……….
Konu girişinde Kur’an’ın Rahmet olarak vasıflandırılmasından
ve muhatap noktasından insanın nazara alınmış olmasından yola çıkarsak burada ; merhamet ,sevmek,
acımak ,korumak, ihtiyacını karşılamak ,yol göstermek, yardım etmek , şefkatle
muamele etmek gibi kuşatıcı bir ihatayı düşünmeliyiz.
Bu bağlamda insanın yaratılışı, gönderildiği alem, kendi
dışında olan varlıklar, etkileşim içinde olduğu ve olacağı hadiseler, merak
ettikleri, arayışları, endişeleri, beklentileri, kaygıları, bilmedikleri ve
bilmek isteyeceği şeyler, korkuları, hayat memat meseleleri, geçmiş ve gelecek
zaman aynasından şimdi zaman yansıyan binler tahayyül ve düşünceler gibi
muammalar, cevap bekleyen sorular ve giderilmesi gereken sorunlar beşerin ömür
sermayesi ile gerçekleştireceği yol ve yolculuğun etrafını sarmıştır.
Dolayısıyla hikmet ve rahmet sahibi olan Rahman; yarattıklarını musap kıldığı seyr-ü sefer ve
teklife mazhar kıldığı berzahlarda yalnız bırakmayarak, ona şahsi ve içtimai
kılavuzlarını refakatçı vermektedir. Kur’an bu mihmandarın hem kendisi hem de
vazifelendirilmiş mübelliğ ve tebliğcilerin talim ve terbiyede başvurdukları en
doğru kaynak kitabıdır.
Tüm bu hakikat Risale-i Nur’un; Kur'ân
Nedir, Tarifi Nasıldır? dersinde şöyle hülasa edilmiştir.
Kur'ân;
· Şu kitab-ı kebir-i
kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,………..Yani şu büyük kainat kitabını yazan
ve varlığının başlangıcı olmayan ve ilmi her şeyi kuşatmış olan Cenâb-ı Hakk’ın
sonsuz kelâmından gelen bir açıklaması…
· ve âyât-ı
tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,…….. Yani yaratılışla ilgili âyetleri, delilleri
okuyan ve okutan çok çeşitli lisanların sonsuz açıklayıcısı….
· ve şu âlem-i gayb
ve şehadet kitabının müfessiri,…… Yani görünen ve görünmeyen alemlere ait
bilgilerin yazılı olduğu kitabın tefsir edicisi….
· ve zeminde ve gökte
gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşâfı,……… Yani yeryüzünde ve
semada her biri gizli bir hazine olarak
tecelli eden Allah’ın güzel isimlerini keşfedip gösteren bir bulucu….
· ve sutûr-u
hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftahı,………. Yani kainat kitabının satırlarında yazılan
olaylar zincirin altında saklı olan hakikatlerin kapısını açıp gösteren bir
anahtar…
· ve âlem-i şehadette
âlem-i gaybın lisanı,…Yani görünen
ve görüp şahit olunan bu alemde ,
bilinmeyen manevi alemlerin manalarını izhar eden dili…
· ve şu âlem-i
şehadet perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı
ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi,…………..
yani şu görünen alem üzerine çekilmiş
tenteneli perdenin arkasında olan ve zahiren bilinmeyen ,aşikare görünmeyen
,şiddet-i zuhurundan gizlenmiş canipten sonsuz rahmet ve lütuf eseri olarak
gelen ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh bir hazine sahibinin kuluna olan
hitabı, konuşması….
· ve şu İslâmiyet
âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi,……….Yani Mevcudiyetimizin hâmisi …..insaniyet-i kübrâ
………..İnsaniyet-i suğrâ denilen mehâsin-i medeniyetin mukaddimesi, ...en bedihî
ve zarurî bir hakikat …………hakiki ve manevi hakim olacak ve beşeri dünyevi ve
uhrevi saadete sevk edecek saik………..doğru fenlerle teçhiz edilmiş olan ve
hiçbir kuvvet onu kıramayacak bir mahiyette bulunan hakikat……….hakiki
milliyetimizin esası, ruhu …………...ve devahiye ( belâlara) karşı nokta-i
istinadımız, muhabbetle ittihadı, marifetle imtizac-ı efkarı, uhuvvetle teavünü
emreden nokta-i istimdat……….mecmaü'l-mesakin,
( muhtaçların toplandığı yer) melceü'l-fukara,
(fakirlerin sığınağı) hakkı himaye, ( hakkın koruyucusu) hakikatı muhafaza,
gururu men, tekebbürü (kibirlenmeyi) def eden, yegane kemal ve şerefin ölçüsü……….kıt'alarında hakiki ve manevi hakim
ve beşeri, dünyevi ve uhrevi saadete sevk edecek islamiyetin güneşi , temeli ,
plan ve projesi….
· ve avâlim-i
uhreviyenin mukaddes haritası,……Yani öldükten sonraki hayata ait ve
ahiret alemlerine dair menzillerin
ölçülendirilip akla, kalbe, ruha, hayale gösterilen bir kroki …
· ve zat ve sıfât ve
esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı kàtıı,
tercüman-ı sâtıı,…. Yani idrakinden aciz olduğumuz ; Allah'ın mevcudiyeti, bizzat varlığı (Vücut) ,
varlığının evveli ve başlangıcının
olmaması ( Kıdem) , varlığının sonu, bitiş noktasının bulunmaması
(Beka), zatında, sıfatlarında ve
fiillerinde –işlerinde- bir tek olması (Vahdaniyet) , sonradan olanlara,
sonradan yaratılmış olanlara benzememesi (Muhalefetü’n-Lil Havadis ), varlığı
veya mevcudiyeti bir başkasına muhtaç olmaması (Kıyam bi-Nefsihi) diri, canlı
ve ezelî bir hayat ile hayat sahibi olması (Hayat) , ezelî ilmiyle her şeyi
bilmesi ( İlim) , istediğini dileyip tercih etmesi (İrade) bütün mümkünata
gücünün yetmesi, her türlü tasarrufta bulunması ( Kudret) , O her türlü vasıta,
organ ve bağıntılar olmaksızın her şeyi görmesi ( Basar) , her çeşit, her
kuvvette ve zayıflıktaki sesleri işitip duyması ( Semi’) , harf ve seslere
muhtaç olmadan konuşması ( Kelâm) , bilfiil yaratması, yoktan var etmesi (
Tekvin) gibi zati ve subiti sıfatlarının yanı sıra, Her iş ve fiile kaynaklık
yapan Esmâ-i Hüsnâ’nın ve bu isim ve sıfatları tecelliye sevk eden zatında
bulunan mukaddes özelliklerin ; kesin ve delilli bir şekilde açıklayıcısı, net
bir yorumlayıcısı, sarsılmaz hücceti, parlak ve güçlü bir anlatıcısı, nitelikli
manalarını idrake, ilgi ve talebe uygun bir şekilde çeviricisi…
· ve şu âlem-i
insaniyetin mürebbîsi ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin mâ ve ziyâsı,….Yani insanlık dünyasının bilmeye, bulmaya ve yaşamaya muhtaç olduğu şeylerin eğitici ve öğreticisi ve insanın ve
insanlığın hakikatinden maksad olan ve tüm ahsen-i takvim manasını ve de
ahlak-ı haseneyi bünyesinde taşımakla adeta büyük ve kamil bir insan-ı külliyi
temsil eden İslamiyet’in manevi
hayatının idamesi içi lazım olan su ve nuru ……….
· ve nev-i beşerin
hikmet-i hakikiyesi,………. Yani insan türünün yaratılmasındaki sır ve
nedenlerine ait derinlik bilginin bulunduğu ilim dairesi……
· ve insaniyeti
saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,………. tüm insaniyeti mutluluğa
sevk eden , hazmedilir gıday-i
maneviyesini veren ve doğru ile yanlışı,iyi ile kötüyü ayırıp göstereni………
· ve insanlara
hem bir kitab-ı
şeriat, ……..dine ait hukuk , had ve sınırların belirtildiği bir kitap…….
hem bir kitab-ı dua,……..
Yani insanın kıymetinin tesbiti için
mutlak şarta bağlanmış dua hakikatini içinde en eşsiz şekilde barındıran ilahi
talime haiz öğretici ve kabule karin münacatların toplandığı bir mukaddes dua kitabı….
hem bir kitab-ı
hikmet,….Yani varlıkların mahiyet ve hakikatlerinin gösterildiği ve onlar
ile muamele, muarefenin asıl,usül ve esasını bildirip gösteren bir kitap………..
hem bir kitab-ı
ubudiyet,…Yani İnsanın , Allah’a karşı hürmet, tevazu, sevgi ve itaatini
göstermek, rızasını elde etmek niyetiyle ortaya koyduğu dinî ve imani
davranışları bir bütünlük ve bilinci içinde ve duyarlı bir şekilde sürdürmesini
temin ve tesis eden bir kitap……….
hem bir kitab-ı emir
ve dâvet,…Yani Rabbimizin emir ve
emre muvafık, iradenin varlığına mutabık davet içeriğinin bulunduğu bir
kitap………….
hem bir kitab-ı zikir,………. Yani Hâlikımızı hatırlama, yâd
etme, anmaya terettüp eden huzur ve
sükûnu idrak etmemizin usulünü ve
vusulünü öğretip gösteren bir kitap……….
hem bir kitab-ı
fikir,……. Yani düşünmeye, akletmeye , vesileleri ile birlikte tefekküre
sevk eden , bilmeye öğrenmeye , teklif ve davet edilen konu hakkında bir bilinç
ve fikir sahibi olmaya çağıran bir kitap……….
· hem insanın bütün
hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi bir
kitâb-ı mukaddes,……. Yani insanın bütün manevi ihtiyaçlarını
karşılayabilmek için lazım olan bir çok kitabı, yani çeşitli şekillerde anlam
arayışlarını, yaşamsal tecrübelerle elde edilecek çıktıları, dolaylı olarak
aktarı aleme dağılmış gölgeli gölgesiz,perdeli perdesiz havatırdan ,nakillerden
tedarik edilerek fayda umulan kazanımları .. sadece kendinde toplayan , ona
ebedi yetecek olan ezvakı, feyzi, marifet ve muhabbeti verebilecek olan bir
kutsal kitap………….
· hem bütün evliya ve
sıddîkînin ve urefa ve muhakkıkînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı
mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek
ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz
eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitâb-ı semavîdir……… Yani
Kur’an bin dört yüz yıl önce Resul-ü
Kibriya A.S.M ,ashabı ve sair
muhatapların hayatları ve dahil oldukları hadisatlar nezdinde ayet ayet kıyamete kadar lazım olacak ve yetecek
levazım hakikati ile birlikte tanzim ve tasnif edilmiştir. Bu bağlamda
ortaya çıkacak olan meslek ve meşreplerin her ihtiyacını karşılayacak, onlara
istinat ve istimdat noktasında tükenmez bir mehaz olacak mahiyette bir
yeterlilik donanıma sahiptir. Tabin ve tebe-i tabinden yaklaşık birkaç yüz
sonra ortaya çıkan beşeri gelişmeler ve manevi hacetler ve de gerekli olan
ittihad ve dahi gerekçeler nedeniyle vazife alan ve vazifelendirilen , alimler, Sıddıklar, arifler,kamiller,
müçtehidler gibi zevat-ı mübareke ,
hakikate hizmet eden ve giden yollarını, meşreplerini bu semavi kitaptan
içtihad ve cehd etmişlerdir. Bu semavi öğreti ile talim-i nebevi dairesinde
kalanlar istikametle görevlerini ifa etmiş, ümmeti Muhammedi S.A.V sahili
selâmete taşıyacak rükûları ve esasları
meslek ve meşreplerine tatbik etmişlerdir.
Evet………… Kur'ân,
Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için……………….bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın
kelâmıdır……………… İşte bir mertbe-i mukaddese ve münezzeh bir meratibe-i
ulviye……….
· Hem bütün
mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır…………… İşte bir derece-i azime
Rabbaniye…
· Hem bütün semavât
ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır………İşte hadsiz bir ihata-i sübhaniye…….
· Hem rububiyet-i
mutlaka cihetinde bir mükâlemedir………İşte eşsiz bir tenezzülat-ı ilahiye……….
İlâahir…………………………
Evet, bu mahiyette bir Kur’ani ilişki ve hakikatiyle
iştigalden doğan bir münasebet , insanın fıtratında olan ,gelişmeye müsait,
genişlemeye münbit mahiyetini işler ve ona tazammun ettiği
hakikatinden bir paye verir. O paye onun
sahip olduğu latifelerini besler, büyütür ,derecesini yükseltir, manevi
bağışıklığını güçlendirir ve hasta olsa kalbi ruhi marazını tedavi eder.
Yine - yukarıda da ifade edildiği gibi – nasıl meslek ve
meşrep sahipleri kendi meslek ve meşreplerine rükün ve kaidler tespit edip
tariklerinin hatlarını çizip belirlerken Kur’andan bazı ayetleri hüccet ve
muarif olarak almışlar…aynen öyle de herkes Kur’ana olan yakınlığı,ilgi ve
sevgisi ile kendisi için lazım olan hidayet ve şifa nurlarını bulabilir.. hayat
ve ahiret yolculuğunda onun ve ayetlerinin arkadaşlığını kazanıp ,ünsiyet ve
muhabbet edebilir…
“Kur’ân okuyunuz! Çünkü o, kıyamet günü kendisiyle hemhâl
olan kişilere şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim, Müsâfirîn, 252)
“Sanki onlar iki bulut gibidirler veya iki siyah gölgelik
gibidirler ki aralarında bir nûr parlar veya sanki onlar, gökyüzünde kanat
açmış iki grup kuş gibidirler. Kendilerini okuyan insanları müdâfaa ederler.”
(Müslim, Müsâfirîn, 253. Ayrıca bkz. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 5/2883)
“Kur’ân’ı okuyup onunla hemhâl olan kimseye (âhirette) şöyle
denilir:
«–Oku ve yüksel, dünyada nasıl tertîl üzere ağır ağır okuyor
idiysen öylece oku, senin makâmın, okuduğun en son âyetin seviyesinde
olacaktır.»” (Ebû Dâvûd, Vitr, 20/1464; Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 18/2914)
“Kim Allah’ın kitâbından bir âyet öğrenirse kıyâmet günü
öğrendiği âyet o kişiyi, yüzüne gülerek karşılar.” buyrulur. (Heysemî, VII,
161)
"Kur’ân’da otuz âyetlik bir sûre vardır ki,
bağışlanıncaya dek okuyanına şefaat eder. O, Tebârekellezî bi-yedihi’l-mülk
sûresidir." (Tirmizî, hadis no: 2891. Ebû Dâvud, hadis no: 1400. İbn-i
Mâce, hadis no: 3786)
“Arş-ı A'zamın etrafında daima arı sesi gibi sesler duyulur.
Sizin tesbih, tehlil, tekbir ve tahmidleriniz, vızıltılar halinde Allah'ın
arşının etrafında tıpkı oğul veren arı şeklinde vızıltılar çıkartır. Ve
bunların tek dilekleri de sahiplerinin affedilmesidir.” buyurur ve ekler:
“Rabbinizin yanında böyle şefaatçilerinizin bulunmasını istemez misiniz?” (Müsned,
4/268-271)
Bunun gibi dünya da
kişinin ihtiyaç ve iştiyakı, ihlas ve meselesinin hakikati
beyninde, Kur’an ile istiaze, talep,
dua, şifa gibi çok hadise vardır ki bazı
harika tesirat vukua gelir,getirilir…
Buna latif Nüktelerden bir mütemmim mana nakil edelim:
…………….İşte havanın bu hâsiyetine binaendir ki; mevcudat-ı
havaiye olan hurufat, kudsiyet kesbettikçe yani âhizelik vaziyetini aldıkça,
yani Kur'an hurufatı olduğundan âhizelik vaziyetini aldığı ve düğmeler hükmüne
geçtiği ve surelerin başlarındaki hurufat daha ziyade o münasebat-ı hafiyenin
uçlarının merkezî ukdeleri, düğümleri ve hassas düğmeleri hükmünde olduğundan
vücud-u havaîleri bu hasiyete mâlik olduğu gibi, vücud-u zihniyeleri dahi,
hattâ vücud-u nakşiyeleri de bu hasiyetten hassaları ve hisseleri var. Demek o
harflerin okunmasıyla ve yazılmasıyla maddî ilâç gibi şifa ve başka maksadlar
hasıl olabilir………… Saidü'n-Nursî
Demek ki , Kur’anla olan muhatabiyet onun hakikatini biraz
da olsa bilmekle , onun muhtevi olduğu derinliği biraz da olsa anlamakla , onu
indiren zatın marifetine onun iz düşürüp ışık tuttuğu yoldan gitmekle , talim ve davet ettiği
emirleri idrak edip gereğince amel etmekle , vermiş olduğu iman derslerini mas
edip kalp ve ruhu ,akıl ve letaifi beslemekle, hem ilmi olarak vaz ettiği
bürhanları , izhar ettiği hüccetleri, araladığı perdeleri, nazara getirdiği
hikmetleri hırzı can, baş göz edip saygı ve hürmetle mucibince mukabele etmekle
her insan , kendi EVRAD-I KUR’AN’ iyesini ruhuna yazmış olur… Vechine bakan ayetleri, müstefid olduğu sureleri
istidat ve ihtiyacı bağlamında istifade eder… hem Kur’an ayetlerinin içlerinde
olan ve bir biri ile bağlı olan hakikatler ve bir birini ikmal eden
hasiyetlerden cüz de olsa külli istifade eder… Üç ihlaslı ihlasın bir müstakim fatiha
ile bir küçük hatim sayıldığı gibi…
Evet, ilgili paragrafın sonunda ……………………bir âyetin sair âyât-ı Kur’âniye ile pek ince münasebetleri, ittisal
cihetleri vardır, aralarında vahşet yoktur. Bu itibarla, müteaddit sûrelerden
alınan âyetler, küçük bir Kur’ân hükmünde olur…….. denmiş … Yukarıda yazılan EVRAD-I KUR’ANİYE , MÜNACAT-I KUR’ANİYE GİBİ tertip edilen bazı
eserler bu manada Kur’an’ dan olduğunda
Kur’an gibi faide verebilir….
………. Üslûb-u
Kur'ân'ın o kadar acip bir cem'iyeti var ki, birtek sûre, kâinatı içine alan
bahr-i muhit-i Kur'ânîyi içine alır. Birtek âyet, o sûrenin hazinesini içine
alır. Âyetlerin çoğu, herbirisi birer küçük sûre; sûrelerin çoğu, herbirisi
birer KÜÇÜK KUR'ÂN'DIR.
İşte şu i'cazkârâne
îcazdan, büyük bir lütf-u irşaddır ve güzel bir teshildir. Çünkü herkes, her
vakit Kur'ân'a muhtaç olduğu halde, ya gabavetinden veya başka esbaba binaen,
her vakit bütün Kur'ân'ı okumayan veyahut okumaya vakit ve fırsat bulamayan adamlar
Kur'ân'dan mahrum kalmamak için, HERBİR SÛRE BİRER KÜÇÜK KUR'ÂN HÜKMÜNE, HATTÂ
HERBİR UZUN ÂYET BİRER KISA SÛRE MAKAMINA GEÇER. Hattâ Kur'ân Fâtiha'da, Fâtiha
dahi Besmelede münderiç olduğuna ehl-i keşif müttefiktirler. Şu hakikate burhan
ise, ehl-i tahkikin icmâıdır.
..
.