Aziz, sıddık kardeşlerim!
Risale-i Nur'un
intişarına ( yayılmasına ) ve fütuhatına ( inkişaf edip fetihler meydana
getirmesine) karşı gelen biri semavî, biri arzî iki musibete mukabele edecek
ayrı bir inayet-i İlahiye ( Allah’ın koruyucu ,kayırıcı yardımının ) cilvesi
görülmeye başladı.
Arzî ve insanî olan
musibet: ( yani dünyevi saiklerle ,
insan eli gerçekleşen belâ )
Isparta'da ve
İstanbul'da olduğu gibi; Kastamonu'nun havalisinde de, ehl-i dalalet Risale-i
Nur'un intişarına sed çekmek için, has talebelerin ( yakın ,özel ,ileri gelen
talebeler) ve ciddî çalışanların
şevklerini kırmak ve onlara fütur vermek için, ayrı ayrı tarzlarda, umumî bir
plân dâhilinde taarruz ediliyor. Hâlislere ( ihlaslı olanlar,samimi gayret
edenlere) fütur veremediklerinden, başka
meşgaleler bulmakla çalışmalarına zarar veriyorlar.
……………..Burada üç dikkat çekici tabir nazara geliyor. Biri
HAS TALEBELER. İkincisi CİDDİ ÇALIŞANALAR. Diğeri HALİSLER. Yapılan şevk kırıcı ,usançlıkla şevk kırıcı plan
ise her bir guruba yönelik ayrı ayrı tarazlarda ama aynı amaç bütünlüğünde
gerçekleşiyor. Bu tabloya göre HASLAR ve CİDDİ ÇALIŞANLARA bu girişimden direkt
etkileniyorlar. Ancak HALİSLER direkt
olarak bu etkileşimin dışında
kalmaktadırlar. Rabbimizin bu taahhüdü “Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı)
kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak
Rabbin yeter.” ( İsra/65) bu Hıfz-ı
İlahiye ye ve ihlaslı olanların bu lütfa
mazhariyetine delalet eder… …………………
…………………..Evet, bu şerirler HALİSLERE direkt olarak hasar
veremediklerinden ve onların ciddiyetlerini bozamadıklarından dolaylı olarak
bazı entrikalar ile ilgi alanı oluşturarak onların çalışmalarına engel
oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla bu çoklu planın
hem haslar hem ciddi çalışanlar hem de halislere musibet olan bir yanı
var. Ve bir tesir söz konusu………………………..
Semavî musibet
ise: ( Sema cihetinden gönderilen
musibet)
İhtikâr (Karaborsacılık,
istifçilik, vurgunculuk ve tekelcilik) neticesinde, hayat ve yaşamak hissi,
hissiyat-ı diniyeye galebe çalıp, ekser nâs midesini, maişetini daima
düşünüyor.
…………………..Çünkü stokçuluk maişet endişesini arttıran, açlık
ve yokluk vehmi taşıyan tesirli bir hadisedir. Cenab-ı Hak bu yolla bir ceza
vermek irade ettiğinde , bu işi yapma istidadında ve niyetinde olan insanların
çalışabilecekleri alanların açılmasına yönelik fırsatlar yaratır. Şükürsüz,
nimeti tadat etmeyen,sanii hatıra getirmeyen, şekva ile şımarmış kullarını veya
sınamayı murad ettiği ibadını onların hırs ve merhametsizlik eline bırakır. Bu
konu Allah’ın fiyatları arttırması hadisine de bakar bir izah cihetidir.
“Hak teâlâ intikamın, kul eli ile alır
İlm-i hâli bilmeyenler, onu kul yaptı sanır”
“Cümle eşya Halıkındır, kul eliyle işlenir”
“Emr-i Bari olmayınca, sanma bir çöp
deprenir”…………………………………….
Hattâ ekser fukara kısmından olan Risale-i Nur talebeleri,
bu musibete karşı çabalamak mecburiyetiyle hakikî ve en mühim vazifesi olan
neşir hizmetini bırakmağa mecbur oluyor.
………………….Evet, bu durum musibet-i amme hükmüne geçtiğinden,
kurunun yanında yaşın yanması hakikatiyle birlikte fakirlik söz konusu
olduğundan herkesi kapsayan ve kayıtsız kalınması zor olan bir durum ortaya
çıkıyor………………………
Hem insanların
zihinleri, fikirleri kasden ve bizzât hakaik-i imaniyeye karşı bu yüzden bir
derece lâkaydlık bir vaziyeti almasından, bir tevakkuf devri gelmesine mukabil;
Cenab-ı Hakk'ın inayet ve rahmetiyle başka bir tarzda Risale-i Nur'un intişar
ve fütuhatına meydan açmış.
………………..insanların bu musibetler saikiyle nazarları maişete
ait meselelere ve nefsi muhafaza mahiyetindeki işlere yönelmek zorunda
kaldığından hizmet-i imaniye ikinci derece ilgi alanına çekilmesi sebebi ile
bir duraklama söz konusu olmaktadır…………. Ancak İnayet-i İlahiye bu kapanan
kapıya mukabil başka genişleme ,yayılma ve hizmet namına zaferler kazanma
kapılarını açmış……………
Ezcümle: İstanbul âfâkından yüksek ülemanın; eski Fetva
Emini Ali Rıza, Ahmed-i Şiranî ve parlak vaizlerden Şemsi gibi zâtlar, Risale-i
Nur'la ciddî ve takdirkârane münasebetdar olmağa başlamalarıdır.
………….Ülemanın desteği avamın intibahına ve hakikatlerin
geniş satıhlara yayılmasına sebep olabilen ,insanlar nezdinde güven meydana
getiren durumlardır. Onların ilgisi o hassas dönemlerde yasalar nezdinde
oluşmuş menfi evhamı kırma noktasında mühim iş yapmıştır……….
Hem hatırımızda
olmadığı halde, yeni hurufla tab'etmek üzere -başta Âyet-ül Kübra'nın en mühim
parçası- yedi parça, bir mecmuada tab'etmek; ve gençleri uyandıran üç-dört
parça ayrı bir risalede, Hâfız Mustafa ile beraber tab'etmek için matbaaya
gönderdik.
………Dil inkılabı binlerce yıllık tarihsel mirası birden
kaybetmek olduğundan ve bu bağlamda yeni girişimlerde bulunulmadığından , hatta
yaranın derinleşmesi için azami gayret saf edilmesi neticesinde cehaletin
artması ve insanların ilimden uzaklaşması gerçekleştiğinden ve istikbale ait
bir öngörü ile gelecekte de tekrar geri dönek mümkün olmayacağından yeni harfle
tab stratejik bir önem kazanmıştır………………
Hem mühim bir zât
teşebbüs ediyor ki: Mühim parçalardan bir kısmını Ankara'da, büyük rütbeli
birisinin muavenetiyle tab'etmek niyeti var. Ben şimdilik muvafakat
etmedim.
…… Yani tam ihtiyaç anında bir çözüm ,bir çıkış noktası
görünse de hemen harekete geçmemek, dikkatli hareket etmek hikmeten gerekli bir
durumdur………………
Velhasıl
Bir kapı kapansa, inayet-i İlahiye daha parlak kapıları
Risale-i Nur yüzünden açıyor, yol veriyor. Risale-i Nur'un mektub ve melfuz
hurufatı adedince Cenab-ı Erhamürrâhimîn'e hamd ü sena ve şükür olsun.
هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖى
(Bu Rabbimin bir ihsânıdır.)
Buna binaen, bu tevakkuf ve muvakkaten fütura merak
etmeyiniz. Zâten şimdiye kadar çalışmalar tohumlar nev'inde, istikbalde kâfi
sünbüller verebilir. Farz-ı muhal olarak, hiç çalışılmasa da yine kifayet eder.
Kat'iyyen takarrur etmiş ki; Risale-i Nur hakikatlarına, gıdaya ihtiyaç gibi bu
zamanda ihtiyaç var. Bu ihtiyaç ise onu tevakkufta bırakmaz, işlettirecek
inşâallah.
………………. İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla
söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak
tamamlayacak! Saff Suresi / 8……………..
Hâfız Mustafa ile
umumunuza bedel görüştük, fakat pek az bir zamanda. Cenab-ı Hak onu ve
Tahirî'yi tab' mes'elesinde muvaffak eylesin, âmîn.
Hâfız Ali'nin
mektubunda, Medrese-i Nuriye'nin üstadı olan Hacı Hâfız ile gayet samimane ve
uhuvvetkârane görüşmeleri ve meşveretleri bizleri çok mesrur eyledi.
Said Nursî
(Kastamonu Lâhikası 198.sh - Risale-i Nur)
*Aziz, sıddık kardeşlerim*;
*Nur fabrikasının sahibi, Birinci Şuanın dördüncü âyeti bahsinde,
hakikat-i İslâmiyetin yedi esasını parlak
bir surette ispat edildiği cümlesine dair soruyor ki: “Erkân-ı İslâmiyeyi beş
biliyoruz. Hem vücub-u zekât rüknü, risalelerde ne suretle izah edildiğini”
soruyor*.
Paragraf içinde bulunan izah noktaları:
*Nur Fabrikası*: Hafız Ali
Ağabey’dir – Ayrıca : Atabeyli Küçük Lütfi, Hâfız Zühdü ve Tahirî, Kuleönülü
Mustafa, Hafız Mustafa, Büyük ruhlu küçük Ali gibi çok çalışkan talebelerin
içinde bulunduğu bu heyet Üstad tarafından Nur Fabrikası olarak
isimlendirilmiştir. Bu tabir Risale-i Nur eserlerinde yaklaşık atmış yerde geçmektedir.
*Birinci Şuanın dördüncü âyeti*: "And
olsun ki Biz sana, her zaman tekrarlanan yedi âyetli Fâtiha'yı (Seb‘u’l-mesânî)
verdik." Hicr Sûresi,
*Hakikat-i İslâmiyetin Yedi Esası*:
İslam’ın Hakikatlerine dair – beş -
şart , ubudiyet altında toplanıp – bir - sayılmış - ve
iman şartlarının -altı- sayısına bu şekliyle ,yani – bir - olarak
ilave edilip yükününe yedi esas denilmiş………İlgili
yerde konu şöyle geçmektedir : ……….. Kur'ân'ın müsennâ vasfına lâyık bir
burhanı ve altı erkân-ı imaniye ile BERABER hakikat-i İslâmiyet olan yedi
esası, Kur'ân'ın seb'a-i meşhuresini (Altı iman rüknü ile BERABER İslâmiyetin
esası olan ibadet hakikati.) Şualar /
Birinci Şua …….
*Erkân-ı İslâmiye*: İslâmiyetin
esasları, temelleri, rükünleri. (Şehâdet getirmek, Namaz kılmak, Oruç tutmak,
Zekât vermek ve Hacca gitmek.
*Vücub-u Zekât* : Zekâtın vacib,
şart oluşu..
*Elcevap*: *İslâmın rükünleri başkadır; hakikat-i İslâmiyetin*
(HAŞİYE ve haşiyede geçen ifade sayfa sonunda izah edilmiştir) *esasları yine başkadır*.
*Hakikat-i İslâmiyetin esasları, altı
erkân-ı imaniyeyle ve* (+) *esas-ı ubudiyet ki, İslâmın beş rüknü olan
savm, salât, hac, zekât, kelime-i şehadet, mecmuunun (toplamının) hülâsasıdır. Risale-i Nur, altı rükn-ü
imaniyeyle bu esas-ı ubudiyeti ispat edip* ( 6+1 olarak ) “ *seb‘u’l-mesânî* ” (Tekrarlanan yedi âyet mânâsına gelen Fatiha
Sûresi’nin adlarından biri) *cilvesine mazhariyeti muraddır*. (Yani
yukarıda ifade edildiği üzere İslam’ın 5
şartı ubudiyetin esaslarını içinde toplayan mahiyetiyle 1 sayılıp , imanın 6
şartı ile birleştirilerek konuyu, Fatiha’nın 7 ayetinin ifade ettiği
manaların içinde toplamak ve Risale-i
Nur’un bu surenin muhtevi olduğu hakikati ispat etmekteki vazife ve
mazhariyeti nazara vermek kast
edildiğinden böyle ifade edilmiş)
Diğer
soru:
*Vücub-u zekâtın* (Zekâtın vacib, şart
oluşunu) *izahından murad ise*,
*zekâtın teferruat tafsilâtı değil, belki zekâtın hayat-ı içtimaiyede derece-i
lüzumu ve ehemmiyetli kıymeti ispat edilmiş demektir. Evet, Risale-i Nur’dan
evvel yazdığımız risalelerde, hem de Risale-i Nur’un müteaddit yerlerinde,
vücub-u zekâtın hayat-ı içtiamiyede ne derece ehemmiyetli olduğu kat’iyen ve
vâzıhan ispat edilmiş demektir*.
Risale-i Nur'un Zekat'tan Bahsediş Şekline Bir Örnek:
………." *Zekât, İslâmın köprüsüdür*. " Hz. Muhammed A.S.M…………
*Yani, Müslümanların birbirine yardımları, ancak zekât köprüsü üzerinden
geçmekle yapılır. Zira yardım vasıtası zekâttır. İnsanların heyet-i
içtimaiyesinde intizam ve asayişi temin eden köprü, zekâttır. Âlem-i beşerde
hayat-ı içtimaiyenin hayatı, muavenetten doğar. İnsanların terakkiyatına engel
olan isyanlardan, ihtilâllerden, ihtilâflardan meydana gelen felâketlerin
tiryakı, ilâcı, muavenettir*.
*Evet, zekâtın vücubu ile ribanın
hurmetinde büyük bir hikmet, yüksek bir maslahat, geniş bir rahmet vardır*.
*Evet, eğer tarihî bir nazarla
sahife-i âleme bakacak olursan ve o sahifeyi lekelendiren beşerin mesâvisine,
hatâlarına dikkat edersen, heyet-i içtimaiyede görünen ihtilâller, fesatlar ve
bütün ahlâk-ı rezilenin iki kelimeden doğduğunu görürsün*.
*Birisi: "Ben tok olayım da,
başkası açlığından ölürse ölsün, bana ne*!"
*İkincisi: "Sen zahmetler içinde
boğul ki, ben nimetler ve lezzetler içinde rahat edeyim*."
*Âlem-i insaniyeti zelzelelere maruz
bırakmakla yıkılmaya yaklaştıran birinci kelimeyi sildiren ancak zekâttır*.
*Nev-i beşeri umumî felâketlere
sürükleyen ve bolşevikliğe sevk edip terakkiyatı, asayişi mahveden ikinci
kelimeyi kökünden kesip atan, hurmet-i ribadır*.
*Arkadaş! Heyet-i içtimaiyenin
hayatını koruyan intizamın en büyük şartı, insanların tabakaları arasında
boşluk kalmamasıdır. Havas kısmı avamdan, zengin kısmı fukaradan hatt-ı
muvasalayı kesecek derecede uzaklaşmamaları lâzımdır. Bu tabakalar arasında muvasalayı
temin eden zekât ve muavenettir*……İşârâtü'l - İ'caz
Bir not: Risale-i Nurda Fıkhi
meseleler direk olarak teferruatı bağlamında ele alınmamış, ancak bazı
lahikalarda sorular münasebeti ile kısmen cevaplar verilmiştir. Fıkhi konuların
direkt ve teferruatlı bir şekilde ele alınmamasının iki sebebi vardır. Birisi
bu konulara dair eserler mevcuttur ve ihtiyaç halinde bilgi olarak
erişilebilir. Diğerinin cevabını ise Üstad’dan dinleyelim:
“ *Aziz kardeşim! Fıkhü'l-ekber olan
esasat-ı imaniye ile meşgul olduğumuz için, nakle ve ehl-i içtihadın medarikine
ve meâhizine bakan dekaik-i mesail-i fer'iyeye zihnim şimdilik ciddî müteveccih
olamıyor. Zâten yanımda da kitablar olmadığı gibi, vaktim de yoktur ki,
müracaat edeyim. Hem ulema-yı İslâm o kadar tedkikat-ı sâibe yapmışlar ki,
füruata dair tedkikat-ı amîkaya ihtiyaçları kalmamış. Eğer hakikî ihtiyaç
hissetseydim, böyle füruata dair müçtehidînin derin me'hazlerine gidip, bazı
beyanatta bulunacaktım. Belki de, daha o nevi hakaika meşguliyet zamanları
gelmemiş, her ne ise.* ” Barla L.
Baktığımız mektubun başka bir hususla
devam eden kısmında:
*Isparta’da, Risale-i Nur’un ders ve neşrine iki köşkünü bir zaman tahsis
eden kardeşimiz ŞÜKRÜ EFENDİNİN İKİ GENÇ EVLÂDININ VEFATI BENİ
MÜTEESSİR ETTİ. Çünkü, beş altı yaşında iken, MÂSUME kerimesi yanıma
geldikçe, her defa “Adın nedir?” soruyordum. Mâsumâne, kemal-i fahirle, “HAYRÜNNİSA”
DERDİ; BENİ ŞEFKATLE GÜLDÜRÜYORDU. Cenâb-ı Hak, o mübarek mâsumeyi
birden CENNETİNE aldı, şu DÜNYA CEHENNEMİNDEN kurtardı. Ve merhum MAHDUMU
HAYATİ ise, hastalık, inşaallah onu da Hayrünnisa gibi GÜNAHSIZ, MÂSUM yaptı. BERABER
CENNET TARAFINA GİTTİLER. Bu nokta-i nazardan, ben o iki çocuğu tebrik
ediyorum. Ve peder ve validelerini de hem taziye, hem mânen tebrik ediyorum ki,
o iki evlâtları “EBEDİYEN YAŞLANMAYACAK
ÇOCUKLAR.” Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 76:19” sırrına mazhar
oldular. Ben, o ikisini, Risale-i Nur’un vefat eden şakirtleri içinde
dualarımıza dahil ettik*.
*Rüştü Efendi benim tarafımdan, Şükrü Efendiye, çocuk taziyenamesi
olan On Yedinci Mektubu benim yerimde okusun*.
Evet…………..Bu elim hadiseye karşı nazara verilen çocuk taziyenamesi
çok mühim hakikatleri ihtiva etmektedir.
İlgili paragrafta da belirtildiği gibi ; masumen dünyadan ayrılmak
,asrın ebedi felâketlere götüren fenalıklarından korunmak , cehennemden
kurtulmak , cennete girmek taziyenin içinden anlaşıldığı üzere Anne babaya şefaatçi olarak belki onları
girecekleri zindandan kurtarmak gibi teselli bahş konuların yanı sıra, sahib-i
hakikileri, emanet mahiyetleri , Ebeveynlerin dünya yolculuklarına nezaret
etmek ile tavzif gibi mesle-i hakikatler ders verilmektedir…. Gazze zulmünde
ruhlara rahatlık veren yönü tecrübe edilmiştir…Okunması tavsiye edilir…
İlgili Mektubun son paragrafı:
*Risale-i Nur’un kaptanı Sabri, Nis Adasındaki bir kardeşimiz ve Onuncu
Sözün tab’ından sonra tehlikeden muhafaza için kaç ay hanesinde saklayan ve
peder ve validesiyle, bizimle ciddî alâkadar bulunan Veli Efendinin peder ve
validesinin vefat haberlerini yazıyor. Cenâb-ı Hak onlara rahmet eylesin. Ben,
inşaallah çok zaman onları mânevî kazançlarıma şerik edeceğim*………Şeklinde
ilgili zatlar beyninde mevcut iş ve ilişiklere temas edilmiş ve dua ile
hatmedilmiş…
Said Nursi
HAŞİYE : “Beraber” kelimesi Şuada noksan olduğu için şüphe edilmiş.
Yani sorunun çıkartıldığı metnin evvelki halinde cümle ………..
Kur'ân'ın müsennâ vasfına lâyık bir burhanı ve altı erkân-ı imaniye ile hakikat-i
İslâmiyet olan yedi esası…şeklinde
oluşmaktadır.
Yazıldığı bu şekilde bakıldığında:
Altı erkân-ı imaniye……….Tamam
Hakikat-i İslâmiyet
Beş olması gerekirken neden yedi esas denmiş……….?
Hakikati islâmiyet beş olarak bilinmekte… acaba burada bir sehiv mi var? diye hatıra
gelmiş….
Cümle haşiyede belirtildiği gibi BERABER kelimesinden noksan
kaldığından cümle okunuş şekliyle sehvi hatıra getirir biçimde anlamlanmış.
Ancak cümle BERABER kelimesinin içine girmesi ile taşıdığı
manayı beyan eden bir yapıya kavuşarak şöyle olmuştur:
……..Kur'ân'ın müsennâ
vasfına lâyık bir burhanı ve altı erkân-ı imaniye ile BERABER hakikat-i
İslâmiyet olan yedi esası…
Yani : 6 erkan-ı
İmaniye + Savm, Salât, Hac, Zekât, Kelime-i Şehadet olarak İslâm’ın 5 şartı ubudiyet toplamına delaleti ile 1 sayılıp Yekünü: Yedi Esas
olarak ifade edilmiş…