13.1.26

Mütalaa Ders notları 48: Kur'ân Nedir, Tarifi Nasıldır?

 

……….

 

Konu girişinde Kur’an’ın Rahmet olarak vasıflandırılmasından ve muhatap noktasından insanın nazara alınmış olmasından  yola çıkarsak burada ; merhamet ,sevmek, acımak ,korumak, ihtiyacını karşılamak ,yol göstermek, yardım etmek , şefkatle muamele etmek gibi kuşatıcı bir ihatayı düşünmeliyiz.

 

Bu bağlamda insanın yaratılışı, gönderildiği alem, kendi dışında olan varlıklar, etkileşim içinde olduğu ve olacağı hadiseler, merak ettikleri, arayışları, endişeleri, beklentileri, kaygıları, bilmedikleri ve bilmek isteyeceği şeyler, korkuları, hayat memat meseleleri, geçmiş ve gelecek zaman aynasından şimdi zaman yansıyan binler tahayyül ve düşünceler gibi muammalar, cevap bekleyen sorular ve giderilmesi gereken sorunlar beşerin ömür sermayesi ile gerçekleştireceği yol ve yolculuğun etrafını sarmıştır.

 

Dolayısıyla hikmet ve rahmet sahibi olan Rahman;  yarattıklarını musap kıldığı seyr-ü sefer ve teklife mazhar kıldığı berzahlarda yalnız bırakmayarak, ona şahsi ve içtimai kılavuzlarını refakatçı vermektedir. Kur’an bu mihmandarın hem kendisi hem de vazifelendirilmiş mübelliğ ve tebliğcilerin talim ve terbiyede başvurdukları en doğru kaynak kitabıdır.

 

Tüm bu hakikat Risale-i Nur’un;  Kur'ân Nedir, Tarifi Nasıldır? dersinde şöyle hülasa edilmiştir.

 

Kur'ân;

 

· Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,………..Yani şu büyük kainat kitabını yazan ve varlığının başlangıcı olmayan ve ilmi her şeyi kuşatmış olan Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kelâmından gelen bir açıklaması…

 

· ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,……..  Yani yaratılışla ilgili âyetleri, delilleri okuyan ve okutan çok çeşitli lisanların sonsuz açıklayıcısı….

 

· ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,…… Yani görünen ve görünmeyen alemlere ait bilgilerin yazılı olduğu kitabın tefsir edicisi….

 

· ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşâfı,……… Yani yeryüzünde ve semada  her biri gizli bir hazine olarak tecelli eden Allah’ın güzel isimlerini keşfedip gösteren bir bulucu….

 

· ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftahı,……….  Yani kainat kitabının satırlarında yazılan olaylar zincirin altında saklı olan hakikatlerin kapısını açıp gösteren bir anahtar…

 

· ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,…Yani  görünen ve görüp şahit olunan  bu alemde , bilinmeyen manevi alemlerin manalarını izhar eden dili…

 

· ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi,………….. yani  şu görünen alem üzerine çekilmiş tenteneli perdenin arkasında olan ve zahiren bilinmeyen ,aşikare görünmeyen ,şiddet-i zuhurundan gizlenmiş canipten sonsuz rahmet ve lütuf eseri olarak gelen ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh bir hazine sahibinin kuluna olan hitabı, konuşması….

 

· ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi,……….Yani  Mevcudiyetimizin hâmisi …..insaniyet-i kübrâ ………..İnsaniyet-i suğrâ denilen mehâsin-i medeniyetin mukaddimesi, ...en bedihî ve zarurî bir hakikat …………hakiki ve manevi hakim olacak ve beşeri dünyevi ve uhrevi saadete sevk edecek saik………..doğru fenlerle teçhiz edilmiş olan ve hiçbir kuvvet onu kıramayacak bir mahiyette bulunan hakikat……….hakiki milliyetimizin esası, ruhu …………...ve devahiye ( belâlara) karşı nokta-i istinadımız, muhabbetle ittihadı, marifetle imtizac-ı efkarı, uhuvvetle teavünü emreden nokta-i  istimdat……….mecmaü'l-mesakin,  ( muhtaçların toplandığı yer) melceü'l-fukara, (fakirlerin sığınağı) hakkı himaye, ( hakkın koruyucusu) hakikatı muhafaza, gururu men, tekebbürü (kibirlenmeyi) def eden, yegane kemal ve şerefin  ölçüsü……….kıt'alarında hakiki ve manevi hakim ve beşeri, dünyevi ve uhrevi saadete sevk edecek islamiyetin güneşi , temeli , plan ve projesi….

 

· ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası,……Yani öldükten sonraki hayata ait  ve  ahiret alemlerine dair menzillerin  ölçülendirilip akla, kalbe, ruha, hayale  gösterilen bir kroki …

 

· ve zat ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı,…. Yani idrakinden aciz olduğumuz ;  Allah'ın mevcudiyeti, bizzat varlığı (Vücut) ,  varlığının evveli ve başlangıcının olmaması  ( Kıdem) ,  varlığının sonu, bitiş noktasının bulunmaması (Beka),  zatında, sıfatlarında ve fiillerinde –işlerinde- bir tek olması (Vahdaniyet) , sonradan olanlara, sonradan yaratılmış olanlara benzememesi (Muhalefetü’n-Lil Havadis ), varlığı veya mevcudiyeti bir başkasına muhtaç olmaması (Kıyam bi-Nefsihi) diri, canlı ve ezelî bir hayat ile hayat sahibi olması (Hayat) , ezelî ilmiyle her şeyi bilmesi ( İlim) , istediğini dileyip tercih etmesi (İrade) bütün mümkünata gücünün yetmesi, her türlü tasarrufta bulunması ( Kudret) , O her türlü vasıta, organ ve bağıntılar olmaksızın her şeyi görmesi ( Basar) , her çeşit, her kuvvette ve zayıflıktaki sesleri işitip duyması ( Semi’) , harf ve seslere muhtaç olmadan konuşması ( Kelâm) , bilfiil yaratması, yoktan var etmesi ( Tekvin) gibi zati ve subiti sıfatlarının yanı sıra, Her iş ve fiile kaynaklık yapan Esmâ-i Hüsnâ’nın ve bu isim ve sıfatları tecelliye sevk eden zatında bulunan mukaddes özelliklerin ; kesin ve delilli bir şekilde açıklayıcısı, net bir yorumlayıcısı, sarsılmaz hücceti, parlak ve güçlü bir anlatıcısı, nitelikli manalarını idrake, ilgi ve talebe uygun bir şekilde çeviricisi…

 

· ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin mâ ve ziyâsı,….Yani  insanlık dünyasının  bilmeye, bulmaya  ve yaşamaya muhtaç olduğu şeylerin  eğitici ve öğreticisi ve insanın ve insanlığın hakikatinden maksad olan ve tüm ahsen-i takvim manasını ve de ahlak-ı haseneyi bünyesinde taşımakla adeta büyük ve kamil bir insan-ı külliyi temsil  eden İslamiyet’in manevi hayatının idamesi içi lazım olan su ve nuru ……….

 

· ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,………. Yani insan türünün yaratılmasındaki sır ve nedenlerine ait derinlik bilginin bulunduğu ilim dairesi……

 

· ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,………. tüm insaniyeti mutluluğa sevk eden , hazmedilir  gıday-i maneviyesini veren ve doğru ile yanlışı,iyi ile kötüyü ayırıp göstereni………

 

· ve insanlara

 

hem bir kitab-ı şeriat, ……..dine ait hukuk , had ve sınırların belirtildiği  bir kitap…….

 

hem bir kitab-ı dua,……..  Yani insanın kıymetinin tesbiti için mutlak şarta bağlanmış dua hakikatini içinde en eşsiz şekilde barındıran ilahi talime haiz öğretici ve kabule karin münacatların toplandığı  bir mukaddes dua kitabı….

 

hem bir kitab-ı hikmet,….Yani varlıkların mahiyet ve hakikatlerinin gösterildiği ve onlar ile muamele, muarefenin asıl,usül ve esasını bildirip gösteren bir kitap………..

 

hem bir kitab-ı ubudiyet,…Yani İnsanın , Allah’a karşı hürmet, tevazu, sevgi ve itaatini göstermek, rızasını elde etmek niyetiyle ortaya koyduğu dinî ve imani davranışları bir bütünlük ve bilinci içinde ve duyarlı bir şekilde sürdürmesini temin ve tesis eden bir kitap……….

 

hem bir kitab-ı emir ve dâvet,…Yani  Rabbimizin emir ve emre muvafık, iradenin varlığına mutabık davet içeriğinin bulunduğu bir kitap………….

 

hem bir kitab-ı zikir,………. Yani Hâlikımızı hatırlama, yâd etme,  anmaya terettüp eden huzur ve sükûnu  idrak etmemizin usulünü ve vusulünü öğretip gösteren bir kitap……….

 

hem bir kitab-ı fikir,……. Yani düşünmeye, akletmeye , vesileleri ile birlikte tefekküre sevk eden , bilmeye öğrenmeye , teklif ve davet edilen konu hakkında bir bilinç ve fikir sahibi olmaya çağıran bir kitap……….

 

· hem insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi bir kitâb-ı mukaddes,……. Yani insanın bütün manevi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için lazım olan bir çok kitabı, yani çeşitli şekillerde anlam arayışlarını, yaşamsal tecrübelerle elde edilecek çıktıları, dolaylı olarak aktarı aleme dağılmış gölgeli gölgesiz,perdeli perdesiz havatırdan ,nakillerden tedarik edilerek fayda umulan kazanımları .. sadece kendinde toplayan , ona ebedi yetecek olan ezvakı, feyzi, marifet ve muhabbeti verebilecek olan bir kutsal kitap………….

 

· hem bütün evliya ve sıddîkînin ve urefa ve muhakkıkînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitâb-ı semavîdir……… Yani Kur’an  bin dört yüz yıl önce Resul-ü Kibriya A.S.M ,ashabı ve  sair muhatapların hayatları ve dahil oldukları hadisatlar nezdinde ayet ayet  kıyamete kadar lazım olacak ve yetecek levazım hakikati  ile birlikte   tanzim ve tasnif edilmiştir. Bu bağlamda ortaya çıkacak olan meslek ve meşreplerin her ihtiyacını karşılayacak, onlara istinat ve istimdat noktasında tükenmez bir mehaz olacak mahiyette bir yeterlilik donanıma sahiptir. Tabin ve tebe-i tabinden yaklaşık birkaç yüz sonra ortaya çıkan beşeri gelişmeler ve manevi hacetler ve de gerekli olan ittihad ve dahi gerekçeler nedeniyle vazife alan  ve vazifelendirilen  , alimler, Sıddıklar, arifler,kamiller, müçtehidler gibi zevat-ı mübareke ,  hakikate hizmet eden ve giden yollarını, meşreplerini bu semavi kitaptan içtihad ve cehd etmişlerdir. Bu semavi öğreti ile talim-i nebevi dairesinde kalanlar istikametle görevlerini ifa etmiş, ümmeti Muhammedi S.A.V sahili selâmete taşıyacak rükûları  ve esasları meslek ve meşreplerine tatbik etmişlerdir.

 

Evet………… Kur'ân, Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için……………….bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelâmıdır……………… İşte bir mertbe-i mukaddese ve münezzeh bir meratibe-i ulviye……….

 

· Hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır…………… İşte bir derece-i azime Rabbaniye…

 

· Hem bütün semavât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır………İşte hadsiz bir ihata-i sübhaniye…….

 

· Hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir………İşte eşsiz bir tenezzülat-ı ilahiye……….

 

İlâahir…………………………

 

Evet, bu mahiyette bir Kur’ani ilişki ve hakikatiyle iştigalden doğan bir münasebet , insanın fıtratında olan ,gelişmeye müsait, genişlemeye münbit  mahiyetini  işler ve ona tazammun ettiği hakikatinden  bir paye verir. O paye onun sahip olduğu latifelerini besler, büyütür ,derecesini yükseltir, manevi bağışıklığını güçlendirir ve hasta olsa kalbi ruhi marazını  tedavi eder.

 

Yine - yukarıda da ifade edildiği gibi – nasıl meslek ve meşrep sahipleri kendi meslek ve meşreplerine rükün ve kaidler tespit edip tariklerinin hatlarını çizip belirlerken Kur’andan bazı ayetleri hüccet ve muarif olarak almışlar…aynen öyle de herkes Kur’ana olan yakınlığı,ilgi ve sevgisi ile kendisi için lazım olan hidayet ve şifa nurlarını bulabilir.. hayat ve ahiret yolculuğunda onun ve ayetlerinin arkadaşlığını kazanıp ,ünsiyet ve muhabbet edebilir…

 

“Kur’ân okuyunuz! Çünkü o, kıyamet günü kendisiyle hemhâl olan kişilere şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim, Müsâfirîn, 252)

 

“Sanki onlar iki bulut gibidirler veya iki siyah gölgelik gibidirler ki aralarında bir nûr parlar veya sanki onlar, gökyüzünde kanat açmış iki grup kuş gibidirler. Kendilerini okuyan insanları müdâfaa ederler.” (Müslim, Müsâfirîn, 253. Ayrıca bkz. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 5/2883)

 

“Kur’ân’ı okuyup onunla hemhâl olan kimseye (âhirette) şöyle denilir:

 

«–Oku ve yüksel, dünyada nasıl tertîl üzere ağır ağır okuyor idiysen öylece oku, senin makâmın, okuduğun en son âyetin seviyesinde olacaktır.»” (Ebû Dâvûd, Vitr, 20/1464; Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 18/2914)

 

“Kim Allah’ın kitâbından bir âyet öğrenirse kıyâmet günü öğrendiği âyet o kişiyi, yüzüne gülerek karşılar.” buyrulur. (Heysemî, VII, 161)

 

"Kur’ân’da otuz âyetlik bir sûre vardır ki, bağışlanıncaya dek okuyanına şefaat eder. O, Tebârekellezî bi-yedihi’l-mülk sûresidir." (Tirmizî, hadis no: 2891. Ebû Dâvud, hadis no: 1400. İbn-i Mâce, hadis no: 3786)

 

“Arş-ı A'zamın etrafında daima arı sesi gibi sesler duyulur. Sizin tesbih, tehlil, tekbir ve tahmidleriniz, vızıltılar halinde Allah'ın arşının etrafında tıpkı oğul veren arı şeklinde vızıltılar çıkartır. Ve bunların tek dilekleri de sahiplerinin affedilmesidir.” buyurur ve ekler: “Rabbinizin yanında böyle şefaatçilerinizin bulunmasını istemez misiniz?” (Müsned, 4/268-271)

 

Bunun gibi dünya da  kişinin ihtiyaç ve iştiyakı, ihlas ve meselesinin hakikati beyninde,  Kur’an ile istiaze, talep, dua, şifa gibi çok hadise vardır ki  bazı harika tesirat vukua gelir,getirilir…

 

Buna latif Nüktelerden bir mütemmim mana  nakil edelim:

 

…………….İşte havanın bu hâsiyetine binaendir ki; mevcudat-ı havaiye olan hurufat, kudsiyet kesbettikçe yani âhizelik vaziyetini aldıkça, yani Kur'an hurufatı olduğundan âhizelik vaziyetini aldığı ve düğmeler hükmüne geçtiği ve surelerin başlarındaki hurufat daha ziyade o münasebat-ı hafiyenin uçlarının merkezî ukdeleri, düğümleri ve hassas düğmeleri hükmünde olduğundan vücud-u havaîleri bu hasiyete mâlik olduğu gibi, vücud-u zihniyeleri dahi, hattâ vücud-u nakşiyeleri de bu hasiyetten hassaları ve hisseleri var. Demek o harflerin okunmasıyla ve yazılmasıyla maddî ilâç gibi şifa ve başka maksadlar hasıl olabilir………… Saidü'n-Nursî

 

Demek ki , Kur’anla olan muhatabiyet onun hakikatini biraz da olsa bilmekle , onun muhtevi olduğu derinliği biraz da olsa anlamakla , onu indiren zatın marifetine onun iz düşürüp ışık tuttuğu  yoldan gitmekle , talim ve davet ettiği emirleri idrak edip gereğince amel etmekle , vermiş olduğu iman derslerini mas edip kalp ve ruhu ,akıl ve letaifi beslemekle, hem ilmi olarak vaz ettiği bürhanları , izhar ettiği hüccetleri, araladığı perdeleri, nazara getirdiği hikmetleri hırzı can, baş göz edip saygı ve hürmetle mucibince mukabele etmekle her insan , kendi EVRAD-I KUR’AN’ iyesini ruhuna yazmış olur… Vechine  bakan ayetleri, müstefid olduğu sureleri istidat ve ihtiyacı bağlamında istifade eder… hem Kur’an ayetlerinin içlerinde olan ve bir biri ile bağlı olan hakikatler ve bir birini ikmal eden hasiyetlerden cüz de olsa külli istifade eder… Üç ihlaslı ihlasın bir müstakim fatiha ile bir küçük hatim sayıldığı gibi…

 

 

 

Evet, ilgili paragrafın sonunda ……………………bir âyetin sair âyât-ı Kur’âniye ile pek ince münasebetleri, ittisal cihetleri vardır, aralarında vahşet yoktur. Bu itibarla, müteaddit sûrelerden alınan âyetler, küçük bir Kur’ân hükmünde olur…….. denmiş … Yukarıda  yazılan EVRAD-I KUR’ANİYE  , MÜNACAT-I KUR’ANİYE GİBİ tertip edilen bazı eserler  bu manada Kur’an’ dan olduğunda Kur’an gibi faide  verebilir….

 

………. Üslûb-u Kur'ân'ın o kadar acip bir cem'iyeti var ki, birtek sûre, kâinatı içine alan bahr-i muhit-i Kur'ânîyi içine alır. Birtek âyet, o sûrenin hazinesini içine alır. Âyetlerin çoğu, herbirisi birer küçük sûre; sûrelerin çoğu, herbirisi birer KÜÇÜK KUR'ÂN'DIR.

 

İşte şu i'cazkârâne îcazdan, büyük bir lütf-u irşaddır ve güzel bir teshildir. Çünkü herkes, her vakit Kur'ân'a muhtaç olduğu halde, ya gabavetinden veya başka esbaba binaen, her vakit bütün Kur'ân'ı okumayan veyahut okumaya vakit ve fırsat bulamayan adamlar Kur'ân'dan mahrum kalmamak için, HERBİR SÛRE BİRER KÜÇÜK KUR'ÂN HÜKMÜNE, HATTÂ HERBİR UZUN ÂYET BİRER KISA SÛRE MAKAMINA GEÇER. Hattâ Kur'ân Fâtiha'da, Fâtiha dahi Besmelede münderiç olduğuna ehl-i keşif müttefiktirler. Şu hakikate burhan ise, ehl-i tahkikin icmâıdır.

 

..

.