S – “ yüsallûne ” ( namazı kılarlar ) kelimesine bedel, itnablı ( kastedilen mânayı daha çok kelime ile ifade
ederek) " yukîmûne’s-salâte “ (namazı -ikame ederler- dos doğru kılarlar ) 'nin zikrinde ne hikmet vardır? (Haşiye )
Haşiye: Îcâz ve itnab, belâgat kaidelerinden 2 önemli
esastır.
Îcâz maksud olan manayı en kısa şekilde ifade etme sanatı
iken, İtnab ise; kastedilen mânayı daha çok kelime ile ifade etmektir.
Konuyla ilgi soruda Kur’an’ın ilgili ayette ( Bakara /3)
namaz kılarlar ifadesi kafi görünürken ,neden (namazı -ikame ederler- dos doğru
kılarlar ) şeklinde fazla kelime irade
edildiğinin hikmeti öğrenilmek istenmiştir.
Üstadımız da İTNAB ‘ın hikmeti aşağıdaki şekilde izah
etmiştir.
C – Namazda lâzım olan ;
1-
*Tâdil-i erkân*, (Namazın rükünlerini düzgün, yerli yerinde ve
tam yapmak .. Özellikle rükûda, kavmede (rükûdan kalktıktan sonraki duruşta),
secdede ve celsede (iki secde arasındaki oturuşta) ibadeti oluşturan bu
hususları uygulamaya riayet etmek ve yapıldığına kanaat edecek şekilde hareket
te bulunmak. Hanefî mezhebindeki kuvvetli görüşe göre, sayılan dört yerde
ta’dîl-i erkân vaciptir. Diğer bazı mezheplere ve Hanefîlerden de İmam Ebû
Yûsuf’a göre ise ta’dîl-i erkân farzdır.
(Hz. Peygamber’e vahiy kâtipliği yapan)
Hanzala b. Rebî’ Kâtib (r.a.) anlatıyor:
Allah Resûlü’nü şöyle derken işittim:
“Rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaz(ı
kılmay)a devam eden ve bu beş vakit namazın Allah katından gelen bir emr-i hak
olduğunu kabul eden kimse cennete girer.” (İbn Hanbel, IV, 266)
Saîd b. Müseyyeb’in Ebû Katâde b. Rib’î’den
(r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah şöyle buyurdu: ‘Senin ümmetine
beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları
cennete koyacağımı kendi katımda vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için
ise katımda böyle bir vaad yoktur.’” (Ebû Dâvûd, Salât, 9)
2-
*Müdavemet*, ( Ara vermeden namazda daim olma , ibadete
devam etme)
3-
*Muhafaza*
( İbadete dair bu rükünlerin hukukunu, şartlarını ve uygula
prensiplerini amel ve niyeti korunması )
*gibi* " *ikame* " nin ( elde edilen bu mükemmel kazanıma
ait ) mânâlarını müraat ( uygun hareket ) etmeye işarettir.
*Arkadaş*! ( ÇÜNKÜ ) *Namaz*,
*Kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet* (bağ) *ve ulvî* ( yüce) *bir münasebet* ( ilişki ) *ve nezih bir
hizmettir ki * ,
( temiz, kötülükten ,kabalıktan ve çirkinlikten uzak bir vazife, bir sorumluluğu yerine
getirme, ilgi ve alaka ile ortaya çıkmış rabıtayı korumak için titizlik
göstermekle elde edilen huzur,sevinç, güven ve görevini yapmış olmaktan kalbe
doğan sürür ile ),
*her ruhu celb ve cezbetmek* (tâdil-i erkân ile rükünlerine
uygun olarak kılınmış) *namazın
şe'nindendir*.
Örneğin:
"Allah Teala Hazretleri (bir hadis-i kudside) buyurdu
ki:
"Ben kıraati kulumla kendi aramda iki kısma böldüm,
yarısı bana ait, yarısı da ona. Kuluma istediği verilmiştir:
Kul: "Elhamdülillahi Rabbi'l-alemin, (Hamd alemlerin
Rabbine aittir)" deyince,
Aziz ve Celil olan Allah: "Kulum bana hamdetti."
der.
"er-Rahmanirrahim" deyince, Allah: "Kulum
bana senada bulundu" der.
"Maliki yevmiddin (ahiretin sahibi)" deyince,
Allah: "Kulum beni tebcil ve ta'ziz etti (büyükledi)." der.
"İyyakena'budü ve iyyakenestain (yalnız sana ibadet
eder, yalnız senden yardım isteriz)" deyince,
Allah: "Bu benimle kulum arasında bir (taahhüddür).
Kuluma istediğini verdim" der.
"İhdina's'sırata'l-müstakim sıratallezine en'amte
aleyhim gayr'il-mağdubi aleyhim ve la'd-dallin. (Bizi doğru yola sevket, o yol
ki kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoludur, gadaba uğrayanların ve
dalalete düşenlerin değil)" dediği zaman,
Allah: "Bu da kulumundur, kuluma istediği
verilmiştir" buyurur." ( Hz. Muhammed A.S.M) /Müslim )
Hem,
….. Çünkü âbid, namazında der:
“Eşhedü en la ilahe illallah”
Yani “Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur.
Zarar ve menfaat, onun elindedir.
O hem Hakîm’dir, abes iş yapmaz.
Hem Rahîm’dir; ihsanı, merhameti çoktur.” diye itikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i
rahmet kapısını bulur, dua ile çalar.
Hem her şeyi kendi Rabb’isinin emrine musahhar görür,
Rabb’isine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun
eder. İmanı, ona bir emniyet-i tamme verir… Sözler
*Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin* (Fütûhâtü’l-Mekkiyye Muhyiddin
İbnü’l-Arabî’nin tasavvufî görüşlerini en geniş boyutlarıyla açıkladığı -çeviri
haliyle 15 Cilt- eserinin; - namazın sırları bölümünde açıklanan
şekliyle- Namazın rükünleri , vakitleri,
çeşitleri, kıyam,rüku ,secde, tahiyyat merhaleleri gibi konularda ağırlıkla
keşfe dayalı izahları ile *şerhettiği
gibi, öyle esrarı hâvidir ki, her
vicdanın muhabbetini celbetmek, namazın şe'nindendir*. ( Haşiye)
Haşiye: Söz konusu
ayetin İşaratü'l-İ'caz daki tefsirinde namazın
sırlarına dair bu esrar muhtasaran şu şekilde ifade edilmiştir:
……….. “Namazı dos doğru kılarlar.” Bakara Sûresi, 2:3…. Bu
cümlenin evvelki cümleyle bağlılığı ve münasebeti gün gibi âşikârdır.
Lâkin bedenî ibadet ve taatlerden namazın tahsisi, namazın
bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir.
Evet, nasıl ki Fâtiha Kur’ân’a, insan kâinata fihristedir;
namaz da hasenata fihristedir.
*Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi
olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin
nümunelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin
ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını
andıran bir ibadettir*.
Ayrıca Bakınız ( 9’ncu Söz
)……. “Haydi siz akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı
tesbih edin. Göklerde ve yerde hamd ve övgü Ona mahsustur. İkindi vaktinde de
ve öğle vaktine erişince de Allah’ı tesbih edip namaz kılın.” Rum Sûresi,
30:17-18……….. *EY BİRADER! Benden, namazın şu muayyen beş vakte hikmet-i tahsisini soruyorsun*……….
Evet,
*Namaz, Hâlık-ı Zülcelal tarafından her yirmidört saat
zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir davettir*………..İşarat-ül
İ'caz
Evet,
Cenâb-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor
ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli
olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et…Mesnevi-i Nuriye
Şimdi konuyla ilgili pasajı bütün olarak paylaşalım:
Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve
ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek
namazın şe'nindendir. Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin şerh ettiği gibi,
öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın
şe'nindendir. Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında
tayin edilen vakitlerde mânevî huzuruna yapılan bir dâvettir.
*Bu dâvetin şe'nindendir ki, her kalb, kemâl-i şevk ve
iştiyakla icabet etsin ve mi'racvâri olan o yüksek münâcâta mazhar olsun*.
Şeklinde geçen alt satırda söz konusu davete , namaz ile hasıl olan cezbe ile meydana gelen vicdani muhabbet ve rükün
usulü ile namaza icap etmekle , Allah ile kulu arasında vuku bulan : “Muhakkak
ki sizden biri namaz kılarken (aslında) Rabbiyle özel olarak
konuşmaktadır...” Hz. Peygamber (s.a.v.) manasında olan Mİ’RAÇ ve MÜNACAT gerçekleşsin.
Yine bu paragrafın altında olan ilgili paragrafta:
Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve
akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı
Rabbânîye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledir. Zaten insan, medenî
olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlâhîye
muhtaçtır. *O vesileye müraat etmeyen veya tembellikle namazı terk eden veyahut
kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu
bilâhare anlar, ama iş işten geçer*…… diye geniş alan ilgisi ve hususi pencerenin
negatif yönü nazara verilmiş…El-Iyâzu Billah
Sonuç olarak namazı namaz yapan esaslar, tâdil-i erkân,
müdavemet, muhafaza ve ikame olarak
belirtilmiştir.
Tâdil-i erkân namazla ortaya çıkan bağ ve ilişkinin ruhu
oluşturan ve namaza hayat veren hareketler ve tavırlar bütünüdür.
İbadette kul saygısını, rabıtasını , özenini, titizliğini,
nezaketini, itaatini bu usul ile ifade eder. Fizyolojik durumu ruhsal durumunu
etkiler. Böylelikle akıl, kalp, nefs bütünselliğinde ibadet gerçekleşebilir.
Bu itina ve dikkat namazın hakkını teslim etmekte en önemli
fiil değerine sahip olduğundan birçok şuuri mananın idrak ve hisse taalluk ve
terettübü söz konusu olur.
Ve,
………….Hem nasıl bir zabit, bütün neferatının yekûn
hizmetlerini kendi namına padişaha takdim eder. Öyle de: Mahlukata zabitlik
eden ve hayvanat ve nebatata kumandanlık yapan ve mevcudat-ı arziyeye halifelik
etmeye kabil olan ve kendi hususî âleminde kendini herkese vekil telakki eden
insan… Sözler
…………..Hem “İyyake na'büdü”
hitabına terakki etmek,
Yani küçüklüğü, hiçliği, kimsesizliği ile beraber, ezel ve
ebed sultanı olan Mâlik-i Yevmiddin’e intisabıyla şu kâinatta nazdar bir
misafir ve ehemmiyetli bir vazifedar makamına girip, “İyyake na'büdü ve iyyake
nestain” demekle bütün mahlukat namına kâinatın cemaat-ı kübrası ve cem’iyet-i
uzmasındaki ibâdât ve istianatı ona takdim etmek;……….. Sözler
………. Bütün mahlûkatın hayatlarıyla Sana takdim ettikleri
hediye-i ubûdiyetlerini, ben kendi hesabıma, umumunu Sana takdim ediyorum. Eğer
elimden gelseydi, onlar kadar tahiyyeler Sana takdim edecektim. Hem Sen onlara,
hem daha fazlasına lâyıksın……… Sözler
Gibi bilinçli kulluk vasfı ile Hilafete liyakatini göstermek
manası gerçekleşir.
Hatime:
………….Sakın deme, “Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz
nerede?” Zira, bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif
eder. Fark yalnız icmal ve tafsil ile olduğu gibi; senin ve benim gibi bir
âmînin velev hissetmezse namazı, büyük bir velînin namazı gibi şu nurdan bir
hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır velev şuurun taallûk etmezse. Fakat
derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden
tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar, ne kadar merâtip bulunur. Öyle de, namazın
derecatında da daha fazla meratip bulunabilir. Fakat bütün o merâtipte, o
hakikat-i nuraniyenin esası bulunur…. Sözler
…………………
"HAŞİYE: İşte, derecâta göre bir âmî, bir çekirdek
kadar bu kudsî hakikatten hisse alsa, ruhen terakki etmiş bir kâmil insan, bir
hurma ağacı kadar hisse alır. Fakat daha terakki etmeyen bir adam Fâtiha
okurken bu mânâları kasten hatıra getirmemeli, tâ huzura zarar olmasın. Eğer o
makama terakki etse, zaten o mânâlar kendilerini gösterirler."
"H A Ş İ Y E C İ K - Bu haşiyedeki “kasten” kelimesinin
izahını Üstadımızdan sorduk. Aldığımız cevabı aynen yazıyoruz:"
"Üçüncü Medrese-i Yusufiyedeki Risale-i Nur talebeleri
namına Ceylân Teşehhüd ve Fâtiha kelimelerinin geniş ve yüksek mânâları kastî
değil, belki dolayısıyla meşguliyet ve huzura bir nevi gaflet veren tafsilâtı
değil, belki mücmel ve kısa mânâları gafleti dağıtır, ubudiyeti ve münâcâtı
parlatır görüyorum. Namazın ve Fâtiha ve teşehhüdün pek yüksek kıymetlerini tam
gösterir. İkinci kısmın âhirinde “kasten meşgul olmamak”tan murad ise: O
mânâların tafsilâtıyla bizzat iştigal bazen namazı unutturur, huzura belki
dokunur. Yoksa dolayısıyla ve muhtasar bir tarzda büyük faydalarını
hissediyorum..."
Allahım! “Namaz dinin direğidir” buyuran zâta ve bütün âl ve ashâbına salât ve
selâm et…. ÂMİN