*Kardeşlerinizin nefislerini* (öz varlığını ilan etme
, öz benliğinin kabiliyeti izhar etme, kişiliğini ve buna bağlı meşru
isteklerini ispat sahnesine sürmesine ):
*nefsinize*; ( kendi benliğinizin duygusal isteklerine ,
varlığınızın kendini gösterme eğilimine, mazhar olma , vücudunu ispat etme
girişimlerine, sahip olma, koruma dürtülerinize, telaşlı tedirgin
titizliklerinize, izzet ile nimetlenmek meyillerinize) *şerefte*, ( kendisine gösterilen saygının dayandığı
mânevî yücelik, mânevî ululuk, onur, haysiyet
, Fazîlet, cesâret vb. üstün
niteliklerle kazanılmış iyi şöhret, iftihar vesilesi olan edinimleri) makamda,
( kendine gösterilen itibarla eriştiği ve erişilecek mevkileri) teveccühte, ( kendine gösterine
sevgi,ilgi,iltifat, yakınlığı) *hattâ menfaat-i maddiye* ( kâr,çıkar,
yarar ) *gibi nefsin hoşuna giden* ( insana kendini iyi hissetiren
öncül, peşinci , keyif ve zevkler gibi) *şeylerde tercih ediniz*. ( yani
kardeşinizin kişisel beklentilerini, müspet ve caiz olan isteklerini, haz,
muvaffakiyet, alaka ,saygı görmek gibi insani arzularını , kendi
isteklerinizden feragat ederek ,onun memnuniyet ve başarısını destekleyiniz.
*Hattâ en latîf ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç
bir mü'mine bildirmek ki; en masumane, zararsız bir
menfaattir*.
Yani hizmet adına, gayet masumane bir duygu ve güzel bir
niyetle latif, ruh okşayıcı ince bir güzelliğe sâhip olan, hoş, nâzik bir iman
hakikatini bir mü'mine bildirmek elbette insana zarar vermeyen hatta manevi
fayda temin eden bir hal olmasına rağmen;
*Mümkün ise, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için*,
(nefsin bencillik gibi olumsuz duygularını harekete geçirebilecek bir
sonuca sebep olmaması için) istemeyen ( kayıtsız veya çekingen duran,
kendi içinde güven problemi yaşayan) *bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza
gitsin*.
Yani onu teşvik edip cesaretlendirerek vazifelendirmek veya
vazife almasını desteklemekten hoşlanın. Meziyetinizi ve size tevcih edilen
ilgiyi onun üzerine dağıtarak belki bir zaman sonra çeşitli hamiyet renklerine
bürünüp sizi aldatabilecek kontrolcü duygularınızı terk ederek başak
istidatlarında inkişaf etmesinin önünü açın ve bununla iftihar edin,
kardeşinizin meziyetti ile onur duyun, kendi kabiliyet istidadınızın
becerilerini setrederek faziletten mürekkep bir baskının oluşmasına izin
vermeyin. İşte bu hâl size , kardeşinizin nefsini kendi nefsinize tercih
edebilme şerefini adı olan İSAR hasletinden kalıcı olarak istifade etmenin
yolunu açacaktır.Buna rağmen;
*Eğer "Ben sevab kazanayım, bu güzel mes'eleyi ben
söyleyeyim" arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur*…………………Çünkü
bu istek hizmetin ruhunda olan; teşvik edici ,toparlayıcı,amaç edinecek.. hedef
kılınacak kadar değerli ,caiz ve caziptir.
*Fakat
mabeyninizdeki sırr-ı ihlasa zarar gelebilir*……… Çünkü nefsin mahiyetinde;
Kişilik, saygınlık, hayat ,asıl, cevher, mazhar, ayna olmak
gibi iyi ve nitelikli özellikler olsa da
…. imtihan iktizasınca; beğenilmeyen, bayağı ve hayvânî arzuları, huy ve
fiilleri, kibir gazap, kin, haset, hırs, tahammülsüzlük, hasislik, dedikodu,
şehvet, ihtiras, rekabet, hevâ ,heves, istek, benlik, bencillik gibi zaaflarının merkezi olmak gibi olumsuz bir çok duygu da vardır.
Bazı hadisler bu uyuyan hücreleri harekete geçirebilir, kör
hissiyatı tahrik ederek aklın muhakemesini perdeleyebilir, gadap ve gaflet gibi
hallerle denge noktasını yitirip ifrat ve tefrit gibi davranışlara neden
olabilir. İşte hassasiyet itibariyle farklı meşreplerde farklı tepkiler ve
vehimlerden güç alan itirazlar meydana getirebilir ….. bu durum ise,
kardeşlerin arasında olan samimiyetin tutucu iksirini bozabilir , uhuvveti
zedeleyebilir, birliğin ve gönüllerin dağınıklığına neden olabilir.
İşte bu noktada insan kendi hatırından feragat ederek
hakikati âli tutup hikmet reyini bu vazgeçişten yana kullanmalıdır.
Evet, hizmetimizin bu prensipleri avama nasihat, arife
emirdir.
Eğer çeşitli tevillerle bu davranış dengesini kuramayıp,
kendini olmazsa olmazın merkezine oturtup, bir yönüyle takaddüm edip
başkalarının istidadı baskılansa, hizmetle mevcut dairelerle sınırlı kalır.
İnsanların isteklilik ve cesareti kırık olduğundan ne davet ne de tebliğ
oluşturabilirler.
Bu neden asl olan cemaat olmak ve o cemaatten gelen güven ve
muhabbetle çalışmaktır.
Bu bağlamda Risale-i nur’un talebelerine verdiği en mühim kök
hücre derslerinden biri Lemaatta geçen şu bahistir:
*Meziyetin varsa hafâ türâbında kalsın, tâ neşvünemâ
bulsun*………….. Yani başkalarına nazaran üstün özelliklerin varsa gizlilik
toprağı altında kalsın ki, büyüyüp daha da gelişsin …
Çünkü;
*Varlığını gizlilik arazisine göm. Zira gömülmeden biten
tohum tamamen olgunlaşamaz*… (İBN ATÂULLAH R.H)
*Ey zîhassa-i meşhure, taayyünle zulmetme. Ger perde-i
hafânın altında sen kalırsan, ihvânına verirsin ihsan ve bereketi*………… Yani
Ey meziyetleri ile meşhur olmuş bilinen kişi; sürekli ortaya çıkıp ,meydanda
görünüp , sindirici, çekindirici ,ezici istibdat zulmüne neden olma. Bunun
yerine gizlilik perdesi arkasında kalırsan kardeşlerine nimet ve bereket vermiş
olursun…
*Herbir ihvânın altında sen çıkması, hem de o sen olması
imkân ve ihtimali, herbirine celb eder bir nazar-ı hürmeti*…………….Yani
onları cesaretlendiren , önlerini açıp hizmetlerini teşvik edenin sen olduğunun
bilinmesi ve ihtimali onların da her birine hürmetle bakılmasını temin eder.
*Eğer taayyün edip perde altından çıksan, mükerrem iken
altında, üstünde zalim olursun. Güneş iken orada, burada gölge edersin*,………………yani
ortaya çıksan onların kişilikleri ve şevkleri önünde gizlenmeyip perde olsan
-ki, görünmez ,meziyetleri kardeşlerinin faziletinin intişarı için
setretmişken- onları gölgenle karartırsan zalim olursun…………Oysa bu ulvi niyetle
türabi de olsan bu iyi niyet ve hikmet nuru seni nurani hicaba sarardı. Buna
kanaat etmeyip , duygu ve düşüncelerini yönetemeyip kendini göstermen sadece
zülmani bir karanlık sergilemektir.
*İhvânını düşürttürüp hem nazar-ı hürmetten*……….Yani
böyle yaparak kardeşlerine teveccüh
etmiş nazarları kendi üzerine çekerek ,onların saygınlıklarını kaybetmesien
neden olursun…
*Demek taayyün ve teşahhus zalim birer emirdir. Sahih
doğru böyle ise, hem de böyle görürsün*…………… Yani ortaya çıkıp şahsiyetini
göstermek , kişiliğini ve özelliklerini ileri sürmek kendine uyulmasını , benliğine önem
verilmesini, meziyetinin takdir edilmesini salık vermek zalimce izhar edilen
manevi bir buyruktur…. Ve böylelikle meziyet sahibi birinin kendini gizlememesi
onu zalim yapar…………ve bir hukuk ihlalinin önünü açtığı için girdiği tekeffül
onu ikiyüzlü davranışlara yönlendirerek maksudunun tersi ile muamele görmesine neden
olur,aynı zulmü ile görünür ve bilinir.
*Nerede kaldı yalancı tasannu ve riyâ ile kisb-i
teşahhus-u şöhret*? …………Yani heyhat…….. yapmacık ve riyakârane
davranışlarla şöhretli bir kimlik kazanmanın ne önemi var ?………..
*İşte bir sırr-ı azîm ki hikmet-i İlahî, hem o nizam-ı
ahsen (en güzel düzen); Bir ferd-i fevkalâde, kendi nev’i içinde setr ile
(örterek) perde çeker, bununla kıymet verdirir (diğerlerine de), hem de eder
müstahsen (beğenilen)*. …………….Yani…………. Allah’ın kâinatta hükmünü icra eden
bir hikmeti ve güzel bir düzeni; Üstün özellik ve meziyetlere sahip olan bir
kişiyi, sair kişiler içinde setrederek
, tesanütle, tenasüple hepsinin değerini yükseltmek ve keyfiyetli bir toplum ve
nitelikli bir içtima meydana getirmektir… ( Nar’a Mısıra ve özellikle
buğdaya dikkat et!)
*İşte sana misali: İnsan içinde veli, ömür içinde ecel,
olmuş meçhul ve mühmel. Cum’ada müstetirdir (gizlidir) bir saat, kabul olur dua
edersen*……………..
"Cuma günü içinde öyle bir vakit vardır ki, Müslüman
bir kul namaz kıldığı halde o vakte rastlar da Allah'tan bir şey dilerse,
muhakkak Allah onun dileğini yerine getirir." Hz Muhammed S.A.V
Yani……….Cuma günü duâların kabul olduğu bir saat olduğu beyan
edilmiş ,lakin şu saattir denilmemiştir.
Ta ki, o gün bu yönüyle her dakikası itibariyle bir değer kazanmıştır.
Evet………….Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve
meydan-ı imtihanda, çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O
saklamakla, çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ, Leyle-i Kadri umum
Ramazan’da, saat-i icâbe-i duayı Cuma gününde, MAKBUL VELÎSİNİ İNSANLAR İÇİNDE,
eceli ömür içinde ve kıyametin vaktini ömr-ü dünya içinde saklamış……..Sözler
Dolayısıyla bu azim sırrı hikmete uygun davranmamak hem
kendine hem kardeşlerine ve dolaylı olarak umum birlikteliğin manevi
esaslarına, düsturlarına zarar vermek demektir. Hem neticesizdir ve
muvaffakiyet olsa hem değersiz hem de geçicidir. Çünkü bu manevi basamakları
müraat etmemek akamet ile netice verir.
Evet sağlam ve sarsılmaz bir sahs-ı manevi onu temsil eden
azaların imtizacından ,teavününden ,uhuvvet ve muhabbetinden ruhlanır ve
hayatlanır.
Evet ………….. *Hayat vahdet ve ittihadın neticesidir.
İmtizaçkarane hayat gittiği zaman manevi hayat da gider*." Barla Lahikası…………
*Haşiye* : Nur mesleği kendi esasları , müstakil düsturları, hikmet ayakları ve hakikat çatısı
olan bir meslektir. Kendine özgü prensipleri ulvi rabıtaları, muhkem
istinadları şeri ahkamı, fıtri nizamı olan bir yoldur.
Bu nedenle kendi doktrinleri ile hareket eden bir kur’an-i
içtihada sahiptir.
Kurguya , tevilli ahkama sapmak tam anlamıyla mesleği
ANLAMAMAK, sofi merşep insibağlarla çizgiden taşmak demektir.
Bu neden nurda olmayan bir esası hizmet adına rükün yapmaya
çalışmak , kaideleri göz ardı etmek , düsturları nazara almamak , nuru kullanarak kendi hizmet tarzını
meydana çıkarmak gibi bereketsiz tehlikeli adımlar atmak demektir.
Ez cümle ……….. *Çeşm-i dil erbabaına* ( gönül gözü açık
olanlara ) *bir nokta-i müzlim kalmamıştır*…
Risale-i Nur’ a sadakat başka kitap okumamak, başka yerden
ders almamak ’tan ziyade , onun talim ettiği mana ve derslerin üzerinde idrak
ve anlayışla sabit kalmak ile ahkamını uygulamak ve terbiyesinden şuuri
bir kanaatle istifade etmektir….
..
.