DUA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DUA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.7.26

6 MÜNACAT

  

MÜNACAT 1 :

Yâ İlahî !

Nasıl bir kırıma uğradığımı görüyorsun..

İçimin dolmadan nasıl boşaltıldığını da…

Yolumun haramiler tarafından nasıl kesildiğini..

Vehim dağlarından düşen kayaların fehmimin dar geçitlerini nasıl kapadığını da…

Ruhumun nasıl köşe bucak taciz edildiğini de biliyorsun..

Hiç beklemediğim zamanlarda nasıl baskınlar yediğimi de ..

İki lafı bir araya getirip sana nasıl seslemediğimi..

Eman dilemekte nasıl şaşırıp kaldığımı da..

Nasıl korktuğumu ..

Elimden kaçan pişmanlıklarımı ..

Gün yüzü görmemiş gözyaşlarımın nasıl doğman kirpiklerimde öldüğünü de görüyorsun…

Omuzuma astığım hayal heybemin kucağının hep nasıl boş kaldığını da biliyorsun…

Sanki ab-ı hayatı yedi kat yerin altına gömülmüş , nefesi daha ilk arşında kesilmiş bîçareliğimde sana aşikâr…

Tükendiğimi en iyi sen biliyorsun..

Her gün biraz biraz daha eriyip bittiğimi de…

Gönül bahçelerinde istenmediğimi, dost sofralarına nasıl davet edilmediğimi, bir rüya penceresi olsun sevgilinin yurduna nasıl açılmadığını ..o seher yellerinin , bülbül ve güllerinin hiçbir sabahımda bana şakımadığını , salınıp gelen kokular taşımadığını da…

Buna dayanmak zor..

Kalbimin işgal edilmiş yerinde kurulan lanetli otağın saçtığı zehrin buhurundan aklımın tutsaklığına şahit olmak.. vicdanımın canına ot tıkayan zafer çığlıklarına katlanmakta…

Umud denilen helalimin mihrini verememenin kederi de yıkıcı ve ezici…

Kalabalıklar içinde kaybolmak bu olsa gerek………….

“Bana ne oldu” diyemeyeceğim ..bana o kadar çok şey oldu ki hangi birini söyleyeyim…

Bir tebessüm seğirtisinin yüzümde nasıl birden donduğunu..

Bin bir perdenin arasından elime düşen güzellik gölgelerinin nasıl hunharca yağmalandığını..

Boynumdaki yağlı ilmeğin her an beni meşum bir dehlize nasıl çektiğini görüyorsun…

Kuşatma altında olduğumu en iyi sen biliyorsun…

Gönül kilerimin nasıl bî-erzâk kaldığını ..

Yardımcı kuvvetlerin tipiye yakalanıp nasıl gelemediğini..

“Yettim”, “yetiştim” diye hiçbir sesin nasıl duyulmadığını..

Nasıl arkamdan “buradayım” diye kimsenin bağırmadığını..

Her çaldığım kapının sessizce nasıl üstüme kapandığını..

Birkaç satırlık teselli mektuplarına nasıl sarıldığımı..

Sonra görünmeyen bir elin nasıl gelip kollarımı gevşetip beni bir çukura gömdüğünü de biliyorsun…

Kendimden yorulduğumu..

Tek başına yürüyemeyeceğimi..

Bencileyin hiç bir düğümü çözemeyeceğimi..

Bir şeyleri anlamak ve yaşamak için takatimin kalmadığını..

İyi niyetli olup olmadığımı yine en iyi sen biliyorsun…

Burası benim artık bir adım bile atamayacağım yer..

Bu çizgiyi ben kendimle geçemem..

Beni yutan bu kara delikten ben kendi kendime çıkamam…

Ve bu sefaletimden başka sana sunabilecek hiçbir şeyim yok…

Ve benim senden başka hiç kimsem yok..

Ve beni bu düşkünlüğümle senden başka hiç kimse kabullenemez..

Çünkü kimse onun üzerine ,üzerimde taşıdığım kirlerden bulaştırmamı istemez..

Sen münezzehsin..

Hiçbir çirkinlik ve fenalık sana ulaşamaz..

Hiçbir şey sana fayda ve zarar veremez..

Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan sensin...

Ve sen sahibimsin…

Efendimsin, kölenim…

Sana layık olamadığım bir gerçek..

Huzurundan kaçtığımda…

Defalarca beni çöllerden toplayıp açlığımı, susuzluğumu, sensizliğimi giderdiğinde gerçek..

Sonsuz merhamet sahibi olduğunda bir hakikat..

Senden başka dönülecek bir yerin de olmadığı doğru..

Senden başka yaraları sarabilecek olan da yok..

Şefî de sensin ve kim olursa olsun onun destinde olan yed de senin…

Hâdî, Muğîs, Muîn de ancak sensin…

Bütün kilitler senin iradenle , ol demenle açılır..

Eğer beni bağışlarsan her şey düzelir..

Bağışla lütfen…

Çok sevinirim..

Ve sen sevindirmeyi seversin…....

*Keşke içimde çoşar bir duygu ile sana bazı tahiyyeler verebilseydim.* .

*Körük gibi kalkıp inen göğsümden mahfi bir sada ile adını inleyebilseydim.* .

*Keşke hıçkırıklarım genzimde tutunamayıp kendilerini ifşa etseydi.* .

*Keşke soluk soluğa sırrıma mıhladığın sevi mührünü kemal-i edeple önünde öpebilseydim…*

*Boynumun vurulması uğruna o şarab-ı mukaddesi bir lahuti cezbe ile kana kana bab-ı cemal semâ’ında içebilseydim…*

*Keşke her şeyi unutup hiç eşiğinden ayrılmamış olmanın neşesiyle kendimden geçebilseydim…*

*Keşke….......*

Sana zor yok ey eşsiz güzellik..

Sana zor yok her şeyin hüsnü kaşısında eriyip, celali karşısında titrediği…

Beni benim zavallılığım için bağışla..

Benim kimsesizliğime  acıyıp dost âgûşunu aç..

Beni göz açıp kapayıncaya kadar benimle baş başa bırakma..bir çocukla ilgilendiğin merhametinle benimle ilgilen…

Benim senden başka sığınacak kimsem yok..

Sen beni kabul etmezsen kıyametim kopar..

İnanıyorum ki sen bunu istemezsin..

Yok olup gitmemi , bu pejmürde halimle sürünüp rezil rüsva olmamı da istemezsin…

İsyanlarımı , firarlarımı, nankörlüklerimi, taşkınlıklarımı, bedbinliklerini , yüzsüzlüklerimi , kabalıklarımı , şükürsüzlüğümü , düşüncesizliğimi , türlü cürümlerimi bağışla…

Nedameti mi biliyorsun..

Senden ayrı düşmenin cehennemimde nasıl yandığımı da..

Nasıl hamisiz bir şekilde hayat tünellerde kıvrandığımı da..

Her şeyin anlamını nasıl yitirdiğini..

Emellerimin beni nasıl terk ettiğini,

Cephemde asılı terzil yaftasının bende hiçbir tutamak bırakmadığını görüyorsun..

Halimle, kalimle itiraf ettiğim çaresizliğimi en iyi sen biliyorsun..

Beni böyle naçar koyma..

Ne olur beni yüz sürdüğüm eşiğinden geri çevirme..

Boğucu zulmet zindanlarına döndürme..

Zalim avcıların tuzaklarına düşürme

Kar ve dolu suları ile kalbimi  yıka..

Fıtrat kâbemi teveccühünle abad et…

Muhtaç olduğum harem-i hizmetine bende kıl…

Ne olur hatalarımdan geç de sakın benden geçme..

Yâ Hûuu!

Yâ zelcelâli ve'l-ikrâm ……

Âmîn.. Âmîn.. Âmîn…

….

 

MÜNACAT 2:

 

E‘ûzu billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm..

Bismillâhirrahmânirrahîm…

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn,Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn………….

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm ..

 

Ey kullarını dünya ve ahirette günahları yüzünden rezil etmeyen onların kusurat ve kabahatlarını  örtüp gizleyen.. cezalandırmayan , mağfiret ediciliği ileri seviyede bulunan Gafûr :

 

Gizli açık günahlarımı , su-i zanlarım , yanlış mübaşetlerim ,kabiliyetsizliklerimle düştüğüm belaların hükümlerini , bilerek ve bilmeyerek sırtıma yüklendiğim günahlarımı , isteyerek veya iltibas ile boynuma asılan veballerimi mağfiret eyle… Tümünden pişman olduğum bu kokuşmuşluğun ağır butlanından , aklıma , kalbime verdiği sıkıntıdan, ruhumda oluşturduğu darlıktan sana sığınıyor ve ;

 

“ Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe'l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye'l-Kayyûm ve etûbu ileyh” (Azamet sahibi, kendisinden başka ilah olmayan, diri ve her şeyin sahibi olan Allah'tan af diler ve ona tövbe ederim.) …… diyorum…

 

Ey kullarının seyyiatlarından tekrar tekrar geçen Ğaffar :

 

Müteaddit defa düştüğüm seyyiat çukurlarından beni çıkartıp, huzuruna gelmeme izin veren sensin.. umutsuzluğa düştüğüm kendimden yıldığım zamanlarda içime doğdurduğun ümit ışığı ile yönelişimi karşılayan senin tükenmez affediciliğin ile ilgili ihsas ettiğin histir… cürümlerimi setretmekten usanmayan .. kullarından kolayına vaz geçmeyen sensin…bu baha biçilmez ilgine ciddiyetle karşılık vermediğimden, zaaflarıma yenilip pest ahlaklarla düşkünlük gösterdiğimden dolayı çokça bağışlayıcı olduğun inayete kaçıyor ve bir kez daha yüzümü kapkara yapan kalbimi siyah noktalara boğan günahlarımın öldürücü şerrinden sana sığınıyor ve:

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe'l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye'l-Kayyûm ve etûbu ileyh” …diyorum…

 

Ey acıyıp bağışlaması her şeyi kuşatmış olan Rahmân:

 

Senin rahmetin benimde melceim ve halâskarımdır…Recam’ın nefes aldığı liman senin Rahmet limanındır…Tükenmişliğimin yakıcı ateşini serinleten , başımdaki dumanlı kaybolmuşluğu selamete çıkarmasını intizar ile yollarına baktığım yine senin rahmet tecellilerindir….. Senin tün yarattıklarını ihata eden rahmetine gösterdiğim vefasızlığı, saygısızlığı, görmeden gelmişliğimi affet… öz irademe teslim ile tevdi ettiğin kendime  zulm ettiğim için beni bağışla....nefsimdeki menfi temayüllerin önünü kesme konusunda düştüğüm ataleti , hislerimi istila eden müptelalıkların önünü açmamı , ellerimle kendim için hazırladığım tuzakları , şeytanın bana kolayca erişmesi için beni ona yaklaştıran sinsi düşkünlüklerimi affetmeni istiyor ve bütün varlığım ve de pişmanlıklarımla :

 

“ Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh” …diyorum…

 

Ey engin merhamet sahibi Rahîm..

 

Senin merhametin zavallı kalbimin en büyük tesellisidir…günahlarımdan dolayı başıma yıkılan enkazın altından sesimi ulaştırmama cesaret veren de yine senin sonsuz merhametindir…Dünya ve ahiret alemlerinde ve tüm menzillerinden ihtiyaç duyduğum ve duyacağım hacetlerimi bana ulaştıracak ve korktuklarımdan emin edecek olan da senin merhametindir…Kulun olmaktan ve sana ait olmaktan başka elimde hiç bir şey yok ..dönüşümü , ümidimi , senden olan intizarlarımı kabul eyle… Ve beni senden uzaklaştıran ,ayağıma dolaşan , latifelerimi kör edip sersemleştiren , masiva ile meşgul edip canıma yanlızlık ..kimsesizlik.. hamisizlik otunu tıkayıp ateşe vererek ruhumu boğduran her türlü seyyiatımı bağışlamanı , din gününün dehşetinden , kabir ve cehennem azabının kahredici şerrinden  beni azat  etmeni diliyor ve :

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh” …diyorum…

 

Ey kullarını tövbeye muvaffak kılan ve tövbelerini kabul eden Tevvâb..

 

Sana yönelmek, huzurunda hatalarımı itiraf edebilmek senin lütfundandır... Unuttuğum günahlarımı bana hatırlatıp beni hacalet içine çekerek utanç dolu yüzleşmelere beni muvaffak kılman ..ancak senin beni affetmek için açtığın gösterdiğin bir sakınmanın eseridir…

Günahlarımdan gözlerimin yaşarması , kalbinin ezilmesi  ,başımın ağırması, duygularımın allak bullak olup dilimin; aman Yâ Rabbi! Aman Yâ Rabbi diye oradan oraya mağfiret için telaşlanıp koşuşturması ancak senin lütfundandır….çünkü günahlarımı senden başkası affedemez.. ve sen merhamet edip kusurlarımı bağışlamaz isen hiçbir şeyin bana bir faydası olamaz… bundan anlıyorum ki, içimi dışıma çıkararak beni tüm ağırlıklarımdan kurtarmak istiyorsun… bu nedenle çirkin günahlarımla hesaplaşmak acıda olsa bunu büyük bir sevinçle kabul ediyorum… vermek istemeseydi istemek vermezdi fehvasınca; “affedecek olmasaydı” hatırlatmazdı diye teselli ve umut buluyorum…

Bu nedenle huzurunda iki büklüm olup tek tek tüm günahlarımı itiraf ediyorum ki, affına mazhar olayım.. hiç bir şeyi gizlemeye çalışmayayım ki şeytan bende işleyecek bir şantaj madeni bulmuş olmasın…tüm düşkünlüklerimi, fena meyillerimi, ifrat ve tefrit hallerimi, mağlubiyetlerimi, istismara açık yanlarımı, kötü düşünce ve hayallerimi , kaybettiğim iyimserliğimi, tevekkülsüz gafletimi , haddi aşan titizlik ve tedbirlerimi , vazife sizlikle neden olduğum zararları , neden olduğum olumsuzlukları, başkasını uğrattığım kayıpları , vefasızlıklarımı , yaptığım haksızlıkları gözümün önüne getiriyor ve büyük bir nedametle:

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh” … diyorum…

 

Ey ibadına hadsiz derecede şefkat gösteren Raûf…

 

Her şeyin bittiğini vehm ettiğim zamanda kalbime telkin olunan senin şefkatindir…Hayat serüvenime baktığımda girdiğim berzah ve mahdut tünellerden beni çıkarıp zorluk hendeklerini atlatan..her sıkıştığımda yanı başımda olan..vesileler, sebepler ve nedenler diliyle benimle konuşup başımı okşayan senin sonsuz şefkatindir…Her yoldan çıkışımda elimden tutup beni emin bir yere bırakan ve gözeten sensin…Tüm bu iyiliklerine, ihsan ve ikramına karşı asi oluşumu bağışla… Ve beni ne olursa olsun bu hadsiz şefkatinden mahrum etme…ben ancak senin kulunum ve senden başka bana kimse senin gibi şefkat ve merhamet edemez… Yüzümü ,kalbimi, ruhumu ,vicdanımı ve tüm duygu ve düşüncelerimi yıpranmışlığı, kirlenmişliği, kırılmışlığı ile şefkatinin önüne seriyor ve :

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh ” …diyorum…

 

Ey hiçbir sorumluluk kalmayacak , hiçbir iz bırakmayacak şekilde günahları affeden Afüvv..

 

Beni üzerimde hiçbir günahın izi kalmayacak şekilde affeyle…Günahlarımdan neşet eden hastalıkların istilasından ve iptilasından koruyuver..

Hududu aşmış olmamın , şımarıklık ve hadsizliğin istidatlarıma yüklediği vebalin külfetinden hakikatimi kurtar…

Dilimle, elimle , niyetlerimle ortaya çıkardığım ve faili olduğum tüm çirkinlikleri meccanen temizleyip benden uzaklaştır…

Günahlarıma şahit olan ve işleyen tüm azalarımı   seyyiatlarımın pasından kirinden arındır…

Suç ortağı olduğum cürümleri bir daha hesabı görülmeyecek şekilde bağışla…

Mazimden gelen , iradem haricinden letaifime bulaşmış, adeta miras gibi kucağımda bulduğum ve sanki doğal akış gibi görüp sürdürerek bugüne taşıdığım tüm manevi sıkleti üzerimden kaldır…

İnsaniyetimin önüne engel olarak duran , gelişimime mani olan, hikmetten ..anlayıştan.. kavrayıştan

İz’andan ..hakkı kabul edip yaşamaktan .. kötülü engelleyip iyiliği yaymaktan ..marazatı celb edip afiyeti def eden..  ünsiyetten beri tutup mevcudat ve masnuata karşı yabancı kılan ve fıtratımda derç edilmiş tüm kemalâttan beni mahrum eden görünen görünmeyen , bilinen bilinmeyen, hatırlanan hatırlanmayan, anlaşılan anlaşılamayan her ne kadar hastalık, kalıntı, hata, kusur günahım varsa hepsini benden uzaklaştırmanı yalvarıyor ve; 

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh” …diyerek sana iltica ediyorum…

 

Yâ Allah .. Yâ Allah .. Yâ Allah...Yâ rabbe's-semâvâti ve'l-ard, yâ zelcelâli ve'l-ikrâm…

 

Senin kullarına en büyük ihsanın onları bağışlamandır..

Çünkü insan zalim ve cahil olduğu cihetle ihanete açık ve de nisyana müpteladır…

Düşmanı kendi içinde severek beslediği gibi harici adavetlerinde hedefindedir..

Meyilleri ve mahiyetinde olan zaaf ve aczi onu birçok hataya duçar etmektedir..

Ve önünde iki yol ve iki dehşetli akıbet onu hayat kitabına yazdırdıkları ile birlikte ya saadet ya da felaket için beklemektedir…

Bu durumda olan bir kulun senin rahmetinden , merhametinden ve affediciliğinden başka ne umudu olabilir…

Onu bekleyen akıbetin mutluluk kısmını kimse veremeyeceği gibi itap kısmını kim durdurabilir…

Allah’ım ne benim ne de diğer kullarının senden başka ne sığınacak bir yeri ne de senden çalabileceği bir başka kapı var…

Bizim tek varlığımız ve zenginliğimiz sensin…

Eğer sen beni affetmezsen ben sadece bir ebedi hayatın keyfiyetini kaybetmiş olmam ;

Ben seni kaybetmiş, iltifatını kaçırmış olmanın çıldırtan karanlığında ve sonsuz azabı içinde kalırım…

Bu azap yedi cehenneminden büyük olan bir cehennemdir…

Ben bunun yandırıcı , yok edici, bitmeyen azabının dehşetinden bir kuş yavrusu gibi senin merhametine sığınırım…

Yâ Rabbi ! Ben ümmet-i Muhammed’indenim..

Benim bağışlarsan Raûf ve Rahîm isminle andığın habibin çok sevinir…

Hem benim hilkatimde ve kalbimde ondan bir nur da var…

Ve sen “ ……….. sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir ……buyurdun………. Yâ İlahî! İşte o sevgili habin A.S.M  âtân ile içimizde ve ben ve biz sana istiğfar ediyoruz:

 

“ Allâhümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vâ’dike mesteda’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebû ü leke bi-ni’metike aleyye ve ebû ü bi zenbî fağfirlî fe innehû lâ yağfiruz-zünûbe illâ ente .”………. (“Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ibâdete lâyık ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım. Bana lutfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günâhımı îtirâf ederim. Beni affet, şüphe yok ki günahları Sen’den başka affedecek yoktur.”)

..

Âmîn..Âmîn..Âmîn....

 

…

MÜNACAT 3 :

 

E‘ûzu billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm..

Bismillâhirrahmânirrahîm…

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn,Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn………….

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm ..

 

Ya Rabbi!

 

Yunus A.S denize atıldığında nasıl büyük bir balık gelip onu yuttu ise, düştüğüm gaflet denizindeki heva-i nefs balığı beni yuttu…

 

Nasıl ki, deniz, gece, dalgalar ve balık ittihat edip onun harabiyeti için vaziyet aldı ise, zamanın istila eden iptila şartları , görenek, gelenek, umumun iştirak ettiği medeniyet fanteziyeleri, dikkati çeken malayani illüzyonlar , menfi meyillerin getirdiği ruhi inkibaz halleri, hayatımın merkezine çöreklenmiş faydasız işler , ferasetimin hastalığı, idrakimin küsufu nedeniyle ileriyi göremeyen basiret marazının  tedenni ve  fena ile yaptığı işbirliği beni boğmaya başladı…

 

Aynı Yusuf A.S için o anda nasıl esbab bi’l-külliye sukut etti ise, benimde iradem söndü.. ihtiyarım selbedildi.. olumlu ,yapıcı duygularım tesellisini yitirdi ..zavallı kalbimin sesi kesildi..seninle nefes alan vicdanım elemler içinde kaldı.. nurundan karanlığa tedenni eden ruhum sersemleşti..  desise ve vesveselerin acımasız saldırıları devam edip daha da parçalanmamı sağlamak için durmadan çalışıyor..bu nedenle muhakeme ve muvazenem de hummalı bir musibete tutuldu…

 

Kendime yönelik çaresizlik her yerimi sardı.. İçin için bağırmalarım sanki kasavetle karşılık buluyor.. korkularım beni hiçbir şey yokmuş gibi davranma ahmaklığına doğru kamçılıyor.. eğer devekuşu gibi başımı kuma sokar , akılsız acemeler gibi bana ne olduğunu intikal edemez isem kaçınılmaz kötü bir son beni bekliyor olacak.

 

Adeta bir direğe hareketsiz bağlanmış gibiyim..

 

Yunus A.S bu durumda iken belki son mecaliyle:  Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn… "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Ben gerçekten zalimlerden (kendine haksızlık edenlerden) oldum." Diyerek senin merhametini üzerine celp etti..

 

Sen onun nidasına cevap verişindeki gerekçeyi söyle söyledin:  Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı………….. Biz de duâsını kabul ile icabet ettik de kendisini gamdan kurtardık ve işte mü'minleri böyle kurtarırız………..dedin…

 

O senin birliğinin ,senden başka bir ilah olmayışının , sebeplerin ve hadiselerin senin kudret elin, iraden  ve emrinle gerçekleştiğine yönelik bilincin, tüm noksan sıfatlardan münezzeh oluşunun , yaptığın her işte bir hikmet ve rahmet eseri bulunuşunun, her şeyi bilici ve görücü oluşunun farkında ve yakininde olmakla birlikte;  nefsin hilesinin, oyunlarının, telkinlere kapılıp aldana bilen , acele hareket eden, meşakkatten kaçan ,sorumluluk almak istemeyen, peşinci ve sabırsızlığı hakkındaki kabulünü ve onu dinlemek suretiyle içine girdiği girdaptaki nedenin kendisi olduğu itirafı da yapmıştı..

 

İrade-i cüziyesi ile kendi nefsi hakkında verdirdiği hükmün tüm ağırlığını sonuçları ile birlikte hiçbir mazeret üretmeden uhdesine almıştı.

 

Senin kaderini, işlettirdiğin sistemini, sebep sonuç ilişkilerine yönelik çıktılardaki planlayıcı ve uygulayıcı iradenin cezai karşılığını tıpkı Adem A.S gibi “...Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”.. durumunu sindirerek ilahi takdirine ram olmuştu…

 

Ve sen bu şuurlu ikrardan , Rahmaniyetin , Merhametin ile birlikte Vefan ile razı oldun…Çünkü habibin A.S.M ‘ın : "Bolluk ve rahatlık zamanında Allah'ı tanı ki, zorluk ve sıkıntı anında O da seni tanısın" söylediği  ve senin “yalnız beni anın ki ben de sizi anayım” dediğin üzere bir icap gerçekleşti…..Yunus peygamberin A:S seni daimi anması onun hakkında bir kurtuluş liyakatını da getirmiş oldu…

 

Burada anlaşılan sen mutlak ve kavi bir imandan , ihlaslı bir yakarıştan, mutlak bir teslimiyetten, marifetli bir umuddan , salih amellerin çokluğundan , ahde vefalı -sadakatli bir kulluk ile imdat dileyen, medet isteyen, kusurunu önünde tüm samimiyeti ile itiraf eden ibadından razısın.. bu rızan senin necat emrinin süratini iktiza ediyor.. tüm kötü gidişatın abus yüzünü mütebessim şefkatli bir sima-i maneviye çeviriyor…

 

Bu nedenle   “doğrudan ilahi nazarın ve kudretinin temas etmesiyle”     birdenbire geceyi, denizi ve hutu ona musahhar ettin..

 

O nur-u tevhid ile (   bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî her şey senin  kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradenle olduğuna kat’î iman ettiği ; ve mülkünde hiçbir şerikinin olmadığına ve Lâ ilâhe illallah kelime-i kudsiyesine, hakikatlerini kalben tasdiki.. müsebbibü’l-esbab olarak yalnızca seni bildiği..bu azim tecelli içinde rahmetinin birlik ve yakınlık penceresinden ona medet verdiğini..şah damarından karip, kalbinin en gizli hatıratına muttali olduğunu.. gücünün her şeye yettiğini, kün emrine malikiyetini ..rahmetinin kuşatıcılığını, merhamet ve şefkatinin enginliğine olan itimadından medet alan huzur.. hal ışığı  ve şuur aydınlığı  ile ….)     hutun karnını bir tahte’l-bahir gemisi hükmüne getirdin..

 

Ve zelzeleli dağvari emvac dehşeti içinde; denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahra, bir meydan-ı cevelan ve tenezzühgâhı yaptın..

 

Yine o tevhid nuru ile sema yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lamba gibi başı üstünde bulundurdun..

 

Yine o nur ile her taraftan onu tehdit ve tazyik eden o mahlukat,…….  "….bizden tevahhuş etme. Hareketlerimizden korkma. Hepimiz bir Hâlıkın memurlarıyız" diye, me'nus ve emniyet verici sesleri kalben işittirip……..   her cihette ona dostluk yüzünü gösterdi..

 

Yine  nur ile Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lütf-u Rabbanîyi müşahede etti…

 

Bu ne kutlu ve büyük saadet ve sen ne kadar yakın ,latif ,hakîm ve rahimsin…

 

Ya Rabbi ! Bende senin bu eşşiz refet’inden nasiplenmek ve rızıklanmak istiyorum..

 

Beni yutup ebedi hayatıma kast eden bu zararlı düşmanın tehlikesinden beni sürüklemesinden , yeis zindanına atıp umudumu kırmasından, beni uyuşturup dünyevi ve zararlı arzularını gerçekleştirmek için kullanmasından sana sığınıyorum…

 

Bende Hazret-i Yunus aleyhisselâma iktidaen, umum esbabdan yüzümüzü çevirip doğrudan doğruya Müsebbibü’l-esbab olan sen Rabb’ime iltica edip; kusurlarımı , umarsız gafletimi, hevalarımın kördüğümlerini , kendimle baş edemeyişimi ,emrine itaatsizliğimin zararlarını , firarlarımı , sevimsiz inatlarımı , kör hissiyatımın bayıcı ufunetini , lakayıtlıklarımı ,aymazlıklarımı , azgınlıklarımı ,  iyi ve kötüyü tefrik edemeyen cahilliklerimi , kanayan yaralarımı gül goncası görmelerimi , ebedi hayatıma kast eden düşmanlarımı dost sanmalarımı , ahbaplar meclisinde ortaya koyduğum şımarık bozgunculuklarımı, gereksiz vaveylalarımı , kendimi bir şey zannedip kustuğum tekebbürlerimi , dilimden düşürmediğim tekeffüllerimi, riyadan ucpdan üzerine sinmiş kirleri , kendimi satmak için sergilediğim düşkünlükleri , kuşku nöbetlerimi ,gabiliklerimi, affedici olmayışımı ,kindarlığımı, cimriliğimi , öfkemi , kuruntularımı , kovulmuş şeytana kulak verişlerimi , haset bulaşmış gözlerimi , tahammülsüzlük karışmış tavırlarımı , her şeyin kötüsünü düşünmek saplantılarımı , teveccüh ettiğim her güzelliğe bir çirkinlik bulup yapıştırmalarımı , gönlümü daraltışımı, vicdanımız azap içinde bırakışımı ,latifelerimi küstürüşümü kendi kendime kurduğum tuzaklarımı son nefesim gibi bir solukta itiraf ediyor……      Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn…  "Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni her türlü noksanlıktan/eksiklikten tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden (emrine inkiyad etmeyerek , kendime karşı olan sorumluluklarımı yerine getirmeyerek , hakikatimin yüzünü hakka çevirmekte gafil davranarak , irade ve ihtiyarıma emaneten teslim ettiğin tercih etme özgürlüğümü menfi yönde kullanarak kendine haksızlık edenlerden) oldum." Diyerek nazar-ı merhametini üzerime çekmeyi diliyorum…..  Tâ ki rahmetin yetişsin…beni de kurtarsın…

 

Çünkü Hâlık-ı semavat ve arz olan senden  başka hangi sebep var ki en ince ve en gizli hatırat-ı kalbimi bilecek ve benim  için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüz bin boğucu emvacından kurtaracak?  Hâşâ, sen Zat-ı Vâcibü’l-vücud’dan başka hiçbir şey, hiçbir cihette senin  izin ve iraden olmadan imdat edemez ve halâskâr olamaz…

 

Yâ Rabbi !  Aleyhimde ittifak eden mazarratı ancak sen def edebilirsin…

Benim ve sevdiklerim için hem dünya hem ahirette güzel bir geleceği sen hazırlayabilir ve verebilirsin…

Ve korktuklarımdan ancak beni sen koruyabilir ve belalardan sen sakınabilirsin…

Hastalıklarıma sen şifa verebilir, ihtiyaçlarıma sen kâfi gelebilirsin…

Beni benim cahilliğime , düşkünlüğüme , beceriksizliğime terk etme..

İtirafımı , aczimi, fakrımı , hayatıma karşı olan güçsüzlüğümü kabul et…

Verdiğin emanetleri kollayamadığım için beni bağışla..

Yaratılışımdan maksut olan neticeyi veremediğimden dolayı beni affet..

Marziyatını gerçekleştirme , yalnızca seni hoşnut etme gayesini hatırımdan çıkartıp , kendi arzularımın peşinden gidişimin yönünü rızanı kazanma idrakine çevir..

Beni uyumlu kıl ..bozgunculardan fesat çıkartıcılardan vefasızlardan yapma..

İnsanda görmeyi en çok sevdiğin merhamet ve cömertlik hasletini bana lütfet..

İbadetlerimi şuurlandır , kulluğumu kolaylıklarla ihsanlarınla zenginleştir..

Takatim yetmeyen , ulaşamadığım hayırları ve güzellikleri bana yaklaştır…

Bende istemediğin ne varsa onları benden meccanen uzaklaştır…

Benim Mabud’um, Rabb’im, melceim, halâskârım, maksudum umum kâinat kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyarat dahi taht-ı emrinde olan sensin…ben senin abd-i acizinim….

 

Ya Rabbi!  Yunus Aleyhisselâmın münacatına ve efendimizin A.S.M bu münacat hakkındaki tergibatına iktida ve istinaden ;    Vücudumum tüm zerratı ve mahiyetimin tüm hakikatiyle Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn diyor… alem-i faniden alem-i bakiye kadar her neye ihtiyacım var ise onları ;……… kendim ,sevdiklerim , kardeşlerim , muhabbet ve ilgiyle alakadar olduklarım ve ümmet-i Muhammed ‘in mazlumları , muhtaçları , kaybolmuşları , seni arayanları , pişmanları , iman evine dönmek için dolanan şaşkınları , günah çukurlarından çıkmak uğruna çırpınıp kan ter içinde kalanlar  için  nazar-ı merhametinin aṭā' ve  i'ṭā'sından yalvarıyorum…

 

Matlubum olan mağfireti lütfedersen benim ve bizim için ebedi bayram olur.. hem Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin…

Ne olur Affet !....Âmîn..Âmîn..Âmîn…


MÜNACAT 4 :

 

Allah'ım asi kullarını , iki yüzlü riyakarları , yer yüzünde fesat çıkaran fasıkları , münafıklık yapanları ve senin icrat-ı rububiyetini ve mutlak hakimiyeti inkâr eden kâfirleri cehennemle cezalandıracağını söylüyorsun….bu yakıcı sonu kendi elleriyle, dilleriyle, niyetleri ile hazırladıklarını beyan ediyorsun..

 

Bu şiddetli tehdit ve akibetin zerre kadar bana temas etmesinden , bu su-i ahlak ve bozuk seciyeden huy kapmış olmaktan , çeşitli sebeplerle etkilenip bu ahlak-ı rezilenin zerk ettiği  menfur duygu ve düşünleri taşımaktan , bu korkunç sefaletin dürtüsü ve kışkırtmasıyla hareket etmekten , asabiyeye mağlup olup türlü rezilliklere taraftarlık yapmaktan ,  şeytanın ve nefsimin iğvasına kapılıp kör hissiyatımla cahilce ve ahmakça fıtrat ve hakikate karşı muhalif hareket etmekten sana sığınıyorum..

 

Eğer bu azabı hak eden bir şey yapmış isem, bilerek veya bilmeyerek bu sevmediğin hallere girmiş ve çirkinliklere bulaşmış ve bu iltibastan kendi hakkımda bir cezaya istihkak kesbetmiş isem, takat getiremeyeceğim bu nar-ı cahimin  şerrinden senin rahmetine ,keremine ; Allâhumme ecirnâ mine’n-nâr..  Allâhumme ecirnâ mine’n-nâr ..  Allâhumme ecirnâ mine’n-nâr ,  Allâhumme ecirnâ min kulli nâr..  Allah'ım, beni/bizi  ateşten ..her türlü ateşten koru ! diyerek iltica ediyorum…

 

Allah’ım ahir zamanın fitne ateşi her yeri sarmış durumda.. Dalalet ve hiyanet gerek zehirli balları, gerek şatafatlı fanteziyeleri , gerek cerbeze ve hileleri ve menhus lezzet-i şeytaniyeleri ile insanlığa hususen de ehl-i islâma hücum etmiş bulunmakta….bu fitnenin alevleri beni ve alakadar olduğum dairede bulunanları kuşatmış ve kırılması zor bir çemberin içine almış durumda… Duygularım , fikrim ,hayallerim, dünya görüşüm ve hayat anlayışım ,inancım, üzerine titrediğim değerlerim bu semli havanın baskısı altında zarar gördü… Kalbim , ruhum ve latifelerimin üzerine kapkara dumanlar  çöktü… Bu menfi ilişki ve iktibaslardan dolayı varidat-ı maneviyem kâfi gelmemeye başladı..   Dünyevi ve uhrevi hayatım tehdit altında .. Nefes almam güçleşti…ayaklarım dinim üzere sabit durmakta zorlanıyor.. Varidat ve istidat olarak tükenmenin eşiğine geldiğimi, kuvvetimin bittiğini, yorgunluğumun adeta benim bir ölüm uykusuna sürüklediğini hissediyorum…Beni bu durumdan ancak sen çıkartabilir ve yaralarımı ancak sen sarabilirsin…Bana teveccüh etmen için merhamet kapında mutlak aczimle durup; Allâhumme ecirnâ mine’l-fitneti’d-dînîyyeti ve’d-dünyeviyyeh………Allah'ım, beni/bizi  dinî ve dünyevî fitnelerden koru ! Allâhumme ecirnâ min fitneti âhiri’z-zamân…..Allah'ım, beni/bizi ahir zaman fitnesinden koru……diyerek sana yalvarıyorum…

 

Allah’ ım yalancı mesihlerin , aldatıcı kurtarıcıların ,desiselerinden…………  "Hz. Âdem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur." Diye efendimizce A.S.M ciddiyeti ifade edilen ……… gerçeği gizleyen, yalan söyleyen ve hakkı batıla karıştıran, hile ile iş yapan , imanımızı ifsat eden, manevi yıkımlara neden olan , tüm etkileme unsurlarını ustaca kullanan , gerek korkutma, gerek imrendirme, gerek rüşvetler verme, arzu, his ,heva ve şehveti tahrik etme, hırs ,kibir ce zulm ateşlerini yakarak kendilerine taraftar bularak hakimiyeti ele geçirme ,tahrip etmenin kolaylığından ve inkar-ı uluhiyetten  elde ettikleri bir küstahlık gücüne sahip olan deccal ve sistemlerinin cazibedar fitnesinden , kurdukları oyun ve medeniyet fantezilerinden ,  türetilmiş gelenek ve  görenek öğretilerinin tahripkâr  fısıltılarından  , insi ve cinni şeytanların efkar-ı batılası olan moda rüzgarlarının  pislik işlerinden , ukbayı verip dünyayı aldıran iflas tuzaklarından , bin türlü alçaklık vesveseleri ile yapan bu müfsid komitecilerin  şerrinden senin hıfz ve emanına firar ediyor………. Allâhumme ecirnâ min fitneti’l-mesîhi’deccâli ve’s-sufyân……….. Allah'ım, beni/ bizi Mesih Deccal ve Süfyan fitnesinden koru….diyerek dergah-ı izzetine yüz sürüyorum…

 

Allah’ım "Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş. Hıyanet, hamiyet libasını giymiş. Cihada, bağy ismi takılmış. Esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler."..şeklinde ifade edilen …………. “Onlar dünya hayatını seve seve âhirete tercih ederler.”…….Buyurduğun … Bu asır, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, ehl-i İslâm'a da bilerek, severek tercih ettirdi….hakikatiyle gözümüzün önüne olan ve içinde olduğumuz , türlü bidatlar, dalaletlerin sinsi etkisinin çevrelediği yoğun bir taciz altındayım….hayat-ı ebediyeme zararı dokunacak bir çok belanın içine düştüm…bunlarla tek başına mücadele etmem ve karşı koymam imkânsız………. Bu nedenle ; Allâhumme ecirnâ mine’d-dalâlâti ve’l-bid’iyyâti ve’l-beliyyât……. Allah'ım, beni/bizi dalaletlerden, bid'atlardan ve belalardan koru….diyerek senin inayetinden medet ve necat istiyorum…….. İhtiyacım olan intibahı, tesanüdü ,ünsiyeti ,uhuvveti , birlikteliği ihsan etmen için muhtaciyetimi ilan ediyorum…kuvve-i maneviyemi ve  şevkimi kıran , birlikteliğimi bozan her türlü olumsuz cereyanın etki ve şerrinden içtinap edebilmek lütfuna beni erdirmeni niyaz ediyorum..

 

Allah’ım yüzü sana dönüp hakikatini bulup ulvi bir ruha erişemeyen , yüzünü dünyaya ve hevasına çevirip  adeta hayvaniyet sıfatlarıyla emareye dönen nefsim her kötülüğü ister…

Onun tezkiyesizliği, terbiyesizliği demek benim için büyük bir felaket anlamına gelir…

Lehinde olanı aleyhinde zanneden , ahmaklıkta kör bir noktaya evrilmiş, tüm olumsuz yönlerini çıkar algısıyla savunup nihayetsiz tedenniye musap olan bir kişiliğe sahip olmak ne kadar feci bir durum…Ne büyük bir kaybolmuşluktur…

Allah’ım göz açıp kapayıncaya kadar beni bu yönümle baş başa bırakmamanı yakarıyor……….. Allâhumme ecirnâ min şerri’n-nefsi’l emmârah………. Allah'ım, beni/bizi kötülüğü emreden nefsin şerrinden koru……….. Allâhumme ecirnâ min şurûri’n-nufûsi’l-emmârati’l-fir’avniyyeh………….. Allah'ım, ben/bizi firavunlaşmış, kötülüğü emreden nefislerin şerlerinden koru…diyerek hıfzına sığınıyorum….Ki senin ikramın,hıfz ve güvencenle yüzüm sen Hüda’ma dönsün…

 

Allah’ım dessas zalimlerin , aldatıcı komitelerin , propagandacı şer odaklarının en çok ifsat edip ileri derecede kullandıkları taife kadınlardır…onları çok çabuk fitne ateşine düşürüyorlar…ve muzır bir tahrip silahına döndürüyorlar…Kadınların fıtratında olan ulvi seciyeler olumlu alanlarda üretken bir berekete ve asalete sahip olduğu gibi, menfi anlamda istimal edildiğinde zıddıyla ciddi bir yıkıcılığa dönüşebiliyor…Hevayı tahrik etmek, sefahate heyecan uyandırmak, israfı teşvik etmek, haramı cazip hale getirmek  , harabiyete sürükleyecek duygu ve düşünce körlüğünü oluşturacak cazibe ve etkiyi canlandırmak gibi projelerden yer alıyorlar…onların bu temayülleri ve ifsatları ve fiilleri aile yapısını çökerten , bireylerini kimliksizleştiren , toplumu niteliksizliğe taşıyan bir çok menfi tesir meydana getirmektedir………Sen bu fesada sürüklenen ,ifsat edilen , fıtratları su-i istimal edilen, ulvi seciyeleri kırılan kadınları kapıldıkları bu selden çıkar..ve iki hayatlarınıda sevdikleriyle beraber kurtar……. Az olmayan bu nevi vukuat da gösteriyor ki mübarek taife-i nisaiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe olduğu gibi fisk u sefahatte dünya zevki için kabiliyetleri erkek derecesinde değildir. Demek kadınlar terbiye-i İslâmiye derecesi içinde mes’ud bir aile hayatını geçirmeye mahsus bir nevi mübarek mahlûkturlar. Bu mübarek mahlûkları ifsad eden komiteler kahrolsunlar. Allah, bu muhterem hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden, muhafaza eylesin!............Âmin

 

Evet, Bununla birlikle bu fesat komiteleri ile birlikte iş yapan, öncelikli olarak, bir sermaye gördükleri kendi türlerini yoldan çıkarmaya çalışan.. hemcinsliklerini kullanarak kızları kadınları peşlerinden sürüklemek için türlü türlü araçlar ,uyarıcı söylemlerle arsız teşhir ve cesaretli ahlaksızlıklar sergileyen, yıkıcı duygularla masumiyet ve mahremiyeti yok eden , ruhunu şeytana satmış, deccalın emrine girmiş , mukaddesatı ayaklar altın almış, yılan gibi zehirlemekten zevk alır hale gelmiş ,nevine ve insanlığa ihanet etmeyi hayat amacı olarak benimsemiş bozguncu ve kötü  kadınlar taifesinin şerrinden ………… Hem de cehaletini yenememiş,  yakımızda içimizde olabilen, laf taşıyıcı, dedikoduya meyyal ,hasid, tahammülsüz, kindar , kıskanç , kompleksli, bozuk fikirli, zayıf iradeli ,elindeki ile yetinemeyen, görgüsüz ,kaba karakterli , büyüden faldan medet uman müfsid kişilikli  basit ama bir o kadar da tahripkâr olabilen bu kadınlarında şerlerinden…….ricalen ve nisaen tüm ümmet-i Muhammed A.S.M adına senin koruyuculuğa iltica ederek……….. Allâhumme ecirnâ min şerri’n-nisâ’………….  Allah'ım, beni/ bizi (bu müfsid ve kötü) kadınların şerrinden koru……..  Allâhumme ecirnâ min belâi’n-nisâ’……. Allah'ım, beni/bizi (bu kötü ve müfsid) kadınların belasından koru…………. Allâhumme ecirnâ min fitneti’n-nisâ’………… Allah'ım, beni/bizi (bu kötü ve müfsid)  kadınların fitnesinden koru…………diyerek bana ve sevdiklerime eman vermeni diliyorum….

Âmîn Âmin Âmin………..

 

MÜNACAT 5 :

Allah’ım kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur olarak ebed aleminin ilk menzili olarak kaçınılmaz bir sonla bizi beklemektedir…

Ölüm hendeğini suhuletle  atlayıp o daracık yere imanla indirildiğimizde binlerce heyecan ve endişe ile inmiş  olacağız… orada bize yol gösterecek olan vazifeleriler amellerimize, ahiret azığımıza, bu geri dönülmez yolculuktaki yol hazırlığımıza göre bizi karşılayacaklar…

Kabul ettiğin; namaz niyaz vs sair  ibadetlerimiz, kur’anınla olan birlikteliğimiz , hele de her gece okuduğumuz mülk süremiz , habibine ve ehli beytine emrettiğin muhabbetimiz ve kalbimizin sırrında sana taşıdığımız sevgimiz varsa ..biz oranın nazlı konukları olarak hoşamedi edileceğiz…Meleklerin bize güzel ve güler yüzlerini gösterecekler…bizi dünya firakımızdan duyduğumuz kedere karşı teselli edecekler…adalet ve hikmet iktizasında sordukları soruların cevaplarını ünsiyet ile tahsil edecekler…Güzel işlerimiz bize refakat edecek..türlü türlü şefaatler baş ucumuzda bekleyecek…sonra yerimizi genişletecekler…cennete pencereler açılacak..oradam o mülkü bakiyi temaşa edeceğiz…eğer ruhumuz dünyada cesedimize galip gelmişse..bazılarımız ara ara ..bazılarımız daimi serbest dolaşım nimetlerine mazhar olacaklar…

Eğer gaflet eder, fani dünyayı baki zanneder, kendimizi layemut görme yanılgısına düşersek, bize verilen nimetlerden sorgulanacağımız gerçeğini unutursak, ebedi burada kalacak gibi hayatımızı har vurup harman savurur, heybemiz boş, kalbimiz boş, ruhumuz paramparça şiddetli ve korkunç bir ölümle toprağın altına avdet edersek bizi çok sıkıntılı haller beklemektedir.. Aman Allah’ım .. Âman Allahım, beni ve Ümmet-i Muhammedî bu feci duruma düşmekten koru…Kabrimizi bize zindan edecek günahlarımızı affet, kötü amellerimizi hayat defterimizden siliver…mağfiretinle yolcula, şefkatinle karşıla bizi..biz senin habibinin üzerine titrediği ümmetindeniz..bizi Muhammedine A.S.M bağışla…

Bizi salihler salihalar olarak huzuruna al..

Meleklerin bizden tiskinmesin..

Ruhumuz cennet çiçeklerinin kokuları ile bezensin…

Cennetin ipekleri ile cesed-i misaliyemiz süslensin..

Rücümüz hem bizim için hem de evvel gidenlerimiz için bir sevinç vesilesi olsun…

Allah’ım bizi kabir azabına uğratma.. bizi bu azaba sürükleyen tüm hatalarımızı hayatımızdan çıkar…

Yaratılış bilinci ve vazifesiyle yaşat …

Akıbetimizi kaybetmişlerin akıbetinden uzaklaştır… O herşeyin bitip işin sonunun nereye vardığına yakinen şahit olacağımız yerin korkutuculuğundan ,içinde sakladığı her türlü sıkıntıdan tüm aczimle ,zayıflığımla, yenilgilerim ve senden olan ümitlerimle ………. Allâhumme ecirnâ min azâbi’l-kabr… Allah'ım, beni/bizi kabir azabından muhafaza et diye sana yalvarıyorum…

Allah’ım mah-ı muharremdeyiz…bugün Aşure günü..senin ihsan günündür..

Sen bugün:

·         Hz. Âdem'in (as) tevbesini kabul edip büyük bir kederden kurtardın..

·         Hz. Nuh (as) gemisini Aşûre Günü emniyete erdirdin..

·         Halil’in olan Hz. İbrahim ateşten o gün ateşten halas ettin…

·         Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan Aşûre Günü çıkardın…

·         Biricik evladı olan Hz. Yusuf’un  özlemiyle ve hasret göz yaşlarıyla  gözleri kör olan Hz. Yakub'un (as), gözlerini o gün açtın..

·         Hz. Yunus (as) balığın karnından Aşûre Günü sahil-i selâmete çıkardın..

·         Sabır kahramanı Hz. Eyyûb’u (as) hastalığından bu gün şifaya kavuşturdun..

·         Hz. Musa'yı  (as) ve beraberindekileri  Aşûre Gününde denizi yardığın bir mucize ile Firavunun ordusunun zülmünden kurtarıp, düşmanlarına denizi büyük bir mezar yaptın…

·         Adem (as9-) gibi Hz. Davud'un (as) tevbesini de yine  o gün kabul ettin…

·         Hz. İsa’yı  (as) o gün dünyaya gönderdin ve o yine gün semâya yükselttin…

·         Ve bizim bitmeyen acımız , kanayan yaramız olan Kerbela faciasında Hazret-i Hüseyinʼin (r.a.) Ailesi ,sadık dostlarını bugün şahadete ulaştırdın…Ya Rabbi ! Bu zümre-i asaleti bugünkü dersimizden,bereketinden ,ihsan edeceğini umduğumuz sevabından külliyen hissedar eyle…

Hususen Hz.Hüseyin kardeşi Zeyneb’e R.anha… Ve ülkemizde    Sümbül efendi camii avlusunda ..sümbül efendinin muhabbet ve hürmet halkasında medfun bulunan Çifte Sultanlar (Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Sâkine) olarak anılan mübarek kızlarına selâmlarımızı ulaştır…onları ziyaret etme imkanını , feyizlerinden istifade edebilme ihsanını lütfet Allah’ım…

Allah’ım bugün bizi de necat ehli kıldıklarından eyle…her ne endişemiz, esaretimiz, mağlubiyet bağlarımız, düşkünlüklerimiz, dünya ve ukba hayatımızı tehdit eden inanç, zaaf, durum ve davranışlarımız varsa hepsinden kurtar..Azat et…Ne olur şefkatlı sahibimiz…biricik seyyidimiz…Eşssiz güzelliğimiz..cemil ve latif olan rabb-i rahimimiz….Âmin Âmin Âmin…

 

Allah’ım bizi kıyametin dehşetinden de koru..o ne dehşetli bir gündür…Efendimiz A.S.M kıyametin inkarcıların üzerine kopacağını, müminlerin o dehşeti görmeyeceğini müjde veriyor…Ya Rabbi bizi ,neslimizi, ümmet-i Muhammedi mümin kıl ve küfrün bu korkunç akıbetiyle yüzleştirme… Allah’ım..bu zorlu günün azabından ,cefasından ve onunla karşılaşmak tehlikesinden senin inayetine firar ediyor ve…. Allâhumme ecirnâ min azâbi yevmi'l-kıyâmeh……. Allah'ım, beni/bizi kıyamet günü azabından koru….diyorum…….

Allah’ım azgın, emirini dinleyemeyen, marziyatını dikkate almayan, gerçekleri örten , bozgunculuk, iki yüzlülük,sapkınlık yapan, iyiliğe engel olup inanan insanlara ,inançlarına savaş açıp, isyan ve kibirleri ile uluhiyet ve rububiyetine karşı meydan okuyan, mukaddesat tanımayan, zalim ve hain olan kafir, münafık ve fasıkların hak ettiklerine karşılık senin itap ve azap yeri olarak takdir ettiğin cehennem, çok korkunç bir yer olarak hem senin tarafından hem de ehli keşif ve efendimiz tarafından anlatılmaktadır.

Ve oraya sadece bu şerli zümre değil bir kısım sevabı az seyyiatı çok inanç sahibi günahkâr Müslümanlarında gireceği ifade edilmiştir.. Hayatlarını sui istimal eden, tövbesini geciktiren ,huzuruna çıkmayan, evamirine karşı tembellik yapan, nefsinin hilesine kapılıp şeytana kulak vererek sermayesini tüketmiş olan ibadın da hak ettiği azap ve itapla dereceli bir şekilde yüzleşecek olduğu beyan edilmiştir..

Buradan baktığımıda benim içinde büyük bir risk olduğunu düşünmekteyim…Çünkü amelim az..günahlarım çok…hem güvenebileceği hiçbir iyi işim olmadığı gibi,kendimi bu yönüyle güven içinde diye telakki etsem UCB çukuruna düştüm demektir…….Allah’ım senin beni affetme lütfundan başka umudum yok..tek umudum senin affediciliğine tümüyle muhtaç olan acz sahibi olmamdır…

Allah’ım ben çok zayıfım.. Ateşten, itaptan, azardan, öfkeden ,yüksek ses ve hitaplardan, sevilmemiş olmaktan, istenmemekten, sertçe karşılanmaktan , endişeye düşmekten , belirsizlikten çok korkarım… Allah’ım beni cehennem azabı ile korkutma….beni ,sevdiklerimi, ümmet-i Muhammedi kayır Allah’ım… Allah’ın celaldarene olan bu kahır merkezinin azap ve itabından tüm ruhumla,aklımla,kalbimle,nefsimle senin rahmet ve merhametine sığınıyor ve Allâhumme ecirnâ min azâbi cehennem…………Allah'ım, bizi cehennem azabından koru…diye yalvarıyorum…

Allah’ın senin kahrediciliğine asla karşılaşmak istemem….o sıfatının tecellisine hiç bir şey dayanamaz…hem böyle bir tecelliye muhatap olmak ayrıca çok başka bir felaket demektir…Sen güzelsin güzeli seversin…latifsin..cemilsin ..ihsan ve kerem sahibisin..hem sabur ve halimsin…hem rauf,rahman ve rahimsin…tüm bu bedi’ hüsnün tecellisinden uzaklaşıp Kahhar ismine muhatap olabilecek bir iş,düşünce,hareket,niyet üzerinde olmaktan büyük bir haşyetle sana sığınırım….Seni kızdırmak, hiddetine uğramak fecaatinden ben koru Allah’ım…Ne nefsimin ,ne şeytanın ne de insi ve cinni avanelerinin beni senin karşına asi ,serkeş bir kul olarak çıkarmalarına meydan verme… Allah’ım böyle bir akıbete musap olmaktan şiddetle çekiniyor ve……….. Allâhumme ecirnâ min azâbi kahrik Allah'ım, bizi Kahhar isminin tecellisi olan azabından koru….demekle birlikte ..ayrıca kahrının ebediyette tecellilerinden biri olan ateşle karşılaşmaktan içtinap ile ….Allâhumme ecirnâ min nâri kahrik…. Allah'ım, bizi Kahhar isminin tecellisi olan ateşinden koru….diyerek mağfiret ve rahmet tahassüngahına iltica ediyorum……….

 

Ki bu ateş beni ne kabirde , ne mizanda , ne sıratta ,nede ondan sonra asla takip etmesin…Benim zayıflığım, itiraflarım, tövbelerin, korkularım, saygım, sana ve efendimize olan fıtrat, hilkat ve mazhariyet lütfundan sevgim ile sana yöneldiğim dualarım var….Her kusurumu , düşkünlüklerimi, manevi hastalıklarımı itiraf ediyorum…nefsimin her türlü şerrinden istiaze etmekle birlikte enaniyetimi , gurulu, kibirli, riyalı, hasetli ,savunucu yanlarımı asla kabul etmiyorum…bunların üzerimde görünmesi benim ihtiyar ve irademle değildir… Ben tüm bu ademiyat gürühünü redediyorum… Çeşitli nedenlerle etkisi altında kaldığım , istikameti ve kalbi selimi yitirdiğim zamanlarda bulaştığım tüm pisliklerden beni meccanen kurtarmanı niyaz ediyorum…Aklım başıma geldiğinde tüm yakışıksız hallerimden tiskindiğimi, düşkünlüğümü affetmeni yalvarıyorum…Allah’ım benim senden başka gidecek hiçbir yerim yok….hem iyi yok….iyi ki gidilecek bir tek sen varsın…

Sen kusurları örten ,silen, izini bile bırakmayan gerçek bir dostsun…………

Sen pişmanlıklarımıza merhamet edensin..

Sen utandığımız günahlarımızı yüzümüze vurmayansın..Sen bizim biricik Allah’ımızsın…

 

Lütfen beni sana dönüş yolumun ve uğrayacağım menzillerimde her türlü ateş ve ateşlerin şerrinden koru…

Allâhumme ecirnâ min azâbi’l-kabri ve’n-nîrân………… Allah'ım, bizi kabir azabından ve ateşlerden koru.

Allah’ım kalbimi de kabrimi de nur eyle… Zayıf bedenimi ve ruhumu ateş azabı ile muhatap etme…sen beni bağışlar ve kulluğuna kabul edersen benim için her yer  gülistan olur…

Ne olur canımı yakma.. dayanılmaz azaplara karşı tutma…..Hz. Ali K.V ‘nin dediği gibi …her ne kadar günahlarda aşırı gitsekte, umudumuz yine sensin……..Alemlerin umudu sensin….Umudum sensin……..

Allah’ım bugünün hürmetine uhrevi ve dünyevi istikbalime mağfiret ve kabul müjdemi ver…ve bana bunu bana ihsas et ..ve beni keremine karşı vefalı, vakur, şükreden kıl……….Âmin Âmin Âmin

 

…

 MÜNACAT 6 :

Allah’ım! İnsanın mahvına  sebep olan , hakikatini bulması ve yaşamasına engel bazı kalbi hastalıkların olduğunu öğrendik.

 

Bu hastalıklar bizim iki dünyamızı da helâkete sürükleyen mahiyetiyle bu hastalıklar :

 

Herhangi bir şeyi isteme, arzu etme, aşırı şekilde bağımlı olma, şiddetli ve sonu gelmeyen istek, duygu ve talep taşkınlığı , aç gözlülük manası ile HIRS..

 

Başkasının sahip olduğu maddî veya mânevî imkânların kendisine intikal etmesi veya kıskanılan kişinin bu imkânlardan mahrum kalması yönündeki istek ,niyet  ……. bir nîmeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık sebebiyle karşısındakinin sâhip olduğu nîmetten mahrum kalmasını isteme   manası ile HASET..

 

Kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması..kendini beğenme böbürlenme… İnsanları ve sair canlıları küçümseme, mevcudatı tahkir.. Sana ait Kibriya ve azamet sıfatlarını kendi üzerinde görme ve gösterme çabası manası ile azim bir zulm olan KİBİR..

 

Bir kimsenin hak etmediği bir meziyeti, mertebeyi kendisinde zannetmesi..buna inanarak kendini içten içe beğenmesi,diğer insanlardan üstün olduğunu düşünmesi  ..yaptığı iyiliklere karşılık beklemesi, amelini büyük görüp  güvenmesi, malıyla,soyu ile ,nesli ile övünmesi gibi manalarıyla UCB..

 

Saygınlık kazanma, çıkar sağlama gibi dünyalık elde etmek amaçlarla kendisinde üstün özellikler bulunduğuna başkalarını inandıracak şekilde davranma.. Olduğundan başka türlü görünme, özü sözü bir olmama, iki yüzlülük.. Bir ibâdet veya iyiliğin senin  rızân için değil gösteriş yapma..kendi nefsinin tatmini gözetme..dikkkati ilgiyi üzerine  çekerek senin ihsanını keremini hidayet ediciliğini perdeleme gibi anlamlarıyla RİYA..

 

Başkalarının görmesi, işitmesi için yapılan iş, riyâ ile karışık davranış biçimi olmakla birlikte şöhret olma, bilinmeyi isteme haliye SÜM‘A…

 

Övünme, iftihar, gururlanma isteğini dışarı vurma halka gösterme istek ve hareketi manası ile FAHR…

 

Ve  mal ve servet çoğaltmak, acelecilik, süslenmek ve bunu sevmek, meslek, mezhep ve meşrep  taassubu, tamah, cimrilik, yemeğe düşkünlük, kuvve-i şeheviye, akliye ve gadabiyede ifrat ve tefrit sahibi olmak  olmak ve sû-i zan etmek gibi insanın dem ve damarlarına sirayet eden sinsi hastalıklar nevinden imiş..

 

Ya Rabbi! Senin rızan dışında başkasının hoşnutluğunu kazanma duygu ve düşüncesine sahip olmaktan..

 

İbadet ve amellerimde dünyevi ve uhrevi çıkar peşinde bulunmaktan..

 

Görsünler, bilsinler, taktir edip övsünler, beni önemsesinler, kıymet versinler, saygı göstersinler , yaptığım iyilikleri aralarında konuşsunlar, beni gördüklerinde oturuşlarını düzeltsinler, girdiğim meclislerde ayağa kalkıp bana yer versinler, ben bilmesem de benim kemalatıma dair şeylerden söz etsinler, beni bilgili görgülü akıllı ve maharetli olarak bilsinler , kendimde meziyet gördüğüm şeylerin naşiri olup beni yüceltsinler gibi korkunç duygu ve düşünceleri taşımaktan ,üzerimde kokusunu bulundurmaktan , bir anlık bile olsa temas etmekten ............tüm aczim, fakrım ve sana karşı olan zilletimle izzetine sığınıyorum…Beni /bizi bu bedbinlik ve rezillik halinden ,cehenneminden, rezaletinden koru Allah’ım…

 

Allah’ım itidalden uzaklaşmaktan.. dünyanın mal ve zevklerine yatkınlık ,düşkünlük duygusu ve düşüncesi taşımaktan.. meşru isteklerimde aceleci olmaktan.. takva esaslarına gaflet edip zahirimle dikkat çekmekten ve bu yönüyle görünmeyi beğenilmeyi istemekten.. taassup sahibi olup, aklımda ,kalbimde fikrimde ; sair ehli sünnet dairesinde bulunan insanları küçümseyen, dışlayan tavır ve düşünceler barındırıp su-i zan sahibi olmak gibi pest ahlaklardan beni sakınmanı niyaz ediyorum..Beni bu sevimsiz ve denî şeylerin soysuzluk ve alçaklığından  beni/bizi  hıfz etmen için ……….. Allâhumme ecirnâ mine’r-riyâ’i ve’s-sum’ati ve’l-ucubi ve’l-fahr…………Allah'ım, riyadan, gösterişten, kendini beğenmekten ve övünmekten koru…diyerek kendimi/zi senin eman ve muhafaza ediciliğine emanet ediyorum…

 

Ya Rabbi! Bu ifsat edici hastalıkların manevi hayatımı tehdit etmesinin yanında psikolojime,ruh sağlığıma da çok ciddi etkileri olabileceği kat’i görünüyor…

 

Mesela kibir; haddi zatında çirkin bir vasıf olmakla birlikte ,zerre kadar miktarıyla cennete gitmeme ve rızanı tahsil etmeme asla imkan vermeyen bir maraz olmakla birlikte ; hoş olmayan  bir şekilde gururlanan ve diğer insanlardan daha önemliymiş ya da diğer insanlardan daha fazlasını biliyormuş gibi davranmama neden olması bağlamında tam bir karaktersizlik yükünü üzerime yükleyecek bir veballi külfettir.

 

Ayrıca gerçeği ve hakkı inkâr etmek, insanları küçük ve hor görmek gibi imana zıt bir muhalefet mizacını taşıttıracak melanete benziyor.

 

Kendini beğenme, koruma kabullendirme ,yetenek teşhiri, kabiliyet izharı gibi birçok kötü ahlak eseri vaziyeti yaşamak dehşetli bir hasret olsa gerek…

 

Bir insanın şahsi hayatı ,içtimai hayatı bu hastalıkların altında mahvolur.

 

Ve senin tarafından sevilmemek, hakikatçe istiskal görmek ,soğuk düşmek,maksudunun tersi ile mukabele görmek…kaderin bu durumlara taktir ettiği cezaların silesini yemek ..kefareti olmayacak cezalara musap olmak tam bir felakettir…

 

Allah’ım ! Böyle bir insan olmaktan kaçıyorum…Ben senin aciz ve fakir bir kulunum..Benim tek zenginliğim sana olan intisabım ve muhtaciyetimdir…

 

Benim üzerimde görünen nimetler senindir…Neyim varsa ve neyim olacaksa hepsi senin fazlındandır…

 

Benim vücut,icat noktasında hiçbir iddiam ve zimmetime aldığım zerre kadar bir şeye malikiyetim yoktur…

 

Senin bildirmenle bildim..öğretmenle öğrendim..dilemenle diledim…

 

Benden bana sadece kusurlarım, beceriksizliklerim, tağyir ettiğim güzellikler, hakkıyla takdir edemediğim iyiliklerin ezikliği ve mahcubiyeti vardır…

 

Nefsimin tüm varlık davalarını …Şeytanın aldatıcı desiselerini, dağıttığı yargıları ,tüm menhus önermelerini , menfi duygularını tesir altına almaya çalışan tanımlama ve yorumlarını , kendimi bana önemseten ,pohpohlayıp gururumu havalandıran , meziyetlerim  olarak burnumun ucana getirilen mugalata ve cerbeze telkinatını tümden red ediyorum…

 

Ve kalp hastalığına mağlup olup , bilerek bilmeyerek işlediğim tüm günahlardan, cürümlerden, beslediğim niyet düşüncelerin yara berelerinden ömrümün geçen dakikaları  adedince Estağfirullah el-Azîm …diyerek affımı talep ediyor beni bağışlamanı bu marazların kötü arkadaşlığından hiçbir iz kalmayacak şekilde kurtarmanı yalvarıyorum…

 

Ya Rabbi! Nasıl bu hastalıklardan beni koruman için yalvarıp sana sığınıyorsam.. Bu hastalıkları taşıyan münafıkların, fasıkların, zalimlerin ,hainlerin şerrinden de beni/bizi ve alakadrlık dairemde bulunan sevdiklerimi ..iman ve İslam hizmetinde ve dairesinde  bulunan mümin erkek ve kadınları, dünyanın her yerinde ve hayatın her alanında ve tüm ehl-i imanı koru  ey Rahimlerin en merhametlisi! Âmîn Âmin Âmin...

21.1.26

Mütalaa Ders notları 58: Mevlid Kandili Dua

Ya Rabbi, muhtaç olduğum şeyleri senden istemek için kalbime nazar et.

Razı olacağın kelimeleri gönlüme düşür.

Gölgelerin perdesini arala.

Sadrıma genişlik ver.

Dilime hoşnutluğunu celb edecek sözler iliştir.

Düğümlerimi çöz.

Kilitlerimi aç.

Zorluklarımı kolaylaştır.

Ayaklarımı doğru yolunda sabit kıl.

Ellerimi deste-i inayetine tutundur.

Bildiğimle işlettir, Bilmediğimi öğret…

Azımı çoğalt, çoğumu bereketlendir.

Matlubumu maksudun yap,

Maksudunu gayem.

Aczime kuvvet ver.

Yetemediğime yettir.

Fakirliğime acı..

Erimediklerime erdir.

Her nerede tıkanıp kalsam, beni sana getir.

İçime sevgi ver, şefkatini derinleştir.

Karanlıklarımı aydınlat, ışığımı parlattır.

Sürçmelerimi, zanlarımı, haddi aşmalarımı bağışla, ölgünlüğümü dirilt.

Taze bir hayat bahşet, bahçemi der, beni sende  topla, kesrette dağılmış lığımı birliğinde bir araya getir.

Uzaklığıma yakınlığını ihsas et…

Kuruntularımdan, saplantılarımdan, vehim kuyularından, endişe harabelerinden kurtar.

Her türlü esaretten koru.

Sana sevimsiz gelmekten, tarafında sevilmemek cehenneminden halas eyle.

Bende istemediğin şeyleri benden uzaklaştır.

Canıma can ol,

İmanıma nur…

Beni emanına al, düşmanlarıma karşı hıfz et.

Senin için sevdiklerimi sevgilin kıl.

Ya Rabbi, Ümmet-i Muhammedî merhumeyi, Muhammedine ( A.S.M ) bağışla..

O ki, seni bize bildirdiğin habibindir…

Onun kalbi bize çok rikkatli ve endişelidir.

Bizim yüzümüzden onun üzülmesine izin verme, bizi ona göz aydınlığa yap, bizimle onu sevindir.

Onun gözünden bize bak, bizi onun gözüyle de gör.. bize olan ihsanını ziyadeleştir.

Efendimizsin, sultanımızsın. Senden başka hiçbir şeyimiz yok.. sen her şeyimizsin.. biricik Rabbimizsin.

İyi ki, varlığını ve   huzurunu bize ihsan ettin…

Ne olur kaybolup gitmemize, değersizleşip bitmemize izin verme.

Senin dostluğun bize ebediyen kafidir…

25.2.24

2024 BERAT GECESİ

Ey Lutf-u Cemaliye üstümüzdeki kubbeye tecelli eden Rabb-i Rahîmimiz ve ey Hâlık-ı Kerim'imimiz!

Kalbimizin asumanına mahsus rahmetini indir.

Bu gece ihsan  murad ettiğin itâna meccanen erdir.

Çeşitli kördüğümlerle bağlı talimizi manialarından necat ettir.

Yıpranmışlığımızı onar, zilletimizi  izzetinle zengin kıl.

Yitikliğimize imdat et, 

Varlık nurunun devletine erdir..

Uzaklığımızı yakin kıl,

Beladan, cefadan, ezadan, her cins  âda’dan eman ve  selâmet ver..  gerçek esenliğe erdir…

Aşikare veya  gizli olarak  zahir ve batınımıza sirayet etmiş ,asab dizginlerini eline geçirmiş çeşitli maraz ve hastalıklardan ,maddi ve manevi illetlerden halas eyle…

Alışkanlık perdesine sarınmış, ülfet kisvesine bürünmüş, şuurumuzun üstünü örtüp ruhumuza çökmüş tüm kirden pastan azad edip merhamet sağanağında tüm lekelerimizden  arındır .

Güzel ahlâkın ile süsle, hilkaten güzel olan özümüzü zevalsiz ebedileştir.

Dil sürçmelerimizi, tökezlemelerimizi, iki lafı safiyen bir araya getirip maruzatımızı arz edemeyeşimizi, hayırla şerri karıştırıp yüzümüze gözümüze bulaştırıp ne isteyeceğimizi ve nasıl isteyeceğimizi bilememizi affet.

Yâ Rabbi!

Yeryüzüne serpiştirilmiş , türlü türlü desiseler ile ihtilafa düşmüş , birliği dağıldığından keyfiyeten küçülmüş, saygınlığını kaybetmiş, celal ve heybeti elinden gitmiş , hamiyet ve gayret mefküresi çürümüş  , çeşit çeşit sârî dertlere giriftar olmuş Ümmet-i  Merhume-i Muhammed'e  A.S.M yardım et.  

Çünkü bunlar; 

yetimken bulup himaye ettiğin, 

kalbini yarıp içine hikmet ve nur doldurduğun, 

kenz-i mahfinden çıkartıp eflâka gösterdiğin, 

avucunda taşları tesbih ettirdiğin , 

miraç ile huzuna,visale  erdirdiğin, 

canlı cansız mahlukatını risaletine şehadet ettirip selâm verdirdiğin, 

görünmez ordularında desteklediğin, 

sözünü ağzına koyduğun ,

marziyatını söylettirdiğin, 

seninle aramızda ,bizimle aranızda bir nurdan köprü kurduğun………..yanındaki   itibarını tüm  mülk ve melekût alemlerinde ilan ettirdiğin , 

Cebrailin ayaklarının tabanından öpüp uyandırdığı, kitabını kıraat edip mukabele yaptığı, 

dağların adıyla dile geldiği, 

acıların ismiyle dindiği,

lebinden bir katre ile  kör kuyuların coştuğu, 

bulutların peşinden koşup gölgelediği, 

istirahatı  bozulmaması için felek çaklarının durduğu ,

ağaçların şak edip yol verdiği,  

kuru direklerin bile müferakatından deve gibi inleyip ağladığı,

ins ve cinnin elinden dilinden, enfasından ve nazarından şifa bulduğu .. Resulün Muhammed Mustafa’ın  S.A.V  üzerine titrediği  aciz  kullarındır.

Sen , Allah-u Azimüşşansın.. Hem çok merhametli hem sonsuz kerem sahibisin… Bizi bu gece ,şu şefi-i ruz-i cezaya bağışla. A.S.M 

Âmin Âmin Âmin

19.5.20

19.05.2020 Ramazan / Kadir Gecesi .. Hayırlı Kandiller


Allah bize ve umum ümmeti merhume-i Muhammed'e a.s.m ..
Hakla batılı tefrik için hidayet,
Aklın istikameti olan iyi ve kötüyü ayıracak inkişaf ..
Aleyhimize olanı lehimizde zannetme gafletine feraset..
Ihtiyar ettiğimiz hakikati yapma ve tamamlama irademize ikmal ve kuvvet..
Fıtri ve Ahd-i taahhütlerimizi ifaya dikkat ve muvaffakiyet versin…
Heva-i nefsin huzuzat tiryakiliği ve hırsından,mugalaya mehaz olan  tevilinden,
İnfiradi menfaati nazara olan düşkünlükten,
Haddini bilmemekten,
Layık olmadığını istemekten,
Hak etmediğini hak etmiş gibi hallere girmekten,
Kuyu dibinde iken kendini minare tepesinde görme vehimlerinden,
Mülkünde ki memlukiyeti, nisyan ile malik zannındaki zimmetten necat ihsan etsin…
Hadsiz şefkati ile maddi manevi hastalıklarımıza şifa lutfeylesin...
İntibahtan ve insaftan gabilerin, sırat-ı müstakimden hulul ile azc ve fakrından âmâ olanların başı üstünde dolanan tedip ve ceza kılıcının ürperten ışıltısından,
Fark edilmeyen ve ısrar edilen hatalardan ,
Batıl itikad ve menhus istidraçlardan doğan ve sadrımıza oturan sıkıntı ve kararsızlıklardan ,
Bir türlü hakikati olan sürur ile kalbimize gelip yerleşmeyen, çeşitli yeisler ve esbapları ile tazip edici  mutsuzluklara inkılap  eden duygu ve düşüncelerden  kurtuluş yolları açsın...
Yaratılışımızda ki âli maksada, imanımıza ve dinimize ihanetten halas kılsın...
Kusurlarını gösterip tövbe-i Nasuh nasip ettiği muhibbiler hürmetine kusurlarımız ve günahlarımızdan vaz geçmeyi, bir daha geri dönmemeyi inayet buyursun....
Cümle sevdiklerine Selam olsun...
Bizide o zümreyi saadete idhaliyet ile şereflendirsin...Âmîn

.

22.1.19

Dua

Dua eden adam anlar ki, Birisi var, onun hâtırât-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder. İşte, ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medârı olan bir vesileyi elden bırakma………………..Sözler…” vermek istemeseydi, istemek vermezdi ” …

10.12.18

Hoş geldin, sefa geldin ey sabah ve ey yeni gün!


sabah vakti ile ilgili görsel sonucuMerha-ba ey mutlu gün! Ve merhaba ey kâtip ve şahit melek! Şu söy-lediklerimizi bizim için yaz:

Ezelden ebede kadar varlıkların halleriyle ve dilleriyle yaptıkları sonsuz hamdler, şükürler ve övgüler yalnız Kendisine ait olan Hamîd; her şeyin üstünde sonsuz derece bir şeref sahibi ve sonsuz takdis ve övgülere lâyık olan Mecîd; dilediğini dilediği şekilde yükselten, yücelten ve herkese lâyık olduğu rütbeyi ve mertebeyi veren Refî’; yarattığı varlıkları çok seven ve onlara da Kendisini her vesileyle sevdiren Vedûd; bütün sıfat, isim ve fiilleriyle her şeyi kuşatan Muhît; mahlûkatı hakkında dilediğini yapan Fa’âl Allah’ın adıyla.

O kuluna şah damarından daha yakındır.

Allah’a îman etmiş, Ona kavuşmaya inanmış ve delillerini kabul etmiş, Allah’ın ulûhiyeti dışında başka ilâhları inkâr etmiş ve Allah’a tevekkül etmiş olarak sabahladık.
Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini, Arşını taşıyan meleklerini şâhid tutuyoruz ki: O bütün mükemmel sıfatlara sahip ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tır. Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur, O tektir. Onun ortağı yoktur. Ve yine şahadet ediyoruz ki: Muhammed (a.s.m.) Onun kulu ve Resulüdür. Cennet haktır. Cehennem haktır. Kevser Havuzu haktır. Şefaat haktır. Kabirde sorguya çeken Münker ve Nekir melekleri haktır. Allah’ın verdiği söz haktır. Muhakkak Kıyamet Günü gelecektir ve bunda hiçbir şüphe yoktur. Allah, kabirde yatanları da diriltecektir. İşte biz bu inançla yaşıyor, bu inançla öleceğiz, bu inançla yarın diriltileceğiz ve azap da görmeyeceğiz, inşaallahu teâlâ.

Bahâüddîn Nakşıbend R.A / Evrad-ı Kudisye

8.12.18

ALLAH’ım,



Bismillâhirrahmânirrahîm,

ALLAH’ım, senden (bir şey) istememe üç haslet engel oluyor; bir haslet de senden (bir şey) istemeye itiyor beni.

(Rabbim,) Yerine getirmediğim, getirmekte ağır davrandığım emirlerine, tereddüt etmeden işlediğim yasaklarına ve şükrünü eda etmekte kusur ettiğim nimetlerine bakınca, senden (bir şey) istemeye utanıyorum. Sana yönelenlere, hüsnü zanla dergâhına gelenlere olan lütuf ve fazlını görünce de, senden istekte bulunmaya cüret ediyorum. Çünkü, senin bütün ihsanların bir lütuf, bütün nimetlerin karşılıksız bir bağıştır.

Ey mâbudum, şimdi ben, zilletle boyun eğmiş bir halde izzet kapının önünde durmuş, çoluk çocuğu çok, fakr-u zaruret içindeki biri gibi utanarak senden (lütuf ve merhametini) dileniyorum ve itiraf ediyorum ki, bana ihsanda bulunduğun zaman sana karşı gelmemeye gayret etmekten başka bir şey yapmış değilim ve hiçbir zaman da senin lütuf ve fazlından mahrum kalmamışım.

Şimdi ey Rabbim, katında kötü şeyler kazandığımı ikrar etmek, bana bir yarar sağlar mı? Çirkin işler yaptığımı itiraf etmek, beni senden (senin azabından) kurtarır mı? Yoksa, bulunduğum durum itibariyle gazabını mı hakkettim?! Yoksa seni çağırırken gazabınla mı cevap vereceksin?!

Seni tenzih ediyorum! Tövbe kapısını yüzüme açık bıraktıktan sonra senden ümit kesmem. Aksine, günahları büyük, bahtı dönmüş, amel zamanının bittiğini, ömrünün sona erdiğini görüp senden kurtulamayacağını, senden kaçamayacağını anlayınca, tertemiz bir kalple sana dönüp ihlasla tövbe eden, sonra da karşında eğilip bükülerek, başını aşağı salarak, korkudan dizleri titreyerek gözyaşları suratını ıslatmış bir halde kısık bir sesle seni çağıran, sana yalvaran, kendine zulmetmiş, Rabbinin saygınlığını küçümsemiş hakir bir kul gibi; “ey merhametlilerin en merhametlisi; ey merhamet arayanların yöneldiği en merhametli zat; ey mağfiret dileyenlerin etrafında dolaştığı en şefkatli Zât-ı Kibriya; ey affı cezalandırmasından çok olan; ey rızası gazabından bol olan; ey güzel affıyla yaratıklarına minnet koyan; ey kullarını tövbelerinin kabul olacağına alıştıran; ey kötülerin tövbeyle ıslah olmalarını sağlayan; ey kullarının az amellerine razı olan; ey onların az amellerine çok mükâfat veren; ey dualarına icabet etmeyi onlar için tazmin eden ve ey lütfuyla onlara en iyi ödülü vereceğini vaad eden (yüce ALLAH)!” diyerek seni çağırırım, sana yalvarırım. Çünkü ben, sana isyan edip de bağışladığın en isyankâr, mazeret gösterip de mazur gördüğün en kötü ve tövbe edip de tövbesini kabul ettiğin en zalim kişi değilim.

Buradan sana yönelerek, kaçırdığı fırsatlara pişman olan; devşirdiği günahlardan korkan; yaptıklarından utanç duyan; senin indinde büyük günahı affetmenin büyük bir şey olmadığını, bunun sana göre kolay bir iş olduğunu, hadsiz hesapsız suçlara göz yumabileceğini bilen ve sana en sevimli kulun; sana karşı büyüklük taslamayı terkeden, günahlardan sakınan ve sürekli bağışlanma talebinde bulunan kul olduğunun bilincinde olan biri olarak tövbe ediyorum.

(Ey Rabbim,) Büyüklük taslamaktan, günahlara devam etmekten sana sığınırım. Kusur ettiğim hususlarda senden bağışlanmamı dilerim. Âciz olduğum, güç yetiremediğim konularda senden yardım isterim.

ALLAH’ım, MUHAMMED ve âline salat eyle ve üzerime farz ettiklerini bana bağışla; hakkettiğim cezalandırmalarından beni kurtar; günah ehlinin korktuğu (cehennem azabı)ndan bana güvence ver. Çünkü sen, af ile dolusun; mağfiret için umulansın; bağışlama ile tanınmışsın; hacetimi senden başka kimseden dilemem; günahımı senden başka bağışlayacak olan yoktur. Her türlü eksiklik sıfatından münezzehsin sen. Senden başka kimse bana zarar veremez, senden başka kimseden korkmam. Hiç şüphesiz, sen takva ehlisin; mağfiret ehlisin. MUHAMMED ve âline salat eyle ve hacetimi gider, dileğimi kabul et; günahımı bağışla, korkumu güvene çevir. Hiç kuşku yok, sen her şeye kadirsin ve bunlar sana pek kolaydır.

Âmin, ya Rabbe’l-âlemin.”…….Seyyidü'l-Sacidin Zeynelâbidîn (Radıyallahu Anhüm)

22.5.17

Yâ Rabbî ve yâ Rabbe's-Semâvâti ve'l-Arâdîn! Yâ Hâlıkî ve yâ Hâlık-ı Küll-i Şey!

Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtıyla ve bütün mahlûkâtı bütün keyfiyâtıyla teshîr eden kudretinin ve irâdetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle! 
Ve matlûbumu bana musahhar kıl! Kur'ân'a ve îmâna hizmet için, insanların kalblerini Risâle-i Nur'a musahhar yap! Ve bana ve ihvânıma, îmân-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver! Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâma denizi ve Hazret-i İbrâhim Aleyhisselâma ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâma dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâma cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma şems ve kameri teshîr ettiğin gibi, Risâle-i Nur' a kalbleri ve akılları musahhar kıl! Ve beni ve Risâle-i Nur talebelerini, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azâbından ve Cehennem ateşinden muhâfaza eyle ve Cennetü'l-Firdevste mesut kıl!

Âmin, âmin, âmin!


Lemalar | Münâcat |

20.10.16

Duaya Ulaşmak

Dua tam bir ibadettir..Hz Muhammed Aleyhisselatu vesselam…

Dua bir sırr-ı azîm-i ubûdiyettir.(kulluğun büyük sırrı)

Belki ubûdiyetin ruhu (Allah’a CC kulluğun,hayat kaynağı,cevheri,canı) hükmündedir.Bediüzzaman

Duanın şe’ni,(özelliği) terdad ile takrirdir.(tekrar ile sağlamlaştırma) Bediüzzaman
........
Allah’a CC verine fıtraten verilen misaka sadık kalmak uzun soluklu ve daimi bir durum, hayatlı bir daire, titiz yaşanılacak bir ömür çizgisidir.
İbadet denilen hakikat,yaratan ve yaratılan arasındaki münasebeti karşılıklı bir konumda tutan yegane yoldur.Muhtelif şekli olan ibadetin şuurlu dili ise duadır.Gizli, açık seslendirilen isteklilik hali..düşünceyi,arzuyu itiraf eden,hal ve kal’e tercüman olan aracı fiil duadır.
İnsan kendini ne kadar tanırsa acizliğinin ve fakirliğinin farkına varır.İhtiyaçlarını kavrar.Gereksinimlerini giderecek bir yol arar.Çünkü insanlığı kaybolmamış bir insan,Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle ;” İnsan insaniyete layık bir şerefle yaşamak ister”…
Biraz daha akıl yürüten bir insan maddi manevi ihtiyaçlarını nasıl tedarik edebileceğini düşünmeye ve taharriye başlar.Bir çok sebep dairesinin kapısını çalar…
Ve sonunda “isteyende aciz kendisinden istenen de” buyrulan hakikatin kapısına yanaşır…Esbab yolunun bittiğini anlayan veya sebeplerin mahiyeti asliyesini kavrayan bir iz’an “Esbab ise bahanelerdir, vesait de perdelerdir” penceresinden nefes almaya başlar…
Tüm bu iletişim ve etkileşim bir birine bağlı olan; iman, tanımak bilmek, sevmek üçlüsünün sonucudur.
Bir maliki, yaratanı olduğuna sağlam iman etmemiş birisinde, onu tanımak merakı oluşmaz. O’nu tanımak merakı oluşmayan bir inanç ise taklidi ve örfi bir inançtır. Zayıftır, hatalıdır, tehlikelidir.
Ancak yaratanın varlık ve birlik delilleri ile hüccetlendirilmiş olan bir iman..iman sahibinde tanımak,bilmek hissini ve sevkini meydana getirir.Bu nedenle sonsuz bağ ve bu bağlar arasında hadsiz ilişkileri olan bir münasebeti,bildim,buldum zannetmek ;küçük bir lem’ayla kifayet edip ışığın kaynağına ulaşamamak anlamına gelir.
Daha yok mu? Yaklaşımıyla genişleyerek yürümeye devam eden bir isteklilik ve ilgi bilmek tanımak ufkunda, sonsuz nur bulmaya neden olur. Muhatabı hakkında elde ettiği her bilgi,ulaştığı her nimet,aklını,kalbini,ruhunu olgunlaştırıp kamil bir noktaya doğru çekecektir.Bilmek ve bilinmek denge noktası ise bir çok sırrı,muhabbetti,aşkı ve vuslat iştiyakını netice verecektir.
İşte dua bu bilmek bilinmek denge yolculuğundaki tekellümdür.Konuşmaktır.Arz-ı haldir.Talepleri,edepleri ifade etme aracı,sevgiyi ilan vasıtasıdır.Razılık ilamını hadsiz nazarlara açan ve temaşaya davet eden,kulluk mayasının gereğinin teşhidir.
Yani aslında dua,yakın geleceği ilgilendiren bireysel talepleri elde edebilmek için bir usul olmaktan çok daha yüksek bir değere sahiptir.
Ve dua,edilen muhatabı itibariyle hakiki ihtiyaç,iştiyak ve samimiyete ve istenilen şeyin değeri ile ilgili bir denkleme de sahiptir.Bazı dünyevi meseleler duanın temas edebileceği her şeyi dikkate alır.Bir amaca uğraşmak,o amaca tayin edilmiş maksad veya fetvaya namzet,yada akıbete düçar veyahut nimete mazhar olanların yaşam dairelerindeki tüm münasebeti kapsar.Bir çocuğun gözyaşına takdir edilmiş şekerlemenin veya bir ailenin sofrasına gelecek ekmeğin temas edebileceği,yağmurdan toprağa,topraktan başağa ilaahir ..bir etkileşim alanına sahiptir.Manzaranın bütününü göremeyen cinayetkar hırsın müdahale talebi meşieti ilahiye tafaından geri verilir.Üstadımızın dediği gibi,Meşieti ilahiye meşieti beşeriyeyi geri verir.Kader konuşur cüz-i ihtiyari susar.
İşte çok istimal edilen “HAYIRLISI”kelimesi kader bezminde hudutları malum olmayan sınırlara müdahil olmaktan edeple içtinap edip teslim olmanın bir ifadesidir.
“Eğer hak onların keyiflerine tâbi olsaydı, gökler ve yer fesâda uğrardı.” Mü’minûn Sûresi, 23:71. Buyrulduğu ve yine üstadın şiddetli ifadesiyle;
“Ey müteşekkî! Sen nesin? Neye binaen itiraz ediyorsun? Cüz’îhevesini külliyat-ı kâinata mühendis mi yapıyorsun? Kokmuş olan zevkini nimetlerin derecelerine mikyas ve mizan mı yapıyorsun? Ne biliyorsun ki, nakmet olarak gördüğün şey belki ayn-ı nîmettir? Senin ne kıymetin var ki, sineğin kanadına müvâzi olmayan hevesini tatmin ve teskin için felek çarklarıyla hareketten teskin edilsin? Hitabı ile karşılaşır.
Eğer talepte edep olmaz ise bütünüyle bir mahrumiyettir. Çünkü talep dillendirilen bir ihtiyaçtan ileri gelmektedir. Hakikatte bir hak kaybının feveranı değildir.Velev öyle olsa Allah’ın adil olduğunu bilen bir iman teslimiyet yolunu tercih ederek,kaderin adaletini bekleyecektir.Evet bir aczin ve ihtiyacın lisanı olmuş bir lisanın mahviyet ve tevazu içinde bulunması ve ilan ettiğine tevekkül etmesi esastır.
Tereddüt göstermek, delil sorgulamak, acabalar içinde olmak, dua edilen hakkında bilgisizliğe ve inanç zafiyetine delalet eder.
Örneğin; İşitir,bilir.Görür ve lakayt kalmaz…Kudretli ve merhametli..vermeyi sever ve muktedir..kullarının mutlak hayrını ister..yaratan ve yarattığına hakim..her şey onun izni ile meydana gelir..vb bilen bir yakarışın vehimle münasebet kurup çelişkiye düşmesi talihsizliktir.
Evet, duanın dua olabilmesi için, imtihanın kavranması, ihtiyacın gerçekliliği, talepteki içeriğin nefsi zaaf ve isyan, tahammülsüzlük içermemesi, tevekkül ve kanaat ile güven ilkesine sahip olması önemlidir.
Yani ,umumu alakadar eden şeylerde sana göre diye bir şey olmaz.Zaman,zemin,mekan etki alanı,diğer haklar veya haksızlıklar,takdirler,sonuçlar vb çok geniş bir daireyi içine alan durumlar göz ardı edilmemeli.Kişi kendince ihtiyaç gördüğü şeyleri ve talepleri uygun bir üslupla dile getirip neticeye kanaat etmeli..olursa nurun ala nur..olmaz ise vardır bir bildiği deyip..durumu muhabbetle kabullenmeli..
İnsanların konumları karıştırmaları öncelikli meselelere yer değiştirdiğinden,beka yanında sinek kanadı kadar değeri olmayan bir dünyanın işlerine ,kırılacak camlarına elmas bahası verildiğinden,kendilerini ilgilendirdiğini düşündükleri boylarından büyük şeylere gözlerini dikmiş,severek isteyerek kendi olumsuz akıbeti için dilekte bulunabiliyor.Oysa kabul olmadığını düşündüğü dualarına yön değiştirip;
Hakiki geleceğimi zenginleştir..
İman selameti ver..
Rızanı kazanmamı nasip et..
Emaneti bir hakkın eda edebilme,sana ulaştırabilmeme yardım et..
Beni kötü huyladan ve günahların arkadaşlıklarından kurtar..
İlmimi arttır..imanımı arttır..
Seni sevebilme kabiliyetimi genişlet,sevdirebilme hizmetleri içinde bulundur..
Doğru ahbablar ve dostlar lutfet..
Cennetine al..âmin gibi isteklerde bulunsa talebin doğruluğu ve ihtiyacın realitesi itibariyle,ilme,imana,hizmete dair şeylerdeki isteklere gelen cevaba kendisi şaşıracaktır.
Mahiyet itibariyle mezra olan bir yere,kalıcı bir nazarla bağlanmak,orada rahata ulaşmaya çalışmak,ona baki bedeller vermeye hazır olmak,müminler açısından Rahmet-i İlahiyeye uygun olmadığından ,zahiren red cevabı ile karşılaşabilir..hakikatte ise merhamet ile baki meyveler verebilir.
Üstadın dediği gibi..Hikmetine itimad etmeli,rahmetini tenkid etmemeli…
Bazen ise çok ısrar kerhen bir takdire rast gelir..bir elde edilir bin kaybedilir..el iyazu billah…
Konuya girerken paylaştığımız dua ve ibadet ilişkisi ile ilgili konuları nazara almalı.Duayı Rabbimizi tanımaya vesile yapmalı.Yoksa hakkında hiç bir şey bilmediğimiz,isim ve sıfatları hakkında bir ilme,hangi icraatı hangi sonuca bakar,neyi nasıl verir,ekser faaliyet tarzı hakkında bir görüş ve birikime sahip olmadığımız,sevgisinden,güzelliğinden,cömertliğind en,adaletinden,takdirinden emin bulunmadığımız ,zenginliğinden birhaber kaldığımız,itimat etmekte teraddüt yaşadığımız,onu razı etmek hususunda bir titizlikle davranmayışımız,ibadetlerimizdeki eksiklikler,emirlerine gösterdiğimiz hassasiyet yoksunluğu ile ..şunu ver..bunu ver..niye vermedin gibi bir gaflete düşmek feci bir sonuç olsa gerek… Doyma yeri olmayan bir yerde doymaya çalışmak ne kadar boş…
Evet kısaca neyi nasıl isterim den çok önce, dualarımla Rabbimden kendiyle ilgili bana bahşedeği marifetten ve mağfiretten ne dileyebilirim.Onu ve kendimi nasıl tanıyabilirim.Benden ne istediğini nasıl öğrenebilir ve nasıl karşılık verebilirim gibi..duayı O’nun yakınlığına kavuşma vesilesi yapmalı…
Temelleri olmayan veya zayıf olan hiçbir bina sağlıklı değildir.Doğru talepler,duanın kabul şartları risale-i nurlarda ve bir çok alim ve kaynaklarda vardır.Bu bilgilere ulaşmak kolaydır.Ama duaya ulaşmak bambaşka bir şeydir.
Herkesin iman ve marifeti nisbetinde kendine ait kelimeleri oluşur.Duasının kendine özgü bir dili ve rengi meydana çıkar.Kendi sesi ve iniltisi dileklerini şekillendirir.Ne zaman ki insan,parmak izi gibi,kimseye benzemeyen yüzü gibi,kimsede olmayan hisleri gibi sözcüklere kavuşur..işte o zaman duaya ulaşır.Sevilenlerin dualarına kendi dualarını karıştırır,öğretilenleri ikrar ile tekrar ederek sağlamlaştırır..Asıl matlup,maksad,kendini gösterir.
Kısaca makul duada devam duaya olan sırra bir yolculuktur.
Dua ile elde edilen neticeden daha önemli olan dua edebilecek bir imana sahip olabilmektir.
Yine dua ile elde edilecek şeylerden daha önemli olan şey, dua edebilecek birinin kulu olabilmektir…
Evet sevgili dostlar duaya ulaşabilmek niyetiyle hoş kalın……….