MESÂİL-İ MÜTEFERRİKA
BİRİNCİ MESELE
Sual: *Salâvatın bu kadar kesretle hikmeti ve salâtla
beraber selâmı zikretmenin sırrı nedir*?
Elcevap: *Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma salâvat
getirmek, tek başıyla bir tarik-i hakikattır*.
( Bu ifade muazzam bir manevi yolculuğun anahtarına işaret
etmektedir. Tarikler Allah’a vasıl olmanın izlerini takip eden saiklerdir. Her birinin
kendine mahsus usul ve erkanları vardır. Nasıl bizim mesleğimizde
acz,fakr,şefkat,tefekkür gibi esaslar var ise , salavat dahi kendi mahsus
mahiyetinin inkişaf etmesi ile bu visal yollarından biridir. Bu yolun mahsus
mahiyeti ise Ahlak-ı Peygamberiyle ile
edeplenmek, onun sünnet-i seniyesinin bilinçli takipçisi olmak ile orantılıdır.
Fakat bununla birlikte gayr-i şuuride olsa salavat ile iştigal etmeye terettüp
eden bereketler çok ziyadedir.
Yani o kapıya SALÂTÜSELÂM ile müracaat eden Hz. Peygamber’in
A.S.M mânevî şahsiyetini selâmlayan
herkes, Allah’ın C.C inayet ,rahmet ve
lütuf elini, Efendimiz vesilesi ile kendi üzerine celp etmek için dakk-ı bab
eder.
Çünkü onun Rabbimiz yanında ehemmiyeti, hususiyeti,
muhabbeti vardır. Hatta bazı zevat- aliye Peygamberimizi, İsm-i Azam Hz.
Muhammed’dir A.S.M diye sözlerde bulunmuşlardır.
İnsanların meşru ve hakikatli olan uhrevi ve dünyevi
hacetlerini bu esasla arz etmeleri kabul edilmesini kolay kılan bir keyfiyeti
ifade etmektedir.
Hülasa bir insan manevi hayatının terakkisini SALÂTÜSELÂM’a hasretse ,kendisini kendi
istidadınca hakka götüren bir yolda sülûk etmiş olur.
*Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm nihayet derecede
rahmete mazhar olduğu halde, nihayetsiz salâvata ihtiyaç göstermiştir. Çünkü,
Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm bütün ümmetin dertleriyle alâkadar ve
saadetleriyle nasibedardır. Nihayetsiz istikbalde, ebedü'l-âbâdda, nihayetsiz
ahvâle mâruz ümmetin, bütün saadetleriyle alâkadarlığının ihtiyacındandır ki,
nihayetsiz salâvata ihtiyaç göstermiştir*.
Bu paragfta ifade edilen hakikat hakkında bir ayet ile
birlikte mektubatta geçen bir babı buraya ilave edebiliriz.
AYET: “Andolsun size
kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki;
Sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir.
O, size çok düşkündür.
Mü’minlere karşı Raûf ve Rahîm’dir / çok şefkatli ve
merhametlidir.” (et-Tevbe, 128)
MEKTUBAT BÖLÜMÜ:
İşte, ey Müslüman, senin rûz-i mahşerde böyle bir şefîin var. Bu şefîin
şefaatini kendine celb etmek için, sünnetine ittibâ et.
Eğer desen: Madem o Habîbullahtır. Bu kadar salâvat ve duaya
ne ihtiyacı var?
Elcevap: O zât (a.s.m.) umum ümmetinin saadetiyle alâkadar
ve bütün efrad-ı ümmetinin her nevi saadetleriyle hissedardır ve her nevi
musibetleriyle endişedardır. İşte, kendi hakkında merâtib-i saadet ve kemâlât
hadsiz olmakla beraber, hadsiz efrad-ı ümmetinin, hadsiz bir zamanda, hadsiz
envâ-ı saadetlerini hararetle arzu eden ve hadsiz envâ-ı şekavetlerinden
müteessir olan bir zât, elbette hadsiz salâvat ve dua ve rahmete lâyıktır ve
muhtaçtır.
*Hem Resul-i Ekrem hem abd, hem resul olduğundan, ubudiyet
cihetiyle salât ister, risalet cihetiyle selâm ister ki: Ubudiyet halktan Hakka
gider, mahbubiyet ve rahmete mazhar olur. Bunu es-salât ifade eder. Risalet
Haktan halka bir elçiliktir ki, selâmet ve teslim ve memuriyetinin kabul ve
vazifesinin icrâsına muvaffakıyet ister ki, selâm lâfzı onu ifade ediyor*.
Bu harika tablonun en cami şeklini tazammun eden hakikat
TAHİYYAT’tır. ( Bkz. Şualar/ Altıncı Şuâ)
Bununla birlikte bu paragrafta Ubudiyetin halktan hakka bir
mi’raç olduğu ve mahbubiyete ve rahmete mazhariyete havi bulunduğunu görüyoruz.
Çünkü ubudiyetin içinde ibadet, hukukullahı gözetmek, emir ve yasak dairesine
karşı titizlik göstermek ve yalnızca Allah’ın rızasını gözetmek gibi hususlar
vardır. Bu hassasiyet ve riayet külli
manası ile insanı rahmete ve muhabbete ulaştıran bir külli duadır………. *Zaten
ubûdiyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) ruhu, duadır. Belki kâinatın harekâtı ve
hidemâtı, bir nevi duadır*. Sözler …Bu yönüyle Salât dua manasını ifade eden bir ibaredir.
Ve, Bize bakan yönüyle , onun vazifesini tebrik, nübüvvetini
tasdik, ihtiram ve iştirakimizi beyan ve teşekkürümüzü izhar manasını
karşılayan ise selâm ibaresidir.
Bunun için ilgili yerde :
*Hem biz seyyidinâ lâfzıyla tabir ettiğimizden, diyoruz ki:
Ya Rab! Yanımızda elçiniz ve dergâhınızda elçimiz olan reisimize merhamet et
ki, bize sirayet etsin*..Demiş.
*Allah'ım, Senin kulun ve resulün olan efendimiz Muhammed'e
ve onun bütün âl ve ashabına salât eyle*……. Söylemiş…
Evet,
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey
iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin."(Azhab,33/56)
Müfessirler, bu âyet ile ilgili olarak şu ortak görüşe
sahiptirler.
Allah’ın peygamberimize
salâtı, ona rahmet ,iltifat etmesi ,şeref vermesi ve onu melekleri
katında anması,
Meleklerin salâtı peygamberimizi tebrik ,takdir etmeleri,
Müminlerin salâtı Allah’tan peygamberin kendi katındaki
makamını yüceltmesi için dua etmeleri hayırla ve övgü ile anmaları anlamına
geldiğini ifade ederler.
Bu yönüyle mü’minle ona isabet-i mutlak olan
hayırdan,bereketten, lütuftan kendilerine sirayet edecek ihsanı hem intizar
ederler hem de mazhar olurlar.
“Kıyamet günü insanların bana en yakını bana en çok salavat
okuyanıdır” Hz. Muhammed A.S.M
"Allah Teâlâ benim için iki melek görevlendirmiştir.
Ben bir Müslümanın yanında anıldım da bana salavat getirdi mi, mutlaka o iki
melek ona 'Allah seni bağışlasın' derler. Allah Teâlâ ve diğer melekleri de o
iki meleğe cevap olarak 'Amin' derler. Bir Müslümanın yanında adım
zikrolunduğunda da bana salavat getirmedi mi, mutlaka o iki melek: 'Allah seni
bağışlamasın' derler. Yüce Allah ve öteki melekleri de o iki meleğe cevaben
'Amin' derler.” Hz. Muhammed A.S.M
(Ayrıca Bkz. On Dördüncü Lem'anın İkinci Makamı)