Söz konusu mektupta geçen bahse bakan ve ilgili olan birçok
konu Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde bulunmaktadır. Mesele çok
genişleyeceğinden içtinapla sadece bazı hususları konu akışı içinde ve sohbet
formunda ele alacağız. Okurken işaret edilen yerler hatırına gelecektir.
Böylelikle bu muhtasar ifadeler kendi aleminizde ki genişliğe katılıp
genişleyecektir İnşâallah.
Bismihi Sübhanehu
İnsanın yaratılışında bulunan ilgi özelliği onu birçok şeyle
direkt veya dolaylı alâkadar ediyor. Her baktığı ve temas ettiği şeyde kendi
ile bir münasebet noktası bulabiliyor. Bire bir olmasa bile fikri çağrışımlar,
vesveseler, endişeler , umut ve hayal etme gibi duygu ve düşünceler hadiseye
müdahale ederek insanı kabiliyet ve alâkadarlığı oranında etkiliyor ve
olayın içine alıyor.
Söz konusu bu ilgililik bir zaaf değil ,aksine farkındalığı
canlı tutan bir fıtri özelliktir. Ancak kontrol noktasını yitirdiğinde ,
kendisini ilgilen ve ilgilendirmeyen her şeyle meşgul olmak gibi dengesiz bir
ruh halinin ortaya çıkmasına neden olur.
Bu derste ilgi dairesi bağlamında;
1-
HAL-İ ÂLEM
( dünyanın içinde bulunduğu şimdiki durumu )
2-
HAYAT-I DÜNYEVİYE ( dünya hayatı )
3-
HAYAT-I İÇTİMAİYE ( sosyal hayat )
4-
HAYAT-I SİYASİYE ( hakim olma, idare etme,
yönetme, politika yöntemlerine ait faaliyet dairesi )
5-
MEDENİYETİN SEFAHET VE DALALETİ ( Zevk
ve eğlenceye ve yasak şeylere düşkünlük. Akılsızlık edip lüzumsuz yere, sonunu
düşünmeden, hazz-ı nefs için yaşamayı isteme ve bunun için bedeller ödeme, günaha ve haramlara düşkünlük ile malını o
yolda sarf etme saikiyle hak olan yoldan sapmanın süslü ve ışıltılı göstermeye
çalışıldığı fanteziler ) olarak 5
adet aktif ve etkin alandan söz edilmiş.
Bu hadise ifade meyanında şöyle etkileşim dizini ile beyan
edilmiştir:
-
…. Şimdiki *hal-i âlem* hayat-ı dünyeviyeyi *HUSUSAN*
hayat-ı içtimaiyeyi ve *BİLHÂSSA* (özellikle) hayat-ı siyasiyeyi *VE BİLHASSA* (hususi
olarak) medeniyetin sefahet ve dalaleti…….
Bu sıralamaya baktığımızda her birinin ne kadar merakaver olduğu, insan
nefsinin ilgisini çeken cazibedar levhiyatlar içerdiği, çevre – şehir- ülke –
eş – dost – cemiyet gibi bizzat hayat olarak yaşam alanında bulunduğu, çeşitli
taraftarlıklar ile asaba sirayet ederek hissiyatları lehinde ve aleyhinde
olarak tesir altına alıp yoğurduğu görülecektir.
Dolayısıyla söz konusu durum ve
konumlar tüm insanlar, hasseten Müslümanlar için ciddi imtihan vesilesi olduğu
tahakkuk etmektedir.
Bu mektubun dersinde söz konusu alanlarda yapılan su-i
istimalatın neticesinde kader-i ilahinin bir musibet takdir ettiğinden bahisle,
onun havadisi ve hareketliliği ilgilenenler beyninde menfaatsiz zararlı
sirayetinden şöyle söz etmiş:
*GADAB-I İLÂHİNİN BİR CİLVESİ OLAN HARB-İ UMUMÎNİN* ( ikinci
dünya savaşına ait meselelere ait ) tarafgirâne, damarları ve âsabları tehyîç
edip bâtın-ı kalbe kadar, hattâ hakaik-i imaniyenin elmasları derecesine o
zararlı, fâni arzuları yerleştirecek derecesinde bu meş'um asır öyle şırınga
etmiş ve ediyor ve öyle aşılamış ve aşılıyor ki, *RİSALE-İ NUR DAİRESİ
HARİCİNDE BULUNAN ULEMALAR*, BELKİ DE VELÎLER ( Allah’ın bildirmesi ile işin
hakikatini ancak görebilen Allah dostları) *O SİYASÎ VE İÇTİMAÎ HAYATIN
RABITALARI SEBEBİYLE*, *hakaik-i imaniyenin hükmünü ikinci, üçüncü derecede
bırakıp*, *o cerayanların HÜKMÜNE tâbi olarak*, *HEMFİKRİ OLAN MÜNAFIKLARI
SEVER*.
*Kendine muhalif olan ehl-i hakikati, belki ehl-i velâyeti
tenkit ve adâvet eder, hattâ hissiyat-ı diniyeyi o cereyanlara tâbi yaparlar*.
Burada etki alanının muvazeneyi nasıl bozduğu , öncelik ve
önem sırasının nasıl değiştiği, durumun kabulü ve kabule bağlı hükme tabi olmak
ile hak ile batılın bir birine nasıl karıştığına dair çok enteresan bir hakikat
ifade edilmiş. Şöyle ki:
Gdabı-i ilahiyi celb eden bir fetva durumu gerçekleşmiş.
Ortada bir ceza durumu var ve buna insanlar musap olmuşlar. Dünyanın başına
gelen vehamet; insanların ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve hayatlarına mal
olan hadisenin şiddetine rağmen idrak edilemiyor. Bu körlükle dahil olunan ve
yaşanan şahsi ve içtimai dünya hayatı ve bu hayatın kemiyetine müdahil olan
siyasi fikirler ve siyasetin tazammun ettiği ASABİ taraftarlık neticesinde;
*AKILLAR GEVEZE VE RUHLAR SERSEMLEŞİYOR*. Böylelikle *AKLIN İSTİKAMETİ VE
KALBİN SELÂMETİ KAYBOLUYOR*. taraftar guruplarının oluşması ile nifak kendine
yer bulup,içtimai hayatın tutucu bağlarını zedeliyor, RABITALARI KOPUYOR.
Gıybet, adavet iktizasıyla muhakeme ve muvazene öyle bozuluyor ki; İNAT VE
TARAFTARLIKLAR İLE MELEK GİBİ DİN KARDEŞİ ONA ŞEYTANMIŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR.
DÜŞMANLIK OLAN YERDE MUHABBET, HASET OLAN YERDE SÜKÜNET,
TEFRİKA OLAN YERDE SEKİNET, KAVGA, NİZA OLAN YERDE UHUVVET OLMADIĞINDAN , ULVİ
DUYGULARI YERİNİ MENFİ VE PEST DUYGULAR ALIYOR.
Durum böyle olduğunda şeytan ve mukallitlerine muvaffakiyet
zemini doğduğundan zehirlerini zerk etmekte meşakkat çekmiyorlar.
Bu nokta ince bir nüans daha var ki, gayet dikkat çekicidir.
Şöyle ki:
*RİSALE-İ NUR DAİRESİ HARİCİNDE BULUNAN* ve Bu uğursuz hadisenin içinde bir kısım ulama ve
veliler.. yani bilginler ve Allah dostları da bulunabiliyor. Bu zatların
yanılmasına neden olan nazarlarının
ihatasızlığı ve taassuba bağlı basiret körlüğüdür.
Bir kısım veliler bağlamında Sadece kalp saikiyle hareket
edenlerin mazhariye-i inkişafları sınırlı olur. Dolayısıyla kalplerinde olan
veliliklerinden bir şey kaybetmemekle birlikte, havsala darlığına terettüp eden
menfi sonucun kendilerine ulaşmasına neden olur. Kader planında mesul olurlar
mı olmazlar mı bunu bilmiyoruz. Bu durumu belirleyecek olan niyetlerdir. Ancak
onların derecesinde olmayıp tabi olanların durumu farklı olabilir.
Bir kısım alimler mabeyninde ise zahir öncelikli nazar
olduğundan taraftarlıkla muhakeme zaafı ile muhalefet galip oluyor.
Evet bu girilen çarkın döngüsü içinde bu zatlar en
ehemmiyetli ve öncelikli meseleleri
ikinci üçüncü dereceye indirgeyerek , CAMİYİ CEMAATİ BIRAKIP RADYO
DİNLEMEYE KOŞUYORLAR. O AKLIMLARIN ETKİSİ ALTINA GİRDİĞİNDEN FERASET VE BASİRETSİZLİK
CEZA-İ HÜKMÜ ALTINA GİREREK, FİKRİ SİYASİYESİ VE MENFİYESİNE DESTEK VEREN
MÜNAFIKLARI SEVMEKLE KADERİ BİR İTABA MAZHAR OLUYORLAR.
………
BURAYA LEMALARDAN BİR TESELLİ PARAGRAFI ALALIM İNŞÂALLAH:
“ *MÜ’MİNDE DAHİ BİR MARAZ-I ASABÎ BULUNUYOR VEYA MARAZ-I
KALBÎ VAR. O DAHİ EHL-İ DALÂLET GİBİ, EHEMMİYETSİZ ŞEYLERE ZİYADE EHEMMİYET
VERİR. LÂKİN ÇABUK KUSURUNU ANLAR, İSTİĞFAR EDER, ISRAR ETMEZ* .”
………
Demek ki;
·
MENFİ ŞEYLERLE İLGİLENMENİN MENFİ TESİRLERİ VAR.
·
HATTI MUVASALAYI SAĞLAMAK MÜMKÜN OLMADIĞINDAN
İLTİHAK KAÇINILMAZ.
·
ETKİLEŞİMLE BİRLİKTE SAHİP OLUNAN DEĞERLERİ
YİTİRMEK SÖZ KONUSUDUR.
·
DOLAYISIYLA KORUNMAK SİPERDE KALMAKLA MÜMKÜNDÜR.
……..
KİŞİNİN KENDİNİ İLGİLENDİRMEYEN ŞEYLERİ TERK ETMESİ,ONUN İYİ
BİR MÜSLÜMAN OLDUĞUNU GÖSTERİR. HZ .MUHAMMED (ASM)
MALAYANİ İLE İŞTİGAL MAKSADI GERİ BIRAKIR. BEDİÜZZAMAN ( R.A
)
………..
Bu mektupta üstadın izlediği aktarım tekniği hakkında birkaç
şey söyleyip konuyu bağlayalım İnşâallah.
1-
Bakmak ve ilgilenmek davasının içtima-i ve
siyasi hakkı ve bizzat ilgi dairesinde iken bakmaması,
2-
Hakaiki imaniyeye ait meselelerin ilgilenilmek,
merak ve hizmet gayesi edinmek
noktasında en öncelikli mesele olduğunu nazara vermesi,
3-
Luzumsuz merak ve ilgi vesilesi ile hadiselerin
insanın duygularının en ince yerlerine kadar nüfuz edebileceğinin belirtilmesi,
4-
Yine ilgi alanlarında bulunan menfilikler ile
meşgul olmakla, basiret,feraset, istikamet, uhuvvet, muhabbet, merhamet,
şefkat, hamiyet , şevk ve gayret gibi
değerlerin kaybedilebileceğinin beyan
edilmesi,
5-
Risale-i Nur’un muhtevi olduğu ihsan-i ilahi
hakikati, talip olduğu inayet-i ilahiyeden medet alan hizmeti, iman kurtarma
gayesindeki ulviyet ve say’in neticesinde ki azim ücretin keyfiyetine sahip
olmanın değeri, bu değerin korunması, ilgi merkezinin muhafazası, ulvi
zevklerin üstünlüğü, zelil şeylere tenezzül etmekten çok daha yüksek meziyetli
bir dairede bulunulduğunu ihsas ve izah etmesidir.
Aynı risaleden mütemmim bir paragrafla nihayet verelim
İnşâallah:
" *Bu hasta ve gaddar ve bedbaht asrın belâ ve
vebasından ve zulüm ve zulmetinden en mücerreb bir kurtarıcı, Risale-i Nur'un
mizanları ve muvazeneleriyle, neşrettiği nur olduğunu kırk bin şahit vardır.
Demek Risale-i Nur'un dâiresine yakın bulunanlar içine girmezse, tehlike
ihtimali kavîdir*. "