*MUHAKEMAT ON İKİNCİ MUKADDEME*
*Lübbü bulmayan,
kışır ile meşgul olur*.
Lübbü bulamayıp kışır ile meşgul olanlar kimlerdir?
*Hakikatı tanımayan
hayalâta sapar*.
Hakikati tanımayanlar ve hayalata sapanlar kimlerdir?
*Sırat-ı müstakimi
göremeyen, ifrat ve tefrite düşer*.
Sırat-ı mustakimi görmeyip ifrat ve tefrite sapanlar
kimlerdir?
*Muvazenesiz ve
mizansız olan çok aldanır, aldatır*…
Muvazenesiz ve mizansız olup çok aldanan ve aldatanlar
kimlerdir?
Ve bu taife hangi saik ile lübbü bulamaz ve kışırla uğraşır,
hakikate tanımaz da hayalata sapar?
Sırat-ı müstakimi görmelerini engelleyen sebep nedir ki
onlar istikamet ile tanzim edilen yoldan çıkarak ifrat ve tefrite bulaşırlar?
Hem muvazene nasıl kaybedilir de insan hem çokça aldanır ve
o aldanma ile nasıl olurda başkalarını aldatır?
El cevap:
Kışır ile meşgul olanlar, hayal dairesinde bocalayanlar
,istikamet çizgisinden çıkarak mizana dair denge noktasını yitirenler ancak ; bir şeyin görünen ( mülk) yönüyle ilgilenip, içinde taşıdığı (melekût)
manayı düşünmeyen, kendi bencil bakış
açısı dışında kalan şeylere ehemmiyet vermeyen , sathi nazarı ile her şeyi
yüzeysel değerlendiren, müstakimen akletme ve selim-i kalb ile iz’andan mahrum
bir mahiyet kesp etmekle , kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi ile hakikate karşı gabileşip, İfrat mertebesi
cerbezeye düşerek hakkı batıl, batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı
bir zekâyla hakka karşı hürmetsizlik
ederek; ahde vefa-ı fıtratın sadakat ve
sebatını kaybedip, batıl bir itikad ve tümden nefsine itimat ile her şeyi hissiyatına feda eden gayr-i insaf
sahibi aldanmış ZAHİRPERESTLERDİR.
Zahirperest oldukları için bu:
*Zahirperestleri
aldatan bir sebep, Kıssanın hisse ile münasebeti ve mukaddemenin maksut ile
zihinde mukareneti, vücud-u haricîde olan mukarenetle iltibas olunmasıdır*.
Yani:
1-
Rivâyet, haber, mevzu, mesele, hal, ders
çıkarılması gereken, ibret alınması için hikâye edilen konunun hedefi olan ;
meseleden hisse vermek ile olan münasebetin nazara alınmaması,
2-
Ehl-i tahkikin düsturlarından olan, maksada uruc etmek için mukaddemelerden istimdad ederek maksut
olan mananın konuya giriş bölümünde oluşturulan bir izlek ile meram gerçekleşene
kadar zihinde bir birine yakın tutacak ifade tedbirlerinin alınmasının bir mana
bütünlüğü için gerekli olduğu ile ilgili ilişkiye dikkat edilmemesi,
3-
İfade edilmek isteten mananın haricinde olan ve
amaç ve hedef ile hiçbir bir ilgisi
bulunmayan bir meseleyi , konuya dahil ve beraber farz ederek, yahut yüzeysel bir bakış açısı ve şahsi muhasebeye bağlı bir
niyet ölçüyle ele alarak karıştırılmasıdır.
Örnek:
*İslâmiyetin mağz ve
lübbünü terkederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve sû-i
fehm ve sû-i edeb ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti îfâ
edemedik. Tâ o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp
tesettür eyledi. Hem de hakkı var. Zira biz İsrâiliyatı usûlüne ve hikâyatı
akaidine ve mecâzatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik*.
Evet muhatap olduğumuz derslerde nazar-ı dikkate verin en
ehemmiyetli meselemiz manaların arasında
olan irtibat ve sair ilişkili manalara yönelik ikmal ve intikallere ait kurulmuş ifade
düzenekleridir.
Yukarıda zahirperestlik kavramı içinde ifade edilen
detaylarda:
Bu zahirprestler kimlerdir ve özellikleri nedir diye
sorduğumuz soruya atıflar ve bileşen anlamlarla bir daire içinde cevap arama
örneğimiz söz konusu ilişki ve intikallere bir numune olabilir.
Üstadımız:
*Zahirperestleri
aldatan bir sebep, Kıssanın hisse ile münasebeti ve mukaddemenin maksut ile
zihinde mukareneti, vücud-u haricîde olan mukarenetle iltibas olunmasıdır*. Şeklinde zahirperestlerin aldanmalarına
yönelik buyurduğu bu ifadeden sonra yukarıda ifade ettiğimiz ilişki, çarpan
etki ve sonuçlar bağlamında;
Zahirperestlerin algı, idrak ve değerlendirme tarzları ve
hakikate karşılık verme tavrının ortaya çıkmasındaki düşünce perspektifi,
konumu oluşturan kök nedenlerin doğuş kaynaklarını ait bir kaç mana dizinini nazara
vermektedir. Şöyle ki:
*Hem de ihtilâlâtı
tevlid eden*, ( karışıklık sebep olan , içinden kargaşalar çıkan )
*ihtilâfatı ika eden*,
( Anlaşmazlıkları ,uyumsuzlukları
meydana getiren )
*hurafatı icad eden*,
( saçma ve hakikatle hiçbir ilgisi bulunmayan, asılsız ve batıl inanç
şekillerini ortaya çıkaran)
*mübalâgatı intaç
eden esbabın birisi ve belki en birincisi*, ( Aşırılıkları, sınır tanımazlığı, had
bilmemeyi, saygısızlığı ve müvazeneyi bozan abartıları netice veren sebeplerin
birisi mutlak kat'iyyetle ve dahi şüphesiz en birincisi;
*hilkatte olan hüsün
ve azamet ve ulviyete adem-i kanaattir. Hâşâ, zevk-i fâsidesiyle istihfaf-ı nizam etmektir.* ( yani, Ol
Zahirperestlikte : yaratılışta olan güzelliğe, hâlk etmenin büyüklüğüne ve var edilen
her şeyi kuşatan yüceliğin
ihatası ile mutlak idare ve terbiyesine
yönelik hakimiyet ve de tasarrufuna yönelik bir doğru bir iman ve safi bir
itminan yoktur ve hak ve hakikate yakin ile teslimiyet bulunmadığından ve
istikametsiz akılları ifsadat ile meşgul olduğundan ve tahkir ve tahfif ile
kokmuş zevklerini kainata mühendis ettiklerinden ,liyakat ihsanı ve iltifat
ikramından tard edildiklerinden, say ve vaziyetleri ile müşevveşiyet, fısk, sefahat, sefalet,
ifsadat, hurafat,cerbeze, mugalata gibi sapkın yollarda ve dalalet vadilerinde
süluk etmeye ve sonuç olarak da mesleklerince itikat etmeye ve yaşamaya mecbur
olmuşlardır….
*Evet, nazlanan ve
istiğna gösteren nazeninlerin mehirleri dikkattir*.
Evet, şimdi sadet olarak en başa dönersek:
*Lübbü bulmayan,
kışır ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakimi
göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır,
aldatır*.
Yani: Bir şeyin özünü ( LÜBB) bulmak noktasında; gerek kabiliyetin gelişmemişliği, gerek baskın
olan duygu ve düşüncelerin saikiyle ortaya çıkan ferdi mülahaza ve meşguliyetler,
gerek bireysel algıya kanaat, nefse emmareyi dost kabul edip yaptığı önermelere
itimat, hidayetin tazammun ettiği hak ile batılın ayrıştırılmasında şer-i
ahkamlara teveccüh etmeyip kendi nazarını yüksek tutmak , gerekse şahsi had ve hükümler gibi çeşitli perdelerin engeline takılan birisi, hakikate
ulaştıracak; insaf , muhakeme, talim ,terbiye, teveccüh, tezkiye, zikir, dua,
ubudiyet, tastik, teslim, tevekkül , tevazü,mahviyet, emre imtisal, davete
icabet gibi – ki; bunlardan tek bir tanesine muvaffak olunsa kafi gelir-
istihdam ve isale meylinden mahrum
kalır, alakadar olduğu herşey in kabuğu ile kışırı ile meşgul olmak gibi bir
vaziyeti sakile altına girer.
İkinci olarak , eğer bir insan (HAKİKATİ )tanımıyor ise ,
yani; Bir insan , Asıl olan durum ve
mevcut şeklin gerçek durumunu bilmiyor,
varlık ve yaratılışın asıl kaynağından bihaber ise; Var olan her şeyi gerçekleşmiş haliyle ve mahiyetiyle idrak
edemiyorsa, görünen ve işleyen ve
işlettirilen sistem ve içindekileri bir vâkıa olarak müşahadeden mahrum bir
algı ve idrak zaviyesine sahipse, o insan sınırlı ve nakıs tasavvuru ile
hakikati ancak (HAYAL) eder ve hakikate
dair şeyleri kendi alemindeki farzi mizanlarla şekillendirir ve tahayyül eder.
Oysa: *Bir tane hakikat, bir harman hayalâta müreccahtır* ..
Üçüncü olarak, İSTİKAMET-İ NAZAR alakadar olunan ve teklif
bağlamında ilgilenilmek durumunda kalınan her şeyin vasat ve faydalı noktasını
görmektir. Bu nazar aklın doğru işleyişine ve kalbin bu işleyişle ittifak edişi
ile kemal noktasını bulur. Eğer o istikamet kaybedilse algı ve muhakemenin denge noktası bozulur. İfrat ve
tefrit akla hakim olur.
Bu konula ilgili birkaç esas başlık sadetinde yazılacaktır.
1-
*İşte, ey şeytanın desiselerine müptelâ olan
biçare insan! Hayat-ı diniye, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyenin
selâmetini dilersen ve sıhhat-i fikir ve istikamet-i nazar ve selâmet-i kalb
istersen, muhkemât-ı Kur’âniyenin mizanlarıyla ve Sünnet-i Seniyyenin
terazileriyle a’mâl ve hâtırâtını tart. Ve Kur’ân’ı ve Sünnet-i Seniyyeyi daima
rehber yap*.
Çünkü,
2-
* İşte bunun gibi bütün hakaik-i imaniye ve
İslâmiye, kendilerinin şe’nleri ve muktezaları olan azamete istinad ederek,
karşılarındaki küfrün dehşetli muhalatından ve vahşetli hurafatından ve
zulmetli cehalatından kurtarıp kemal-i iz’an ve teslimiyetle selim kalplerde ve
müstakim akıllarda yerleşirler*.
Hem,
3-
*İman aklın ihtiyariyledir*.
Hem bil ki;
4-
*İman ise, kasten ve bizzat takip ve kabul
edilmekle kalbin içine bırakılır*.
Yoksa:
5-
*Zira onun aklı gözündedir. Göz ise kalb ve
ruhun gördüklerini göremez. Çünkü kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet, o
kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür*.
Hem,
6-
*Nazarı tams eden ve belâğatı setreden, zahire
olan kasr-ı nazardır*.
Hem,
7-
*Herşeyi maddede arayanların akılları
gözlerindedir. Göz ise mâneviyatta kördür*.
*Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna
ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil*. Âmin
Dördüncüsü , MÜVAZENESİZLİK, MİZANSIZLIK , ÇOK ALDANMA VE
ALDATMA konusu ise; tüm bu çerçeveden
doğan yani;
Lübbü bulamayan bir
akıl, hakikatten uzak bir nazar, istikametini yitirmiş bir seyir sahibi tümüyle
aldanmıştır. Bu çoklu aldanış tüm asaba ve efkara sirayet eder. İnsanın duygu
ve düşüncelerine yerlerşir ve kanaate dönüşür. Kişi gördüğü gibi inanmaya ve
inandığı gibi yaşamaya başlar. Bir tür hakikate kapalılık ve kısmen istidraç
halleri meydana gelir. Aklın hakikat ile had altına alınamaması ifrat ile
işleyişini netice verebileceğinden ,isditraçla birleşen bir akıl hem
aldanmıştır .. *Seni bu hataya atıp bu vartaya düşüren, bir gözlü dehândır*…
hem aldatır……… *İslâmlar içinde çıkacak,
aldatmakla iş görecek*….
………….
Evet küfrün divaneliğiyle, dalâletin sekriyle, gafletin
şaşkınlığıyla, fıtraten ebedî ve ebed müşterisi olan bir lâtife-i insaniye
sukut eder; ebedî şeyler yerine fâni şeyler alır, yüksek fiyat verir. *Fakat
mü’minde dahi bir maraz-ı asabî bulunuyor veya maraz-ı kalbî var. O dahi, ehl-i
dalâlet gibi, ehemmiyetsiz şeylere ziyade ehemmiyet verir. Lâkin çabuk kusurunu
anlar, istiğfar eder, ısrar etmez*.
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَاۤ اِنْ نَسِينَاۤ اَوْ اَخْطَاْنَا
(Barla Lâhikası)
" *O zahirperestler emin olsunlar ki, sa’yleri
beyhudedir. Şimdiye kadar böyle avâmperestane safsatalar ile bizi cahil
bıraktılar. Bundan sonra bizi cahil bırakmakla cehlimizden istifade etmek
istiyorlar* "
Muhakemat
Zaman ve istidat mahdudiyetiyle burada bırakıyoruz..