…………Her şeyin
Allah’tan olduğunu iman ile bildiğinde
ve buna iman ve intisabın ile tam kanaat
getirdiğinde, hoşuna giden veya gitmeyen
şeylere rıza göstermen gerekir……. Madem onun rububiyetine razıyız; o
rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lazımdır…. Eğer
rıza göstermezsen gaflete mecbur kalırsın... ve o gaflet saikiyle ………..Kaza ve
kaderine itirazı işmam eder bir tarzda ah, of edip şekva etmek, bir nevi kaderi
tenkittir, rahîmiyetini ittihamdır…
Gaflet nazarı..yani
aymaz,hakikati anlamaz, kavramaktan yoksun ve zahire perestiş eden bakış açısı
bir nevi tenkit ve herşeyin aslında olan
güzelliği ,hikmeti inkar olduğundan manen iftiracıdır……….hem ………hikmet ve
rahmet ve güzellik ve maslahat cihetini herkes göremez. Zâhire bakıp itiraz
eder, şekvâya başlar. İşte bu haksız şekvâlar Rahîm-i Mutlaka gitmemek
hikmetiyle…………… vazifeleri, izzet-i
rububiyetin perdesi olmak olan ……esbab-ı zahiriye vaz'edilmiş ve gözlere de
gaflet perdesi örtülmüştür……… Tâ
güzellikleri görünmeyen ve hikmetleri bilinmeyen şeylerde kudret-i İlâhiyenin
izzeti ve kudsiyeti ve rahmetinin ihatası muhafaza edilsin, itiraza hedef
olmasın ve hasis ve ehemmiyetsiz ve merhametsiz (görünen) şeylerle kudretin
mübaşereti nazar-ı zâhirîde görünmesin….
Kâinat hâdiselerinden insanın heva ve hevesine muhalif olan
kısım, muvafık olan kısımdan daha çoktur.
Çünkü …….. Sâni-i Âlem, arzı istediği gibi ve hikmeti iktiza
ettiği gibi yaratmıştır. Sizin, ey ehl-i hayal, teşehhî ile istediğiniz gibi
yaratmamıştır, akıllarınızı kâinata mühendis etmemiştir….. Rüzgâr gemilerin
keyfine göre esmez………………..
Eğer heva sahibi, bu esbab-ı zahiriyeyi görüp
Müsebbibü'l-Esbab'dan gaflet etmese, itirazlarını tamamen Allah'a tevcih eder.
Yani , çeşitli sebeplerle hikmeten ve dinen yasaklanan kötü arzulara karşı meyilli olan ,doğruluk,
hak ve faziletten saparak haz ve menfaatlere yönelen, görünüşe müptela bir nefis sahibi olan kimse; eğer izzet-i Rububiyet önüne çekilen ve
haksız şikayetleri ve itirazları önlemek için takdir edilen sebeplere takılmaz
ve hangi neticenin hangi sebeple meydana geleceğini takdir eden; hem sebepleri
hem de neticeleri yaratan Allah’ı görür ise hak olmayan batıl itirazını ,
hadiselere karşı duyduğu nefretini, değersiz ve iftira olan sözlerini , hidet
ve küfr ve düşmanlığı içeren öfkesini ..Fatır-ı Hakîm ve Mâlik-i Kerîm’e
yönelir…
Böylelikle………. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar.
Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır ve başını dünyevi ve uhrevi olarak
büyük bir belaya sokar….
Evet……… Evet, izzet ve azamet isterler ki, esbab, perdedar-ı
dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve ehadiyet isterler ki, esbab
ellerini çeksinler tesir-i hakikîden…..
İ’lem eyyühe’l-aziz!
Hiçbir insanın Cenâb-ı Hakka karşı hakk-ı itirazı yoktur. Ve
şekvâ ve şikâyete de haddi yoktur. Çünkü, şikâyet eden ferdin hilâf-ı hevesini
iktizâ eden, nizam-ı âlemde binlerce hikmet vardır. O ferdi irzâ etmekte, o bin
hikmetin iğdâbı vardır. Bir ferdi razı etmek için bin hikmet fedâ edilemez.
"Eğer hak onların keyiflerine tâbi olsaydı, gökler ve
yer fesâda uğrardı." Mü'minûn Sûresi, 23:71. Kaynak: Hiçbir insanın
Cenâb-ı Hakka karşı hakk-ı itirazı yoktur çünkü...
Eğer her ferdin keyfine göre hareket edilirse, dünyanın
nizam ve intizamı fesada gider.
Ey müteşekkî! Sen nesin? Neye binaen itiraz ediyorsun? Cüz’î
hevesini külliyat-ı kâinata mühendis mi yapıyorsun? Kokmuş olan zevkini
nimetlerin derecelerine mikyas ve mizan mı yapıyorsun? Ne biliyorsun ki, nakmet
olarak gördüğün şey belki ayn-ı nîmettir? Senin ne kıymetin var ki, sineğin
kanadına müvâzi olmayan hevesini tatmin ve teskin için felek çarklarıyla
hareketten teskin edilsin?.............
"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!
Nefis dâima
ızdırablar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü
kadere râzı olmuyor. Halbuki şemsin tulû ve gurubu muayyen ve mukadder olduğu
gibi, insanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sâir mukadderatı, kalem-i kader
ile cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin;
fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz ha!.. Ve illâ muhakkak bilsin ki:
Semâvat ve arzın hâricine kaçıp kurtulamayan insan, *Hâlık-ı Külli Şey'in
rububiyetine muhabbetle rızâ-dâde olmalıdır*." ………..Mesnevi-i Nuriye