Konuya geçmeden öne ŞÜKÜR kavram ve hakikati üzerinde bir
miktar durmak icab ediyor.
Bu bağlamda Şükür ibaresi
anlamı itibariyle; İyiliği bilme
, iyilik sahibinden ve ihsanından
övgüyle söz etme, kalp ve azalar ile de mukabele
edip minnettarlığını gösterme, Kerim olan zatın ikramına karşı saygı ve hürmette bulunma , ihsana
sahip çıkıp gereğini yapma gibi anlamlara gelir. ………. (*Kat'iyen bil ki,
kanaat, ticaretli bir şükrandır; hırs, hasâretli bir küfrandır. Ve iktisat,
nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır. İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı
bir istihfaftır*…Mektubat)………..
Bilinen şekliyle şükür üç çeşittir.
Birinci tür şükür, *DİL*
ile lisanen yapılan şükürdür………… *Allah'
ın nimetini söylemek şükür, söylememek ise nankörlüktür*.… Hz.Muhammed A.S.M ……
*Rabbinin nimetini elinden geldiğince
anlat*…… Duha Suresi
İkincisi: Tüm esbabı
geride bırakarak, Nimetin ve iyiliğin bizzat Allah’an geldiğinin idrak ve
iz’anı içinde bir huzur ve sürür hissederek *KALP* haliyle, muhabbet letaifi ile, hissiyat-ı
ulvi lisaniyle şükür etmektir.
"Dört şey vardır ki kime verilmişse ona dünya ve ahiretin en hayırlı şeyleri
verilmiş olur.
Bunlar:
1- Allah'ı zikreden dil,
2- ALLAH'IN VERMİŞ OLDUĞU NİMETLERE ŞÜKREDEN KALP,
3- Bela ve musibetlere sabreden bir beden,
4- Nefsini, kocasını ve malını koruyan bir zevce…….Hz.
Muhammed A.S.M
…….Bunda sıhhat ve âfiyet ve lezâiz gibi nâfi emirler nasıl
şükrü dedirtir, o makineyi çok cihetlerle vazifelerine sevk eder, insan da bir
şükür fabrikası gibi olur..Lem’aler..
Üçüncüsü: Sahip
olunan *AZALAR* diliyle…. Yani göz, kulak , el ayak ve sair organları Allah’ın
rızası yolunda , helal dairesinde
kullanıp, menhiyattan ve süfliyattan koruyarak…………… " *Allah
mü'minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında Cenneti onlara vermek
suretiyle satın almıştır*." Tevbe Sûresi, 9:111……. *NEFİS VE MALINI
Cenâb-ı Hakka satmak ve Ona abd olmak ve asker olmak ne kadar kârlı bir
ticaret, ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen*……….…( Bakınız 6.
Söz)
HAŞİYE: Bu noktada
aklın tefekkürde istimali, nazarın mana-yı harfinde istihdamı , hayalin
mübarek işlerde kullanılması , ilmin hasiyetini muhafazası gibi durumlar
ahkamı-ı fıtriyenin şükrü olarak
düşünüle bilirliğinin yanı sıra
; muhabbetin yaşanması ve içtenlikli
sirayeti , tevazu, ünsiyet ile yapılan hoş
sohbet, İyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma yönündeki faaliyetler
gibi güzel huylar ve ahlak eseri olan
lâlif hasletler şükürden addedilebilir.
*Der tarik-ı acz-mendi, lâzım âmed çâr-çîz*:
*Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, ŞÜKR-Ü MUTLAK
ey aziz*! ...... Bediüzzaman
Evet,
Anlaşıldığı üzere şükür meselesi, bir hürmet ve nezaket
bilincinin eseri olan şümullü bir haldir. Allah’ın rıza ve bereket taahhüdünün
bulunduğu mümtaz bir haslettir. İnsan yaratılmış olması mukabilinde ezelden
ebede şükürle fıtraten sorumlu kılınmıştır. Ademden vücuda getirilmesi, insan
suretinde hâlk edilmesi ,iman ve islâmiyetle serfiraz edilmesi gibi hususlar
temelinde ve sair taalluk eden hadsiz nimetler
nezdinde şükür ve hamd ( Allah’ı gerek verdiği nimetleri ve nimetlerinin
ihsan tecellisine ve Zatının mükemmel,
eşsiz, noksansız oluşuna taalluk eden
isim ve sıfatları hasiyetiyle övme) ile
mükellef kılınmıştır.
Bu noktada şükür ; dil, kalp ,azalar ve bazı letaife ile olması
bağlamında daha umumi, hamd ise dil ile olduğundan daha hususidir. Denilebilir…
Belki hamde dair bir dil-i mahsus gönül
içinde mündemiçtir.. Belki de ruhun cevherinde münderiçtir…kim bilir…..
Evet,
İyiliklerin ve nimetlerin şuurlu vasıta ile gelmesi,
gönderilmesi durumunda yapılacak mukabele bağlamında bir iki hususa değinip
konu sadedine geçeceğiz.
Örneğin:
İyiliğin ve nimetin insan vasıtasıyla gelmesi durumunda,
Münim-i hakikiyi görerek, Rahmeti İlahiyenin dest-i inayetine hürmet göstermek suretiyle vesileye nezaketen teşekkür etmek –mecbur olmamakla
birlikte- güzel bir karşılık veriş şeklidir.
“İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez.” Hz.Muhammed
A.S.M Hadis-i Şerifi bu teşekkür etme meselesin , şükre basamak olmasına işaret
eder. Çünkü nimet ve iyiliği idrak etmek
bir anlayış seviyesidir. Bunu yakın aynasında fark edemeyende minnet duygusu
gelişmez ve o gabevetle perdenin
arkasını görmez..Bir diğer manasıyla insanlar arasında bir kadirşinaslık ve
nezaket bildirimi olan teşekkür, ubudiyet noktasında insanı şükür bilincine
hazırlayan bir ameliyedir.
Yine bu meyanda 2 hadis-i şerif :
"Kim bir ihsana mazhar olursa, bulduğu takdirde
karşılığını hemen versin, bulamazsa, verene senâda bulunsun. Zira onu övmekle,
teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş
olur." Hz.Muhammed A.S.M
"Kim, kendisine yapılan bir iyliğe karşı, bunu yapana:
'Cezâkellâhu hayran (Allah sana hayırlı mükâfaat versin!)' derse teşekkürü en
mükemmel şekilde yapmış olur." Hz.Muhammed A.S.M
"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!
*Sem’, basar, hava,
su gibi umumî nîmetler daha ehemmiyetli, daha kıymetli olduklarına nazaran,
hususî şahsî nîmetlerden kat kat fazla şükre istihkak ve liyakatları vardır*."
Çünkü hayati idame ettiren nimetler bunlardır. Bunlardan
birinin yeterince olmaması bütün yaşam kalitesini bozar. Eksik olması ise ekser
insanların hayatını çok menfi etkiler. Hayvanlarda bile olsa bir ızdıraptır.
"Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey
bilmediğiniz bir halde çıkardı. Size şükredesiniz diye kulaklar, gözler ve
kalpler verdi ! Nahl Suresi /10 ………" "O sizin için kulaklar, gözler
ve gönülleri yaratandır. Ne de az şükür ediyorsunuz…Mü'minûn Suresi /78
“... Göz nimetinin bütün hayvanlarda bulunması, senin göze
olan şiddet-i ihtiyacını tahfif etmediği gibi, gözün kıymetini tenkis etmeye de
sebep olamaz.”.Mesnevî-i Nuriye
" *Binaenaleyh o
gibi umumî nîmetlere karşı nankörlük edip şükran etmemek, en büyük küfrân-ı
nîmet sayılır*.
O, gökten su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla
bitirdik. O bitkiden de kendisinde üstüste binmiş taneler bitireceğimiz bir
yeşillik; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; bir kısmı
birbirine benzeyen, bir kısmı da benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri meydana
getirdik. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın!
Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır. En’âm Suresi / 99. Ayet
*Hal bu merkezde
iken, bazı insanlar şahıslarına ait hususî nîmetlere karşı Allah’a
şükrederlerse de şu umumî nîmetler onlara şümulü yokmuş gibi fikirlerine bile
gelmiyor*.
Çünkü ülfet, alışkanlıklar çok harika şeyleri gafletle
perdelemektedir. Bu gaflet durumun devamın da insanın iyiliğin keyfiyetini
idrak etme, ihsanı anlama , keremin lütfunu algılamaya yönelik latifeleri
körelir. Nezaketle mukabele estetiğini kaybeder.
Nasıl şükür nimeti ziyadeştiriyorsa, karşılık görmeyen
nimetlerden de sevaplı bereket ve maddi
ve manevi lezzet kaybolur.
Ve bu şükürsüzlük hali, hafife alma, görmezden gelme ,
minnete layık görmeme, adileştirme, sıradan olarak değerlendirme, akışına
gelmiş gibi karşılama , adeta fark etmeme gibi bir çaba içine girme , kainatta
cereyan eden ihsan ve kerem tecellileri olan yağmur,rüzgar,kar ve dolu gibi bir
çok hadiseye karşı farkındalığını yitirme ,Cenab-ı hakkı gadabını celp etmektedir.
Bu meyanda Allah; Nimetlerini azaltmak,bazen tümden elden
almak,yağmuru kesmek,ekinden bereketi kaldırmak, fiyatların artması, ( yani
Allah’ın hırslı ve dünya perest insanların bu yöndeki istekliliğinin önünü
açması, kalplerinden şefkate dair denge hassasiyetini kaldırması
,taşkınlıklarına izin vermesi ile şükrün aşırılıklara engel olduğu muhafazayı
şükürsüzlük sebebi ile vazifeden azl etmesi) .şükrün bir nevi olan
sadaka,infak,zekat dairesinin tatile uğraması ile musibet ve beliyelerin gelmesi gibi durumlarla beşerin aymaz tavrına
karşılık vermektedir.
Bir örnek ders:
…………….. Birinci nokta: Nimet ve rahmet-i İlâhiyenin fiyatı,
şükürdür. Biz şükrü hakkıyla vermedik. Evet, rahmetin fiyatını şükürle
vermediğimiz gibi; zulmümüzle, isyanımızla gazabı celb ediyoruz. Şimdi zemin
yüzünde zulüm ve tahribat, küfür ve isyan ile, nev-i beşer tam tokada kendini
müstahak etti ve dehşetli tokatlar yedi. Elbette bir parça hissemiz de olacak.
…………….. Dördüncü nokta: Şimdi, malda ve rızıkta hilelerle
suistimâl ile, rüşvetle çok haram karıştığı ve ekinciler kendi malına hakkıyla
sahip olmadığı ve on adamdan iki-üçü tam rahmete müstahak ise, ekincilerin
malından istifade edenlerden beş-altısı ya zulümle, haram karıştırmakla, ya
şükürsüzlükle rahmete istihkakını kaybediyor.
………………. Altıncı nokta: Yağmursuzluk bir musibettir ve
ceza-yı amel bir azaptır. *Buna karşı, ağlamakla ve hüzün ve kederle, niyaz ve
hazinâne yalvarmakla ve pek ciddî nedamet ve tevbe ve istiğfar ile karşılamak
ve sünnet-i seniye dairesinde, bid’alar karışmadan, şeriatin tayin ettiği
tarzda dergâh-ı İlâhiyeye iltica etmek ve dua ve o hale mahsus ubudiyetle
mukabele etmektir*.
Hem böyle umumî musibetler, ekser nâsın hatâsından geldiği
cihetle, o insanların ekseri (kısm-ı âzamı) tevbe ve nedamet ve istiğfar
etmekle def olur…..Emirdağ Lahikası
Burada önemli bir noktaya hatıra geldi.
Şöyle ki; İnsan kabalığı, hatalarında ısrar etmesi, istekli
olmadığından intibaha gelmemesi , sürekli bazı mazeretler ve hoşnutsuzlukları
dillendirmesi sonucunda , dua ve tefekkürün , sığınma ve yardım istemenin
tesirini kaybeder. Yani kendi lehinde bir şey dileyemeyecek, iyilik
isteyemeyecek hale gelir. Kuvve-i maneviyesi zayıfladığından şeytana maskara
olur.
Bu nedenle nimetleri anmak, tefekkür etmek, şükretmek ve
buna alışacak dikkati göstermek , ihsana karşı bir uyanıklık hali kazanmak çok
önemlidir. Bu yol ile insan Allah’ın şükre cevap vermesi ve nimeti arttırma
vaadinin desteği ile bizzat yaşayarak bir şuur ve artı değere ulaşır…
………. *bütün hâmidlerin nimet arttıran hamdleri*….. Sözler
Bu nedenle bazı nimetleri küçük görmek, basite almak
ile duygu kaybı yaşayacak sebeplerden
kaçınmak elzemdir.
……….*Çünkü çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette
yutar*. Lem’alar
Evet,
*Halbuki en büyük nîmet, âmm ve dâimî olan nîmetlerdir.
Umumiyet kemâl-i ehemmiyete delil olduğu gibi, devam da ulviyet ve kıymete
delâlet eder*."
Yani en büyük iyilik , lütüf
ve ihsan genelin sürekli bir
şekilde istifade ettiği nimetlerdir. Bu durum herkesin ihtiyacına yönelik
kapsayıcı bir tedbir ve iş görmenin mükemmelliğine delil olduğu gibi,
sürekliliğinin sağlaması da bu
nimetlerin büyüklüğünü ve kıymetini gösterir.
Giriş bölümünde ifade edildiği gibi, hayatın keyfiyeti,
varlığın sıhhati, yaşam döngüsünün devamı , yaratılmış olanlardan azami
istifadenin temini, memnuniyet, mutluluk ,sıhhat ve afiyet gibi sevinç veren
duygular azalar ve unsurların uyumlu ve sağlıklı işlemesi ile mümkündür.
Bu nimetleri fark etmemek veya alışkanlıkla ehemmiyetli görmemek , gereğini yapmamak
sonuç anlamı itibariyle tahkir olduğundan insanların ferdi veya nevi olarak
sıkıntı yaşamasına neden olur.
Hem beğenmemek gibi bir tehlikeli vaziyet ortaya çıkar ki
…bir çok terbiye ve ceza unsurunun fitilini ateşler……….. Nasıl ki bir gün
gelecek, şu musahhar zemin, yüzünün ziyneti olan âsâr-ı beşeriyeyi şirk-âlûd,
şükürsüz görüp çirkin bulur. Hâlıkın emriyle, büyük bir zelzele ile bütün
yüzünü siler, temizler. Allah'ın emriyle ehl-i şirki Cehenneme döker; ehl-i
şükre "Haydi, Cennete buyurun" der……….. Sözler.
Sonuç olarak belaların ikazı ile uyanmamak için en enfüste
hem hariçte Sünnet-i Seniyeye ittiba ederek
aleyhimizde olan toplanmaları ,lehimize çevirecek vaziyetler almaya
gayret etmeliyiz.
İsraftan içtinap etmeli, nimetlerin ziyan olmasına izin
vermemeli, bir pirinç tanesi olsa bile ihtimam göstermeli…usıhhat afiyet ,
maddi ve manevi olarak isabet etmiş hususi nimetleri anmalı , hamdden hamde (
bakınız : Şuaların sonunda "Elhamdü lillâh"
hakkındadır..başlıklı ders ) geçecek ve
gaflet perdesini yırtacak tefekküre erişecek dikkat ve talimleri hayatımıza
almalıyız…
Şükürsüzlüğün bir
şeytani ayartmanın sonucu olduğuna dikkat çekip bahsimizi sonlandıracağız.
O demiş; …………. elbette onlara önlerinden, arkalarından,
sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen ONLARIN ÇOKLARINI ŞÜKREDENLERDEN
BULMAYACAKSIN.”. A’raf Suresi / 17
En eski ve kıyamete kadar en azılı düşmanımızın kendi
nankörlüğüne insanı taşımak ,rabbisine asi getirmek için şükürsüzlük
stratejisini istimal edeceğini söylemesi meselenin önemini gösteren başka bir
penceredir.
Doğrusu şeytan size düşmandır, *SİZ DE ONU DÜŞMAN BELLEYİN*.
O, kendi taraftarlarını cehennemin yoldaşları olsunlar diye Allah'a isyâna
çağırır….Fâtır Suresi / 6
Sonuç:
Şükretmenin , nimeti
idrak edip vereni anmanın, bu
bağlamda hakkı teslim etmenin , gafletten kaçınmanın bir imtihan olduğunu unutmamalıyız.
…… "Bu, Rabbimin bir lutfudur; *BENİ İMTİHAN İÇİN Kİ,
ŞÜKREDECEK MİYİM, YOKSA NANKÖRLÜK MÜ EDECEĞİM*. *Kim şükrederse ancak kendisi
için şükreder, her kim de nankörlük ederse, şüphe yok ki, Rabbim herşeyden
müstağnidir, büyük ihsan sahibidir* " … Neml Suresi / 40
Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size niçin azap
etsin? Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir. Nisa Suresi / 147
Ezcümle :
Hadsiz nimetler, maddi manevi lütuflar, külli ve cüz-i
ihsanlar, zahire ve batına bakan ikramlar, hakimiyet, tasarruf, hikmet, kudret
gibi sonsuz kerem tecellileri, rahmet
merhamet pırıltıları hayatın hem dünyevi hem de ebedi sahasını ihata ettiğinden
insanın şükrü kollayan , vesilelerine dikkat eden , iyi bir seyirci, müdakkik
bir nazar sahibi olmasının saadet-i ebediyesini veya şekavet-i daimiyesini ilgilendirmesi
yönüyle ehemmiyeti büyüktür.
Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize
öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi
hikmetle yaparsın. [Bakara Sûresi: 32.]
Duaları şu sözlerle :”Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü,
şükür ve minnet, Alemlerin Rabbi olan Allaha Mahsustur. [Yunus Sûresi: 10.]