4.1.26

Mütalaa Ders notları 21: İnsan fıtraten gayet zayıftır..

 

Bu bölümde belagat olarak manalar arasına geçişteki bağlayıcı kelime ( hâl bu ki – oysa – Oysa ki – üstüne üstelik  ) gibi kullanım şekline sahip HÂLBUKİ kelimesidir.

" *İnsan fıtraten gayet zayıftır*.

*Halbuki* ( yani bu zayıf yaratılışı nedeni ile ) *her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder*.

*Hem gayet âcizdir*. *Halbuki* ( yani bu güçsüzlüğü nedeni ile)  *belaları ve düşmanları pek çoktur*.

*Hem gayet fakirdir*.  *Halbuki ( yani fakir oluşu nedeni ile )  *ihtiyacatı pek ziyadedir*.

*Hem tembel ve iktidarsızdır*. *Halbuki*  (oysa  bu haline karşılık) *hayatın tekâlifi gayet ağırdır*.

*Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir*.  *Halbuki* ( bu alakadarlık hali münasebetiyle) *sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zeval ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor*.

*Hem akıl ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler gösteriyor*.  *Halbuki * ( yani aklının ona gösterdiği ve onu davet ettiği yaratılışına ait gayeleri  yaşamak adına  ) *eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır*."

 

Bu dersin geçtiği konuda bu  hadsiz zaaf ve aczin , fakr ile hayat yükünün , diğer yandan aklın mahiyetinde olan işleyiş ve alakadarlığın getirdiği her şeyle ilgililik halinin insan , fikir, ruh ve kalp alemlerinden yaptığı baskının ancak Allah ‘a kulluk penceresinden giren enfas ile nefeslenebileceğini ifade etmektedir.

 

Peki insan fıtratında bu sistemin kurulmasından maksat nedir diye bir suale karşı, yine sözlerden bir pasaj paylaşalım :

 

1-      ACZİNİ BİLİP KUDRET-İ İLAHİYEYE İLTİCA,

2-      ZAAFINI GÖRÜP KUVVET-İ İLAHİYEYE İSTİNAD,

3-      FAKRINI GÖRÜP RAHMET-İ İLAHİYEYE İTİMAT,

4-      İHTİYACINI GÖRÜP GINA-İ İLAHİYEDEN İSTİMDAD,

5-      KUSURUNU GÖRÜP AFF-I İLAHÎYE İSTİĞFAR,

6-      NAKSINI GÖRÜP KEMÂL-İ İLAHÎYE TESBİHHAN OLMAKTIR……….. 30. Söz

 

Biz konuya bir babla daha işaret ederek , sair noktalarını risale-i Nur’un konuyla ilgili şümüllü derslerine havale ediyoruz İnşâallah

 

……… İnsan ise, dünyaya gelişinde, herşeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunlarına cahil; hattâ yirmi senede tamamen şerâit-i hayatı öğrenemiyor. Belki âhir ömrüne kadar öğrenmeye muhtaç, hem gayet âciz ve zayıf bir surette dünyaya gönderilip, bir iki senede ancak ayağa kalkabiliyor. On beş senede ancak zarar ve menfaati fark eder; hayat-ı beşeriyenin muavenetiyle, ancak menfaatlerini celp ve zararlardan sakınabilir.

 

Demek ki, insanın vazife-i fıtriyesi, taallümle tekemmüldür, dua ile ubûdiyettir.

 

Yani, “Kimin merhametiyle böyle hakîmâne idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle müşfikane terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nazeninâne besleniyorum ve idare ediliyorum?” bilmektir; ve binden ancak birisine eli yetişemediği hâcâtına dair *KÀDIU’L-HÂCÂTA LİSAN-I ACZ VE FAKR İLE YALVARMAKTIR VE İSTEMEK VE DUA ETMEKTİR. YANİ, ACZİN VE FAKRIN CENAHLARIYLA MAKAM-I ÂLÂ-YI UBÛDİYETE UÇMAKTIR*….. 23. Söz