İ'lem Eyyühel-Aziz!
Masiyetin mahiyetinde, bilhâssa devam ederse, küfür tohumu
vardır.
Çünki o masiyete devam eden, ülfet peyda eder.
Sonra ona âşık ve mübtela olur.
Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir.
Sonra o masiyetinin ikaba mûcib olmadığını temenniye başlar.
Bu hal böylece devam ettikçe, küfür tohumu yeşillenmeye
başlar.
En-nihayet, gerek ikabı ve gerek dârü'l-ikabı inkâra sebeb
olur.
Mesnevi-i Nuriye – 126
Söz konusu İ'lem de ifadeye hakim ve dikkat çeken kelimenin
MASİYET olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte MASİYETİN sabit bir durumdan daha
çok , temas ettiği hadise ülfet, bağımlık , küfür arasında iletken bir mahiyete
sahip olduğunu anlıyoruz.
Bu bağlamda öncelikle MASİYETİN ne anlama geldiğine bakacağız.
MASİYET: İsyan kökünden gelen ve helal olanı işlemekten
çekilmek, emre tabi olmamak, hakikate karşı direnmek, doğru olan davranış ve
yaşayış esaslarına uymaktan imtina etme, kasten harama yönelmek (İlâhî emir ve
yasaklara aykırı fiil işlemek /
GÜNAH) gibi anlamlara gelmektedir.
Ve fiilin temelinde ve niyetinde kasıt ve karşı çıkmak
iradesi bulunduğundan devamlılığına bağlı olarak küfre, yani hakikati örtüp
gizlemeyi, din adına ve Allah namına tebliğ edilen konuları reddedip tasdik
etmemeyi netice verecek olan bir özellik mahiyetinde bulunmaktadır.
Bu riski meydana getiren üç temel olgu söz konusudur.
Bunlardan birisi cümle içinde geçtiği üzere MASİYET ÜZERİNDE
DAİM OLMAK,
İkincisi, DAİM olmanın neticesinde MASİYETİN muhtevasında
olan davranışlara ALIŞKANLIK kazanmak,
Üçüncüsü, ALIŞKANLIK kazandığı şeyi şiddetli bir biçimde AŞK
derecesinde sevmek ve geri dönülmesi çok zor olan bir şekilde BAĞIMLILIK
edinmektir.
Bu üç bağlı etkileşimin gizli sebeplerinin başında eserlerde
“menhus lezzet-i şeytaniye” diye tabir edilen ve zulüm, fısk ve kebâirin içinde yuvalanan pis bir zevkin
bulunmasıdır.
Bu zevk kör hissiyatı beslediğinden elde ettiği duyusal
galibiyet, aklın muhakemesini ve iradenin çekincesini perdeleyip, kalp ve ruh
gibi insanın sair latifelerini kendine tabi yapar. Mahiyetlerini bozarak içinde
etkin uyarıcılıkta görev yapacak bir nokta bırakmaz.
Oysa insanın takva esasına göre yaşaması duygu ve düşünce
işletim sistemini etkin bir şekilde aktive eder.
İkaz lambaları çalışır,uyarı levhaları görünür, ışıklar yolu
aydınlatır. Fakat hazır ve öncül olan hazlar ve keyiflerin peşine düşen
tercihler sonucunda maalesef tiryakilikleri netice veren mağlubiyetler içine
düşmek kaçınılmaz oluyor.
Demek ki, insan kontrolünü kaybettiren ve onu kendi etkisi
altına alıp düşünsel ve duygusal yönetimini ele gaçiren MASİYET ve muhtevası
olan GÜNAHLARDAN içtinab etmek, uzak durmak ve hiçbir saikle yaklaşmamak gayet
ciddi bir tedbir durumudur.
" *Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan
kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte
batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma. Çünkü çok küçük şeyler
var, çok büyükleri bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında gök,
yıldızlarıyla beraber içine girip gark oluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i
hafızanda, senin sahife-i a'mâlin ekseri ve sahaif-i ömrün ağlebi içine girdiği
gibi, çok cüz'î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiab eder*.
" Lem’alar
Evet ilgili paragrafın devam satırlarında
,MASİYET,ÜLFET,MÜPTELALIK VE DEVAMLILIK bağlamında hadisenin KÜFRE evrilmesi
hususunu beyan edilmiştir. Bu söz konusu durum , henüz öz kıyımı gerçekleşmemiş
duyguların fıtrat namına direnişlerinin oluşturduğu vicdani baskının
alışkanlıkları tehdit etmesi neticesinde bir tepki eğilimi olarak ortaya çıkar.
Baştan çeşitli rahatsızlıklar formunda kendini gösterirken , günah işlenmeye
,isyan hakikate karşı koymaya devam ettiğinden zamanla etkisini kaybeder .
HAŞİYE : Burada ki nefsani, şeytani ve insi şerirlerin
stratejik önermeleri, bir birinden uzak olan ve bir birine zıt olan şeyleri hem
hayalde hem görsel de hem de işitselde bir birine yakınlaştırmak suretinde
gerçekleşir. Örneğin elemli haberler yanında konfor reklamları. Ayetlerden
sonra parodiler. Bir ilahi bir şarkı. Masumiyetle mecz edilmiş hayvani bir
içerik. Kutsanmış şehvet. Bir tesettür konusu sonrası kademeli açılma video ve
fotoğraflarının gösteren içerikler. Ve bunlar normalleştiğinde ( özellikle
sosyal medyada) ani ve uç vuruşlar. Aklın almayacağı bir rezillik, kabul edilemez
bir fıtrat cinayeti , aşağılık bir sapıklık hadisesi gibi kodlamalarla ruhsal
ve zihinsel direnişi kırmaya yönelik subliminal ve korkunç bir plan
MÜŞTERİLERİNE ARZ EDİLMİŞTİR.
“*Allahım! Sayende hayatta kaldığım sürece mâsiyetlerden
uzak kalmayı kolaylaştırmak suretiyle bana merhamet et!* ” (Tirmizî, “Daʿavât”,
114).
Evet, bazı yollara insan iradesi ile girse de dönmek noktasında ihtiyarı elden çıkabilir.
Müptelalıklalar bazen bir anda oluşabilir. Öyle tesirli araçlar vardır ki,
insanın ona bir defa temas etmesi o sefil alışkanlığı kapması için yeterlidir.
Yine insanın hissiyatında mahfuz öyle latifeler vardırki,
insan fıtratını bozmadıkça onlardan haberi olmaz. Ancak yasak bir alan
geçtiğinde etkin bir şekilde ortaya çıkar ve insanın tüm kontrol dengesini
tehdit eder. Bu nedenle korunmalı alan olan TAKVA ve AMELİ SALİH esaslarının
hıfzı netice veren binasına sığınmak ve masiyete karşı sabırla karşı koymak,
dolaylı teklif ve hissi arzları tepkisiz ve ilgisiz kalmak saikiyle ret etmek
gayet mühimdir.
Evet bu dönülmesi müşkül olan yollar, iradeyi yıpratır,
dirayeti kırar, duygu ve düşüncelere hasar vererek itidali bozar. İnsan karşı
koyamaz. Hayati hacetleri, fıtratın masun refleksi kişinin müptela arzularını
itmeye başladığında, nefsin ve şeytanın bu ana bıraktığı ALTIN VURUŞ argümaları
KÜFRÜN TOHUMUNU çatlatır.
İşte bu noktada öncelikli olarak GÜNAHA BAĞLI CEHENNEM
TEHDİNE KARŞI;
……… *o masiyetinin ikaba mûcib olmadığını TEMENNİYE başlar*.
Temenni bir teselli olmadığından tiryakiliğin daveti cari kalır…
*Bu hal böylece devam ettikçe, KÜFÜR TOHUMU YEŞİLLENMEYE
BAŞLAR*.
*EN-NİHAYET, GEREK İKABI VE GEREK DÂRÜ'L-İKABI İNKÂRA SEBEB
OLUR*.
Yani kişi bu müteselsil sefahat ,masiyeyet organizasyonunda
günah işlemeye müptela olur,menhus lezzet-i şeytaniye hissiyatına sirayet eder
ve asabına yerleşir. Haz merkezli içsel ölümlerde akılda fesat kalpte ifsad
meydana gelir. Bu kuvvetli çekime bağlı fiiller
, metafizik telkinler neticesinde İNSAN –EĞER TÖVBE ETMEYEREK ISRARLA O
YOLDAN GİTMEYE DEVAM EDERSE- tüm değerleri ve inanç öğelerini inkar ederek
KÂFİR OLUR…. El-İyazü Billah
Şimdi bu konuya mütemmim bir anlamda geniş izah getiren İkinci Lem’anın BİRİNCİ NÜKTESİ ile devam
ediyoruz.
Orada demiş:
*Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının
mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış
içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyûb'dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı
görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb
ve ruhumuza yaralar açar*.
*Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı
dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim mânevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı
ebediyemizi tehdit ediyor. O münâcât-ı Eyyûbiyeye, o hazretten bin defa daha
ziyade muhtacız*.
Evet, bu asrın insanın manevi çöküşüne neden olan bir çok
problemi vardır. Çeşitli vesilelerle insan , hususen ehl-i iman bu yaralayıcı
cereyanların tahripçi etkisine maruz kalır. Bu isabet eden menfi hususların iz
bıraktığı ehemmiyetli daire duygular ve duygularda yaşanan his kayıplarıdır.
Yani intibaha, doğruyu görmeye, gafletten uyanmaya, elması elmas bilerek cam
parçalarından alakayı kemeye, istikametli yaşama isteğine kavuşmaya, ilgi
dairesinin öncelikli olan meselelerinin irade edilmesine engel olan bir manevi
hastalık meydana gelmiştir. Bu
hastalıklar buyrulduğu üzere kalp ve ruhta açılan yaralar nev’indendir.
Dünyevileşmek, ahiret hayatını öteleyip bu fani dünyaya hasr-ı nazar ederek ,
suri ve geçici şeyleri sevmek suretiyle izzet-i diniyeden ödün verecek bir hal
kesp etmek ,insanın ebedi saadetini kaybetmesine
neden olacak marazlardandır. Bu konunun öyle özel bir hususiyeti vardır ki ,
onu Asa-yı Musa da şöyle haber vermiş………..herkesin ve *BİLHASSA MÜSLÜMANLARIN
BAŞINA ÖYLE BİR HADİSE VE ÖYLE BİR DÂVÂ AÇILMIŞ Kİ*………..her adam, eğer Alman ve
İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak
için bilâtereddüt sarf edecek…..İşte bu meselenin ciddiyetine zarar veren ,
algılanmasını güçlendiren ,önemini tağyir eden bilinç ve duyu kaybı TERK
EDİLMEYEN GÜNAHLAR ile ortaya çıkar……..
Evet, devamında demiş;
*Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu
asırda, MADDİYYUNLUK TÂUNUYLA çoklar o dâvâsını kaybediyor*…İşte dem ve
damarlara sirayet eden bu büyük zarara ve manevi hastalıklara sebep olan
şeylerden çekinmeye olan ihtiyacımız ve Allah’ın inayetine olan muhtaciyetimiz
aşikâre görülüyor.
Aşağıdaki paragrafta ise söz konusu hastalıkların yaptığı
tahribatı ve manevi inhilali gelişim süreçleri ile birlikte acip bir psikoloji ve inanç ilişkisi ile nazara veriyor.
Şöyle ki;
*Bahusus, nasıl ki o hazretin yaralarından neş'et eden
kurtlar kalb ve lisanına ilişmişler. Öyle de, bizleri, GÜNAHLARDAN GELEN
YARALAR VE YARALARDAN HASIL OLAN VESVESELER, ŞÜPHELER—neûzu billâh—MAHALL-İ
İMAN OLAN BÂTIN-I KALBE İLİŞİP İMANI ZEDELER VE İMANIN TERCÜMANI OLAN LİSANIN
ZEVK-İ RUHANÎSİNE İLİŞİP ZİKİRDEN NEFRETKÂRÂNE UZAKLAŞTIRARAK SUSTURUYORLAR*.
Demek ki, GÜNAHLAR adeta bir kuluçka merkezi gibi; çeşitli
manevi yaralara bu yaralar vesvese üreten vehim kaynaklarına ve şüphelere
yataklık yapıyor….. İnsan ait letaif ve efkarı kirlendiriyor.Köreltiyor, manen
ölümünü intaç ediyor….(Kötü hasletler, batıl itikadlar, günahlar, bid’alar,
manevi kirlerden olduklarını unutmamalıyız. Lem’alardan bir Haşiye)
İnsan zamanla iştigal ettiği mesleğin rengi ile boyanır.
Hadsiz yükselmeye ve düşmeye uygun yaratılmış mahiyeti ilgilendiği alana göre
hareket kazanır. Nurani manalar zülmani olanlarla bir arada durmaz. Ve o karanlık alemi terk ederler. Adeta insan
seyyiatı ile baş başa kalır ve nefsani ve şeytani tacize korunmasız bir şekilde
açık hale gelir. Bu noktada vesvese etkin bir silahtır. Şüphe ise vesvesenin
derinleşmesine tesirli bir şekilde hizmet eden manipülasyona erişim hakkı veren
panik bir duygu ve kurguya döner. Mugalata ve cerbeze esaslı tüm desiseler
kaygı bozukluğu ve zihinsel ataklara dönüşmüş aklı etkisi altına alıp dalalete
sürükler. İnsanlar maneviyattan zevk almaz hale gelir. Resmi , içinde rikkat ve
ulvi hüzünler barındırmayan, sevgisi yağmalanmış bir marifet ve muhabbet zıddına inkılap ederek
…….. insan elde edemediğine düşmandır………. kisvesi ile Rabbisini anmaktan, ondan
konuşmaktan uzaklaşır ve ona ait tüm değerlere düşmanlık etmeye başlar. Bir
anlamda itaatten uzaklaşarak isyana bulaşan iblisin temsilci taşkın ve azgın
rolünü üstlenir.
Bir başka yönüyle de ahsen-i takvim liyakatini yitirdiğinden
tard edilir. Kalp cevheri muzır şeylerle iştigali nedeniyle karardığından ve
nedametle parlatılmadığından kapısı
muhabbete ,marifete, zarif şeylerden ve hakikatten zevk olmaya karşı
kilitlenir.
*Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ
nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek
bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük
bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor*.
Bu paragrafta günahın devamlı olması durumunda kalp üzerinde
yaptığı ölümcül etkiden söz edilmiş. Kanser hücresi gibi kendi namına alan
hakimiyeti için nasıl ilerlediğini göstermiş. Başarılı olduğunda ise kalbin
nurunu kaybederek katılaştığını, hiçbir letafetinin kalmadığını, camid bir
nesneye döndüğüne yani öldüğüne işaret etmiş.
Bununla birlikte her bir Günahın küfre olan sebeb olan bir
yönünün olduğu söyleyerek,
Günaha acil bir müdahalenin gerektiğini, günahta ısrar
etmeden , istiğfara yönelmenin mutlak lüzumunu nazara verdikten sonra ..günahın
işlemesinin terki olmayıp tesiri tövbe ile
izale edilmediğinde bir manevi yılanın insanın kalbine çöreklenmesi ve
sürekli olarak taciz etmesine karşılık,
fıtri ret ve tahammülsüzlüğün
tepkisini susturmak için girilecek arayışlara işareten şöyle demiş;
*Meselâ, utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam,
başkasının ıttılaından çok hicap ettiği zaman, melâike ve ruhaniyâtın vücudu
ona çok ağır geliyor. Küçük bir emâre ile onları inkâr etmek arzu ediyor*.
*Hem meselâ, Cehennem azabını intaç eden büyük bir günahı
işleyen bir adam, Cehennemin tehdidâtını işittikçe istiğfarla ona karşı siper
almazsa, bütün ruhuyla Cehennemin ademini arzu ettiğinden, küçük bir emâre ve
bir şüphe, Cehennemin inkârına cesaret veriyor*.
*Hem meselâ, farz namazını kılmayan ve vazife-i ubudiyeti
yerine getirmeyen bir adamın, küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik
yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan o adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin
mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı
veriyor. Ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki, keşke o vazife-i
ubudiyeti bulunmasaydı! Ve bu arzudan, bir mânevî adâvet-i İlâhiyeyi işmam eden
bir inkâr arzusu uyanır. Bir şüphe, vücud-u İlâhiyeye dair kalbe gelse, kat'î bir
delil gibi ona yapışmaya meyleder; büyük bir helâket kapısı ona açılır. O
bedbaht bilmiyor ki, inkâr vasıtasıyla, gayet cüz'î bir sıkıntı vazife-i
ubudiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlarla o sıkıntıdan daha müthiş
mânevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın
ısırmasını kabul eder*.
Ve hâkezâ, bu üç misale kıyas edilsin ki "Kazandıkları
günahlar, kalblerini kaplayıp karartmıştır." Mutaffifîn Sûresi, 83:14. sırrı
anlaşılsın.
İşte bu üç paragraftan da anlaşılacağı üzere, GÜNAH
işlemenin ve şeyatn tarafından günaha teçvik edilmenin en nihaye çıktısı imanın
ve itaatin terkine yöneliktir.
Çünkü insanın imtihanı şeriat sahibinin koyduğu şartları
kabul ve emre itaat saikiyle rızasına
vasıl olup olamayacağı ile ilgilidir.
Masiyet tüm mahiyetiyle bu karşılıklı rıza yolculuğunu
sabote eden bir içeriğe sahiptir.
Gerek sıkıntı, gerek sıkıntının neden olduğu sefahet,
sefahetin sebep olduğu deni zevk ve düşkünlükler insanı ulvi gayesinden aşağıya
çeken sefilliklerdir.
Bu meyanda insan emanet verilen ve istimali müşahhas bir
şekilde altıncı sözde tarif ve talim edilen şekliyle Allah kul olmak ile
işlemek ve iman ile işlenmek neticesinde bu dünyevi ve uhrevi ıstıraptan
kurtulmak Rabbimizin halv ve inayeti ile
mümkündür.
…
……… *Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey
midir ki, çokları- nefsi ve malını Allah’a -
satmaktan kaçıyorlar*?
*Yok, kat’a ve asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur*.
1-
*Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir*.
2-
*Harama girmeye hiç lüzum yoktur*.
3-
*Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır*.
Ve,
*Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki,
tarif edilmez*.
*Vazife ise, yalnız bir asker gibi*,
1- *Allah namına işlemeli, başlamalı*.
2- *Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı*.
3-*Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet
bulmalı*.
4-*Kusur etse, istiğfar etmeli*.
5- “ *Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et.
Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin* ” *demeli ve
Ona yalvarmalı*.
“ *Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et.
Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin* ”