9.1.26

Mütalaa Ders notları 42: kalp ve ruhun derece-i hayatı...

 

DÖRDÜNCÜ REMİZ: *Ey dünyaperest* ( aşırı derecede dünyaya ehemmiyet veren, dünyayı ahirete tercih eden, dünya düşkünü) * insan*!

 

*Çok geniş tasavvur ettiğin* ( zihninde canlandırıp çok geniş hayal ettiğin ve farazi olan ) *senin dünyan, (adeta eni 100-120cm, boyu 200cm, derinliği 170-180cm , içinde hareket edilmesi pek mümkün olmayan bir alan gibi)  *dar bir kabir hükmündedir*.

 

*Fakat o dar kabir gibi* ( konakladığın, misafir olduğun)  *menzilin duvarları  şişeden* (camdan) *olduğu için, birbiri içinde in'ikâs edip*, ( yansıyarak ) *göz görünceye kadar genişliyor*.

 

*Kabir gibi dar iken, bir şehir kadar geniş görünür*.

 

*Çünkü o dünyanın sağ duvarı olan geçmiş zaman ve sol duvarı olan gelecek zaman, ikisi mâdum* (yok)  *ve gayr-ı mevcut*  ( var olmayan )  *oldukları halde, birbiri içinde in'ikâs edip* (parlak bir yüzeye aksedip aynen  varmış  gibi görünmesi ile)  *gayet kısa ve dar* (aslında kabir gibi) *olan hazır zamanın kanatlarını* ( mazi ve müstakbelle iltibas edecek bir tahayyülle ) *açarlar*.

 

*Hakikat hayale karışır; mâdum bir dünyayı mevcut zannedersin*.

 

(Yani) :

 

*Nasıl bir hat, sür'at-i hareketle bir satıh gibi geniş görünürken, hakikat-i vücudu ince bir hat olduğu gibi*, ( ucunda ışık olan küçük bir nesneyi kolumuzun açılma çapında dairesel olarak hızlı olarak çevirdiğimizde ,o nokta kadar olan ışık , kolumuzu döndürdüğümüz  o çap  genişliğinde bir yüzeymiş gibi görünecektir. Öyle de)   *senin de dünyan hakikatçe dar, fakat senin gaflet ve vehim ü hayalinle duvarları çok genişlemiş*. ( yani hayatın senin için taahhüt edilmemiş bir geleceğin ve elinden çıkmış bir zamanın tam ortasında an denilen ve yaşamak için gün olarak algılanan bir zaman diliminde mukayyettir. Sen dünyaya olan düşkünlüğün ve onu baki tevehhüm etmene sebep olan bakış açın ve ona müteveccih yaşayışınla içinde bulunduğun gaflet hali nedeniyle kendi için hayali ve kurgusal  bir dünya meydana getirmişsin.)

 

(Oysa gerçekte var olan ve an hacmine sahip olan, ancak senin vehim ü hayalinle çok geniş zannettiğin )

 

*O dar dünyada, bir musibetin tahrikiyle kımıldansan, başını, çok uzak zannettiğin duvara çarparsın.*

 

( musibeti  bir  ikaz olarak kabul ettiğimize nazaran, bulunduğumuz yerdeki konforu bozan bir hareketlilik meydana gelse  an’ın gerçekliği o hayali zamanın duvarlarını ortalıktan kaldıracak tüm tesiri ile içinde bulunduğumuz zamanın hakikatini gösterecektir.   Ve böylelikle ortaya çıkan , vukuatla vakiliğini ortaya koyan durum:

 

*Başındaki hayali uçurur, uykunu kaçırır*.

 

*O vakit* ( ilm’el yakin bildiğin ancak aymazlık ile asıl mahiyetini idrakinden uzaklaştığın dünyanın  hakikatini ayne'l-yakīn) *görürsün ki*, *o* (gayr-ı mevcut,  hayali) *geniş dünyan kabirden daha dar, köprüden daha müsaadesiz. Senin zamanın ve ömrün, berkten daha çabuk geçer; hayatın, çaydan daha sür'atli akar*.

 

(Yirmi Beşinci Sözden  Atıf bir bölüm)

 

……….. *İşte, dünya, dünya itibarıyla hem fenâya gider, hem ölmeye koşar, hem zelzele içindedir. Hakikatte akarsu gibi rıhlet ettiği halde, gafletle sureten incimad etmiş, fikr-i tabiatla kesafet ve küduret peydâ edip âhirete perde olmuştur. İşte, felsefe-i sakîme, tetkikat-ı felsefe ile ve hikmet-i tabiiye  ile ve medeniyet-i sefihenin cazibedar lehviyatıyla, sarhoşâne hevesatıyla o dünyanın hem cumudetini ziyade edip gafleti kalınlaştırmış, hem küduretle bulanmasını taz’îf edip Sânii ve âhireti unutturuyor*.

 

*Amma Kur’ân ise, şu hakikatteki dünyayı, dünya cihetiyle*

 

1 : “Çarpacak olan felâket. Nedir o çarpacak olan felâket?” Kària Sûresi, 101:1-2.

2 : “Kıyamet koptuğu zaman.” Vâkıa Sûresi, 56:1.

3 : “Yemin olsun Tûr’a ve satır satır yazılı kitaba.” Tûr Sûresi, 52:1-2. *âyâtıyla pamuk gibi hallaç eder, atar*…………. Sözler

 

…….

 

………….*şu dünyadaki tezyinat, yalnız telezzüz veya tenezzüh için değil. Çünkü bir zaman lezzet verse, firakıyla birçok zaman elem verir. Sana tattırır, iştihasını açar, fakat doyurmaz. Çünkü ya onun ömrü kısa, ya senin ömrün kısadır; doymaya kâfi değil. Demek kıymeti yüksek, müddeti kısa olan şu tezyinat ibret içindir,şükür içindir. Usul-ü daimîsine teşvik içindir; başka, gayet ulvî gayeler içindir*…. Sözler

 

…… *şu dâr-ı dünya da, kat’î bir yakîn ile anladım ki, hâliktir gider ve fânidir ölür*.

 

……*Ve bilmüşahede, içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur*.. lem’alar

 

….. “ *Dünya gaddardır, mekkârdır, fenadır; aldanmayınız* ”…………… Lem’alar

 

………..  *Dünyanın ömrü kısa olup, sür’atle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor*……… M.N

 

……*Dünyanın lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır*…….M.N

 

……….*Seni intizar etmekte ve senin de sür’atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir*….. M.N

 

*Madem dünya hayatı ve cismanî yaşayış ve hayvanî hayat böyledir*  (maddi ve manayı ismiyle ve de bedensel hazlar ve nefsani hevesleri tatmin amacı ile yaşanılan bir  hayat elemlidir,kederlidir, akıbeti gayet tehlikelidir, insanın ahsen-i takvim suretinde yaradılışına zıttır, mü’min sıfatına muhaliftir, insanı insaniyet makamında esfel-i safiline düşürecek kadar tedenniye sahiptir) …………

 

……………*şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî etmeyen,  hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firakla senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeylerle kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir*…………… Lem’alar

 

ÖYLE İSE AKLINI GÜZEL KULLAN , SENİ BURAYA GÖNDERİNİ BİL VE UNUTMA …….

 

“ *Dünya bir kitab-ı Samedânîdir. Huruf ve kelimâtı nefislerine değil, belki başkasının Zât ve sıfât ve esmâsına delâlet ediyorlar. Öyle ise mânâsını bil, al; nukuşunu bırak, git* ”.

 

“ *Hem bir mezraadır.  Ek ve mahsulünü al, muhafaza et; muzahrafatını at, ehemmiyet verme*. “

 

“ *Hem birbiri arkasında daim gelen, geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise onlarda tecellî edeni bil, envârını gör ve onlarda tezahür eden esmânın tecelliyâtını anla ve Müsemmâlarını sev; ve zevâle ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes*. “

 

“ *Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alışverişini yap, gel; ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma*. “

 

“ *Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Öyle ise nazar-ı ibretle bak ve zahirî, çirkin yüzüne değil, belki Cemîl-i Bâkîye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faideli bir tenezzüh yap, dön; ve o güzel manzaraları irâe eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla, akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme*. “

 

“ *Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan MİHMANDAR-I KERÎMİN İZNİ DAİRESİNDE YE, İÇ, ŞÜKRET. KANUNU DAİRESİNDE İŞLE, HAREKET ET. SONRA ARKANA BAKMA, ÇIK, GİT. Herzekârâne, fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma* ” ………….. Sözler

 

…….. “ *Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabir ile dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza, Cenâb-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et*. ”..M.N

 

………….hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin* ( hayalinde kurguladığın , hakikatte gayr-ı mevcut olan)  *geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun*.

 

……….. "Hattâ mü'min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan mânevî bir ömrü vardır. Ve insanın bu mânevî ömrü, ezelden ebede uzanan bir hayat nurundan medet ve yardım alır." . Lem’alar

 

………. “ *Dünya ise, bütün şâşaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir.* “. Sözler

 

………. “ *Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul*…..  Lem'alar

 

………. “ *irade-i İlâhiye cilvesi olan evâmir-i tekvîniye ve o evâmirden vücud-u hâricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve lâtife-i Rabbâniye olan ruh, 1 onların idaresinde, onların mânevî seslerini hissetmesinde ve hâcatlarını görmesinde birbirine mâni olmaz, ruhu şaşırtmaz. Ruha nisbeten uzak, yakın, bir hükmünde; birbirine perde olmaz. İsterse çoğunu birinin imdadına yetiştirir. İsterse bedenin her cüz’ü ile bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. Hattâ, çok nuraniyet kesb etmişse, herbir cüz’ü ile görebilir ve işitebilir* “ ….. Sözler

 

….. *İŞTE O ÂLEMİN ANAHTARI*,

 

……….Bütün Esma’ül Hüsna ile beraber ,meratib-i imaniyede Hakka’ l-Yakîn derecesine kadar Allah’ı bilmek ve tanımanın tercümanı olan;  Lâ ilâhe illâllah… Lâ hâlıka illâllah… Lâ fâtıra, Lâ râzıka, Lâ kayyûme illâllah, Lâ ilâhe illâ HÛ hakikatleriyle *marifetullah*  ve *vahdaniyet* (Allah’ın zatına taalluk eden birliği, eşsiz oluşu, bütün sıfatları ve sıfatlarının tecelli ve tezahürlerinde infirad)    sırlarını ifade eden*  " *Lâ İlahe İllallah* " *kelime-i kudsiyesiyle* …………..      *Âyetü’l-Kübrâ’nın tamamını okuyor gibi ve herbir mertebede, mukaddemesinde denildiği gibi küre-i arzın küllî dili benim hayalen lisanım olup Lâ ilâhe illâllah der; ve denizler ve dağlar, o unsurların ve insan tabakatlarının lisan-ı halleri benim dillerim olup Lâ ilâhe illâllah der diye, ben de herbir Lâ ilâhe illâllah dedikçe, ya bilisan-ı arz, ya bilisan-ı semâvât, ya bilisan-ı cev, ya bilisan-ı anâsır derim; gibi*.................    Bediüzzaman / Emirdağ L………                          *Allah’tan başka ilâh yoktur* diye *kalbi söylettirmek*,…….Yani  bir anlamda da  zihinde, tefekkürde, dilde , malumatta ve ilmel yakinde olan imanı :

 

Lâ Hüve İllâ Hû…

Lâ Meşhude İllâ Hû…

Lâ Mabude İllâ Hû…

Lâ Hâlıka İllâ Hû…

Lâ Kayyume İllâ Hû…

Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ Hû gibi tevhid terkibi ile kalbe indirmek ve kalbi o marifet ve yakin ile manen ve hakikaten ve esraren …. hissen, feyzen, halen, tuluat, sünühat  kaliyle  dile getirmek…

Ve bu varidat ve mazhariyetinin nuru ile ………… *ruhu işlettirmektir*.

 

YANİ RUH ; ULUHİYET VE RUBUBİYET DAİRESİNDEN TECELLİ VE EMİR YOLUYLA ALDIĞI VE MAHİYETİNE DERC EDİLEN BU SIR VE MAHSUS HASSA ELİYLE ALAKADAR OLDUĞU VE HAKİMİYET VE İDARESİ İLE  TASARRUFUNDA BULUNDUĞU ZAHİRİ VE BATİNİ, MÜLK VE MELEKUT DAİRELERİNDEKİ HİS VE LETAİFİN  RIZK-I MANEVİSİ,FEYZ-İ NURANİSİ GİBİ HACETLERİNİ ONLARA MAS ETTİRSİN..ULVİ NEŞE İLE CEZB EDİP İSTİKAMET İLE ÇALIŞTIRSIN ,İŞLETTİRSİN…………..

 

 

……….. *Fesübhanallah, Cenâb-ı Hakkın insanlara fazl ü keremi o kadar büyüktür ki, insana vedia olarak verdiği malı, büyük bir semeni ile insandan satın alır, ibka ve himaye eder. Eğer insan o malı temellük edip Allah’a satmazsa, büyük bir belâya düşer. Çünkü o malı uhdesine almış oluyor. Halbuki kudreti taahhüde kâfi gelmiyor. Çünkü, arkasına alırsa, beli kırılır, eliyle tutarsa, kaçar, tutulmaz. En nihayet meccânen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır*……… Mesnevi-i Nuriye