7.1.26

Mütalaa Ders notları 33: 2 mektup..

 

Aziz, sıddık kardeşlerim! 

 

   Risale-i Nur'un intişarına ( yayılmasına ) ve fütuhatına ( inkişaf edip fetihler meydana getirmesine) karşı gelen biri semavî, biri arzî iki musibete mukabele edecek ayrı bir inayet-i İlahiye ( Allah’ın koruyucu ,kayırıcı yardımının ) cilvesi görülmeye başladı. 

 

  Arzî ve insanî olan musibet:   ( yani dünyevi saiklerle , insan eli gerçekleşen belâ  )

 

   Isparta'da ve İstanbul'da olduğu gibi; Kastamonu'nun havalisinde de, ehl-i dalalet Risale-i Nur'un intişarına sed çekmek için, has talebelerin ( yakın ,özel ,ileri gelen talebeler)  ve ciddî çalışanların şevklerini kırmak ve onlara fütur vermek için, ayrı ayrı tarzlarda, umumî bir plân dâhilinde taarruz ediliyor. Hâlislere ( ihlaslı olanlar,samimi gayret edenlere)  fütur veremediklerinden, başka meşgaleler bulmakla çalışmalarına zarar veriyorlar.

 

……………..Burada üç dikkat çekici tabir nazara geliyor. Biri HAS TALEBELER. İkincisi CİDDİ ÇALIŞANALAR. Diğeri HALİSLER.  Yapılan şevk kırıcı ,usançlıkla şevk kırıcı plan ise her bir guruba yönelik ayrı ayrı tarazlarda ama aynı amaç bütünlüğünde gerçekleşiyor. Bu tabloya göre HASLAR ve CİDDİ ÇALIŞANLARA bu girişimden direkt  etkileniyorlar. Ancak HALİSLER direkt olarak bu  etkileşimin dışında kalmaktadırlar. Rabbimizin bu taahhüdü “Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.” (  İsra/65) bu Hıfz-ı İlahiye ye  ve ihlaslı olanların bu lütfa mazhariyetine delalet eder… …………………

 

…………………..Evet, bu şerirler HALİSLERE direkt olarak hasar veremediklerinden ve onların ciddiyetlerini bozamadıklarından dolaylı olarak bazı entrikalar ile ilgi alanı oluşturarak onların çalışmalarına engel oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla bu çoklu planın  hem haslar hem ciddi çalışanlar hem de halislere musibet olan bir yanı var.  Ve bir tesir söz konusu………………………..

 

   Semavî musibet ise:   ( Sema cihetinden gönderilen musibet) 

 

   İhtikâr (Karaborsacılık, istifçilik, vurgunculuk ve tekelcilik)   neticesinde, hayat ve yaşamak hissi, hissiyat-ı diniyeye galebe çalıp, ekser nâs midesini, maişetini daima düşünüyor.

…………………..Çünkü stokçuluk maişet endişesini arttıran, açlık ve yokluk vehmi taşıyan tesirli bir hadisedir. Cenab-ı Hak bu yolla bir ceza vermek irade ettiğinde , bu işi yapma istidadında ve niyetinde olan insanların çalışabilecekleri alanların açılmasına yönelik fırsatlar yaratır. Şükürsüz, nimeti tadat etmeyen,sanii hatıra getirmeyen, şekva ile şımarmış kullarını veya sınamayı murad ettiği ibadını onların hırs ve merhametsizlik eline bırakır. Bu konu Allah’ın fiyatları arttırması hadisine de bakar bir izah cihetidir.

“Hak teâlâ intikamın, kul eli ile alır

İlm-i hâli bilmeyenler, onu kul yaptı sanır”

 

“Cümle eşya Halıkındır, kul eliyle işlenir”

“Emr-i Bari olmayınca, sanma bir çöp deprenir”…………………………………….

 

Hattâ ekser fukara kısmından olan Risale-i Nur talebeleri, bu musibete karşı çabalamak mecburiyetiyle hakikî ve en mühim vazifesi olan neşir hizmetini bırakmağa mecbur oluyor.

 

………………….Evet, bu durum musibet-i amme hükmüne geçtiğinden, kurunun yanında yaşın yanması hakikatiyle birlikte fakirlik söz konusu olduğundan herkesi kapsayan ve kayıtsız kalınması zor olan bir durum ortaya çıkıyor………………………

 

   Hem insanların zihinleri, fikirleri kasden ve bizzât hakaik-i imaniyeye karşı bu yüzden bir derece lâkaydlık bir vaziyeti almasından, bir tevakkuf devri gelmesine mukabil; Cenab-ı Hakk'ın inayet ve rahmetiyle başka bir tarzda Risale-i Nur'un intişar ve fütuhatına meydan açmış.

 

………………..insanların bu musibetler saikiyle nazarları maişete ait meselelere ve nefsi muhafaza mahiyetindeki işlere yönelmek zorunda kaldığından hizmet-i imaniye ikinci derece ilgi alanına çekilmesi sebebi ile bir duraklama söz konusu olmaktadır…………. Ancak İnayet-i İlahiye bu kapanan kapıya mukabil başka genişleme ,yayılma ve hizmet namına zaferler kazanma kapılarını açmış……………

 

Ezcümle: İstanbul âfâkından yüksek ülemanın; eski Fetva Emini Ali Rıza, Ahmed-i Şiranî ve parlak vaizlerden Şemsi gibi zâtlar, Risale-i Nur'la ciddî ve takdirkârane münasebetdar olmağa başlamalarıdır.

 

………….Ülemanın desteği avamın intibahına ve hakikatlerin geniş satıhlara yayılmasına sebep olabilen ,insanlar nezdinde güven meydana getiren durumlardır. Onların ilgisi o hassas dönemlerde yasalar nezdinde oluşmuş menfi evhamı kırma noktasında mühim iş yapmıştır……….

 

   Hem hatırımızda olmadığı halde, yeni hurufla tab'etmek üzere -başta Âyet-ül Kübra'nın en mühim parçası- yedi parça, bir mecmuada tab'etmek; ve gençleri uyandıran üç-dört parça ayrı bir risalede, Hâfız Mustafa ile beraber tab'etmek için matbaaya gönderdik.

 

………Dil inkılabı binlerce yıllık tarihsel mirası birden kaybetmek olduğundan ve bu bağlamda yeni girişimlerde bulunulmadığından , hatta yaranın derinleşmesi için azami gayret saf edilmesi neticesinde cehaletin artması ve insanların ilimden uzaklaşması gerçekleştiğinden ve istikbale ait bir öngörü ile gelecekte de tekrar geri dönek mümkün olmayacağından yeni harfle tab stratejik bir önem kazanmıştır………………

 

   Hem mühim bir zât teşebbüs ediyor ki: Mühim parçalardan bir kısmını Ankara'da, büyük rütbeli birisinin muavenetiyle tab'etmek niyeti var. Ben şimdilik muvafakat etmedim. 

 

…… Yani tam ihtiyaç anında bir çözüm ,bir çıkış noktası görünse de hemen harekete geçmemek, dikkatli hareket etmek hikmeten gerekli bir durumdur………………

 

  Velhasıl  

 

Bir kapı kapansa, inayet-i İlahiye daha parlak kapıları Risale-i Nur yüzünden açıyor, yol veriyor. Risale-i Nur'un mektub ve melfuz hurufatı adedince Cenab-ı Erhamürrâhimîn'e hamd ü sena ve şükür olsun.

 

 هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖى  (Bu Rabbimin bir ihsânıdır.)

 

Buna binaen, bu tevakkuf ve muvakkaten fütura merak etmeyiniz. Zâten şimdiye kadar çalışmalar tohumlar nev'inde, istikbalde kâfi sünbüller verebilir. Farz-ı muhal olarak, hiç çalışılmasa da yine kifayet eder. Kat'iyyen takarrur etmiş ki; Risale-i Nur hakikatlarına, gıdaya ihtiyaç gibi bu zamanda ihtiyaç var. Bu ihtiyaç ise onu tevakkufta bırakmaz, işlettirecek inşâallah. 

 

………………. İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacak! Saff Suresi / 8……………..

 

   Hâfız Mustafa ile umumunuza bedel görüştük, fakat pek az bir zamanda. Cenab-ı Hak onu ve Tahirî'yi tab' mes'elesinde muvaffak eylesin, âmîn.

 

   Hâfız Ali'nin mektubunda, Medrese-i Nuriye'nin üstadı olan Hacı Hâfız ile gayet samimane ve uhuvvetkârane görüşmeleri ve meşveretleri bizleri çok mesrur eyledi. 

 

 Said Nursî 

 

(Kastamonu Lâhikası 198.sh - Risale-i Nur)

 

*Aziz, sıddık kardeşlerim*;

 

*Nur fabrikasının sahibi,  Birinci Şuanın dördüncü âyeti bahsinde, hakikat-i İslâmiyetin yedi esasını  parlak bir surette ispat edildiği cümlesine dair soruyor ki: “Erkân-ı İslâmiyeyi beş biliyoruz. Hem vücub-u zekât rüknü, risalelerde ne suretle izah edildiğini” soruyor*.

 

Paragraf içinde bulunan izah noktaları:

 

*Nur Fabrikası*: Hafız Ali Ağabey’dir – Ayrıca : Atabeyli Küçük Lütfi, Hâfız Zühdü ve Tahirî, Kuleönülü Mustafa, Hafız Mustafa, Büyük ruhlu küçük Ali gibi çok çalışkan talebelerin içinde bulunduğu bu heyet Üstad tarafından Nur Fabrikası olarak isimlendirilmiştir. Bu tabir Risale-i Nur eserlerinde yaklaşık  atmış yerde geçmektedir.

 

*Birinci Şuanın dördüncü âyeti*: "And olsun ki Biz sana, her zaman tekrarlanan yedi âyetli Fâtiha'yı (Seb‘u’l-mesânî)  verdik." Hicr Sûresi,

 

*Hakikat-i İslâmiyetin Yedi Esası*: İslam’ın Hakikatlerine dair   – beş -  şart , ubudiyet altında toplanıp – bir - sayılmış  -  ve iman şartlarının  -altı-  sayısına bu şekliyle ,yani – bir - olarak ilave edilip yükününe yedi  esas denilmiş………İlgili yerde konu şöyle geçmektedir : ……….. Kur'ân'ın müsennâ vasfına lâyık bir burhanı ve altı erkân-ı imaniye ile BERABER hakikat-i İslâmiyet olan yedi esası, Kur'ân'ın seb'a-i meşhuresini (Altı iman rüknü ile BERABER İslâmiyetin esası olan ibadet hakikati.)  Şualar / Birinci Şua …….

 

*Erkân-ı İslâmiye*: İslâmiyetin esasları, temelleri, rükünleri. (Şehâdet getirmek, Namaz kılmak, Oruç tutmak, Zekât vermek ve Hacca gitmek.

 

*Vücub-u Zekât* : Zekâtın vacib, şart oluşu..

 

*Elcevap*: *İslâmın rükünleri başkadır; hakikat-i İslâmiyetin* (HAŞİYE ve haşiyede geçen ifade sayfa sonunda izah edilmiştir)  *esasları yine başkadır*.

 

*Hakikat-i İslâmiyetin esasları, altı erkân-ı imaniyeyle ve* (+)  *esas-ı ubudiyet ki, İslâmın beş rüknü olan savm, salât, hac, zekât, kelime-i şehadet, mecmuunun (toplamının)  hülâsasıdır. Risale-i Nur, altı rükn-ü imaniyeyle bu esas-ı ubudiyeti ispat edip* ( 6+1 olarak )  “ *seb‘u’l-mesânî* ”    (Tekrarlanan yedi âyet mânâsına gelen Fatiha Sûresi’nin adlarından biri)  *cilvesine mazhariyeti muraddır*. (Yani yukarıda ifade edildiği üzere İslam’ın  5 şartı ubudiyetin esaslarını içinde toplayan mahiyetiyle 1 sayılıp , imanın 6 şartı ile birleştirilerek konuyu, Fatiha’nın 7 ayetinin ifade ettiği manaların  içinde toplamak ve Risale-i Nur’un bu surenin muhtevi olduğu hakikati ispat etmekteki vazife ve mazhariyeti  nazara vermek kast edildiğinden böyle ifade edilmiş)  

 

Diğer soru:

 

*Vücub-u zekâtın*  (Zekâtın vacib, şart oluşunu)  *izahından murad ise*, *zekâtın teferruat tafsilâtı değil, belki zekâtın hayat-ı içtimaiyede derece-i lüzumu ve ehemmiyetli kıymeti ispat edilmiş demektir. Evet, Risale-i Nur’dan evvel yazdığımız risalelerde, hem de Risale-i Nur’un müteaddit yerlerinde, vücub-u zekâtın hayat-ı içtiamiyede ne derece ehemmiyetli olduğu kat’iyen ve vâzıhan ispat edilmiş demektir*.

 

Risale-i Nur'un Zekat'tan Bahsediş Şekline Bir Örnek:

 

………." *Zekât, İslâmın köprüsüdür*. " Hz. Muhammed A.S.M…………

 

*Yani, Müslümanların birbirine yardımları, ancak zekât köprüsü üzerinden geçmekle yapılır. Zira yardım vasıtası zekâttır. İnsanların heyet-i içtimaiyesinde intizam ve asayişi temin eden köprü, zekâttır. Âlem-i beşerde hayat-ı içtimaiyenin hayatı, muavenetten doğar. İnsanların terakkiyatına engel olan isyanlardan, ihtilâllerden, ihtilâflardan meydana gelen felâketlerin tiryakı, ilâcı, muavenettir*.

 

 

*Evet, zekâtın vücubu ile ribanın hurmetinde büyük bir hikmet, yüksek bir maslahat, geniş bir rahmet vardır*.

 

*Evet, eğer tarihî bir nazarla sahife-i âleme bakacak olursan ve o sahifeyi lekelendiren beşerin mesâvisine, hatâlarına dikkat edersen, heyet-i içtimaiyede görünen ihtilâller, fesatlar ve bütün ahlâk-ı rezilenin iki kelimeden doğduğunu görürsün*.

 

*Birisi: "Ben tok olayım da, başkası açlığından ölürse ölsün, bana ne*!"

 

*İkincisi: "Sen zahmetler içinde boğul ki, ben nimetler ve lezzetler içinde rahat edeyim*."

 

*Âlem-i insaniyeti zelzelelere maruz bırakmakla yıkılmaya yaklaştıran birinci kelimeyi sildiren ancak zekâttır*.

 

*Nev-i beşeri umumî felâketlere sürükleyen ve bolşevikliğe sevk edip terakkiyatı, asayişi mahveden ikinci kelimeyi kökünden kesip atan, hurmet-i ribadır*.

 

*Arkadaş! Heyet-i içtimaiyenin hayatını koruyan intizamın en büyük şartı, insanların tabakaları arasında boşluk kalmamasıdır. Havas kısmı avamdan, zengin kısmı fukaradan hatt-ı muvasalayı kesecek derecede uzaklaşmamaları lâzımdır. Bu tabakalar arasında muvasalayı temin eden zekât ve muavenettir*……İşârâtü'l - İ'caz

 

Bir not: Risale-i Nurda Fıkhi meseleler direk olarak teferruatı bağlamında ele alınmamış, ancak bazı lahikalarda sorular münasebeti ile kısmen cevaplar verilmiştir. Fıkhi konuların direkt ve teferruatlı bir şekilde ele alınmamasının iki sebebi vardır. Birisi bu konulara dair eserler mevcuttur ve ihtiyaç halinde bilgi olarak erişilebilir. Diğerinin cevabını ise Üstad’dan dinleyelim:

 

“ *Aziz kardeşim! Fıkhü'l-ekber olan esasat-ı imaniye ile meşgul olduğumuz için, nakle ve ehl-i içtihadın medarikine ve meâhizine bakan dekaik-i mesail-i fer'iyeye zihnim şimdilik ciddî müteveccih olamıyor. Zâten yanımda da kitablar olmadığı gibi, vaktim de yoktur ki, müracaat edeyim. Hem ulema-yı İslâm o kadar tedkikat-ı sâibe yapmışlar ki, füruata dair tedkikat-ı amîkaya ihtiyaçları kalmamış. Eğer hakikî ihtiyaç hissetseydim, böyle füruata dair müçtehidînin derin me'hazlerine gidip, bazı beyanatta bulunacaktım. Belki de, daha o nevi hakaika meşguliyet zamanları gelmemiş, her ne ise.* ” Barla  L.

 

Baktığımız  mektubun başka bir hususla devam eden kısmında:

 

*Isparta’da, Risale-i Nur’un ders ve neşrine iki köşkünü bir zaman tahsis eden kardeşimiz ŞÜKRÜ EFENDİNİN İKİ GENÇ EVLÂDININ VEFATI BENİ MÜTEESSİR ETTİ. Çünkü, beş altı yaşında iken, MÂSUME kerimesi yanıma geldikçe, her defa “Adın nedir?” soruyordum. Mâsumâne, kemal-i fahirle, “HAYRÜNNİSA” DERDİ; BENİ ŞEFKATLE GÜLDÜRÜYORDU. Cenâb-ı Hak, o mübarek mâsumeyi birden CENNETİNE aldı, şu DÜNYA CEHENNEMİNDEN kurtardı. Ve merhum MAHDUMU HAYATİ ise, hastalık, inşaallah onu da Hayrünnisa gibi GÜNAHSIZ, MÂSUM yaptı. BERABER CENNET TARAFINA GİTTİLER. Bu nokta-i nazardan, ben o iki çocuğu tebrik ediyorum. Ve peder ve validelerini de hem taziye, hem mânen tebrik ediyorum ki, o iki evlâtları “EBEDİYEN YAŞLANMAYACAK ÇOCUKLAR.” Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 76:19” sırrına mazhar oldular. Ben, o ikisini, Risale-i Nur’un vefat eden şakirtleri içinde dualarımıza dahil ettik*.

 

*Rüştü Efendi benim tarafımdan, Şükrü Efendiye, çocuk taziyenamesi olan On Yedinci Mektubu benim yerimde okusun*.

 

Evet…………..Bu elim hadiseye karşı nazara verilen çocuk taziyenamesi çok mühim hakikatleri ihtiva etmektedir.

 

İlgili paragrafta da belirtildiği gibi ; masumen dünyadan ayrılmak ,asrın ebedi felâketlere götüren fenalıklarından korunmak , cehennemden kurtulmak , cennete girmek taziyenin içinden anlaşıldığı üzere  Anne babaya şefaatçi olarak belki onları girecekleri zindandan kurtarmak gibi teselli bahş konuların yanı sıra, sahib-i hakikileri, emanet mahiyetleri , Ebeveynlerin dünya yolculuklarına nezaret etmek ile tavzif gibi mesle-i hakikatler ders verilmektedir…. Gazze zulmünde ruhlara rahatlık veren yönü tecrübe edilmiştir…Okunması tavsiye edilir…

 

 

İlgili Mektubun son paragrafı:

 

*Risale-i Nur’un kaptanı Sabri, Nis Adasındaki bir kardeşimiz ve Onuncu Sözün tab’ından sonra tehlikeden muhafaza için kaç ay hanesinde saklayan ve peder ve validesiyle, bizimle ciddî alâkadar bulunan Veli Efendinin peder ve validesinin vefat haberlerini yazıyor. Cenâb-ı Hak onlara rahmet eylesin. Ben, inşaallah çok zaman onları mânevî kazançlarıma şerik edeceğim*………Şeklinde ilgili zatlar beyninde mevcut iş ve ilişiklere temas edilmiş ve dua ile hatmedilmiş…

 

Said Nursi

 

HAŞİYE : “Beraber” kelimesi Şuada noksan olduğu için şüphe edilmiş. 

Yani sorunun çıkartıldığı metnin evvelki halinde cümle ……….. Kur'ân'ın müsennâ vasfına lâyık bir burhanı ve altı erkân-ı imaniye ile hakikat-i İslâmiyet olan  yedi esası…şeklinde oluşmaktadır.

 

Yazıldığı bu şekilde bakıldığında:

Altı erkân-ı imaniye……….Tamam

Hakikat-i İslâmiyet  Beş olması gerekirken neden yedi esas denmiş……….?

Hakikati islâmiyet beş olarak bilinmekte…  acaba burada bir sehiv mi var? diye hatıra gelmiş….

 

Cümle haşiyede belirtildiği gibi BERABER kelimesinden noksan kaldığından cümle okunuş şekliyle sehvi hatıra getirir biçimde anlamlanmış.

 

Ancak cümle BERABER kelimesinin içine girmesi ile taşıdığı manayı beyan eden bir yapıya kavuşarak şöyle olmuştur:

 

 ……..Kur'ân'ın müsennâ vasfına lâyık bir burhanı ve altı erkân-ı imaniye ile BERABER hakikat-i İslâmiyet olan  yedi esası…

 

Yani :  6 erkan-ı İmaniye  +  Savm, Salât, Hac, Zekât, Kelime-i   Şehadet olarak İslâm’ın 5 şartı  ubudiyet toplamına delaleti ile 1  sayılıp Yekünü:  Yedi Esas  olarak  ifade edilmiş…