizlikle yapması
gayet önemli ve ciddi bir meseledir.
İbadet şuuruna sahip olmak, kusuru bilmek ve onunla
ilgilenmek, insanların iyi taraflarını görmek, nefsin inadına onlar hakkında
iyi konuşmak, dua etmekte manevi şifalar vardır.
Şekva hakikaten bir haklılık ve haktan gelmiyorsa sahibi
saran bir musibete döner.
Bu ve benzeri nedenlerle, haktan geçmek, dava ve iddiayı
bırakmak, olumsuz duyguların tacizine izin vermemek, helallik vermek ve istemek,
meziyetleri ile meşgul olmak, fazilet dairesinde kalmak yüksek insaniyet
halleridir.
Hem insan hüsn-ü zan ile mükellef kılınmış, su-i zandan ikaz
edilmiştir.
Merhametli olmayana merhamet edilmeyeceği söylenmiştir.
Kusur ayıbı örmenin erdeminden bahsedilmiş, ali cenap
insanların hasletidir diye beyan edilmiştir.
Yardımlaşma, dayanışma, fenalığı giderme, kötülüğü önleme,
hayrı tavsiye edip şerden men etme bir vazife-i diniye olarak omuzumuza
yüklenmiştir.
el hasıl, İslâm olursak insan oluruz , nefsimizi dinlersek
çok zarar eder manen sefil olacağımız talim edilmiştir.
İrademizi yapıcı ve muhabbetli işlerde istimal etmek , kötü
ve fena şeylerle meşguliyetten çekmek fıtrat ve hakikat vazifelerimizdendir.
…
.