22.1.26

Mütalaa Ders notları 62: Namaz

 

S –  “ yüsallûne ”  ( namazı kılarlar ) kelimesine bedel, itnablı  ( kastedilen mânayı daha çok kelime ile ifade ederek)  " yukîmûne’s-salâte “  (namazı -ikame ederler- dos doğru kılarlar )  'nin zikrinde ne hikmet vardır?  (Haşiye )

 

Haşiye: Îcâz ve itnab, belâgat kaidelerinden 2 önemli esastır.

 

Îcâz maksud olan manayı en kısa şekilde ifade etme sanatı iken, İtnab ise; kastedilen mânayı daha çok kelime ile ifade etmektir.

 

Konuyla ilgi soruda Kur’an’ın ilgili ayette ( Bakara /3) namaz kılarlar ifadesi kafi görünürken ,neden (namazı -ikame ederler- dos doğru kılarlar )  şeklinde fazla kelime irade edildiğinin hikmeti öğrenilmek istenmiştir.

 

Üstadımız da İTNAB ‘ın hikmeti aşağıdaki şekilde izah etmiştir.

 

C – Namazda lâzım olan ;

 

1-      *Tâdil-i erkân*,  (Namazın rükünlerini düzgün, yerli yerinde ve tam yapmak .. Özellikle rükûda, kavmede (rükûdan kalktıktan sonraki duruşta), secdede ve celsede (iki secde arasındaki oturuşta) ibadeti oluşturan bu hususları uygulamaya riayet etmek ve yapıldığına kanaat edecek şekilde hareket te bulunmak. Hanefî mezhebindeki kuvvetli görüşe göre, sayılan dört yerde ta’dîl-i erkân vaciptir. Diğer bazı mezheplere ve Hanefîlerden de İmam Ebû Yûsuf’a göre ise ta’dîl-i erkân farzdır.

 

 

(Hz. Peygamber’e vahiy kâtipliği yapan) Hanzala b. Rebî’ Kâtib (r.a.) anlatıyor:

 

 

Allah Resûlü’nü şöyle derken işittim: “Rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaz(ı kılmay)a devam eden ve bu beş vakit namazın Allah katından gelen bir emr-i hak olduğunu kabul eden kimse cennete girer.” (İbn Hanbel, IV, 266)

 

 

Saîd b. Müseyyeb’in Ebû Katâde b. Rib’î’den (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Yüce Allah şöyle buyurdu: ‘Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için ise katımda böyle bir vaad yoktur.’” (Ebû Dâvûd, Salât, 9)

 

 

2-      *Müdavemet*,  ( Ara vermeden namazda daim olma , ibadete devam etme) 

 

 

3-      *Muhafaza*  ( İbadete dair bu rükünlerin hukukunu, şartlarını ve uygula prensiplerini amel ve niyeti korunması )   *gibi*   " *ikame*  " nin ( elde edilen bu mükemmel kazanıma ait ) mânâlarını müraat ( uygun hareket )  etmeye işarettir.

 

 

*Arkadaş*!  ( ÇÜNKÜ ) *Namaz*,

 

*Kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet*  (bağ) *ve ulvî*  ( yüce)  *bir münasebet* ( ilişki ) *ve nezih   bir hizmettir ki * ,

( temiz, kötülükten ,kabalıktan ve çirkinlikten  uzak bir vazife, bir sorumluluğu yerine getirme, ilgi ve alaka ile ortaya çıkmış rabıtayı korumak için titizlik göstermekle elde edilen huzur,sevinç, güven ve görevini yapmış olmaktan kalbe doğan sürür ile  ),

*her ruhu celb ve cezbetmek* (tâdil-i erkân ile rükünlerine uygun olarak kılınmış)  *namazın şe'nindendir*.

 

Örneğin:

 

"Allah Teala Hazretleri (bir hadis-i kudside) buyurdu ki:

 

"Ben kıraati kulumla kendi aramda iki kısma böldüm, yarısı bana ait, yarısı da ona. Kuluma istediği verilmiştir:

 

Kul: "Elhamdülillahi Rabbi'l-alemin, (Hamd alemlerin Rabbine aittir)" deyince,

 

Aziz ve Celil olan Allah: "Kulum bana hamdetti." der.

 

"er-Rahmanirrahim" deyince, Allah: "Kulum bana senada bulundu" der.

 

"Maliki yevmiddin (ahiretin sahibi)" deyince, Allah: "Kulum beni tebcil ve ta'ziz etti (büyükledi)." der.

 

"İyyakena'budü ve iyyakenestain (yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz)" deyince,

 

Allah: "Bu benimle kulum arasında bir (taahhüddür). Kuluma istediğini verdim" der.

 

"İhdina's'sırata'l-müstakim sıratallezine en'amte aleyhim gayr'il-mağdubi aleyhim ve la'd-dallin. (Bizi doğru yola sevket, o yol ki kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoludur, gadaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin değil)" dediği zaman,

 

Allah: "Bu da kulumundur, kuluma istediği verilmiştir" buyurur." ( Hz. Muhammed A.S.M) /Müslim )

 

Hem,

 

….. Çünkü âbid, namazında der:

“Eşhedü en la ilahe illallah”  

Yani “Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur.

Zarar ve menfaat, onun elindedir.

O hem Hakîm’dir, abes iş yapmaz.

Hem Rahîm’dir; ihsanı, merhameti çoktur.”  diye itikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur, dua ile çalar.

 

Hem her şeyi kendi Rabb’isinin emrine musahhar görür, Rabb’isine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. İmanı, ona bir emniyet-i tamme verir… Sözler

 

 

 

*Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin*  (Fütûhâtü’l-Mekkiyye Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin tasavvufî görüşlerini en geniş boyutlarıyla açıkladığı -çeviri haliyle 15 Cilt-  eserinin;  - namazın sırları bölümünde açıklanan şekliyle- Namazın  rükünleri , vakitleri, çeşitleri, kıyam,rüku ,secde, tahiyyat merhaleleri gibi konularda ağırlıkla keşfe dayalı izahları ile   *şerhettiği gibi,  öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celbetmek, namazın şe'nindendir*.  ( Haşiye)

 

Haşiye:  Söz konusu ayetin   İşaratü'l-İ'caz daki tefsirinde namazın sırlarına dair bu esrar muhtasaran şu şekilde ifade edilmiştir:

 

……….. “Namazı dos doğru kılarlar.” Bakara Sûresi, 2:3…. Bu cümlenin evvelki cümleyle bağlılığı ve münasebeti gün gibi âşikârdır.

 

Lâkin bedenî ibadet ve taatlerden namazın tahsisi, namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir.

 

Evet, nasıl ki Fâtiha Kur’ân’a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir.

 

*Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir*.

 

Ayrıca Bakınız ( 9’ncu Söz  )……. “Haydi siz akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin. Göklerde ve yerde hamd ve övgü Ona mahsustur. İkindi vaktinde de ve öğle vaktine erişince de Allah’ı tesbih edip namaz kılın.” Rum Sûresi, 30:17-18……….. *EY BİRADER! Benden, namazın şu muayyen beş vakte  hikmet-i tahsisini soruyorsun*……….

 

Evet,

 

*Namaz, Hâlık-ı Zülcelal tarafından her yirmidört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir davettir*………..İşarat-ül İ'caz

 

Evet,

 

Cenâb-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et…Mesnevi-i Nuriye

 

Şimdi konuyla ilgili pasajı bütün olarak paylaşalım:

 

Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe'nindendir. Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin şerh ettiği gibi, öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın şe'nindendir. Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde mânevî huzuruna yapılan bir dâvettir.

 

*Bu dâvetin şe'nindendir ki, her kalb, kemâl-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi'racvâri olan o yüksek münâcâta mazhar olsun*. Şeklinde geçen alt satırda söz konusu davete , namaz ile hasıl olan cezbe  ile meydana gelen vicdani muhabbet ve rükün usulü ile namaza icap etmekle , Allah ile kulu arasında vuku bulan : “Muhakkak ki sizden biri namaz kılarken (aslında) Rabbiyle özel olarak konuşmaktadır...”  Hz. Peygamber (s.a.v.)  manasında olan Mİ’RAÇ ve  MÜNACAT gerçekleşsin.

 

Yine bu paragrafın altında olan ilgili paragrafta:

 

Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbânîye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledir. Zaten insan, medenî olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlâhîye muhtaçtır. *O vesileye müraat etmeyen veya tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer*……  diye geniş alan ilgisi ve hususi pencerenin negatif yönü nazara verilmiş…El-Iyâzu Billah

 

Sonuç olarak namazı namaz yapan esaslar, tâdil-i erkân, müdavemet, muhafaza ve  ikame olarak belirtilmiştir.

 

Tâdil-i erkân namazla ortaya çıkan bağ ve ilişkinin ruhu oluşturan ve namaza hayat veren hareketler ve tavırlar bütünüdür.

 

İbadette kul saygısını, rabıtasını , özenini, titizliğini, nezaketini, itaatini bu usul ile ifade eder. Fizyolojik durumu ruhsal durumunu etkiler. Böylelikle akıl, kalp, nefs bütünselliğinde ibadet gerçekleşebilir.

 

Bu itina ve dikkat namazın hakkını teslim etmekte en önemli fiil değerine sahip olduğundan birçok şuuri mananın idrak ve hisse taalluk ve terettübü söz konusu olur.

 

Ve,

 

………….Hem nasıl bir zabit, bütün neferatının yekûn hizmetlerini kendi namına padişaha takdim eder. Öyle de: Mahlukata zabitlik eden ve hayvanat ve nebatata kumandanlık yapan ve mevcudat-ı arziyeye halifelik etmeye kabil olan ve kendi hususî âleminde kendini herkese vekil telakki eden insan… Sözler

 

…………..Hem “İyyake na'büdü”  hitabına terakki etmek,

Yani küçüklüğü, hiçliği, kimsesizliği ile beraber, ezel ve ebed sultanı olan Mâlik-i Yevmiddin’e intisabıyla şu kâinatta nazdar bir misafir ve ehemmiyetli bir vazifedar makamına girip, “İyyake na'büdü ve iyyake nestain” demekle bütün mahlukat namına kâinatın cemaat-ı kübrası ve cem’iyet-i uzmasındaki ibâdât ve istianatı ona takdim etmek;……….. Sözler

 

………. Bütün mahlûkatın hayatlarıyla Sana takdim ettikleri hediye-i ubûdiyetlerini, ben kendi hesabıma, umumunu Sana takdim ediyorum. Eğer elimden gelseydi, onlar kadar tahiyyeler Sana takdim edecektim. Hem Sen onlara, hem daha fazlasına lâyıksın……… Sözler

 

Gibi bilinçli kulluk vasfı ile Hilafete liyakatini göstermek manası gerçekleşir.

 

Hatime:

 

………….Sakın deme, “Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede?” Zira, bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmal ve tafsil ile olduğu gibi; senin ve benim gibi bir âmînin velev hissetmezse namazı, büyük bir velînin namazı gibi şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır velev şuurun taallûk etmezse. Fakat derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar, ne kadar merâtip bulunur. Öyle de, namazın derecatında da daha fazla meratip bulunabilir. Fakat bütün o merâtipte, o hakikat-i nuraniyenin esası bulunur…. Sözler

…………………

 

"HAŞİYE: İşte, derecâta göre bir âmî, bir çekirdek kadar bu kudsî hakikatten hisse alsa, ruhen terakki etmiş bir kâmil insan, bir hurma ağacı kadar hisse alır. Fakat daha terakki etmeyen bir adam Fâtiha okurken bu mânâları kasten hatıra getirmemeli, tâ huzura zarar olmasın. Eğer o makama terakki etse, zaten o mânâlar kendilerini gösterirler."

 

"H A Ş İ Y E C İ K - Bu haşiyedeki “kasten” kelimesinin izahını Üstadımızdan sorduk. Aldığımız cevabı aynen yazıyoruz:"

 

"Üçüncü Medrese-i Yusufiyedeki Risale-i Nur talebeleri namına Ceylân Teşehhüd ve Fâtiha kelimelerinin geniş ve yüksek mânâları kastî değil, belki dolayısıyla meşguliyet ve huzura bir nevi gaflet veren tafsilâtı değil, belki mücmel ve kısa mânâları gafleti dağıtır, ubudiyeti ve münâcâtı parlatır görüyorum. Namazın ve Fâtiha ve teşehhüdün pek yüksek kıymetlerini tam gösterir. İkinci kısmın âhirinde “kasten meşgul olmamak”tan murad ise: O mânâların tafsilâtıyla bizzat iştigal bazen namazı unutturur, huzura belki dokunur. Yoksa dolayısıyla ve muhtasar bir tarzda büyük faydalarını hissediyorum..."

 

Allahım! “Namaz dinin direğidir”  buyuran zâta ve bütün âl ve ashâbına salât ve selâm et…. ÂMİN