Bu bölümde belagat olarak manalar arasına geçişteki bağlayıcı kelime ( hâl bu ki – oysa – Oysa ki – üstüne üstelik ) gibi kullanım şekline sahip HÂLBUKİ kelimesidir.
" *İnsan fıtraten gayet zayıftır*.
*Halbuki* ( yani bu zayıf yaratılışı nedeni ile ) *her şey
ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder*.
*Hem gayet âcizdir*. *Halbuki* ( yani bu güçsüzlüğü nedeni
ile) *belaları ve düşmanları pek çoktur*.
*Hem gayet fakirdir*. *Halbuki ( yani fakir oluşu nedeni ile ) *ihtiyacatı pek ziyadedir*.
*Hem tembel ve iktidarsızdır*. *Halbuki* (oysa
bu haline karşılık) *hayatın tekâlifi gayet ağırdır*.
*Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir*. *Halbuki* ( bu alakadarlık hali münasebetiyle)
*sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zeval ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor*.
*Hem akıl ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler gösteriyor*.
*Halbuki * ( yani aklının ona gösterdiği
ve onu davet ettiği yaratılışına ait gayeleri
yaşamak adına ) *eli kısa, ömrü
kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır*."
Bu dersin geçtiği konuda bu
hadsiz zaaf ve aczin , fakr ile hayat yükünün , diğer yandan aklın
mahiyetinde olan işleyiş ve alakadarlığın getirdiği her şeyle ilgililik halinin
insan , fikir, ruh ve kalp alemlerinden yaptığı baskının ancak Allah ‘a kulluk
penceresinden giren enfas ile nefeslenebileceğini ifade etmektedir.
Peki insan fıtratında bu sistemin kurulmasından maksat nedir
diye bir suale karşı, yine sözlerden bir pasaj paylaşalım :
1-
ACZİNİ BİLİP KUDRET-İ İLAHİYEYE İLTİCA,
2-
ZAAFINI GÖRÜP KUVVET-İ İLAHİYEYE İSTİNAD,
3-
FAKRINI GÖRÜP RAHMET-İ İLAHİYEYE İTİMAT,
4-
İHTİYACINI GÖRÜP GINA-İ İLAHİYEDEN İSTİMDAD,
5-
KUSURUNU GÖRÜP AFF-I İLAHÎYE İSTİĞFAR,
6-
NAKSINI GÖRÜP KEMÂL-İ İLAHÎYE TESBİHHAN
OLMAKTIR……….. 30. Söz
Biz konuya bir babla daha işaret ederek , sair noktalarını
risale-i Nur’un konuyla ilgili şümüllü derslerine havale ediyoruz İnşâallah
……… İnsan ise, dünyaya gelişinde, herşeyi öğrenmeye muhtaç
ve hayat kanunlarına cahil; hattâ yirmi senede tamamen şerâit-i hayatı
öğrenemiyor. Belki âhir ömrüne kadar öğrenmeye muhtaç, hem gayet âciz ve zayıf
bir surette dünyaya gönderilip, bir iki senede ancak ayağa kalkabiliyor. On beş
senede ancak zarar ve menfaati fark eder; hayat-ı beşeriyenin muavenetiyle,
ancak menfaatlerini celp ve zararlardan sakınabilir.
Demek ki, insanın vazife-i fıtriyesi, taallümle tekemmüldür,
dua ile ubûdiyettir.
Yani, “Kimin merhametiyle böyle hakîmâne idare olunuyorum?
Kimin keremiyle böyle müşfikane terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin
lütuflarıyla böyle nazeninâne besleniyorum ve idare ediliyorum?” bilmektir; ve
binden ancak birisine eli yetişemediği hâcâtına dair *KÀDIU’L-HÂCÂTA LİSAN-I
ACZ VE FAKR İLE YALVARMAKTIR VE İSTEMEK VE DUA ETMEKTİR. YANİ, ACZİN VE FAKRIN
CENAHLARIYLA MAKAM-I ÂLÂ-YI UBÛDİYETE UÇMAKTIR*….. 23. Söz