Birinci mektup için çok izahlı ve teferruatlı bir alana
geçmeden dikkat çeken 2 ifadeye ve mevsimsel geçişlerin ve içinde getirdiği
düzen değiştirici bazı mesaili nazara verip, yine aynı mektup içinde EHEMMİYETİ
ile ifade edilen bir konu için
eserlerden alıntılarla dikkat çekip sonunda bir iki kelam edeceğiz İnşâallah…
Bu noktada birinci kelimemiz GAFLET
Gaflet: Bir şeyi yeterli ölçüde dikkat ve özen göstermediği
için unutmak, dalgınlıkla veya unutmadığı halde terk ve ihmal etmek, aldanmak,
farketmemek, boş bulunmak, basîretsizlik, aymazlık, açık gerçeği görememe, uyuşukluk…
İkinci kelimemiz FÜTUR
Fütur : Bezginlik, usanç, bıkkınlık, yeis, bezginliğin verdiği
gevşeklik ve gayretsizlik..
Görüldüğü üzere bu iki kelime bir biri ile etkileşim içinde
olan ve İnsanı kendi vazife-i asliyesine karşı uzak ve yabani düşüren 2 haldir.
İlgili mektubun giriş satırında : ŞUHUR-U MUHARREME'DEN
SONRA, HUSUSAN BAHARA YAKIN, HAYAT-I
DÜNYEVİYE GAFLETİ BİR DERECE FÜTUR VERMEKLE BERABER…… Şeklinde beyan edilen
konunun biraz daha detaylandırıldığı sair satırlarda :
İKİNCİ MESELE: BEN HEM KENDİMDE, HEM BU YAKINDAKİ RİSALE-İ
NUR TALEBELERİNDE ŞUHUR-U MUHARREMEDEN SONRA BİR YORGUNLUK VE ŞEVKTE BİR FÜTUR
GÖRÜYORDUM. SEBEBİNİ VÂZIHAN BİLMİYORDUM. ŞİMDİ, ESKİDE SÖYLEDİĞİM TAHMİNÎ
SEBEP, HAKİKAT OLDUĞUNU GÖRDÜM. ŞÖYLE Kİ:
NASIL MADDÎ HAVA FENA İSE, FENA TESİR EDİYOR; MÂNEVÎ HAVA DA
BOZULSA, HERKESİN İSTİDADINA GÖRE BİR SARSINTI VERİR. *ŞUHUR-U SELÂSE VE
MUHARREMEDE ÂLEM-İ İSLÂMIN MÂNEVÎ HAVASI, UMUM EHL-İ İMANIN ÂHİRET KAZANCINA VE
TİCARETİNE CİDDÎ TEVECCÜHLERİ VE HİMMETLERİ VE TENVİRLERİ O HAVAYI
SÂFİLEŞTİRİYOR, GÜZELLEŞTİRİYOR, MÜTHİŞ ÂRIZALARA VE FIRTINALARA MUKABELE
EDİYOR. HERKES O SAYEDE VE SAYESİNDE DERECESİNE GÖRE İSTİFADE EDER. FAKAT O
ŞUHUR-U MÜBAREKE GİTTİKTEN SONRA*, ÂDETÂ O ÂHİRET TİCARETİNİN MEŞHERİ VE PAZARI
DEĞİŞTİĞİ GİBİ, DÜNYA SERGİSİ AÇILMAYA BAŞLIYOR. EKSER HİMMETLER, BİR DERECE
VAZİYETİ DEĞİŞİYOR. HAVAYI TESMİM EDEN BUHARAT-I MÜZAHREFE O MANEVÎ HAVAYI
BOZAR. HERKES DERECESİNE GÖRE ONDAN ZEDELENİR.
BU HAVANIN ZARARINDAN KURTULMAK ÇARESİ, RİSALE-İ NUR'UN
GÖZÜYLE BAKMAK VE NE KADAR MÜŞKİLÂT ZİYADE LEŞSE, KUDSÎ VAZİFE İTİBARIYLA DAHA
ZİYADE CİDDİYET VE ŞEVKLE HAREKET ETMEKTİR. ÇÜNKÜ BAŞKALARIN FÜTURU VE
ÇEKİLMESİ, EHL-İ HİMMETİN ŞEVKİNİ, GAYRETİNİ ZİYADE LEŞTİRMEYE SEBEPTİR. ZİRA,
GİDENLERİN VAZİFELERİNİ DE BİR DERECE YAPMAYA KENDİNİ MECBUR BİLİR VE
BİLMELİDİRLER…Kastamonu lahikası
Şeklinde , hem durum hem çözümü hem de vazifeye avdeti temin
edici esaslar zikredilmiştir.
Yine arz edilen manaya mütemmim olarak aşağıdaki paragrafı
ilave edelim.
SALİSEN: AZİZ KARDEŞLERİM, BAHAR VE YAZIN MEŞGALELERİ, HEM
GECELERİN KISALMASI, HEM ŞUHÛR-U SELÂSENİN GİTMESİ EKSER KARDEŞLERİMİN BİR
DERECE HİSSE ALMASI VE DAHA SAİR BAZI ESBABIN BULUNMASI, ELBETTE BİR DERECE
NEŞ'ELİ KIŞ DERSİNE FÜTUR VERİR. FAKAT ONLARDAN GELEN FÜTUR, SİZE FÜTUR
VERMESİN. ÇÜNKÜ O DERSLER, ULÛM-U İMANİYEDEN OLDUĞU İÇİN, BİR İNSAN YALNIZ
KENDİ NEFSİNE DİNLETTİRSE YETER. BÂHUSUS, SİZ DAİMA BİR-İKİ HAKİKÎ KARDEŞİ DE
BULURSUNUZ.
HEM O DERSİ DİNLEYENLER YALNIZ İNSANLAR DEĞİL. CENÂB-I
HAKKIN ZÎŞUUR ÇOK MAHLÛKATI VARDIR Kİ, HAKAİK-İ İMANİYENİN İSTİMÂINDAN ÇOK ZEVK
ALIRLAR. SİZİN O KISIM ARKADAŞINIZ VE MÜSTEMİLERİNİZ ÇOKTUR…..Barla L.
Demek ki insanın kendi iradesi dışında birçok hadise cereyan
edebiliyor. Cenab-ı Hakkın alem-i kebire koyduğu bir çok manevi yasa ve tekvini
kanunlar alem-i asgar olan insan da tesire neden olabiliyor. İnsan hadisatın
eliyle imtihan ediyor, karışlayış ve mukabele tarzıyla derece alıyor, sevap
kazanıyor veya zarar ediyor.
Yani konu ne olursa olsun, İmtihan olduğumuzu unutmadan,
kulluğumuzun farkında olarak vazife-i fıtratımız ne ise, durulacak taraf olarak
itikadımıza tanımlanmış ve hırz-ı can ettiğimiz saf hangisi ise, uhdemize
aldığımızı ilan ettiğimiz hakikat dairesi neyi gerektiriyor ise ….. GAFLET ESBAB INDAN TECERRÜD edip , gaflet
ve fütur düşmanlarına teslim olmadan siperimizde ve manevi cephelerde
mücadelemize devam edeceğiz.
Evet, söz konusu bu mektup içinde EHEMMİYETİ nazara verişmiş
ve bizimde değineceğimizi ifade ettiğimiz diğer husus:
Bu husus ilgili mektupta……….. O MEKTUBUNUZDA, ÇOK
EHEMMİYETLİ BİR HÂDİSE-İ NURİYEDEN BAHİS VAR Kİ, *HİZB-ÜL EKBER-ÜL KUR'AN*'I
TAB'ETMEK TEŞEBBÜSÜDÜR.. şeklinde ifade edilmiş.
Bu noktada HİZB-ÜL EKBER-ÜL KUR'AN nedir? Neden bu kadar
ehemmiyetlidir? Sorularının cevabını
bulmak hem de bu eserle aramızda bir münasebet geliştirmek için mahiyetini
anlamaya çalışacağız.
………….
HİZB-ÜL EKBER-ÜL KUR'AN risale-i nurda çeşitli isimler ile
anılmış olup , Münacat’ül Kur’an ve Hizbü'l-ekberi'l Nûri ile
karıştırılabilmektedir. Bu eser ilgili
zamanda Hüsrev Ağabey ‘in hattı ile
yazılmış olan ve bugün - yayın evi olarak
bizim bildiğimiz kadarıyla- HİZBUL KUR'ANİ EKBER adıyla Hayrat yayınları
ve Envar Neşriatta HİZBÜ′L-KURAN adı ve
Hamid Aytaç hattı ile , ve bazı mobil uygulamalarda yine HİZBÜ′L-KURAN
olarak yayımlanmış olan yaklaşıl 150
sahifelik bir eserdir. Bununla birlikte eserin
müstakil ve orijinal ismi:
HİZBÜ'L-EKBERİ'L-KUR'ÂNÎ VE HİZBÜ'L-KUR'ÂNİ'L-MUAZZAM olarak kabul
edilmektedir.
Şimdi eserle ilgili konulara nazar edelim.
…….Sizlere
Risaletü’n-Nur’un Hizb-i Ekber’ini ve Kur’an’ın Hizb-i Azam’ını göndermek
isterdim. Fakat Hizb-i Azam çok uzun olduğundan daha yazdıramadım……Kastamonu
Lahikası
……..Risale-i
Nur şakirtlerini neşr-i envar-ı Kur’aniyede muvaffak eylesin. Amin.
Hizbü’l-Azam-ı Kur’aninin gelmesini iştiyakla bekliyoruz…..Kastamonu
Lahikası
……….
Mektubunuzda çok ehemmiyetli bir
hadise-i Nuriyeden bahis var ki Hizbü’l-Ekberü’l-Kur’an’ı tab etmek
teşebbüsüdür. Evet, o Hizbü’l-Ekber’deki ayat bütün Risale-i Nuriyenin ruhu,
esası, madeni, üstadı ve güneşidir. Onun tab’ından sonra mümkünse Risale-i Nur’un
Hizbü’l-Ekberi namında Arabiyyü’l-ibare ve iki Ayetü’l-Kübra ve münacatın
hülasası olan risaleyi dahi tab etmek lazımdır. Fakat elinizdeki nüsha benim
nüsham gibi mükemmel değil. Biz burada yazıp isterseniz size gönderelim.
İsterseniz İstanbul’da matbaada olan vekilinize gönderelim, adresini bildiriniz………
Kastamonu Lahikası
………Yirmi
Sekizinci Mektub’un rüyaya ait birinci risalesinin altıncı nüktesinde rüya-yı
sadıka, kader-i İlahinin her şeyi ihata ettiğine bir hüccet-i katıa hükmünde
Üstadımız binler tecrübeyle gördüğü gibi aynen bu vakıa dahi bizlere şuhud
derecesinde kat’i ispat etti ki hadisat vücuda gelmeden evvel mukadderdir,
malumdur, muayyendir, kader-i İlahinin mizanıyla geliyor diye bu rükn-ü imaniye
bize gayet latif ve kat’i bir nümune oldu.
Hem aynı rüyanın ikinci tabakasında
Üstadımız görüyor ki Risale-i Nur’un heyetine bir ferman geliyor. Birden geldi,
o kudsi ferman Kur’an çıktı. Bunun tabiri aynı günün aynı tecrübe saatinde
Kur’an’ın Hizbü’l-Ekberi ümit edilmediği bir vakitte, malum Asiye Hanımın
hanesinde etrafı tezyin edilen Hizbü’l-Ekberi yüz senelik bir güzel kap içinde,
o kabın, üstünde sırmayla padişahların mühim fermanlarında tuğra-i şahane
işlenmiş olduğunu gördük.
Üstadımız dedi ki: Ferman geldi diye
Kur’an çıktı. Şimdi de Kur’an’ın Hizbü’l-Ekberi geldi. Üstünde ferman tuğrası
bulunduğundan, Risale-i Nur’un heyetine beşaretli ve medar-ı feyiz ve terakki
bir ferman-ı Rabbani hükmüne geçeceğini rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz. Bu
tabirden sonra ikinci günü sizin çok kıymettar hediyeniz hakiki tabirini güneş
gibi meydana çıkardı………Kastamonu Lahikası
………Kur’an-ı
Azimüşşan ve Mucizü’l-Beyan’ın, Hizbü’l-Ekberü’l-Azam namında
Resailü’n-Nuriye’nin menbaları ve esasları olan beş yüzden fazla ayatları
yazdık, bu Ramazanda size göndermeye muvaffak olamadık. İnşaallah bir vakit
size gönderilecek……..Kastamonu Lahikası
………..Üçüncü
günde daha şiddetli arama ve taharri etmek, zabıtanın siyasi komiseri bir
taharri komiseriyle geldiği vakitten iki üç saat evvel üç kerametli risalelerin
kumandasında bütün risaleler kendilerini ellere vermemek için ortada
görünmediler. Bütün iki saat o taharri neticesinde Ankara’dan gelen bir Ramazan
tebrikiyle, bir Ramazaniye Risalesini elde ettiler. Mütalaadan sonra iade etmek
vaadiyle aldılar. Bütün bu halat yüksekte duran Mucizatlı Kur’an-ı Azimüşşan’la
beraber i’cazlı Hizb-i Kur’ani’nin nüshaları ve Hizb-i Nuri’nin risaleleri, bu
harika vaziyeti gösterdiler. Cenab-ı Hakka onların hurufatı adedince ve şehr-i
Ramazan’ın dakikalarının aşireleri sayısınca hamd ü sena ediyoruz. Elhamdü
lillahi ala külli hal……Kastamonu Lahikası
…….Bütün
risalelerin hususi menbaları, madenleri olan binden ziyade ayat-ı Kur’aniyeyi
kendi Kur’anımda, evvelce işaretler koyup bir Hizb-i Azam-ı Kur’ani yapmak
niyet etmiştim. Şimdi bu Hizb-i Azam ve bu vird-i ekber Risale-i Nur
mensuplarına bazı eyyam-ı mübarekede okunması için bir zaman size de göndermek
hakkınız var. İnşallah bir zaman sonra size gönderilecek. Bazı kelimelerini
tercüme ve bir kısım kayıtlarını tefhim için vakit bulsam, gayet kısa haşiye
gibi bir şeyi yazacağım……..Kastamonu Lahikası
………..Hafız Ali’nin Hizb-i Kur’ani ve
Hizb-i Nurivdeki yanlışlardan teessürünü bildiriyor. Kat’iyen o bilsin ki o ve
Tahiri ve Hafız Mustafa ve arkadaşlarının gayretleriyle tab edilen o iki hizb
bu zamanda, bu şerait içinde gayet parlak bir muzafferiyet-i Nuriyedir. Onların
defter-i amaline her tarafta hasenatları geçirilir. Kim okusa onların hissesi
var. Yanlışları tahminimizden çok azdır. Lillahilhamd kolayca tashih ettik.
Layık ellere girmiş…….Kastamonu Lahikası
………Zaman-ı
Saadetten şimdiye kadar cari bir adet-i İslamiyeye ittibaen, Risale-i Nur’un
hususi menbaları olan yüzer ayat-ı meşhureyi büyük bir en’am gibi Hizb-i
Kur’ani yaptığımızı “Dinde tahrifat yapıyor” diye muaheze etmişler……Şualar
….. (tahrifat konusu bağlamında
aşağıdaki paragraf da konuyu aydınlatan bir paylaşılacaktır)
……….Yine
Hizb-i Kur’an’ımızın bahsine döneriz: Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın
büyük bir kumandanı olan Hazret-i Üsame radıyallahü anh bir gün “hamd”e ait,
bir gün “istiğfar”a ait ayetler, bir gün “tesbih”e ait, bir gün “tevekkül”e,
bir gün de “selam” lafzına, bir gün de “tevhid” ve “La ilahe illa Hu”ya ait,
bir gün de “Rab” kelimesine ait bütün Kur’an’dan müteferrik surelerden bir
hizb-i Kur’ani çıkarmış, kendine bir vird eylemiş. Demek böyle hizblere izn-i
Peygamberi (aleyhissalatü vesselam) var. Hem bizim hizb-i Kur’an’ımız iman
hakikatlerine dair ayetleri, hususan sureler başlarındaki ayetleri cem
ettiğinden başlarında yazılmış. Bu hizb tamam-ı Kur’an’ı okumaya büyük bir şevk
verir, noksaniyet vermez. Hem yirmi günde okunacak arzu edilen bazı imani
ayetler bir iki günde bu hizipte okunduğundan, bir zaman bütün surelerin
başında bir kısım ayetleriyle beraber, Risale-i Nur’un esasları olan bazı
ayat-ı imaniyeyi kendime vird eylemiştim. Sonra bir hizb suretine girdi…….Emirdağ
Lahikası
………Risale-i
Nur’un üstadı ve me’hazı ve Said’in de çok zamandan beri bir virdi olan bazı
ayetler bir hizb-i Kur’ani suretinde bir kısım talebelerin arzularıyla kaleme
alınmış. Sonra da tab edilmiş. Ve dört beş mahkemenin de gösterdiği ehl-i vukuf
ulemaları ve hatta Diyanet Riyaseti dairesi ve İstanbul’un fetva dairesindeki
tetkik-i kütüb-i diniye heyetinden hiçbir alim ve ehl-i vukuf ulemaları itiraz
etmemişler. Belki takdir edip tahsin etmişler. Çünkü başta Sahabeler ve
matbu Mecmuatü’l-Ahzab’da bulunan Hazret-i Üsame radıyallahu anh
hizb-i Kur’anisi ki her bir günde bir kısmını okumakla taksim edilmiştir. Ve
aynı kitapta ve Mecmuatü’l-Ahzab’ın aynı cildinde İmam-ı Gazali’nin
(ra) bir hizb-i Kur’anisi ve çok ehl-i velayetin kendi meşreplerine muvafık
bazı sureleri ve ayetleri bir hizb-i mahsus-ı Kur’ani yaptıkları meydandadır.
On sene evvel şehiden vefat eden Merhum
Hafız Ali gibi Nurun kahramanlarından benim hususi virdimi ve Risale-i Nur’un
üstadları ve menbaları olan mühim ayetleri cem etmek istediler. Sonra onlara
gönderdim. Onlar da tab ettirdiler. Çünkü herkes her vakit bütün Kur’an’ı
okumaya vakit bulamıyor. Fakat böyle bir hizb-i Kur’ani eline geçse her vakit
istifade edebilir fikriyle hem sevapları çok ziyade olan ayetler ve sureler
içinde yazılmış. Zaten Kur’an-ı Hakim’in bir mucizesi şudur ki ehl-i hakikatten
ve kemalattan her bir meslek sahibi meşrebine muvafık, Kur’an’da bir
Kur’an’ını, bir hizb-i mahsusunu, bir üstadını bulur. Güya tek bir Kur’an’da
binler Kur’an var. Bu mucizenin sırrı şudur ki: Kur’an-ı Hakim’in ayetlerinin
ve kelamlarının münasebetleri yalnız beraber olanlara değil, belki pek çok
ayetlere ve kelamlara ve kelimelere münasebeti var, bakıyor. İşaratü’l-İ’caz tefsir-i
Nuriyede bu sır bir derece gösterilmiş. Demek başka kelamlara benzemez. Her bir
ayet binler ayetlere bakar birer yüzü ve gözü var.
Bu vaziyet-i Kur’aniye çok hakaike
medardırlar. Ehl-i tarikat ve ehl-i hakikatın her bir kısmı kendi mesleğine
göre o külli Kur’an içinde bir mahsus hizbleri var. İşte Risale-i Nur’un Hizb-i
Kur’anisi de o neviden birisidir. Bunu böyle neşretmek için evliyadan olan
merhum Hafız Ali bunun tab’ını acele etmek istedi. Çünkü tamam-ı Kur’an’ın
Risale-i Nur’un keşfiyatıyla hattında bir nevi mucize-i tevafukiyye
bulunmasından onu tab edip bastırmak için bu Hizb-i Kur’aniyi bir mukaddemesi,
bir müjdecisi olarak bastırdılar.
Evet, şimdiki Hüsrev’in kalemiyle
yazılan ve pek harika olan ve tevafuk cihetinde mu’cizatlı olan Kur’anımızın on
beş seneden beri tab’ına çalışıyoruz. Ve fakat ekser Nurcular fakirü’l-hal
olduğundan ve fotoğrafla tab’ı lazım geldiğinden ve yirmi beş bin banknot
masraf lazım olmasından Hizb-i Kur’anımız mukaddeme olarak, daha evvel bu
mucizeli Kur’an’ımızın bir müjdecisi olarak tab edildi. İşte bu mucizeli
Kur’anımızı hem Diyanet Riyaseti tetkik etmiş, çok beğenmiş hem İstanbul’daki
fetva dairesindeki tetkik-i mesahif uleması gayet güzel görmüş. Gayet güzelce
tetkik edip musahhah olarak bize iade etmiş. İnşallah yakında bu Kur’anımız
basılarak bir hediye-i Nuriye olarak alem-i İslama neşredilecektir…….Emirdağ
Lahikası
………Bu
Ramazan-ı Şerifte Kur’an’ı zevk ve şevk ile okumak çok ihtiyacım vardı. Halbuki
elemli hastalık, maddi ve manevi sıkıntılar, yorgunlukla ve meşgalelerin
tesiriyle telaş ettim. Birden Hüsrev’in şirin kalemiyle yazılan mu’cizatlı
cüzler ve Hafız Ali ve Tahiri’ye pek çok sevap kazandıran parlak ve kerametli
Hizbü’l-Ekber-i Kur’aniyeyi birbiri arkasından okumaya başlarken öyle bir zevk
ve şevk verdi ki bütün o yorgunlukları hiçe indirdi. Hiçbir vesveseye meydan
vermeyerek pek parlak bir surette ders-i Kur’aniyeyi onlardan dinlerken bütün
ruh u canımla arzu ettim ve kast ve azmettim ki mümkün olduğu derecede aynı
Hizbü’l-Ekber-i Kur’aniye gibi fotoğrafla mu’cizatlı Kur’anımızı tab edeceğiz,
inşallah… Emirdağ Lahikası
…….. Hizbü’l-Kur’anü’l-Muazzam’ın hem
fevkalade ehemmiyeti, hem faydaları, hem okumasında hiçbir vesvesenin
gelmemesi, hem bütün Kur’an’ın en sevaplı ayetlerinin ihtivası, hem Risale-i
Nuriyenin bütün esaslarını ve hakikatlerini cem etmesi, hem herkese hususan her
vakit bütün Kur’an’ı okumaya fırsat bulamayan ve hafız olmayanlara tamam
Kur’an’ın bir nümune-i kudsisi, hem tamam Kur’an’ın tevafuklu tabında bir
misal-i musağğarı ve müjdecisi, hem maddi ve lafzi ve manevi parlak bir i’caz
göstermesi gibi pek çok hasiyetleri var ve bu şuhur-ı mübarekedeki pek çok
bereketlere ve Nurlara ve sevaplara medardır ve onun tab’ına ve neşrine
çalışmışlara çok büyük hayırlar kazandırır…………Emirdağ Lahikası
Son paylaşacağımız paragraf içinde vurgulanan satırı
nazarınıza arz edip hatime veriyoruz.
Şöyle ki:
……Aziz, sıddık kardeşlerim,
Size gönderdiğimiz Hizbü’l-Ekberi’l-Kur’ani’nin başında
yazılan ünvan içinde bir cümle noksan kalmış. Şöyle ki: “Mucizatlı bir vird
okumak isteyen bunu okusun” yerinde, “ *MUCİZATLI VE HER BİR HARFİ ON VE YÜZ VE
BEŞ YÜZ VE BİN VE BİNLER KADAR SEVAP VE MEYVE VEREN BİR VİRDİ OKUMAK İSTEYEN,
BU SEMAVİ VİRDİ OKUSUN* ” yazılacak……Kastamonu Lahikası
Rabbimiz istifade ve hissemizi ziyade etsin..Âmin