5.1.26

Mütalaa Ders notları 27: Hırs

 BU VECİZEDE ZİHAYAT ALEMLERİ NEDİR ? Konunun devamındaki paragrafta şöyle ifade edilmiş:  İşte, bir nevi *zîhayat ve rızka muhtaç olan meyvedar ağaçlar ve nebatlar*, tevekkülvâri, kanaatkârâne yerlerinde durup hırs göstermediklerinden, rızıkları onlara koşup geliyor. Hayvanlardan pek fazla evlât besliyorlar. *Hayvânat ise, hırsla rızıkları peşinde koştukları için, pek çok zahmet ve noksaniyetle rızıklarını elde edebiliyorlar*.

 

Hem hayvânat dairesi içinde zaaf ve acz lisan-ı haliyle tevekkül eden yavruların meşru ve mükemmel ve lâtif rızıkları hazine-i rahmetten verilmesi; ve hırsla rızıklarına saldıran canavarların gayr-ı meşru ve pek çok zahmetle kazandıkları nâhoş rızıkları gösteriyor ki, hırs sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise vesile-i rahmettir.

 

*Hem daire-i insaniye içinde*…………………………

 

EN CÜZİ FERD DENİNCE AKLIMA NE GELMELİ? Evet, hırs, şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vasıta-i zillettir. Hattâ, hayat-ı içtimaiyeye sahip olan *mübarek karınca dahi*, güya hırs vasıtasıyla ayaklar altında kalmış, ezilir. Çünkü, kanaat etmeyip, senede birkaç tane buğday kâfi gelirken, elinden gelse binler taneyi toplar. Güya *mübarek arı*, kanaatinden dolayı başlar üstünde uçar. Kanaat ettiğinden, balı insanlara emr-i İlâhî ile ihsan eder, yedirir.

 

SUİ TESİR?  Bu ders HIRSIN olumsuz yönlerini anlatan ve insanlar ve bir kısım hayvanlar üzerinde kötü etkisinden bahseder.

 

Hırsın kötü etkisinden birkaç örnek:

 

1-      *mübarek karınca dahi, güya hırs vasıtasıyla ayaklar altında kalmış, ezilir.*

 

2-      *Hem daire-i insaniye içinde her milletten ziyade hırsla dünyaya yapışan ve aşk ile hayat-ı dünyeviyeye bağlanan Yahudi milleti, pek çok zahmetle kazandığı, kendine faidesi az, yalnız hazinedarlık ettiği gayr-ı meşru bir servet-i ribâ ile bütün milletlerden yedikleri sille-i zillet ve sefalet, katl ve ihanet gösteriyor ki, hırs maden-i zillet ve hasârettir*.

 

 

 

3-      *Hem çok âlimlerin ve ediplerin zekâvetlerinin verdiği bir hırs sebebiyle fakr-ı hale düşmeleri* ….

 

4-      *Hırs ile aculiyet, sebeb-i haybettir. Zira mürettep basamaklar gibi fıtrattaki tertibe, teselsüle tatbik-i hareket etmediğinden, harîs muvaffak olamaz. Olsa da, tertib-i câlisi bir basamak kadar seyr-i fıtrîden kısa olduğundan, ye’se düşüp gaflet bastıktan sonra kapı açılır. Allah kalbin bâtınını iman ve mârifet ve muhabbeti için yaratmıştır. Kalbin zahirini sair şeylere müheyya etmiştir. Cinayetkâr hırs kalbi deler, sanemleri içine idhal eder. Allah darılır, maksudunun aksiyle mücazat eder.*

 

 

TEVEKKÜL? Allah’a güvenip dayanma , Kalbin Allah Teâlâ’ya itimat etmesi, bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip sadece O’na güvenmesi …

 

-          *Aziz, sıddık, sarsılmaz ve tevekkülün mahiyetini ve kıymetini anlayan kardeşlerim* …

 

-          *İnsan zayıftır, belâları çok; fakirdir, ihtiyacı pek ziyâde; âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâl’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdânı dâim azab içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar; ya sarhoş veya canavar eder.*………

 

-          *Hakikî imanın bir göstergesi olan “tevekkül, istinad ve istimdat noktalarını tazammun ediyor.* … *Bu yüzden “İnsan zaaf ve aczini ve fakr ve ihtiyacını, bir Kadîr-i Rahîme tevekkül ile tedâvi eder.*

 

-          *Yanlış anlama! Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbâbı dest-i kudretin perdesi bilip riâyet ederek; esbâba teşebbüs ise, bir nev'î duâ-i fiilî telâkkî ederek; müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibârettir*. ….

 

-          “ *Müminler Allah’a tevekkül etsinler* ” (el-Mâide 5/11)

 

-          “ *Kim Allah’a tevekkül ederse O ona kâfidir* ” âyeti (et-Talâk 65/3)

 

-           *Lâkin, esbabı tamamen ihmal ve terk etmek iyi değildir. Çünkü, o zaman Cenâb-ı Hakkın hikmet ve meşietiyle kâinatta vaz edilen nizama karşı bir temerrüd çıkar. Evet, daire-i esbabda iken tevekkül etmek, bir nevi tembellik ve atalettir*.

 

 

TEVEKKÜLVÂRİ TALEB? Çeşitli Tevekkül şartlarını (  durumun türüne göre sebeplere riayet, vazifeyi yapmak, Allah’ın havl ve kuvvetine iltica , dua gibi gereklilikleri ) yerine getirerek ederek, Allah'a güvenerek…….. ( bu kelimede olan VÂRİ ifadesi, benzer gibi y anlamına gelmekle birlikte, bu satır içinde diğer manası olan ÇEŞİT/Lİ anlamıyla istimal edilmiştir.

 

………. *İşte ŞU ALTI CİHETTE – cüz-i ihtiyarinin vazifesini yapmasına bir örnektir-  ünsiyet ve teselli değil, belki dehşet ve vahşet aldığım onlara mukabil, benim elimde bir cüz-i ihtiyarîden başka hiçbir şey yoktur ki, ona dayanıp onunla mukabele edeyim*.

 

….. *O çare ise şudur ki: O cüz-i ihtiyarîden dahi vaz geçip, irade-i İlâhiyeye işini bırakıp, kendi havl ve kuvvetinden teberri edip, Cenâb-ı Hakkın havl ve kuvvetine iltica ederek hakikat-i tevekküle yapışmaktır. Yâ Rab! Madem çare-i necat budur; Senin yolunda o cüz-i ihtiyarîden vaz geçiyorum ve enaniyetimden teberri ediyorum*.

 

RIZIK: Allah tarafından herkese takdir edilen maddi ve manevi  nîmetler.

 

………. *Bir nevi maddî ve mânevî rızık isteyen insanın duygularına, akıl, kalb, ruhlarına dahi pek geniş bir sofra-i erzak onlara ihsan ediliyor* ……

 

…. * Zira insanın nefsi, Rahmâniyetin cilveleriyle, kalbi de Rahîmiyetin tecelliyatıyla nimetlendikleri gibi, insanın aklı da hakîmiyetin letaifiyle zevk alır, telezzüz eder*…………

 

….. *İşte, insanın bu ehemmiyetli câmiiyetidir ki, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insana, bütün esmâsını ihsas etmek ve bütün envâ-ı ihsânâtını tattırmak için öyle iştahlı bir mide vermiş ki, o midenin geniş sofrasını hadsiz envâ-ı mat’umatıyla kerîmâne doldurmuş*.

 

*Hem bu maddî mide gibi hayatı da bir mide yapmış. O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açmış*.

 

*O hayat ise, duyguları vasıtasıyla, o sofra-i nimetten her çeşit istifadelerle, teşekkürâtın her nev’ini yapar*.

 

*Ve bu hayat midesinden sonra, bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dairede rızık ve nimet ister. Akıl ve fikir ve hayal, o midenin elleri hükmünde, semâvat ve zemin genişliğinde o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder*.

 

*Ve insaniyet midesinden sonra, hadsiz geniş diğer bir sofra-i nimet açmak için, İslâmiyet ve iman akidelerini, çok rızık ister bir mânevî mide hükmüne getirip, onun rızık sofrasının dairesini mümkinat dairesinin haricinde genişletip, esmâ-i İlâhiyeyi de içine alır kılmıştır ki, o mide ile ism-i Rahmânı ve ism-i Hakîmi en büyük bir zevk-i rızkî ile hisseder, “Elhamdü lillâhi alâ Rahmâniyyetihî ve alâ hakîmiyyetihî” der.*

 

Tevekkülvari taleb-i rızık ise bilakis medar-ı rahattır ve her yerde *HÜSN-Ü TESİRİNİ* gösteriyor.

 

HÜSN-Ü TESİR: Kötü etkinin zıddı, İyi tesir, güzel etki.

 

Tevekkül özelinde örnekleyelim:

 

…….. *Hem hayvânat dairesi içinde zaaf ve acz lisan-ı haliyle tevekkül eden yavruların meşru ve mükemmel ve lâtif rızıkları hazine-i rahmetten verilmesi*………

 

…… *Eğer malı çok seversen, hırsla değil, belki kanaatle malı talep et, tâ çok gelsin*…………

 

…… * Kat’iyen bil ki, kanaat, ticaretli bir şükrandır; hırs, hasâretli bir küfrandır. Ve iktisat, nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır*…………

 

……….*Evet, gayet zengin ve işsiz, istirahat döşeğinde herşeyi mükemmel bir efendiden sor, “Ne haldesin?” Elbette, “Aman vakit geçmiyor; gel bir şeş beş oynayalım. Veyahut vakti geçirmek için bir eğlence bulalım” gibi müteellimâne sözleri ondan işiteceksin. Veyahut tûl-i emelden gelen, “Bu şeyim eksik; keşke şu işi yapsaydım” gibi şekvâları işiteceksin*.

 

……….. *Sen bir musibetzede veya işçi ve meşakkatli bir halde olan bir fakirden sor, “Ne haldesin?” Aklı başında ise diyecek ki: “ŞÜKÜRLER OLSUN RABBİME, İYİYİM, ÇALIŞIYORUM. KEŞKE ÇABUK GÜNEŞ GİTMESEYDİ, BU İŞİ DE BİTİRSEYDİM. VAKİT ÇABUK GEÇİYOR, ÖMÜR DURMUYOR, GİDİYOR. VAKIA ZAHMET ÇEKİYORUM; FAKAT BU DA GEÇER. HERŞEY BÖYLE ÇABUK GEÇİYOR” DİYE, MÂNEN ÖMÜR NE KADAR KIYMETTAR OLDUĞUNU, GEÇMESİNDEKİ TEESSÜFLE BİLDİRİYOR. DEMEK, MEŞAKKAT VE ÇALIŞMAKLA, ÖMRÜN LEZZETİNİ VE HAYATIN KIYMETİNİ ANLIYOR. İSTİRAHAT VE SIHHAT İSE, ÖMRÜ ACILAŞTIRIYOR Kİ, GEÇMESİNİ ARZU EDİYOR