13.1.26

Mütalaa Ders notları 44: "Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hatta menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz."

 

*Kardeşlerinizin nefislerini* (öz varlığını ilan etme , öz benliğinin kabiliyeti izhar etme, kişiliğini ve buna bağlı meşru isteklerini ispat sahnesine sürmesine ):  *nefsinize*; ( kendi benliğinizin duygusal isteklerine , varlığınızın kendini gösterme eğilimine, mazhar olma , vücudunu ispat etme girişimlerine, sahip olma, koruma dürtülerinize, telaşlı tedirgin titizliklerinize, izzet ile nimetlenmek meyillerinize) *şerefte*, (  kendisine gösterilen saygının dayandığı mânevî yücelik, mânevî ululuk, onur, haysiyet  ,   Fazîlet, cesâret vb. üstün niteliklerle kazanılmış iyi şöhret, iftihar vesilesi olan edinimleri) makamda, ( kendine gösterilen itibarla eriştiği ve erişilecek mevkileri)  teveccühte, ( kendine gösterine sevgi,ilgi,iltifat, yakınlığı) *hattâ menfaat-i maddiye* ( kâr,çıkar, yarar ) *gibi nefsin hoşuna giden* ( insana kendini iyi hissetiren öncül, peşinci , keyif ve zevkler gibi) *şeylerde tercih ediniz*. ( yani kardeşinizin kişisel beklentilerini, müspet ve caiz olan isteklerini, haz, muvaffakiyet, alaka ,saygı görmek gibi insani arzularını , kendi isteklerinizden feragat ederek ,onun memnuniyet ve başarısını destekleyiniz.

 

*Hattâ en latîf ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü'mine bildirmek ki; en masumane, zararsız bir menfaattir*.

 

Yani hizmet adına, gayet masumane bir duygu ve güzel bir niyetle latif, ruh okşayıcı ince bir güzelliğe sâhip olan, hoş, nâzik bir iman hakikatini bir mü'mine bildirmek elbette insana zarar vermeyen hatta manevi fayda temin eden bir hal olmasına rağmen;

 

*Mümkün ise, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için*, (nefsin bencillik gibi olumsuz duygularını harekete geçirebilecek bir sonuca sebep olmaması için) istemeyen ( kayıtsız veya çekingen duran, kendi içinde güven problemi yaşayan) *bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza gitsin*.

 

Yani onu teşvik edip cesaretlendirerek vazifelendirmek veya vazife almasını desteklemekten hoşlanın. Meziyetinizi ve size tevcih edilen ilgiyi onun üzerine dağıtarak belki bir zaman sonra çeşitli hamiyet renklerine bürünüp sizi aldatabilecek kontrolcü duygularınızı terk ederek başak istidatlarında inkişaf etmesinin önünü açın ve bununla iftihar edin, kardeşinizin meziyetti ile onur duyun, kendi kabiliyet istidadınızın becerilerini setrederek faziletten mürekkep bir baskının oluşmasına izin vermeyin. İşte bu hâl size , kardeşinizin nefsini kendi nefsinize tercih edebilme şerefini adı olan İSAR hasletinden kalıcı olarak istifade etmenin yolunu açacaktır.Buna rağmen;

 

*Eğer "Ben sevab kazanayım, bu güzel mes'eleyi ben söyleyeyim" arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur*…………………Çünkü bu istek hizmetin ruhunda olan; teşvik edici ,toparlayıcı,amaç edinecek.. hedef kılınacak kadar değerli ,caiz ve caziptir.

 

 *Fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlasa zarar gelebilir*……… Çünkü nefsin mahiyetinde;

 

Kişilik, saygınlık, hayat ,asıl, cevher, mazhar, ayna olmak gibi  iyi ve nitelikli özellikler olsa da …. imtihan iktizasınca; beğenilmeyen, bayağı ve hayvânî arzuları, huy ve fiilleri, kibir gazap, kin, haset, hırs, tahammülsüzlük, hasislik, dedikodu, şehvet, ihtiras, rekabet, hevâ ,heves, istek, benlik, bencillik  gibi zaaflarının merkezi olmak gibi  olumsuz bir çok duygu da vardır.

 

Bazı hadisler bu uyuyan hücreleri harekete geçirebilir, kör hissiyatı tahrik ederek aklın muhakemesini perdeleyebilir, gadap ve gaflet gibi hallerle denge noktasını yitirip ifrat ve tefrit gibi davranışlara neden olabilir. İşte hassasiyet itibariyle farklı meşreplerde farklı tepkiler ve vehimlerden güç alan itirazlar meydana getirebilir ….. bu durum ise, kardeşlerin arasında olan samimiyetin tutucu iksirini bozabilir , uhuvveti zedeleyebilir, birliğin ve gönüllerin dağınıklığına neden olabilir.

 

İşte bu noktada insan kendi hatırından feragat ederek hakikati âli tutup hikmet reyini bu vazgeçişten yana kullanmalıdır.

 

Evet, hizmetimizin bu prensipleri avama nasihat, arife emirdir.

 

Eğer çeşitli tevillerle bu davranış dengesini kuramayıp, kendini olmazsa olmazın merkezine oturtup, bir yönüyle takaddüm edip başkalarının istidadı baskılansa, hizmetle mevcut dairelerle sınırlı kalır. İnsanların isteklilik ve cesareti kırık olduğundan ne davet ne de tebliğ oluşturabilirler.

 

Bu neden asl olan cemaat olmak ve o cemaatten gelen güven ve muhabbetle çalışmaktır.

 

Bu bağlamda Risale-i nur’un talebelerine verdiği en mühim kök hücre derslerinden biri Lemaatta geçen şu bahistir:

 

*Meziyetin varsa hafâ türâbında kalsın, tâ neşvünemâ bulsun*………….. Yani başkalarına nazaran üstün özelliklerin varsa gizlilik toprağı altında kalsın ki, büyüyüp daha da gelişsin …

 

Çünkü;

 

*Varlığını gizlilik arazisine göm. Zira gömülmeden biten tohum tamamen olgunlaşamaz*… (İBN ATÂULLAH R.H)

 

*Ey zîhassa-i meşhure, taayyünle zulmetme. Ger perde-i hafânın altında sen kalırsan, ihvânına verirsin ihsan ve bereketi*………… Yani Ey meziyetleri ile meşhur olmuş bilinen kişi; sürekli ortaya çıkıp ,meydanda görünüp , sindirici, çekindirici ,ezici istibdat zulmüne neden olma. Bunun yerine gizlilik perdesi arkasında kalırsan kardeşlerine nimet ve bereket vermiş olursun…

 

 

*Herbir ihvânın altında sen çıkması, hem de o sen olması imkân ve ihtimali, herbirine celb eder bir nazar-ı hürmeti*…………….Yani onları cesaretlendiren , önlerini açıp hizmetlerini teşvik edenin sen olduğunun bilinmesi ve ihtimali onların da her birine hürmetle bakılmasını temin eder.

 

*Eğer taayyün edip perde altından çıksan, mükerrem iken altında, üstünde zalim olursun. Güneş iken orada, burada gölge edersin*,………………yani ortaya çıksan onların kişilikleri ve şevkleri önünde gizlenmeyip perde olsan -ki, görünmez ,meziyetleri kardeşlerinin faziletinin intişarı için setretmişken- onları gölgenle karartırsan zalim olursun…………Oysa bu ulvi niyetle türabi de olsan bu iyi niyet ve hikmet nuru seni nurani hicaba sarardı. Buna kanaat etmeyip , duygu ve düşüncelerini yönetemeyip kendini göstermen sadece zülmani bir karanlık sergilemektir.

 

*İhvânını düşürttürüp hem nazar-ı hürmetten*……….Yani böyle yaparak  kardeşlerine teveccüh etmiş nazarları kendi üzerine çekerek ,onların saygınlıklarını kaybetmesien neden olursun…

 

*Demek taayyün ve teşahhus zalim birer emirdir. Sahih doğru böyle ise, hem de böyle görürsün*…………… Yani ortaya çıkıp şahsiyetini göstermek , kişiliğini ve özelliklerini ileri sürmek  kendine uyulmasını , benliğine önem verilmesini, meziyetinin takdir edilmesini salık vermek zalimce izhar edilen manevi bir buyruktur…. Ve böylelikle meziyet sahibi birinin kendini gizlememesi onu zalim yapar…………ve bir hukuk ihlalinin önünü açtığı için girdiği tekeffül onu ikiyüzlü davranışlara yönlendirerek   maksudunun tersi ile muamele görmesine neden olur,aynı zulmü ile görünür ve bilinir.

 

*Nerede kaldı yalancı tasannu ve riyâ ile kisb-i teşahhus-u şöhret*? …………Yani heyhat…….. yapmacık ve riyakârane davranışlarla şöhretli bir kimlik kazanmanın ne önemi var ?………..

 

*İşte bir sırr-ı azîm ki hikmet-i İlahî, hem o nizam-ı ahsen (en güzel düzen); Bir ferd-i fevkalâde, kendi nev’i içinde setr ile (örterek) perde çeker, bununla kıymet verdirir (diğerlerine de), hem de eder müstahsen (beğenilen)*. …………….Yani…………. Allah’ın kâinatta hükmünü icra eden bir hikmeti ve güzel bir düzeni; Üstün özellik ve meziyetlere sahip olan bir kişiyi,   sair kişiler içinde setrederek , tesanütle, tenasüple hepsinin değerini yükseltmek ve keyfiyetli bir toplum ve nitelikli bir içtima meydana getirmektir… ( Nar’a Mısıra ve özellikle buğdaya  dikkat et!)

 

*İşte sana misali: İnsan içinde veli, ömür içinde ecel, olmuş meçhul ve mühmel. Cum’ada müstetirdir (gizlidir) bir saat, kabul olur dua edersen*……………..

 

"Cuma günü içinde öyle bir vakit vardır ki, Müslüman bir kul namaz kıldığı halde o vakte rastlar da Allah'tan bir şey dilerse, muhakkak Allah onun dileğini yerine getirir." Hz Muhammed S.A.V

 

Yani……….Cuma günü duâların kabul olduğu bir saat olduğu beyan edilmiş ,lakin  şu saattir denilmemiştir. Ta ki, o gün bu yönüyle her dakikası itibariyle bir değer kazanmıştır.

 

Evet………….Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda, çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla, çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ, Leyle-i Kadri umum Ramazan’da, saat-i icâbe-i duayı Cuma gününde, MAKBUL VELÎSİNİ İNSANLAR İÇİNDE, eceli ömür içinde ve kıyametin vaktini ömr-ü dünya içinde saklamış……..Sözler

 

Dolayısıyla bu azim sırrı hikmete uygun davranmamak hem kendine hem kardeşlerine ve dolaylı olarak umum birlikteliğin manevi esaslarına, düsturlarına zarar vermek demektir. Hem neticesizdir ve muvaffakiyet olsa hem değersiz hem de geçicidir. Çünkü bu manevi basamakları müraat etmemek akamet ile netice verir.

 

Evet sağlam ve sarsılmaz bir sahs-ı manevi onu temsil eden azaların imtizacından ,teavününden ,uhuvvet ve muhabbetinden ruhlanır ve hayatlanır.

 

Evet ………….. *Hayat vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkarane hayat gittiği zaman manevi hayat da gider*."      Barla Lahikası…………

 

*Haşiye* : Nur mesleği kendi esasları , müstakil  düsturları, hikmet ayakları ve hakikat çatısı olan bir meslektir. Kendine özgü prensipleri ulvi rabıtaları, muhkem istinadları şeri ahkamı, fıtri nizamı olan bir yoldur.

 

Bu nedenle kendi doktrinleri ile hareket eden bir kur’an-i içtihada sahiptir.

 

Kurguya , tevilli ahkama sapmak tam anlamıyla mesleği ANLAMAMAK, sofi merşep insibağlarla çizgiden taşmak demektir.

 

Bu neden nurda olmayan bir esası hizmet adına rükün yapmaya çalışmak , kaideleri göz ardı etmek , düsturları nazara almamak  , nuru kullanarak kendi hizmet tarzını meydana çıkarmak gibi bereketsiz tehlikeli adımlar atmak demektir.

 

Ez cümle ……….. *Çeşm-i dil erbabaına* ( gönül gözü açık olanlara ) *bir nokta-i müzlim kalmamıştır*…

 

Risale-i Nur’ a sadakat başka kitap okumamak, başka yerden ders almamak ’tan ziyade , onun talim ettiği mana ve derslerin üzerinde idrak ve anlayışla sabit kalmak ile ahkamını uygulamak ve terbiyesinden şuuri bir  kanaatle istifade etmektir….

 

..

.