Evet,
…İfade edilecek hakikate dair konu bir temsil ile nazarı
dikkate verilmiyor.
Temsil yönteminin talimde kullanılması hem meseleyi akla
yaklaştırmak hem de zihinler tarafından kabul ve idrak edilmesini sağlayan özel
bir anlatım tarzıdır. Biraz düşünürsek, okuduğumuz ve dinlendiğimiz hiçbir ders
hikâyesini unutmadığımızı fark ederiz. Bu da bize temsilin nasıl ustaca
kullanıldığını göstermekle birlikte, bir hakikati birisinin anlamasına
sunduğumuzda örneklendirmeye dikkat etmemiz hususunu çıkarılmayabiliriz.
Evet,
*İ'lem Eyyühel-Azi*!
*Mer'ayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek
için çobanın attığı taşlara musab olan bir koyun, lisan-ı haliyle*:
" *Biz çobanın
emri altındayız. O bizden daha ziyade faidemizi düşünür. Madem onun rızası
yoktur, dönelim." diye kendisi döner, sürü de döner*.
Evet, koyun sürüleri güdülürken kendi meşru yollarından çıktıklarında,
çobanları onları istikamete sokmak için bu temsilde kullanıldığı şekliyle taş
atarlar. Bu taş – bu dersteki teşbihe göre- muhtemelen sürüyü peşinden götüren
ve sürü psikolojisi olarak adlandırılan etkiyi oluşturan önde giden koyuna
doğru atılır. Ve o koyun sert şekilde ikaz edilmesi ile birlikte, yanlış bir
şey yaptığını, bir had aşıldığını hisseder ve döner. Onun dönmesi ile de
peşinden giden ve onun vesilesi ile huduttan çıkmaya hazır olan sürü onunla
birlikte dönüp, doğru yola girer.
Evet, çobanlar sürü kendi izinli alanında olduğunda onlara
nezaret eder. Belki bir nevi kaval sesi ile onların hissiyatlarına dokunacak
nağmeler çıkararak hem istihbaratlarına hem de rızıklanmalarına vekâlet ve
kefalette bulunur. Onlarda emniyetli bir şekilde meradan istifade ederler.
Bazen de çobanlar sürüyü, aralarında ünsiyet ettikleri
çeşitli bağrışlar bazen ise ıslık gibi seslerle de uyarır. Bu genelde dağılma
meyli ve hareketin oluşumu esnasında olmakla birlikte ,isale ederken istikamet
göstermek içinde olabiliyor. Demek ki bu tür ikazlar taş ile ikaza gidecek
yolun evvelinde alınmış tedbirlerdir.
Ey nefis! Sen o
koyundan fazla âsi ve dâll değilsin.
Yani bir şuurun var. Hem haddi aşmak ve sapılmaması gereken
yollara sapmak düşüncesi ve hissiyatında değilsin. Hem lehinde aleyhinde olacak
şeyi idrak edebilirsin.
Madem öyle, çeşitli imtihanlar, tatlı ikazlar, bilmediğin
hikmetler, tecelliyat-ı esma-i ilahiyeye bağlı ince remizler ve bir kısım
hizmetler noktasında şefkat eseri olarak:
Kaderden sana atılan
bir musibet taşına maruz kaldığın zaman,
Ondan geldiğini, Onun yaratması ile var olduğunu, senin ve
her şeyin onun ilmi ve kudreti dairesinde bulunduğunu, hiçbir şeyin ondan gizli
kalmadığını , imtihan ve tecrübe için seni ve nev’ini dünyaya gönderdiğini,
vazifeler tamamlandığında , neticeler alındığında , zıtların tasfiye edilip her
şeyin layık olduğu yeri bulacağı bir rücu ile ona döneneceğini bil….“*Onlar; başlarına bir musibet gelince, Biz
şüphesiz** (her şeyimizle) Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz diye)
söyle ve Merci-i Hakikî'ye dön,
imana gel, mükedder olma*.
Çünkü o Hâlıkındır.Razıkındır. Rahmet ve merhameti ile sana
şefkat edendir.
Hayatını veren ve onu tüm levazımatıyla idare edendir.
Seni hayvan yapmayan, cemadattan kılmayan ,insan ve müslim
sıfatı ile şu aleme gönderen, Habibine A.S.M) Ümmet eden hadsiz ihsan sahibidir.
Kalbinin hatıratını bilen fiili , kavli , hali olan tüm
ihtiyaçlarını bilen, dualarını işiten, yegane dayanağın ve sığınağın olan
Rabbin ve Malikindir.
Seni cehennemden kurtaracak ve itaatin ve ubudiyetin ile
ihsananı mazhar edip ebedi lattif edecek olan O’dur.
Hem rahm-ı maderden bu hale gelene kadar sana çeşitli vesile
ve nimetleri ile nezaret eden, iman ve islâm ile izzetlendirip hakiki insaniyet
ile tezyin ederek sana ihsan-ı şahanesini
gösteren, sevdiklerini sevdirerek , seni o sevdiklerinle birlikte karşılıklı
iskemlelerde sonsuzluk keyfiyetiyle
sohbet etmeyi vaat eden hadsiz kerem
sahibidir.
Ondan başka gidecek yer, çalacak kapı, baş vuracak mercide
yoktur. Onun rızası halkın rızasından evlâdır. Tesirlidir. Ol emrine malik bu
sultana intisabın ve onun kulu ve kölesi olmanın şerefi namütenahi olarak sana kafidir.
Hem sen hayatını kendin idare edemez, levazımatını tedarik
edemezsin.
Lehul mülkü ve lehül hamdu
ve lehul hukmu ve ileyhi turceûn.. Mülk
Ona, hamd Ona, hüküm Ona aittir; siz de Ona döndürüleceksiniz…….. de ve merak etme:
*O seni senden daha
ziyade düşünür*.
Mesnevi-i Nuriye – 120
Haşiye:
Sürünün önünde olan ve ikaza musap olan ve dönmesi ile
ardındakilerinde dönemsine vesile olma konusunu
alakadar olunan tüm dairlerde ve sorumluluk ölçüsünde ele alabiliriz.
Örneğin:
Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki; kadın,
kocasında fenalık ve sadakatsızlık görse, o da kocasının inadına kadının
vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askerîdeki itaatın
bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîr ü zeber olur.
*Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu
ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın*…
Dâire-i meşrûadaki keyfe iktifâ ediniz ve kanaat getiriniz. *Sizin
hanenizdeki mâsum evlâtlarınızla mâsûmâne sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade
zevklidir*………. Yani hayra ve hakikate rücü etmekle bir çok lezzett-i maneviye
ve istikamete erişmek biizinillah mümkündür……….