21.1.26

Mütalaa Ders notları 56: Salâvatın bu kadar kesretle hikmeti ve salâtla beraber selâmı zikretmenin sırrı nedir?

 

MESÂİL-İ MÜTEFERRİKA

 

BİRİNCİ MESELE

 

Sual: *Salâvatın bu kadar kesretle hikmeti ve salâtla beraber selâmı zikretmenin sırrı nedir*?

 

Elcevap: *Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma salâvat getirmek, tek başıyla bir tarik-i hakikattır*.

 

( Bu ifade muazzam bir manevi yolculuğun anahtarına işaret etmektedir. Tarikler Allah’a vasıl olmanın izlerini takip eden saiklerdir. Her birinin kendine mahsus usul ve erkanları vardır. Nasıl bizim mesleğimizde acz,fakr,şefkat,tefekkür gibi esaslar var ise , salavat dahi kendi mahsus mahiyetinin inkişaf etmesi ile bu visal yollarından biridir. Bu yolun mahsus mahiyeti ise Ahlak-ı  Peygamberiyle ile edeplenmek, onun sünnet-i seniyesinin bilinçli takipçisi olmak ile orantılıdır. Fakat bununla birlikte gayr-i şuuride olsa salavat ile iştigal etmeye terettüp eden bereketler çok ziyadedir.

 

Yani o kapıya SALÂTÜSELÂM ile müracaat eden Hz. Peygamber’in  A.S.M mânevî şahsiyetini selâmlayan herkes,  Allah’ın C.C inayet ,rahmet ve lütuf elini, Efendimiz vesilesi ile kendi üzerine celp etmek için dakk-ı bab eder.

 

Çünkü onun Rabbimiz yanında ehemmiyeti, hususiyeti, muhabbeti vardır. Hatta bazı zevat- aliye Peygamberimizi, İsm-i Azam Hz. Muhammed’dir A.S.M diye sözlerde bulunmuşlardır.

 

İnsanların meşru ve hakikatli olan uhrevi ve dünyevi hacetlerini bu esasla arz etmeleri kabul edilmesini kolay kılan bir keyfiyeti ifade etmektedir.

 

Hülasa bir insan manevi hayatının terakkisini  SALÂTÜSELÂM’a hasretse ,kendisini kendi istidadınca hakka götüren bir yolda sülûk etmiş olur.

 

*Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm nihayet derecede rahmete mazhar olduğu halde, nihayetsiz salâvata ihtiyaç göstermiştir. Çünkü, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm bütün ümmetin dertleriyle alâkadar ve saadetleriyle nasibedardır. Nihayetsiz istikbalde, ebedü'l-âbâdda, nihayetsiz ahvâle mâruz ümmetin, bütün saadetleriyle alâkadarlığının ihtiyacındandır ki, nihayetsiz salâvata ihtiyaç göstermiştir*.

 

Bu paragfta ifade edilen hakikat hakkında bir ayet ile birlikte mektubatta geçen bir babı buraya ilave edebiliriz.

 

AYET:  “Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki;

 

Sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir.

O, size çok düşkündür.

Mü’minlere karşı Raûf ve Rahîm’dir / çok şefkatli ve merhametlidir.” (et-Tevbe, 128)

 

MEKTUBAT BÖLÜMÜ:  İşte, ey Müslüman, senin rûz-i mahşerde böyle bir şefîin var. Bu şefîin şefaatini kendine celb etmek için, sünnetine ittibâ et.

 

Eğer desen: Madem o Habîbullahtır. Bu kadar salâvat ve duaya ne ihtiyacı var?

 

Elcevap: O zât (a.s.m.) umum ümmetinin saadetiyle alâkadar ve bütün efrad-ı ümmetinin her nevi saadetleriyle hissedardır ve her nevi musibetleriyle endişedardır. İşte, kendi hakkında merâtib-i saadet ve kemâlât hadsiz olmakla beraber, hadsiz efrad-ı ümmetinin, hadsiz bir zamanda, hadsiz envâ-ı saadetlerini hararetle arzu eden ve hadsiz envâ-ı şekavetlerinden müteessir olan bir zât, elbette hadsiz salâvat ve dua ve rahmete lâyıktır ve muhtaçtır.

 

*Hem Resul-i Ekrem hem abd, hem resul olduğundan, ubudiyet cihetiyle salât ister, risalet cihetiyle selâm ister ki: Ubudiyet halktan Hakka gider, mahbubiyet ve rahmete mazhar olur. Bunu es-salât ifade eder. Risalet Haktan halka bir elçiliktir ki, selâmet ve teslim ve memuriyetinin kabul ve vazifesinin icrâsına muvaffakıyet ister ki, selâm lâfzı onu ifade ediyor*.

 

Bu harika tablonun en cami şeklini tazammun eden hakikat TAHİYYAT’tır. ( Bkz. Şualar/ Altıncı Şuâ)

 

Bununla birlikte bu paragrafta Ubudiyetin halktan hakka bir mi’raç olduğu ve mahbubiyete ve rahmete mazhariyete havi bulunduğunu görüyoruz. Çünkü ubudiyetin içinde ibadet, hukukullahı gözetmek, emir ve yasak dairesine karşı titizlik göstermek ve yalnızca Allah’ın rızasını gözetmek gibi hususlar vardır. Bu hassasiyet ve riayet  külli manası ile insanı rahmete ve muhabbete ulaştıran bir külli duadır………. *Zaten ubûdiyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) ruhu, duadır. Belki kâinatın harekâtı ve hidemâtı, bir nevi duadır*. Sözler …Bu yönüyle Salât  dua manasını  ifade eden bir ibaredir.

 

Ve, Bize bakan yönüyle , onun vazifesini tebrik, nübüvvetini tasdik, ihtiram ve iştirakimizi beyan ve teşekkürümüzü izhar manasını karşılayan ise selâm ibaresidir.

 

Bunun için ilgili yerde :

 

*Hem biz seyyidinâ lâfzıyla tabir ettiğimizden, diyoruz ki: Ya Rab! Yanımızda elçiniz ve dergâhınızda elçimiz olan reisimize merhamet et ki, bize sirayet etsin*..Demiş.

 

*Allah'ım, Senin kulun ve resulün olan efendimiz Muhammed'e ve onun bütün âl ve ashabına salât eyle*……. Söylemiş…

 

Evet,

 

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin."(Azhab,33/56)

 

Müfessirler, bu âyet ile ilgili olarak şu ortak görüşe sahiptirler.

 

Allah’ın peygamberimize  salâtı, ona rahmet ,iltifat etmesi ,şeref vermesi ve onu melekleri katında anması,

Meleklerin salâtı  peygamberimizi tebrik ,takdir etmeleri,

Müminlerin salâtı Allah’tan peygamberin kendi katındaki makamını yüceltmesi için dua etmeleri hayırla ve övgü ile anmaları anlamına geldiğini ifade ederler.

 

Bu yönüyle mü’minle ona isabet-i mutlak olan hayırdan,bereketten, lütuftan kendilerine sirayet edecek ihsanı hem intizar ederler hem de mazhar olurlar.

 

“Kıyamet günü insanların bana en yakını bana en çok salavat okuyanıdır”  Hz. Muhammed A.S.M

 

"Allah Teâlâ benim için iki melek görevlendirmiştir. Ben bir Müslümanın yanında anıldım da bana salavat getirdi mi, mutlaka o iki melek ona 'Allah seni bağışlasın' derler. Allah Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevap olarak 'Amin' derler. Bir Müslümanın yanında adım zikrolunduğunda da bana salavat getirmedi mi, mutlaka o iki melek: 'Allah seni bağışlamasın' derler. Yüce Allah ve öteki melekleri de o iki meleğe cevaben 'Amin' derler.” Hz. Muhammed A.S.M

 

(Ayrıca Bkz. On Dördüncü Lem'anın İkinci Makamı)