1.1.26

Mütalaa Ders notları 13: Dualar, tevhid ve ibadetin esrarına numunedir.

 

İ'lem Eyyühel-Aziz!

Dualar, tevhid ve ibadetin esrarına numunedir.

Tevhid ve ibadette lâzım olduğu gibi, dua eden kimse de, "Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir" deyip, kàdir olduğuna itikad etmelidir.

Bu itikad, Allah'ın her şeyi bilir ve herşeye kàdir olduğunu istilzam eder.

Mesnevi-i Nuriye – 86

 

Dua, kulun Rabbi ile arasındaki iletişimin vesilesi olan bir hal ve tavır biçimidir.

Kul , gerek ihtiyaçlarını gidermek ve ifade etmek  bağlamında gerekse yaratıcısı  ve sahibi ile bir tekellüm , gizli açık bir konuşma tarzıdır.

Dua, çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek manaları itibariyle bir istinat ve istimdat aracıdır.

Bu iletişim ve etkileşimi tesirli kılacak olan esas unsur, İman ..yani Allah’ın varlık ve birliğini aklen onama, kalben kabul etme ile birlikte , O’nu isim ve sıfatlarının tarif ediciliği ile tanımak ve tanımak neşesinden gelen muhabbet ile de sevmektir.

Bu bileşenler insanı ibadete, ihlasa ve takvaya sevk eder.

Bu sevk dairesine giren birisi şevke mazhar olur.

Böylelikle , akıl , kalp ve amel birliği ile Allah indinde isteği muteber, dileği makbul, marziyatı dikkate alınan bir kul modeli ortaya çıkar.

İstikrar korumak istihdamı, istihdam ise ubudiyette  derinleşmenin  ve şuur ,idrak ve müşahede anahtarları hakikate nüfüz etmenin kapılarını açar.

Duanın üslubu, kime dua ettiğini  bilmekle kazanılan bilinç yoluyla latif ve zarif bir kıvam alır.

Gerek dil , gerek fiil , gerekse kalp yoluyla sevimli bir ünsiyet hasıl olur.

Sevdiğini anmanın, visal umudunun, hoşnutluk melteminin, huzur serinliğinin verdiği lahuti aşk pırıltıları insanın gönlünde ihtizaza sebep olan heyecanlar meydana getirir.

Aşık-ı sadıklar bu cazibe ve cezb arasında olan hassas rabıtaya rikkat ve dikkatle  yaklaşır… enfas-ı maneviye de bir lerze ile sükunu bozmamak için adeta nefesini tutar.

İnsan bu iklimlerin rengârenk bahçesine dua ile girer, denizlerine münacat-ı kalbiye ile dalar.

Dua yoluyla hallendirilip dinlendirilen şeyler tevhid ve marifet deminde olduğunda kelimler ve duygular munis ifade kalıplarına dökülür orada , adap ile edeplenip   huzura çıkmaya münasip şekle bürünür arşa yükselir..yükseltir..yükseltilir… Bazen de  miraca külfet olmaz , arş’ın kalpteki gölgesi altında karşılanır..tenezzül ile merama nüzül edilir.

Sözler ve özler hayatlanır…

Eğer bir kulcuk, Mugis-i hazırına yüzünü dönmez, elciğini açmaz, dilciğini konuşturmaz, kalbini sulayıp bir muarefe gülü dikemez ise   hilkat ile fıtrat , inam ile nimet, ita ile şükran beynindeki randevuya gitmemiş olur…

O dem müstağni olan ezeli hüsn-ü ebedi , meşk penceresini kapar , cemalini  perdeler , izzet ile “ ...bu hal ile ne ehemmiyetiniz var…..der mi der….

Oysa , en karanlık kuyular, en derin sular, en karanlık geceler, buhran bulutları, kargaşa rüzgarları, hırçın felek fırtınaları , ihanetler, hayal kırıklıkları , istekler, hayaller, hedeflerin sevk idaresi , tesir ve akıbeti, etki ve isabeti  tüm sebepleri ile birlikte onun elindedir. Acz ile yoğrulmuş sevimli bir fakirlik ,zenginlik ile daim ,kaim ve cömert sultanın kapısından boş dönmez döndürülmez…

Velev bilsin ki, onun Rabbi Vahid’tir. Tektir, başkaların buyruğu altında değildir, istediği olur istemediği olmaz. Şeriki yoktur, acz onun işlerine müdahale edemez, zerreler ile küreleri çevirmek idare etmek ona ağır gelmez, kalbin en ince sesini duyar lakayt kalmaz, cevapsız bırakmaz. En gizli sesleri işitir duymazdan gelemez.

Her şeye gücü yeter. Kulunun mini mini hayat teknesini de dağlarvari dalgalar arasında batırmadan yüzüdür.

Dilediğini dilediği gibi yapar bir muktedirdir. Hiçbir şey ona mani olamaz.

Böyle merhametli ve kudretli bir Sultana elbette ibadet edilir. Hem ona layıktır. Çünkü O Allah’tır.C.C

İşte dua,  ihtiyaçtan nidaya, istiazeden  istifazaya, istimdattan istinada, fakrdan gınaya, hissiyattan efkara, fikirden şuura, manadan maddeye , niyetten  fiile, fiilden dile , sözlü sözsüz her türlü beyan-ı halde ubudiyet-i külliye ile Rububiyetin münasebetini  tesis eden  en müessir vasıtasıdır.

İşte aczine  şuuru olan, emir ve yasaklar konusunda hassas , maddi ve manevi temizliğinde titiz, tefekkür ve zikirden hisseli , Habib  A.S.M izinde müstakim  bir insan birde … "Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir" deyip, kàdir olduğuna ( marifetin delaleti, ubudiyetin terbiyesi , muhabbetin cazibesi ile rabbinin iktidarına ,icabetine, merhametine ,yakinine  tam kanaat getirse, ona tevekkül ile güvenip teslim olsa  tükenmez bir servet ve kuvvet bulur. Allah onun kendine yönelişini, arz ettiği hacetini kabul eder, isteklerini hoş görür, dileklerini güzel karşılar , iltifat ile taltif eder, amellerini  reddetmez…

Evet, duanın  ..dua edenle edilen arasında bağlantıyı kurmak noktasında olan keyfiyetli vesileliğini oluşturan şey,  acziyle fakrıyla ,haceti , hali ve nihayeti ile nefsini bilmek ve  ezeli ve ebedi olan Rabbini bilmekle rızıklanmaktır.  

Dua bazı usuller ile kendini keşfettirir.

Bu usullerin başında tefekkür ve tefekküre bağlı şükür gelir.

Telaşsız olarak kalp ile yapılan murakebeler, yani kulağını kalbine verip sükûn ile beklemek bir başka önemli miftahtır.

Mübalağasız sözler, sade ifadeler, nezaketli arz-ı haller yine icabeti nimetle vücuda getirebilen mübahase den sayılabilir.

Bununla birlikte , insan celalden de  ve cemalden de muradına erebilir.

Celalden tesbih ile cemalden ise hamd ile muavenet umud edilebilir …

Tüm bunlardan daha bereketli  etkin olan ise edeptir. edeple yapılan taleplerde saygı ve muhabbet iç içedir. Sınırlar kontrollü, uslup muvazenelidir. Israr ( tekrar manasıyla) hoşnutluğa celp eder.

Bu noktada kalp, mahfi bir sekinet dairesine girer  edeple mutmain olur ,itminan bulur.

Velev hiçbir isteği verilmesin … Çünkü huzura kabul ile huzur bulmak tüm matluba nail olmak demektir…