4.1.26

Mütalaa Ders notları 18: Takva

 

Öncelikle ilk satırda olan ifade bizlere olmazsa olmaz bir hakikati beyan ediyor.

 

Şöyle ki;

 

Cenab-ı hakkın kulundan razı olmasının iki temel şartı var. Bunlardan biri, takva ..diğeri ise amel-i sâlihtir.

 

Yani İnsan…………Allah korkusu ile Allah'ın yasakladığı şeylerden uzak durma .. şirkten, günahtan, günah ve haram olması ihtimâli bulunan şüpheli şeylerden kaçınma,  itaat, saygı ve kul ile Hâlık arasındaki rabıtanın dikkatle korunması,  çekinceli nezaket ve ubudiyet titizliği olan *TAKVA* …………….. ve dinin yapılmasını emir veya tavsiye ettiği, iyi, doğru, faydalı ve sevap kazanmaya vesile olan işler ,iyi niyetli ihlaslı davranışlar ve………. *maddî ve mânevî hukuk-u ibâda tecâvüz etmemekle, hukukullahı da bihakkın îfâ etmekle*  (MN)  Rıza-i İlahiyi kazanabilir.

 

İlim ile amel arasında ki sıla-i rahim gerçeği, yani bilmek ile amel etmenin bir birinden ayrılmazlığı gibi,*Îmana ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a'mal-i sâlihadır*. MN… Çünkü  hem takva ve hem salih amel , kulun fiillerinden  ait olduğu değerler bütünü gösteren  ve ifade eden imanın tezahürdür.

 

*Bu mektup gayet ehemmiyetlidir*.

 

*Aziz, sıddık kardeşlerim*,

 

Bugünlerde, Kur'ân-ı Hakîmin nazarında, İMANDAN SONRA EN ZİYADE ESAS TUTULAN TAKVÂ VE AMEL-İ SALİH esaslarını düşündüm. TAKVÂ, MENHİYATTAN VE GÜNAHLARDAN İÇTİNAB ETMEK; VE AMEL-İ SALİH, EMİR DAİRESİNDE HAREKET VE HAYRAT KAZANMAKTIR.

 

Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber, BU TAHRİBAT VE SEFAHET VE CÂZİBEDAR HEVESAT ZAMANINDA bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü'l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş.

 

Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, TAKVÂ BU TAHRİBATA KARŞI EN BÜYÜK ESASTIR.

 

Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur.

 

BÖYLE KEBAİR-İ AZÎME İÇİNDE AMEL-İ SALİHİN İHLÂSLA MUVAFFAKİYETİ PEK AZDIR.

 

HEM, AZ BİR AMEL-İ SALİH, BU AĞIR ŞERAİT İÇİNDE ÇOK HÜKMÜNDEDİR.

 

HEM, TAKVA İÇİNDE BİR NEVİ AMEL-İ SALİH VAR.

 

Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var.

 

Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor.

 

BU EHEMMİYETLİ NOKTA, *NİYETLE*, *TAKVÂ NAMIYLA* VE *GÜNAHTAN KAÇINMAK KASTIYLA MENFÎ İBADETTEN*  (İnsanın karşı karşıya kaldığı bir günahı Allah için terk etmesi, maruz kaldığı belâ ve musibetler karşısında şikâyet etmemesin’den) GELEN EHEMMİYETLİ A'MÂL-İ SALİHADIR.

 

RİSALE-İ NUR ŞAKİRTLERİNİN, BU ZAMANDA EN MÜHİM VAZİFELERİ, TAHRİBATA VE GÜNAHLARA KARŞI *TAKVÂYI ESAS TUTUP* DAVRANMAK GEREKTİR. Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtiamiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir… ( KL)

 

Evet,

 

Ehemmiyeti gayet açık olan ve netice itibariyle içinde azim bir kazanç bulunun bu iki esasın hayat hayat olması, öyle bir nitelikli ve asil bir değerdir ki, insanın bundan başka şeref aramasına lüzum bırakmaz.

 

Başkasının teveccühünü, ilgisini, rızasını kazanmayı gaye-i maksat yaptırmaz. İnsanı tekeffülden, halka karşı iyi görünmekten, hüsn-ü zan kazanma çabalarından, hakkında kötü konuşulmasının önüne geçmek için boncuklar dağıtmaktan kurtarır. Hukukunu korumak için rüşvet vermek zorunda bırakmaz.

 

Herkesin hoşnutluğunu temin edebilmek için istemediği halde yapmak zorunda olduğu iki yüzlü sayılabilecek davranışların külfetinden kurtarır.

 

İnsanı yalnızca Allah’ a kul olma izzeti ile özgürleştirir.

 

Evet, *Ey nefis!*  ( ey ben) *Eğer takva ve amel-i sâlih ile Hâlıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir*.

 

…………..*rıza-yı İlâhî ve iltifat-ı Rahmânî ve kabul-ü Rabbânî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ve istihsânı, ona nisbeten bir zerre hükmündedir. Eğer teveccüh-ü rahmet varsa, yeter*… (M)

 

 

Sen rıza-i ilahi yolunda ve yalnızca onun hoşnutluğu maksadıyla ömür sürerken…………

 

*Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir*.

 

O muhabbet dua hükmüne geçer, halkın senden Allah rızası için  razı olması senin iyi bir ahlaka, güzel  insani ilişkilere sahip olduğuna bir nevi hüsn-ü şehadet olduğundan uhrevi ve dünyevi faydaları vardır. Çünkü ……..

 

“*Mümin kendisiyle ülfet edilendir. İnsanlarla ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyende hayır yoktur*”.  Hz. Muhammed A.S.M 

 

Ancak onların muhabbetleri,

 

*Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünki onlar da senin gibi âciz kullardır*.

 

Sevgi ve ilgili uhrevi olmadığından ve içinde ihlas olmadığından, maddi manevi çıkar ve menfaat barındırdığından mesuliyetlidir. İnsanları bir birine köle yapar. Şahsiyetlerini bir birinin rızasını kazanmak için rüşvet verdirir, hilkaten sahip olduğu yaratılış onurunu adi bir arzuya, sefil bir temayüle diz çöktürür. Aciz insanların iltifatını kazanabilmek için iki büklüm yapar. Oysa bu yönlü elde edilenlerin hiçbir önemi ve değeri  yoktur. Bu suni ve faydasız ilginin doğduğu beşeri kaynak sadece vehmidir, hakikatte hiçbir tesiri olmadığı gibi, zarardan başka da bir verebileceği hiçbir şey bulunmaz.

 

Evet,

 

*İnsanların teveccühü, o teveccüh-ü rahmetin in'ikâsı ve gölgesi olmak cihetiyle makbuldür; yoksa arzu edilecek birşey değildir. Çünkü kabir kapısında söner, beş para etmez*. ( M)

 

Evet,

 

*Kabir kapısında bekleyen bir adamın arkasındaki fâni dünyaya riyakârane bakması, acınacak bir hamakattir ve dehşet verici bir hasarettir*. ( Bediüzzaman S.Nursi R.A)

 

Evet,

 

*Maahâza ikinci şıkkı takib etmekte şirk-i hafî olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir*…………Mesnevi-i Nuriye

 

Bununla beraber, halkın rızasını gözetmeye çalışmak , onlardan bir medet ummak, teveccühlerine aldanmak , onları razı edecek bir vaziyet almak gizli şirk’tir. Yani Allah’ın hukukunu beşeri çıkarlara peşkeş çekerek kendini ziyan etmektir. Ve amacına da ulaşamaz.

 

Çünkü,

 

*Madem böyle bir ulûhiyet hakikatı var, elbette iştirakı kabul edemez. Çünkü ulûhiyete, yani mâbudiyete karşı şükür ve ibadetle mukabele edenler, kâinat ağacının en nihayetlerinde bulunan zîşuur meyveleridir. Ve başkaların o zîşuurları memnun ve minnettar edip yüzlerini kendilerine çevirmesi ve görünmediğinden çabuk unutturulabilen hakikî mâbudlarını onlara unutturması, ulûhiyetin mahiyetine ve kudsî maksatlarına öyle bir zıddiyettir ki, HİÇBİR CİHETLE MÜSAADE ETMEZ*.  (Ş)

 

…………. *Evet, bir maslahat için sultana müracaat eden adam sultanı irzâ etmiş ise, o iş görülür. Etmemişse, halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamâfih, yine sultanın izni lâzımdır. İzni de RIZASINA mütevakkıftır*. (M)

 

El Hasıl , *HAKKIN HATIRI ÂLİDİR; HİÇBİR HATIRA FEDA EDİLMEZ*. … Bediüzzaman R.A