Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasından terettüb eder.
Musibet; cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddimesidir….
Hayat fizyolojik ve psikolojik kanunlarla planlanıp idare
edilen keyfiyete sahiptir.
Her şey sebep ve sonuç ilişkisinde hareket eder.
Üstadın bu ifadesinde musibet-i amme denilen “Umûmî musîbet,
genel olan, herkesi etkileyen belâ, âfet..” anlamına gelen bir kavram ve
hadisenin doğuşu ile ilgili sebep ciheti ele alınmış.
Ve Musibet-i âmme’nin meydana gelişini zorunlu kılan kaderi
bir çekim yasasını “ terettüb “ kelimesi içindeki mana ile zikrederek cümleyi
tamamlamış.
Terettüb : Gerekmek. Lâzım gelmek. Netice olarak çıkmak.
Zuhura gelmek. Muayen (kesinleşmiş) sebeblerin, muayyen (kesin) ve mukannen (
kanunlaşmış, şaşmaz, muntazam olarak ) tertip edilmiş, olan neticeler vermesi
anlamına gelen ve her tavrın, niyet ve faaliyetin sonucunu kader planında
takdir edilmiş karşılığı ile ortaya çıkartan gereklilik demektir.
Bu cümle de özetle : Umumi bir belanın ortaya çıkış sebebinin ekseriyetin (çoğunluğun)
hatasın bir sonucu olarak söylemiş.
Umumi musibetler toplumun genelinin katılımı ile ortaya
çıkan bir hatanın iyi şeylerin önüne geçmesi, hayrı ve güzelli baskılaması ,
istila eğilimi yayılarak geniş alanları tehdit etmesi, geleceği etkileyecek
tahrip oluşturacak olmasıyla birlikte genel olarak ortaya çıkan taşkınlığın
dengelenmesi için sebep olanları ,etkilenenleri ve “ Bir bela, bir musibetten
çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zâlimlere mahsus kalmayıp masumları da
yakar." (Enfâl, 8/25)” buyrulduğu gibi
ilgisi olmayanları da içine alarak zuhur eder. (Haşiye)
"Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı
tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif iktiza
ederler ki, hakikatlar perdeli kalıp, tâ müsabaka ve mücahede ile Ebubekirler
a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebucehiller esfel-i safilîne girsinler. Eğer
masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebucehiller aynen Ebu Bekirler
gibi teslim olup, mücahede ile manevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı
teklif bozulacaktı."…….. Sözler, On Dördüncü Söz'ün Zeyli. ( bu haşiye
konusunu başka bir zaman ayrıca mütalaa edebilirsiniz ,kendi başına çok ehemiyetli bir konu)
Risale-i Nurda Musibet-i Amme ye ait çokça meselenin
değerlendirildiği konu var. Onlardan birkaçını buraya ekleyelim İnşâallah…
1-
Üçüncü sual: Bazı eşhâsın (şahısların)
hatasından gelen bu Musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi
nedir?
Elcevap: Umumî Musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi
cihetiyle, ekser nâsın (insanların çoğunun) o zalim eşhâsın (şahısların)
harekâtına fiilen veya iltizamen (taraf olarak) veya iltihaken (katılarak)
taraftar olmasıyla mânen iştirak eder, Musibet-i âmmeye (umumi musibet)
sebebiyet verir….Sözler
Aşağıda paylaşılacak olan Sünûhât nam eserden
alıntıladığımız konu, bahsimiz olan cümlenin sebep ve sonuç ilişkisini ve
akabinde bu terettübe “kefaretle” terettüb
edecek (Musibet; cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddimesidir) olan mükafat sadedini gayet harika izah eder…
2-
1335 senesi Eylül’ünde, dehrin (asrın) hadisatının verdiği yeisle (ümitsizlikle), şiddetle muztarip idim (ızdırap içindeydim). Şu kesif zulmet (karanlık-zulüm) içinde bir nur arıyordum. Mânen rüya olan yakazada (uyku ile uyanıklık arası bir hal) bulamadım. Hakikaten yakaza olan rüya-yı sâdıkada (peygamberimizin de olduğu bir rüyada) bir ziya (ışık) gördüm. Tafsilâtı (ayrıntıları) terk ile, yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim.
Şöyle ki:
Bir Cuma gecesinde nevm (uyku) ile âlem-i misale (her şeyin görüntüsünün
alındığı âleme) girdim. Biri geldi, dedi: “Mukadderat-ı İslâm (islamın geleceği) için teşekkül eden bir
meclis-i muhteşem seni istiyor.”
Gittim, gördüm ki, münevver (nurlu), emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihînden (geçmiş âlimlerden) ve a’sârın (asırların) meb’uslarından her asrın
meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicap edip(utanıp) kapıda durdum. Onlardan bir zat dedi ki:”Ey felâket, helâket
asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et.”
Ayakta durup dedim: “Sorun, cevap vereyim.”
Biri dedi: “Bu mağlûbiyetin
neticesi ne olacak; galibiyette ne olurdu?” (Birinci
Dünya Savaşı için soruluyor)
Dedim: “Musibet şerr-i mahz (hakiki şer) olmadığı için, bazan saadette
felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar.
Eskiden beri i’lâ-yı
kelimetullah ve beka-yı istiklâliyet-i İslâm (İslam’ın geleceğinin devamı için) için, farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile kendini yekvücut olan
âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet-i
İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle (gelecekteki saadetiyle) telâfi edilecektir.
Zira, şu Musibet, maye-i
hayatımız (hayat kaynağımız) ve âb-ı hayatımız (hayat suyumuz) olan uhuvvet-i İslâmiyenin (İslam kardeşliğinin) inkişaf ve ihtizazını (ortaya çıkmasını) hârikulâde tacil (acele) etti.
Biz incinirken âlem-i İslâm
ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üç
yüz dirileceğiz. Harikalar asrındayız. İki-üç sene mevtten sonra meydanda
dirilenler var. Biz bu mağlûbiyetle bir saadet-i âcile-i muvakkate (geçici saadeti) kaybettik. Fakat bir saadeti
âcile-i müstemirre (gelecekte kararlı bir saadet) bizi bekliyor.
Birden o meclisten tasdik
emareleri tezahür etti.
Dediler: “Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en
yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır!”
Tekrar biri sordu: “Musibet,
cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir (başlangıcıdır). Hangi fiilinizle kadere
fetva verdirdiniz ki, şu musibetle hükmetti? Musibet -i âmme (umumi musibet) ekseriyetin hatâsına terettüp
eder (bakar). Hazırda mükâfatınız nedir?”
Dedim: “Mukaddemesi (başlaması) üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki
(İslam’ın şartlarındaki) ihmalimizdir: salât, savm, zekât.
“Zira, yirmi dört saatten
yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik;
beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrikle bir nevi namaz kıldırdı.
Hem senede yalnız bir ay oruç
için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık; kefâreten beş sene oruç tutturdu.
Ondan, kırktan yalnız biri,
ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik, O da bizden
müterakim(birikmiş) zekâtı aldı. El cezâu mincinsi’l-ameli (ceza
amelin cinsindendir)
“Mükâfat-ı hâzıramız (hazır mükafatımız) ise: Fâsık, günahkâr bir
milletten, humsu (üçte biri) olan dört milyonu velâyet (şehitlik-velilik) derecesine çıkardı; gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek (toplu) hatâdan neşet eden (çıkan) müşterek Musîbet, mâzi (geçmiş) günahını sildi….. Sünûhât
Aşağıda verilecek 3 ve 4’ncü
Örnekte musibetin meydana gelmesine neden olan başka misaller nazara
verilece....
3-
“Mânevî bir ihtarla bir iki
ince meseleyi size yazıyorum.
Geçen Ramazan-ı Şerifte, Ehl-i Sünnetin selâmet ve necatı (kurtuluşu) için edilen pek çok duaların
şimdilik âşikâre kabulleri görünmemesine hususî iki sebep ihtar edildi.
Birincisi: Bu asrın acip bir hassasıdır (husisiyetidir). Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu (saflığı) ve dehşetli cânileri de
âlicenâbâne (alçakgönülle) affetmesi; ve bir tek haseneyi (iyiliği), binler seyyiatı (günahı) işleyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibâdı (kulların hakkını) mahveden adamdan görse, ona
bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle, ekall-i kalîl (azın da azı) olan ehl-i dalâlet ve tuğyan
(zalim ve kafirler), safdil taraftarla ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına
terettüp eden Musibet -i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine (şiddetlenmesine) kader-i İlâhiyeye fetva
verirler; “Biz buna müstehakız” derler.
Evet, elması bildiği (âhiret ve iman gibi) halde, yalnız zaruret-i
kat’iye suretinde şişeyi (dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şer’iye var. Yoksa, küçük bir
ihtiyaçla veya hevesle veya tamâh ve hafif bir korkuyla tercih edilse, eblehâne
bir cehalet ve hasârettir, tokata müstehak eder… Kastamonu Lâhikası
4- Sual: Üstadım, yağmur duası ve namazın neticesi görünmedi,
faidesiz kaldı; iki-üç defa bulut toplandı, yağmur vermeden dağıldı. Neden?
Nimet ve rahmet-i İlahiyenin
fiatı, şükürdür. Biz, şükrü hakkıyla vermedik. Evet rahmetin fiatını şükürle
vermediğimiz gibi; zulmümüzle, isyanımızla gazabı celbediyoruz. Şimdi zemin
yüzünde ZULÜM ve TAHRİBAT, KÜFÜR ve İSYAN ile nev'-i beşer, tam tokada kendini
müstehak etti ve dehşetli tokatlar yedi. Elbette bir parça HİSSEMİZ de olacak……….
Emirdağ Lâhikası
Evet, anlaşılacağı üzere sistemin
işleyişi üzere insanların yaşam tarzları, niyetleri, fiilleri, taraftarlıkları
gibi durumların kaderde hem bireysel hem de toplumsal karşılıkları var.
Kanunlar şeklinde tanzim
edilmiş bu kurallar hayatı kuşatarak tüm varlık alanını içine alarak, hayata
bir hareketlilik ve işlevsellik veriyor.
Sıkıntılı süreçler olmasına
rağmen kefaret ,mükafat ,yenilenme ,yeniden başlama gibi istek ve iradeyi
tetikleyen kazanımları da içinde barındırabiliyor.
Yine de burada asl
olan güzel şeylerin terettübünü mümkün kılacak ön hazırlıkların olmasıdır.
Yine öneli olan bir
başka husus musibetlerin gelmesi
önleyici tedbirlerin ön görülmesi ile manevi bir tertip alınma irade ve
çalışmasını sahaya sürmektir.
Örneğin Lemalar’da
geçen şekliyle ele alırsak:………. Hadis-i şerifte vârit olmuştur ki, 'Bazen bela
nazil oluyor; gelirken karşısına sadaka çıkar, geri çevirir.' Şu hâdisin sırrı
gösteriyor ki, mukadderat, bazı şerâitle vukua gelirken geri kalır………..
Yine mesleğimiz penceresinden hizmetler ve okumalara
terettüp eden açıdan bakarsak:
“Evet, Risâle-i Nûr, sefine-i Nuh gibi Anadolu’yu Cebel-i
Cûdî hükmüne getirip, küre-i arzın yangınından ve tokatından kurtulmasına bir
sebeptir. Çünkü, zaaf-ı imandan (iman zaafından) gelen tuğyan (bozgunculuk),
ekseri Musibet-i âmmeyi celb ettiği gibi (çoğunlukla umumi musibeti çektiği
gibi), imanı fevkalâde kuvvetlendiren Risale-i Nur, o Musibet-i âmmeyi
dairesinin haricine bırakmaya rahmet-i İlâhiye tarafından vesile oldu………… Kastamonu
Lâhikası
Hülasa , madem böyle
bir gerçeklik var. Ve madem bu kanun her daim caridir. O zaman her birimiz hem
kendi hayatımızı hem toplumsal hayatımızın sağlıklı devam edebilmesi noktasında
hayırlı işler yapmak için gayretli
olmalıyız.
Cenab-ı hakkın ihsanını ,rahmetini ,merhameti celp edecek
güzel ahlaklar,külli niyetlerle edilen dualarla ,genel ve özel ibadetlerle,
maddi ve manevi sadakalara ekserin bozduğu manevi havaya keyfiyetli
mukabellerde bulunmalıyız..ki, musibet-i ammenin yaş kuru ayırt etmeden gelen
tokadından kendimizi, ailemizi ve halkımızı sakındıracak bir vaziyet almış
olalım…
Rabbimiz hususi ve umumi her türlü semavi, arzi, maddi ve
manevi musibetlerden muhafaza eylesin…… Hazreti Musa’nın (A.S) kavmi ile
arasında geçen bir hadise de …. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin
işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir
imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya
iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen,
bağışlayanların en hayırlısısın” ( A’râf Suresi 155 ) …………dediği gibi bizde
deriz..
Yâ Rabbi, içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helâk etme…..
Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en
hayırlısısın………..
“Fallahu hayrun hafizan ve hüve erhamurrahimin” (Yusuf
suresi, 64) ………….Velhamdulillâhi
rabbi-l'âlemîn………….
..
.