Evet amel-i sâlihin hayatı olan ihlasın zararına teveccüh-ü
nâs ve şan ü şeref, kabir kapısına kadar muvakkat olan bir lezzet-i cüz'iyeye
mukabil, kabrin öbür tarafında azab-ı kabir gibi nâhoş bir şekil aldığından;
teveccüh-ü nâsı arzu etmek değil, belki ondan ürkmek ve kaçmak lâzımdır.
Şöhretperestlerin ve şan ü şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın…L.
Amel-i Sâlih: dinin yapılmasını emir veya tavsiye ettiği ;
İyi, güzel, doğru, faydalı, sevap kazanmaya vesile olan gayeli
işler.. İHLÂS şartı ile hayat bulacak
şekilde Allah’ın rızasını kazanma çabası, o uğurda meşru dairede işlenen
fiiller anlamına gelmektedir.
Bu güzel fiiller , Rıza-i İlahiye medar olan ve Allah’ın
hoşnutluğunu gözeten dikkat noktasının dışında ; insanların ilgisini çekme, o
ameller vesilesiyle kendini iyi göstererek bilinme ,tanınma gibi amaçlarla
gerçekleştirilmesi, tüm geçiciliğine rağmen , mağlup olunmuş hissiyatlar ile
insanın nefsine hoş gelse de hakikatte.. hoş karşılanmayan kötü, yanlış,
zararlı ve günaha yol açan ve Rahmet-i İlâhiyeyi kaybetmeye neden olabilecek
sevimsiz, istenmeyen, kabul görmeyen , kabir azabına neden olan amellere inkılap
eder…
Öyleyse, zâtî olan meziyetini mükâfât-ı uhreviyeye sakla,
birkaç kuruşluk dünya metâına satma…
Bu hataya düşüp büyük zararlar etmemek için, yapılan salih amelleri halka göstermek, onlar gibi
acizlerin iltifatını beklemek, ilgisinin yolunu gözetmek gibi duygu ve
düşünceleri terk etmek, sonuçlarında ürkmek , dehşetli akıbetinden kaçarak
sadece Allah’ın rızasını gözetmek lazımdır.
Bu hassas noktayı nazara almayıp, geçici isteklerinin
sarmalına takılıp, halkın nazarında bir yerde gelmeyi önemseyip ,uhrevi ve
dünyevi hasaretleri netice verecek işlerin peşinden gidip ,hatta kendini bu
uğurda feda etmeyi göze alan , aciz
insanlar tarafında önemsenmeyi ve ilgi görmeyi isteyen insanların kulakları
çınlasın..bu fena ve fani isteklerin ve nihayetlerindeki kayıpların farkına
varsın…
Çünkü,
Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır.
Ve insanı insanlara abd ve köle yapar….
Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen
ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık
değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve
bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına
kadar teşyî etmeyen, hususan bir iki
sene zarfında ebedî bir firakla senden ayrılıp günahını senin boynuna takan,
hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeylerle kalbini
bağlamak kâr-ı akıl değildir.
Eğer aklın varsa, uhrevî inkılâbâtında, berzahî etvârında
ve dünyevî inkılâbâtının müsâdemâtı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde
sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların
zevâlinden kederlenme….
Hem…. O belâ ve musibete düşersen,………. “İnnâ
lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”… de, o belâdan kurtul…
AŞAĞIDAKİ “HAŞİYE” BÖLÜMÜ MÜŞEVVEŞ TEFEKKÜRÜMÜZÜDÜR.
İSTERSENİZ UMUMA OKUMAYINIZ..
Haşiye : O belâ ve musibete düşersen,………. “İnnâ
lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”… de, o belâdan kurtul… meselesi üzerinde
biraz durmak istenildi. Yani “Allah tan geldik yine Ona döneceğiz” Bakara/156
ayeti, şöhretperestlik belâ ve musibetine nasıl kurtarıcı olabilir?
Istılahtaki manasıyla; bir kul bir derde giriftar olsa bu
ayet ona, halin geçiciliğinden, kendi faniliğinden ve mercii hakikiye ye
dönmekten hasıl olacak teselliyi ihsas eder.
Tevil babıyla istihraca istinaden ise "Sonra O'na
döndürülürsünüz." Bakara Sûresi, 28 ‘den bakıldığında ise insanın kendini
bağlayan bağlardan çözülmesi, beka yolu üzerinde bulunan idrak engellerin
aşılması, onu meşgul eden asli gayesinden beri tutan esbabın cazibesini
yitirmesi .. bir kopuşun , sanki kaderi
bir takdirin sevkin meydana gelmesindeki kati gerçekliği fark
edip; Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terk et.
Zira …………… ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra
sizleri yine öldürecek sonra sizleri yine diriltecek. Sonra da döndürülüp ona
götürüleceksiniz. 2/28…
Öyle ise ölmez evvel nefs-i emmare cihetinde ölünüz.
Amellerinizi zayi etmeyiniz. İmanın ikinci cüz’ü olan salih amelleri ihlas ile
işleyiniz…sizin gibi ömrü kısa olan şeylerin faniliğine, süsüne, şatafatına,
aklı etkisiz kılan hissi cazibesine ,zehirli balların tadına aldanmayınız…
…………..hem……… Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle
mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma….
Çünkü :
Dünyanın bin sene mes'udâne hayatı, bir saat hayatına
mukàbil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir
saat rüyet-i cemâline mukàbil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine
ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî
mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemâl, Onun cilve-i
cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün
letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar
ve câzibeler, bir lem'a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u
Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete
çağırılıyorsunuz.
Hem dikkat et………"Esbab perdesinin keşfiyle, vesaitin
tardıyla Allah'a rücu edeceksiniz."…. Yani esbap perdesi yırtılacak ve
hakikati göreceksiniz…. Hem ayrılık vesilelerinin tardıyla … yani sizi
kovmasıyla , hayatı idame eden şartların bozulmasıyla, keyfin ve zevkin
zevalinin acısıyla , hissiyatın yorgunluğu , cismin harabiyeti, fonksiyonlarını
yitirmesiyle .. varidatın azalması masarifin ziyadeleşmesi ile zorunlu olarak
bir dönüş işlemine tabi tutulacaksınız.
….Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden
evvel, Allah'ın davetine icabet et……
…………Onun için, bu hayat ve bu dünya bizi kovmadan evvel
ve "Haydi dışarıya!" demeden, biz kemâl-i izzetle, Allahaısmarladık
deyip izzetimizle bu fâni zevklerimizi bırakmalıyız…..
Bu bağlamda kendi faniliğinizi , bakinin ayine-i zişuuru
olmak keyfiyetiyle tebdil ediniz…onun bakiliği ile beka bulunuz …ölümü
öldürünüz…
Hem….. Seni intizar etmekte ve senin de sür'atle ona
doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye
olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir….
Hem………Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı
takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme….
Hem……. Eğer takvâ ve amel-i salih ile Hâlıkını razı
ettiysen halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir. Eğer halk da Allah'ın
hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına
olursa, kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi âciz kullardır…
…………..Öyle de, insan, eğer kesrete dalıp, kâinat içinde
boğulup, dünyanın muhabbetiyle sersem olarak fânilerin tebessümlerine aldansa,
onların kucaklarına atılsa, elbette nihayetsiz bir hasârete düşer. Hem fenâ,
hem fâni, hem ademe düşer. Hem mânen kendini idam eder. Eğer lisan-ı Kur'ân'dan
kalb kulağıyla iman derslerini işitip başını kaldırsa, vahdete müteveccih olsa,
ubûdiyetin miracıyla arş-ı kemâlâta çıkabilir, bâki bir insan olur.
Ey nefsim! Madem hakikat böyledir. Ve madem millet-i
İbrahimiyedensin (a.s.). İbrahimvâri "Lâ-uhibbü’l-âfilîn" … "Ben
batıp gidenleri sevmem." En'âm Sûresi, 6:76………de… Ve Mahbûb-u Bâkîye
yüzünü çevir….
"Asr'a yemin olsun ki hiç şüphesiz insan
hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel işleyenler birbirlerine hakkı ve sabrı
tavsiye edenler müstesna." (el-Asr, 103/1-3).
..
.