9.1.26

Mütalaa Ders notları 40: İ'lem Eyyühel-Aziz!

 

İ'lem Eyyühel-Aziz!

 

Dünyada görülen bilhâssa nebatî ve hayvanî hayatlarda müşahede edilen ademler ( yokluk, hiçlik) ,  i'damlar,  (yok etme) tebeddül ( benzerinin yerini alma) ve teceddüd-ü emsalden ( benzeri ile yenilenmekten)  ibarettir.

 

Bu mesele dünyanın işleyişinde en garip, en acip en dehşetli bir meseledir. Risale-i nur’un birçok yerinde tebei olarak birkaç yerinde ise asli manasıyla mühim dersleri vücuda getirmiştir.  Bizde konuyu 24.Mektup, 2. Şua gibi derslere havale edip ,eserlerden bazı atıflarla konuya işaret edeceğiz.

 

Bu giriş satırlarını 24.Mektup da  geçen  şu sorudan ;

 

………..Eâzım-ı Esmâ-i İlâhiyeden olan Rahîm ve Hakîm ve Vedûd'un iktiza ettikleri şefkatperverâne terbiye ve maslahatkârâne tedbir ve muhabbettârâne taltif, nasıl ve ne suretle, müthiş ve muvahhiş olan mevt ve ademle, zevâl ve firakla, musibet ve meşakkatle tevfik edilebilir? Haydi, insan saadet-i ebediyeye gittiği için, mevt yolunda geçtiğini hoş görelim. Fakat bu nazik ve nazenin ve zîhayat olan eşcar ve nebâtat envâları ve çiçekleri ve vücuda lâyık ve hayata âşık ve bekàya müştak olan hayvânat taifelerini, mütemadiyen hiçbirini bırakmayarak ifnâlarında ve gayet sür'atle onlara göz açtırmayarak idamlarında ve onlara nefes aldırmayarak meşakkatle çalıştırmalarında ve hiçbirini rahatta bırakmayarak musibetlerle tağyirlerinde ve hiçbirini müstesna etmeyerek öldürmelerinde ve hiçbiri durmayarak zevâllerinde ve hiçbiri memnun olmayarak firaklarında hangi şefkat ve merhamet var, hangi hikmet ve maslahat bulunur, hangi lütuf ve merhamet yerleşebilir?.............Gözlemlediğimizde …veya Şualarda pencereden baktığımız da………:

 

Bir zaman, bahar mevsiminde temâşâ ederken gördüm ki: Zemin yüzünde haşir ve neşr-i âzamın yüz binler nümunelerini gösteren bir seyeran ve seyelân içinde kàfile kàfile arkasında gelen geçen mevcudatın ve bilhassa zîhayat mahlûkatın, hususan küçücük zîhayatların kısa bir zamanda görünüp der'akap kaybolmaları ve daimî bir faaliyet-i müdhişe içinde mevt ve zevâl levhaları bana çok hazin görünüp, rikkatime şiddetle dokunarak beni ağlatıyordu. O güzel hayvancıkların vefatlarını gördükçe kalbim acıyordu: "Of, yazık! Ah yazık!" diyerek bu "ah"ların, "of"ların altında derinden derine bir vâveylâ-i ruhî hissediyordum. Ve bu âkıbete uğrayan hayat ise, ölümden beter bir azap gördüm.

 

Hem, nebatat ve hayvanat âleminde gayet güzel, sevimli ve çok kıymettar san'atta olan zîhayatların bir dakikada gözünü açıp bu seyrangâh-ı kâinata bakar, dakikasıyla mahvolur, gider. Bu hali temâşâ ettikçe ciğerlerim sızlıyordu. Ağlamakla şekvâ etmek istiyor; "Neden geliyorlar, hiç durmadan gidiyorlar?" diye feleğe karşı kalbim dehşetli sualler soruyor ve böyle faidesiz, gayesiz, neticesiz, çabuk idam edilen bu masnucuklar gözümüz önünde bu kadar ihtimam ve dikkat ve san'at ve cihazat ve terbiye ve tedbir ile kıymettar bir surette icad edildikten sonra gayet ehemmiyetsiz paçavralar gibi parçalanıp hiçlik karanlıklarına atılmalarını gördükçe, kemâlâta meftun ve güzelliklere müptelâ ve kıymettar şeylere âşık olan bütün lâtifelerim ve duygularım feryad edip bağırıyorlardı ki: "Neden bunlara merhamet edilmiyor? Yazık değiller mi? Bu baş döndürücü deverandaki fenâ ve zevâl nereden gelip bu biçarelere musallat olmuş?"……….gibi rikkatli kederli bir manzaraya bağlı cevap arayışlarının ciddiyeti ortaya çıkmaktadır.

 

Bununla birlikte aslında bu bir yaşam farkındalığıdır.

 

Yani yaratılışı, içinde yaşadığı dünya ile ilgili olan bir insanın hem kendinde hem de çevresinde olup bitenin farkına varması ,değişim ve dönüşümleri görmesi ve de kendi ile olan bağların duygularında  bıraktığı etkileri hissetmesi, aklında türeyen sorulara cevap bulmaya çalışması, hadiseleri anlamlandırma çabası alemi uyanık olan bir insanın tam da olması gerektiği bir yerdir.

 

Çünkü kâinatın faaliyet hakikati tamamen bu hareketlilik içinde kendini göstermektedir. Çatışmalar, çarpışmalar, değişim ve dönüşümler, zevaller ve ayrılıklar, ölümler ve yeniden doğuşlar ; bu işlevsellik üzerinden Allah’ı tanımayı, Esmasını bilmeyi , İsim ve sıfatlarının tecelli keyfiyetini bize bildiren birer mesajdır.

 

Bu mesajların gönderildiği zarfların dış yüzeyleri genelde karanlıktır, tefsire muhtaçtır, talime gerekliliği vardır, bir ustanın elinden mana işçiliğini iktiza eder.

 

Eğer bir insan gafil olsa ve bu geliş gidişi , söz konusu manzaranın başka formlar girmesi ile ilgili aleminde yaprak kımıldamasa ,o zaten kapıları marifete kapalı bir halde bir kütük gibi yaşıyordur.

 

Ancak alemi uyanık, sorgulama penceresi açık,aklı hareket halinde, kalbi varoluş gerçeğinin izini süren, ruhu yitiğini kaybetmiş gibi telaşlı olan ve vicdanı sahibinin izinde müteharrik olan bir insan tüm bu kaotik döngünün gerçeğini bilmek ve bulmak zorundadır….Yoksa çıldıracak bir hale gelmesi muhtemel,kendini teskin içinde aklını ve duygularını uyutucu şarhoşluklar peşinde koşması kaçınılmazıdr.

 

Bu söz konusu peçenin açılması, bu abus çehresi altında merhametli sahibinin tebessümlü yüzün görünmesi esastır.

 

Bunu ise kasıtlı olarak; bilmek, öğrenmek ,izleri takip etmeye bağlı marifet yolculuğuna bir ihsan olarak kulun kalbinin içine bırakılan  İman yapar ……

 

Bu işler tesadüfi olamaz…

Bunda bir iş var…

Hayr-ı mutlaktan hayır gelir. Cemîl-i Mutlaktan güzellik gelir. Hakîm-i Mutlaktan abes bir şey gelmez… Tılsımın anahtarı ona ilham olur ve  bu muamma kapılarını açar.

Sırr-ı tevhid imdadıNa yetiştiR, perdeyi açAR, hakikat-i halin yüzünü gösterir  ve hakikate  "Bak" der….

 

İşte bu bağlamda ;

 

İmanlı olan kimselere göre zeval ve firakın acısı değil, yerlerine gelen emsalleriyle visalin lezzeti hasıl oluyor……….

 

İman nuru, lezâiz-i meşrûanın zevâle başladıkları zaman hasıl olan elemleri, emsalinin vücut ve gelmekte olduklarını göstermekle izale eder.

 

Ve kezâ, nimetlerin devam edip tenakus etmemesini, nimetlerin menbaını göstermekle temin eder.

 

Ve kezâ, firak ve ayrılmaların elemlerini, teceddüd-ü emsalinin lezzetini göstermekle izale eder. Yani zeval düşüncesiyle bir lezzette çok elemler olur ki, iman o elemleri teceddüd-ü emsaliyle ihtar ve izale eder. Maahâzâ, lezzetlerin teceddüdünde de başka lezzetler vardır. Evet, bir semerenin şeceresi olmasa, o semerede münhasır kalan lezzet, onun yemesiyle zâil olur ve zevâli de mûcib-i teessür olur. Fakat o semerenin şeceresi mâruf ise, o semerenin zevâlinden elem hasıl olmuyor; çünkü yerine gelen var. Ve aynı zamanda, teceddüd haddizâtında bir lezzettir.

 

Ve kezâ ruh-u beşeri en ziyade sıkan, ayrılmalardan neş'et eden elemlerdir. Nur-u iman o elemleri teceddüd-ü emsal ve tahaddüs-ü visâl ümidiyle izale eder………….

 

Hem………….. Şimdi bak, onun neşrettiği nur ile, o matemhane-i umumî, şevk u cezbe içinde bir zikirhaneye inkılâp etti. O ecnebî, düşman mevcudat, birer dost ve kardeş şekline girdi. O câmidât-ı meyyite-i sâmite, birer mûnis memur, birer musahhar hizmetkâr vaziyetini aldı. Ve o ağlayıcı ve şekvâ edici, kimsesiz yetimler, birer tesbih içinde zâkir veya vazife paydosundan şâkir suretine girdi….

 

Hem………

 

………………Ve şu bahtiyar ise, hakikati görür. Hakikat ise güzeldir. Hakikatin hüsnünü derk etmekle, hakikat sahibinin kemâline hürmet eder, rahmetine müstehak olur.

 

Öyle ise, imana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın.

 

Yani sen de böyle bak. Herşeyi bir kadr-i mutlak’ın tasarrufunda bil……………….O….Mihmandar-ı Kerîmin izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekârâne, fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma" gibi zahir hakikatlerle, dünyanın iç yüzündeki esrarı gösterip dünyadan mufarakati gayet hafifleştirir, belki hüşyar olanlara sevdirir ve rahmetinin herşeyde ve her şe'ninde bir izi bulunduğunu gösterir……………..Onun bu işleyiciliğine ve işlettirişine itimad et…o abes iş yapmaz….Ona güven ……………………..Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme……

 

Aşağıdaki haşiye bölümünü umuma okumazsınız

 

Haşiye:

 

Bu ders 24. Mektup da  kalp sofrasına alınır, 2.Şua da ruhen massedilir.

Aslın bir nur talebesinin aldığı yekün marifet dersinin bir sonucudur.

 

Yani;

 

·         Alemin muamması,

·         Ezdadın çarpışması,

·         Zıtların bir arada yoğrulması,

·         Daimi olan tebeddül ve tagayyürün nedeni,

·         Zeval ve fenanın illeti,

·         Marziyat-ı rabbaniyenin taalluku,

·         Fa'alun lima yurid’in irade ve ihtiyarının istiklalini,

·         Mahlukatın istemli istemsiz itaatininim sebebini,

·         Bir an vücuda gelip,birden kaybolmanın ebedi var olmak keyfiyetini,

·         Takdirde istimal edilen,kadere hizmet eden mevcudatın aldığı ücretin niteliğini,

·         Tanımak , bilmek neşesinin fenaya galebesini,

·         Bakinin faniye ettiğinin bir adem ve iadam olmadığını , ilmi ilahide var olmanın sonsuz vücudunun ihsanat-ı külliyesini,

·         Ona ait olmak, onun elinden çıkmak, onun elinde işlenmenin izzet ve şerefini,

·         Nar’ından Nuruna geçişin eşiğini,

·         İdam da olsa onun nazarında olmanın aşka inkılap edişini,

·         Masnuatın ve sair yaratılmışların başlarını onun hükmüne uzatışlarını,

·         Pervaneler gibi mevt ateşine koşmalarını, bizimde  fani varlığımızı her nasıl yok edersen yok et, sonsuzluk dairende bir hayalden ibaret olsak da var et deyişlerini,

·         Bir ân-ı seyyâle vücud-u münevver, milyon sene bir vücud-u ebtere müreccahtır.’ın  esrarını açan ,talim eden, zevk ettiren ve şevk veren sırrını insanın hem en bilinen hem de en mahfi letaif ve mahfuz alemlerine zerk eder hediye bırakır….