5.1.26

Mütalaa Ders notları 23: Masiyetin mahiyetinde, bilhâssa devam ederse, küfür tohumu vardır.

İ'lem Eyyühel-Aziz!

Masiyetin mahiyetinde, bilhâssa devam ederse, küfür tohumu vardır.

Çünki o masiyete devam eden, ülfet peyda eder.

Sonra ona âşık ve mübtela olur.

Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir.

Sonra o masiyetinin ikaba mûcib olmadığını temenniye başlar.

Bu hal böylece devam ettikçe, küfür tohumu yeşillenmeye başlar.

En-nihayet, gerek ikabı ve gerek dârü'l-ikabı inkâra sebeb olur.

Mesnevi-i Nuriye – 126

 

Söz konusu İ'lem de ifadeye hakim ve dikkat çeken kelimenin MASİYET olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte MASİYETİN sabit bir durumdan daha çok , temas ettiği hadise ülfet, bağımlık , küfür arasında iletken bir mahiyete sahip olduğunu anlıyoruz.

 

Bu bağlamda öncelikle MASİYETİN ne anlama geldiğine  bakacağız.

 

MASİYET: İsyan kökünden gelen ve helal olanı işlemekten çekilmek, emre tabi olmamak, hakikate karşı direnmek, doğru olan davranış ve yaşayış esaslarına uymaktan imtina etme, kasten harama yönelmek (İlâhî emir ve yasaklara aykırı fiil işlemek  / GÜNAH)  gibi anlamlara gelmektedir.

 

Ve fiilin temelinde ve niyetinde kasıt ve karşı çıkmak iradesi bulunduğundan devamlılığına bağlı olarak küfre, yani hakikati örtüp gizlemeyi, din adına ve Allah namına tebliğ edilen konuları reddedip tasdik etmemeyi netice verecek olan bir özellik mahiyetinde bulunmaktadır.

 

Bu riski meydana getiren üç temel olgu söz konusudur.

 

Bunlardan birisi cümle içinde geçtiği üzere MASİYET ÜZERİNDE DAİM OLMAK,

 

İkincisi, DAİM olmanın neticesinde MASİYETİN muhtevasında olan davranışlara ALIŞKANLIK kazanmak,

 

Üçüncüsü, ALIŞKANLIK kazandığı şeyi şiddetli bir biçimde AŞK derecesinde sevmek ve geri dönülmesi çok zor olan bir şekilde BAĞIMLILIK edinmektir.

 

Bu üç bağlı etkileşimin gizli sebeplerinin başında eserlerde “menhus lezzet-i şeytaniye” diye tabir edilen ve zulüm, fısk ve  kebâirin içinde yuvalanan pis bir zevkin bulunmasıdır.

 

Bu zevk kör hissiyatı beslediğinden elde ettiği duyusal galibiyet, aklın muhakemesini ve iradenin çekincesini perdeleyip, kalp ve ruh gibi insanın sair latifelerini kendine tabi yapar. Mahiyetlerini bozarak içinde etkin uyarıcılıkta görev yapacak bir nokta bırakmaz.

 

Oysa insanın takva esasına göre yaşaması duygu ve düşünce işletim sistemini etkin bir şekilde aktive eder.

 

İkaz lambaları çalışır,uyarı levhaları görünür, ışıklar yolu aydınlatır. Fakat hazır ve öncül olan hazlar ve keyiflerin peşine düşen tercihler sonucunda maalesef tiryakilikleri netice veren mağlubiyetler içine düşmek kaçınılmaz oluyor.

 

Demek ki, insan kontrolünü kaybettiren ve onu kendi etkisi altına alıp düşünsel ve duygusal yönetimini ele gaçiren MASİYET ve muhtevası olan GÜNAHLARDAN içtinab etmek, uzak durmak ve hiçbir saikle yaklaşmamak gayet ciddi bir tedbir durumudur.

 

" *Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma. Çünkü çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında gök, yıldızlarıyla beraber içine girip gark oluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hafızanda, senin sahife-i a'mâlin ekseri ve sahaif-i ömrün ağlebi içine girdiği gibi, çok cüz'î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiab eder*. " Lem’alar

 

Evet ilgili paragrafın devam satırlarında ,MASİYET,ÜLFET,MÜPTELALIK VE DEVAMLILIK bağlamında hadisenin KÜFRE evrilmesi hususunu beyan edilmiştir. Bu söz konusu durum , henüz öz kıyımı gerçekleşmemiş duyguların fıtrat namına direnişlerinin oluşturduğu vicdani baskının alışkanlıkları tehdit etmesi neticesinde bir tepki eğilimi olarak ortaya çıkar. Baştan çeşitli rahatsızlıklar formunda kendini gösterirken , günah işlenmeye ,isyan hakikate karşı koymaya devam ettiğinden zamanla etkisini kaybeder .

 

HAŞİYE : Burada ki nefsani, şeytani ve insi şerirlerin stratejik önermeleri, bir birinden uzak olan ve bir birine zıt olan şeyleri hem hayalde hem görsel de hem de işitselde bir birine yakınlaştırmak suretinde gerçekleşir. Örneğin elemli haberler yanında konfor reklamları. Ayetlerden sonra parodiler. Bir ilahi bir şarkı. Masumiyetle mecz edilmiş hayvani bir içerik. Kutsanmış şehvet. Bir tesettür konusu sonrası kademeli açılma video ve fotoğraflarının gösteren içerikler. Ve bunlar normalleştiğinde ( özellikle sosyal medyada) ani ve uç vuruşlar. Aklın almayacağı bir rezillik, kabul edilemez bir fıtrat cinayeti , aşağılık bir sapıklık hadisesi gibi kodlamalarla ruhsal ve zihinsel direnişi kırmaya yönelik subliminal ve korkunç bir plan MÜŞTERİLERİNE ARZ EDİLMİŞTİR.

 

“*Allahım! Sayende hayatta kaldığım sürece mâsiyetlerden uzak kalmayı kolaylaştırmak suretiyle bana merhamet et!* ” (Tirmizî, “Daʿavât”, 114).

 

Evet, bazı yollara insan iradesi ile girse de  dönmek noktasında ihtiyarı elden çıkabilir. Müptelalıklalar bazen bir anda oluşabilir. Öyle tesirli araçlar vardır ki, insanın ona bir defa temas etmesi o sefil alışkanlığı kapması için yeterlidir.

 

Yine insanın hissiyatında mahfuz öyle latifeler vardırki, insan fıtratını bozmadıkça onlardan haberi olmaz. Ancak yasak bir alan geçtiğinde etkin bir şekilde ortaya çıkar ve insanın tüm kontrol dengesini tehdit eder. Bu nedenle korunmalı alan olan TAKVA ve AMELİ SALİH esaslarının hıfzı netice veren binasına sığınmak ve masiyete karşı sabırla karşı koymak, dolaylı teklif ve hissi arzları tepkisiz ve ilgisiz kalmak saikiyle ret etmek gayet mühimdir.

 

Evet bu dönülmesi müşkül olan yollar, iradeyi yıpratır, dirayeti kırar, duygu ve düşüncelere hasar vererek itidali bozar. İnsan karşı koyamaz. Hayati hacetleri, fıtratın masun refleksi kişinin müptela arzularını itmeye başladığında, nefsin ve şeytanın bu ana bıraktığı ALTIN VURUŞ argümaları KÜFRÜN TOHUMUNU çatlatır.

 

İşte bu noktada öncelikli olarak GÜNAHA BAĞLI CEHENNEM TEHDİNE KARŞI;

 

……… *o masiyetinin ikaba mûcib olmadığını TEMENNİYE başlar*. Temenni bir teselli olmadığından tiryakiliğin daveti cari kalır…

 

*Bu hal böylece devam ettikçe, KÜFÜR TOHUMU YEŞİLLENMEYE BAŞLAR*.

 

*EN-NİHAYET, GEREK İKABI VE GEREK DÂRÜ'L-İKABI İNKÂRA SEBEB OLUR*.

 

Yani kişi bu müteselsil sefahat ,masiyeyet organizasyonunda günah işlemeye müptela olur,menhus lezzet-i şeytaniye hissiyatına sirayet eder ve asabına yerleşir. Haz merkezli içsel ölümlerde akılda fesat kalpte ifsad meydana gelir. Bu kuvvetli çekime bağlı fiiller  , metafizik telkinler neticesinde İNSAN –EĞER TÖVBE ETMEYEREK ISRARLA O YOLDAN GİTMEYE DEVAM EDERSE- tüm değerleri ve inanç öğelerini inkar ederek KÂFİR OLUR…. El-İyazü Billah

 

Şimdi bu konuya mütemmim bir anlamda geniş izah getiren   İkinci Lem’anın BİRİNCİ NÜKTESİ ile devam ediyoruz.

 

Orada demiş:

 

*Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyûb'dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar*.

 

*Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim mânevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor. O münâcât-ı Eyyûbiyeye, o hazretten bin defa daha ziyade muhtacız*.

 

Evet, bu asrın insanın manevi çöküşüne neden olan bir çok problemi vardır. Çeşitli vesilelerle insan , hususen ehl-i iman bu yaralayıcı cereyanların tahripçi etkisine maruz kalır. Bu isabet eden menfi hususların iz bıraktığı ehemmiyetli daire duygular ve duygularda yaşanan his kayıplarıdır. Yani intibaha, doğruyu görmeye, gafletten uyanmaya, elması elmas bilerek cam parçalarından alakayı kemeye, istikametli yaşama isteğine kavuşmaya, ilgi dairesinin öncelikli olan meselelerinin irade edilmesine engel olan bir manevi hastalık  meydana gelmiştir. Bu hastalıklar buyrulduğu üzere kalp ve ruhta açılan yaralar nev’indendir. Dünyevileşmek, ahiret hayatını öteleyip bu fani dünyaya hasr-ı nazar ederek , suri ve geçici şeyleri sevmek suretiyle izzet-i diniyeden ödün verecek bir hal kesp etmek ,insanın ebedi saadetini  kaybetmesine neden olacak marazlardandır. Bu konunun öyle özel bir hususiyeti vardır ki , onu Asa-yı Musa da şöyle haber vermiş………..herkesin ve *BİLHASSA MÜSLÜMANLARIN BAŞINA ÖYLE BİR HADİSE VE ÖYLE BİR DÂVÂ AÇILMIŞ Kİ*………..her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak için bilâtereddüt sarf edecek…..İşte bu meselenin ciddiyetine zarar veren , algılanmasını güçlendiren ,önemini tağyir eden bilinç ve duyu kaybı TERK EDİLMEYEN GÜNAHLAR  ile ortaya çıkar……..

 

Evet, devamında demiş;

 

*Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, MADDİYYUNLUK TÂUNUYLA çoklar o dâvâsını kaybediyor*…İşte dem ve damarlara sirayet eden bu büyük zarara ve manevi hastalıklara sebep olan şeylerden çekinmeye olan ihtiyacımız ve Allah’ın inayetine olan muhtaciyetimiz aşikâre görülüyor.

 

Aşağıdaki paragrafta ise söz konusu hastalıkların yaptığı tahribatı ve manevi inhilali gelişim süreçleri ile birlikte acip bir  psikoloji ve inanç  ilişkisi ile nazara veriyor.

 

Şöyle ki;

 

*Bahusus, nasıl ki o hazretin yaralarından neş'et eden kurtlar kalb ve lisanına ilişmişler. Öyle de, bizleri, GÜNAHLARDAN GELEN YARALAR VE YARALARDAN HASIL OLAN VESVESELER, ŞÜPHELER—neûzu billâh—MAHALL-İ İMAN OLAN BÂTIN-I KALBE İLİŞİP İMANI ZEDELER VE İMANIN TERCÜMANI OLAN LİSANIN ZEVK-İ RUHANÎSİNE İLİŞİP ZİKİRDEN NEFRETKÂRÂNE UZAKLAŞTIRARAK SUSTURUYORLAR*.

 

Demek ki, GÜNAHLAR adeta bir kuluçka merkezi gibi; çeşitli manevi yaralara bu yaralar vesvese üreten vehim kaynaklarına ve şüphelere yataklık yapıyor….. İnsan ait letaif ve efkarı kirlendiriyor.Köreltiyor, manen ölümünü intaç ediyor….(Kötü hasletler, batıl itikadlar, günahlar, bid’alar, manevi kirlerden olduklarını unutmamalıyız. Lem’alardan bir Haşiye)

 

İnsan zamanla iştigal ettiği mesleğin rengi ile boyanır. Hadsiz yükselmeye ve düşmeye uygun yaratılmış mahiyeti ilgilendiği alana göre hareket kazanır. Nurani manalar zülmani olanlarla bir arada durmaz.  Ve o karanlık alemi terk ederler. Adeta insan seyyiatı ile baş başa kalır ve nefsani ve şeytani tacize korunmasız bir şekilde açık hale gelir. Bu noktada vesvese etkin bir silahtır. Şüphe ise vesvesenin derinleşmesine tesirli bir şekilde hizmet eden manipülasyona erişim hakkı veren panik bir duygu ve kurguya döner. Mugalata ve cerbeze esaslı tüm desiseler kaygı bozukluğu ve zihinsel ataklara dönüşmüş aklı etkisi altına alıp dalalete sürükler. İnsanlar maneviyattan zevk almaz hale gelir. Resmi , içinde rikkat ve ulvi hüzünler barındırmayan, sevgisi yağmalanmış bir  marifet ve muhabbet zıddına inkılap ederek …….. insan elde edemediğine düşmandır………. kisvesi ile Rabbisini anmaktan, ondan konuşmaktan uzaklaşır ve ona ait tüm değerlere düşmanlık etmeye başlar. Bir anlamda itaatten uzaklaşarak isyana bulaşan iblisin temsilci taşkın ve azgın rolünü üstlenir.

Bir başka yönüyle de ahsen-i takvim liyakatini yitirdiğinden tard edilir. Kalp cevheri muzır şeylerle iştigali nedeniyle karardığından ve nedametle parlatılmadığından  kapısı muhabbete ,marifete, zarif şeylerden ve hakikatten zevk olmaya  karşı  kilitlenir.

 

*Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor*.

 

Bu paragrafta günahın devamlı olması durumunda kalp üzerinde yaptığı ölümcül etkiden söz edilmiş. Kanser hücresi gibi kendi namına alan hakimiyeti için nasıl ilerlediğini göstermiş. Başarılı olduğunda ise kalbin nurunu kaybederek katılaştığını, hiçbir letafetinin kalmadığını, camid bir nesneye döndüğüne yani öldüğüne işaret etmiş.

Bununla birlikte her bir Günahın küfre olan sebeb olan bir yönünün olduğu söyleyerek,

Günaha acil bir müdahalenin gerektiğini, günahta ısrar etmeden , istiğfara yönelmenin mutlak lüzumunu nazara verdikten sonra ..günahın işlemesinin terki olmayıp tesiri tövbe ile  izale edilmediğinde bir manevi yılanın insanın kalbine çöreklenmesi ve sürekli olarak taciz etmesine karşılık,  fıtri ret ve tahammülsüzlüğün  tepkisini susturmak için girilecek arayışlara işareten şöyle demiş;

 

*Meselâ, utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının ıttılaından çok hicap ettiği zaman, melâike ve ruhaniyâtın vücudu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emâre ile onları inkâr etmek arzu ediyor*.

 

*Hem meselâ, Cehennem azabını intaç eden büyük bir günahı işleyen bir adam, Cehennemin tehdidâtını işittikçe istiğfarla ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla Cehennemin ademini arzu ettiğinden, küçük bir emâre ve bir şüphe, Cehennemin inkârına cesaret veriyor*.

 

*Hem meselâ, farz namazını kılmayan ve vazife-i ubudiyeti yerine getirmeyen bir adamın, küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan o adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor. Ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki, keşke o vazife-i ubudiyeti bulunmasaydı! Ve bu arzudan, bir mânevî adâvet-i İlâhiyeyi işmam eden bir inkâr arzusu uyanır. Bir şüphe, vücud-u İlâhiyeye dair kalbe gelse, kat'î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder; büyük bir helâket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki, inkâr vasıtasıyla, gayet cüz'î bir sıkıntı vazife-i ubudiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlarla o sıkıntıdan daha müthiş mânevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ısırmasını kabul eder*.

 

Ve hâkezâ, bu üç misale kıyas edilsin ki "Kazandıkları günahlar, kalblerini kaplayıp karartmıştır." Mutaffifîn Sûresi, 83:14. sırrı anlaşılsın.

İşte bu üç paragraftan da anlaşılacağı üzere, GÜNAH işlemenin ve şeyatn tarafından günaha teçvik edilmenin en nihaye çıktısı imanın ve itaatin terkine yöneliktir.

Çünkü insanın imtihanı şeriat sahibinin koyduğu şartları kabul ve emre itaat  saikiyle rızasına vasıl olup olamayacağı ile ilgilidir.

Masiyet tüm mahiyetiyle bu karşılıklı rıza yolculuğunu sabote eden bir içeriğe sahiptir.

Gerek sıkıntı, gerek sıkıntının neden olduğu sefahet, sefahetin sebep olduğu deni zevk ve düşkünlükler insanı ulvi gayesinden aşağıya çeken sefilliklerdir.

Bu meyanda insan emanet verilen ve istimali müşahhas bir şekilde altıncı sözde tarif ve talim edilen şekliyle Allah kul olmak ile işlemek ve iman ile işlenmek neticesinde bu dünyevi ve uhrevi ıstıraptan kurtulmak Rabbimizin  halv ve inayeti ile mümkündür.

……… *Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey midir ki, çokları- nefsi ve malını Allah’a -  satmaktan kaçıyorlar*?

 

*Yok, kat’a ve asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur*.

 

1-      *Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir*.

2-      *Harama girmeye hiç lüzum yoktur*.

3-      *Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır*.

 

Ve,

 

*Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez*.

*Vazife ise, yalnız bir asker gibi*,

 

1- *Allah namına işlemeli, başlamalı*.

2- *Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı*.

3-*Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı*.

4-*Kusur etse, istiğfar etmeli*.

5- “ *Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin* ” *demeli ve Ona yalvarmalı*.

 

“ *Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin* ”