1.1.26

Mütalaa Ders notları 15: Amel-i Sâlih..

 

Evet amel-i sâlihin hayatı olan ihlasın zararına teveccüh-ü nâs ve şan ü şeref, kabir kapısına kadar muvakkat olan bir lezzet-i cüz'iyeye mukabil, kabrin öbür tarafında azab-ı kabir gibi nâhoş bir şekil aldığından; teveccüh-ü nâsı arzu etmek değil, belki ondan ürkmek ve kaçmak lâzımdır. Şöhretperestlerin ve şan ü şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın…L.

 

Amel-i Sâlih: dinin yapılmasını emir veya tavsiye ettiği ; İyi, güzel, doğru,  faydalı,  sevap kazanmaya vesile olan gayeli işler..  İHLÂS şartı ile hayat bulacak şekilde Allah’ın rızasını kazanma çabası, o uğurda meşru dairede işlenen fiiller anlamına gelmektedir.

 

Bu güzel fiiller , Rıza-i İlahiye medar olan ve Allah’ın hoşnutluğunu gözeten dikkat noktasının dışında ; insanların ilgisini çekme, o ameller vesilesiyle kendini iyi göstererek bilinme ,tanınma gibi amaçlarla gerçekleştirilmesi, tüm geçiciliğine rağmen , mağlup olunmuş hissiyatlar ile insanın nefsine hoş gelse de hakikatte.. hoş karşılanmayan kötü, yanlış, zararlı ve günaha yol açan ve Rahmet-i İlâhiyeyi kaybetmeye neden olabilecek sevimsiz, istenmeyen, kabul görmeyen , kabir azabına neden olan amellere inkılap eder…

 

Öyleyse, zâtî olan meziyetini mükâfât-ı uhreviyeye sakla, birkaç kuruşluk dünya metâına satma…

 

Bu hataya düşüp büyük zararlar etmemek için, yapılan  salih amelleri halka göstermek, onlar gibi acizlerin iltifatını beklemek, ilgisinin yolunu gözetmek gibi duygu ve düşünceleri terk etmek, sonuçlarında ürkmek , dehşetli akıbetinden kaçarak sadece Allah’ın rızasını gözetmek lazımdır.

 

Bu hassas noktayı nazara almayıp, geçici isteklerinin sarmalına takılıp, halkın nazarında bir yerde gelmeyi önemseyip ,uhrevi ve dünyevi hasaretleri netice verecek işlerin peşinden gidip ,hatta kendini bu uğurda feda etmeyi göze alan  , aciz insanlar tarafında önemsenmeyi ve ilgi görmeyi isteyen insanların kulakları çınlasın..bu fena ve fani isteklerin ve nihayetlerindeki kayıpların farkına varsın…

 

Çünkü,

 

Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar….

 

Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî etmeyen,  hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firakla senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeylerle kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir.

 

Eğer aklın varsa, uhrevî inkılâbâtında, berzahî etvârında ve dünyevî inkılâbâtının müsâdemâtı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevâlinden kederlenme….

 

Hem…. O belâ ve musibete düşersen,……….İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”… de, o belâdan kurtul…

 

AŞAĞIDAKİ “HAŞİYE” BÖLÜMÜ MÜŞEVVEŞ TEFEKKÜRÜMÜZÜDÜR. İSTERSENİZ UMUMA OKUMAYINIZ..

 

Haşiye : O belâ ve musibete düşersen,………. “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”… de, o belâdan kurtul… meselesi üzerinde biraz durmak istenildi. Yani “Allah tan geldik yine Ona döneceğiz” Bakara/156 ayeti, şöhretperestlik belâ ve musibetine nasıl kurtarıcı olabilir?

 

Istılahtaki manasıyla; bir kul bir derde giriftar olsa bu ayet ona, halin geçiciliğinden, kendi faniliğinden ve mercii hakikiye ye dönmekten hasıl olacak teselliyi ihsas eder.

 

Tevil babıyla istihraca istinaden ise "Sonra O'na döndürülürsünüz." Bakara Sûresi, 28 ‘den bakıldığında ise insanın kendini bağlayan bağlardan çözülmesi, beka yolu üzerinde bulunan idrak engellerin aşılması, onu meşgul eden asli gayesinden beri tutan esbabın cazibesini yitirmesi .. bir kopuşun , sanki kaderi   bir takdirin  sevkin  meydana gelmesindeki kati gerçekliği fark edip; Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terk et.

 

Zira …………… ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek sonra sizleri yine diriltecek. Sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz. 2/28…

 

Öyle ise ölmez evvel nefs-i emmare cihetinde ölünüz. Amellerinizi zayi etmeyiniz. İmanın ikinci cüz’ü olan salih amelleri ihlas ile işleyiniz…sizin gibi ömrü kısa olan şeylerin faniliğine, süsüne, şatafatına, aklı etkisiz kılan hissi cazibesine ,zehirli balların tadına aldanmayınız…

 

…………..hem……… Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma….

 

Çünkü :

 

Dünyanın bin sene mes'udâne hayatı, bir saat hayatına mukàbil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukàbil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemâl, Onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, bir lem'a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz.

 

Hem dikkat et………"Esbab perdesinin keşfiyle, vesaitin tardıyla Allah'a rücu edeceksiniz."…. Yani esbap perdesi yırtılacak ve hakikati göreceksiniz…. Hem ayrılık vesilelerinin tardıyla … yani sizi kovmasıyla , hayatı idame eden şartların bozulmasıyla, keyfin ve zevkin zevalinin acısıyla , hissiyatın yorgunluğu , cismin harabiyeti, fonksiyonlarını yitirmesiyle .. varidatın azalması masarifin ziyadeleşmesi ile zorunlu olarak bir dönüş işlemine tabi tutulacaksınız.

 

….Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah'ın davetine icabet et……

 

…………Onun için, bu hayat ve bu dünya bizi kovmadan evvel ve "Haydi dışarıya!" demeden, biz kemâl-i izzetle, Allahaısmarladık deyip izzetimizle bu fâni zevklerimizi bırakmalıyız…..

 

Bu bağlamda kendi faniliğinizi , bakinin ayine-i zişuuru olmak keyfiyetiyle tebdil ediniz…onun bakiliği ile beka bulunuz …ölümü öldürünüz…

 

 

 

Hem….. Seni intizar etmekte ve senin de sür'atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir….

 

Hem………Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme….

 

Hem……. Eğer takvâ ve amel-i salih ile Hâlıkını razı ettiysen halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir. Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa, kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi âciz kullardır…

 

 

 

 

…………..Öyle de, insan, eğer kesrete dalıp, kâinat içinde boğulup, dünyanın muhabbetiyle sersem olarak fânilerin tebessümlerine aldansa, onların kucaklarına atılsa, elbette nihayetsiz bir hasârete düşer. Hem fenâ, hem fâni, hem ademe düşer. Hem mânen kendini idam eder. Eğer lisan-ı Kur'ân'dan kalb kulağıyla iman derslerini işitip başını kaldırsa, vahdete müteveccih olsa, ubûdiyetin miracıyla arş-ı kemâlâta çıkabilir, bâki bir insan olur.

 

Ey nefsim! Madem hakikat böyledir. Ve madem millet-i İbrahimiyedensin (a.s.). İbrahimvâri "Lâ-uhibbü’l-âfilîn" … "Ben batıp gidenleri sevmem." En'âm Sûresi, 6:76………de… Ve Mahbûb-u Bâkîye yüzünü çevir….

 

"Asr'a yemin olsun ki hiç şüphesiz insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih amel işleyenler birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna." (el-Asr, 103/1-3).

 

..

.