İ'lem Eyyühel-Aziz!
Dualar, tevhid ve ibadetin esrarına numunedir.
Tevhid ve ibadette lâzım olduğu gibi, dua eden kimse de,
"Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir" deyip,
kàdir olduğuna itikad etmelidir.
Bu itikad, Allah'ın her şeyi bilir ve herşeye kàdir olduğunu
istilzam eder.
Mesnevi-i Nuriye – 86
Dua, kulun Rabbi ile arasındaki iletişimin vesilesi olan bir
hal ve tavır biçimidir.
Kul , gerek ihtiyaçlarını gidermek ve ifade etmek bağlamında gerekse yaratıcısı ve sahibi ile bir tekellüm , gizli açık bir
konuşma tarzıdır.
Dua, çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek
manaları itibariyle bir istinat ve istimdat aracıdır.
Bu iletişim ve etkileşimi tesirli kılacak olan esas unsur,
İman ..yani Allah’ın varlık ve birliğini aklen onama, kalben kabul etme ile
birlikte , O’nu isim ve sıfatlarının tarif ediciliği ile tanımak ve tanımak
neşesinden gelen muhabbet ile de sevmektir.
Bu bileşenler insanı ibadete, ihlasa ve takvaya sevk eder.
Bu sevk dairesine giren birisi şevke mazhar olur.
Böylelikle , akıl , kalp ve amel birliği ile Allah indinde
isteği muteber, dileği makbul, marziyatı dikkate alınan bir kul modeli ortaya
çıkar.
İstikrar korumak istihdamı, istihdam ise ubudiyette derinleşmenin
ve şuur ,idrak ve müşahede anahtarları hakikate nüfüz etmenin kapılarını
açar.
Duanın üslubu, kime dua ettiğini bilmekle kazanılan bilinç yoluyla latif ve
zarif bir kıvam alır.
Gerek dil , gerek fiil , gerekse kalp yoluyla sevimli bir
ünsiyet hasıl olur.
Sevdiğini anmanın, visal umudunun, hoşnutluk melteminin,
huzur serinliğinin verdiği lahuti aşk pırıltıları insanın gönlünde ihtizaza
sebep olan heyecanlar meydana getirir.
Aşık-ı sadıklar bu cazibe ve cezb arasında olan hassas
rabıtaya rikkat ve dikkatle yaklaşır…
enfas-ı maneviye de bir lerze ile sükunu bozmamak için adeta nefesini tutar.
İnsan bu iklimlerin rengârenk bahçesine dua ile girer,
denizlerine münacat-ı kalbiye ile dalar.
Dua yoluyla hallendirilip dinlendirilen şeyler tevhid ve
marifet deminde olduğunda kelimler ve duygular munis ifade kalıplarına dökülür
orada , adap ile edeplenip huzura
çıkmaya münasip şekle bürünür arşa yükselir..yükseltir..yükseltilir… Bazen de miraca külfet olmaz , arş’ın kalpteki gölgesi
altında karşılanır..tenezzül ile merama nüzül edilir.
Sözler ve özler hayatlanır…
Eğer bir kulcuk, Mugis-i hazırına yüzünü dönmez, elciğini
açmaz, dilciğini konuşturmaz, kalbini sulayıp bir muarefe gülü dikemez ise hilkat
ile fıtrat , inam ile nimet, ita ile şükran beynindeki randevuya gitmemiş olur…
O dem müstağni olan ezeli hüsn-ü ebedi , meşk penceresini
kapar , cemalini perdeler , izzet ile “
...bu hal ile ne ehemmiyetiniz var…..der mi der….
Oysa , en karanlık kuyular, en derin sular, en karanlık
geceler, buhran bulutları, kargaşa rüzgarları, hırçın felek fırtınaları ,
ihanetler, hayal kırıklıkları , istekler, hayaller, hedeflerin sevk idaresi ,
tesir ve akıbeti, etki ve isabeti tüm
sebepleri ile birlikte onun elindedir. Acz ile yoğrulmuş sevimli bir fakirlik
,zenginlik ile daim ,kaim ve cömert sultanın kapısından boş dönmez döndürülmez…
Velev bilsin ki, onun Rabbi Vahid’tir. Tektir, başkaların
buyruğu altında değildir, istediği olur istemediği olmaz. Şeriki yoktur, acz
onun işlerine müdahale edemez, zerreler ile küreleri çevirmek idare etmek ona
ağır gelmez, kalbin en ince sesini duyar lakayt kalmaz, cevapsız bırakmaz. En
gizli sesleri işitir duymazdan gelemez.
Her şeye gücü yeter. Kulunun mini mini hayat teknesini de
dağlarvari dalgalar arasında batırmadan yüzüdür.
Dilediğini dilediği gibi yapar bir muktedirdir. Hiçbir şey
ona mani olamaz.
Böyle merhametli ve kudretli bir Sultana elbette ibadet
edilir. Hem ona layıktır. Çünkü O Allah’tır.C.C
İşte dua, ihtiyaçtan
nidaya, istiazeden istifazaya,
istimdattan istinada, fakrdan gınaya, hissiyattan efkara, fikirden şuura,
manadan maddeye , niyetten fiile,
fiilden dile , sözlü sözsüz her türlü beyan-ı halde ubudiyet-i külliye ile
Rububiyetin münasebetini tesis eden en müessir vasıtasıdır.
İşte aczine şuuru
olan, emir ve yasaklar konusunda hassas , maddi ve manevi temizliğinde titiz,
tefekkür ve zikirden hisseli , Habib
A.S.M izinde müstakim bir insan birde
… "Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir" deyip,
kàdir olduğuna ( marifetin delaleti, ubudiyetin terbiyesi , muhabbetin cazibesi
ile rabbinin iktidarına ,icabetine, merhametine ,yakinine tam kanaat getirse, ona tevekkül ile güvenip
teslim olsa tükenmez bir servet ve
kuvvet bulur. Allah onun kendine yönelişini, arz ettiği hacetini kabul eder,
isteklerini hoş görür, dileklerini güzel karşılar , iltifat ile taltif eder,
amellerini reddetmez…
Evet, duanın ..dua
edenle edilen arasında bağlantıyı kurmak noktasında olan keyfiyetli vesileliğini
oluşturan şey, acziyle fakrıyla ,haceti
, hali ve nihayeti ile nefsini bilmek ve
ezeli ve ebedi olan Rabbini bilmekle rızıklanmaktır.
Dua bazı usuller ile kendini keşfettirir.
Bu usullerin başında tefekkür ve tefekküre bağlı şükür
gelir.
Telaşsız olarak kalp ile yapılan murakebeler, yani kulağını
kalbine verip sükûn ile beklemek bir başka önemli miftahtır.
Mübalağasız sözler, sade ifadeler, nezaketli arz-ı haller
yine icabeti nimetle vücuda getirebilen mübahase den sayılabilir.
Bununla birlikte , insan celalden de ve cemalden de muradına erebilir.
Celalden tesbih ile cemalden ise hamd ile muavenet umud
edilebilir …
Tüm bunlardan daha bereketli
etkin olan ise edeptir. edeple yapılan taleplerde saygı ve muhabbet iç
içedir. Sınırlar kontrollü, uslup muvazenelidir. Israr ( tekrar manasıyla)
hoşnutluğa celp eder.
Bu noktada kalp, mahfi bir sekinet dairesine girer edeple mutmain olur ,itminan bulur.
Velev hiçbir isteği verilmesin … Çünkü huzura kabul ile
huzur bulmak tüm matluba nail olmak demektir…