Kardeşlerimden rica ederim ki:
Sıkıntı veya ruh darlığından veya titizlikten veya nefis ve
şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan, arkadaşlardan sudûr eden
fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve "Haysiyetime
dokundu" demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza
dokunmasın. Bin haysiyetim olsa, kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve
samimiyete feda ederim.
Said Nursî
….
Risale-i Nur Hizmeti , şeyh ile murid , hoca ile talebe mabeynindeki
usulde beri olarak, uhuvvet ve tesanüt prensipleri ile bağlı bir
dairedir.
Bu daire sair mesleklerde bulunan dervişane rabıtalardan farklı olarak , aktif bir hizmet
ittihadını netice veren, başında amiri ,şeyhi , hocası olmadan hareket
kabiliyeti bulunan keyfiyetli bir dairedir.
Yaptığı işi bilmek suretiyle istihdam olmak bilinci hikmetli
hareketten matlup olan bir nimeti gösterirken , kast ettiği hizmet ile
gözettiği ..mefkuresiyle de sahip olduğu ihlası ve mazhar olduğu nimeti izhar
eder…
…………Evet, velâyetin kerameti olduğu gibi, niyet-i hâlisanın
dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bahusus, lillâh için
olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde, ciddî, samimî tesanüdün çok
kerametleri olabilir. Hattâ şöyle bir cemaatin şahs-ı mânevîsi bir veliyy-i
kâmil hükmüne geçebilir, inâyâta mazhar olur….S.T.G………
Veliyy- i Kâmil mükemmel olgunluğa ermiş anlamına gelir.
Bizim mesleğimizde bu makama ( Birlik,
teklik, eşsiz ve benzersiz oluş anlamına gelen ) ferdiyet diyebiliriz.
Üstadımız bunu şöyle ifade etmiş :
Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil
eden has şakirtlerinin şahs-ı mânevîsi "Ferid" makamına mazhar
oldukları için……………………
Şahs-ı Mânevî : Belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana
gelen, Bir topluluğun taşıdığı manevî kuvvet ve meziyetlerin meydana getirdiği
temsilci kimlik, belli bir ideal ve gaye etrafında bir araya gelen
birlikteliğin oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kişilik…
Yani risale-i Nur talebelerinin bir gaye etrafında içtima
etmeleri, o birlikteliğin uhuvvet tesanüt, hizmet gibi ortak iş ve işletiminde
aldıkları vazife ve işleyiş bir mana aleminde manevi kimlik bir şuurlu şahsiyetin
teşekkülüne sebep oluyor ki, o kişilik bir veliyy-i kâmil hasiyetiyle hem
hizmetle alakadar hem de talebelerine karşı vazifedar oluyor.
Buna bir örnek verirsek…
Mümkün olduğu kadar geçici rüzgârlara ehemmiyet vermeyiniz,
bakmayınız. Zaten mabeyninizde samimi tesanüt ve meşveret-i şer'iye, sizi öyle
şeylerden muhafaza eder. İÇİNİZDEKİ
ŞAHS-I MANEVİNİN FİKRİNİ, O MEŞVERETLE BİLDİRİR. K.L
Bu konu Risale-i Nur Mesleğin en mühim manavi ve manevi
esaslarındadır. Ve tüm mesellerimiz burada toplanır ve Risale-i Nur’un
müteaddit yerlerinde mevzu bahis edilir.
Meselâ:
………bütün vazifelerimi şahs-ı mânevînize bırakmıştım.
………Aynen öyle de, uhrevî ve Kur'ânî ve imanî ve ilmî
işlerinde dahi Risale-i Nur'u ve şakirtlerinin şahs-ı mânevîlerini tevkil eyle;
o hâlis, muhlis hasların şahs-ı mânevîleri senden çok mükemmel o vazifeni kendi
vazifeleriyle beraber yaparlar.
…………Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsini temsil eden o âciz
kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibas da Risale-i Nur'un hakikî ihlâsına
ve hiçbir şeye, hattâ mânevî ve uhrevî makamata dahi âlet olmamasına bir
cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i Nur'un
neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve
bâkî hakikatler, fâni ve âciz ve sukut edebilir şahsiyetlere bina edilmez.
…………Eğer deseniz: "Hadiste âlim tabiri var. Bir
kısmımız yalnız kâtibiz."
Elcevap: Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve
kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir. Eğer
anlamasa da, madem Risale-i Nur şakirtlerinin bir şahs-ı mânevîsi var; şüphesiz
o şahs-ı mânevî bu zamanın bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı
mânevînin parmaklarıdır..
…………..“Sizi bütün duâlarında, اَجِرْنَا وَارْحَمْنَا وَاحْفَظْنَا
(Bizi kurtar! Bize merhamet et! Bizi koru!) gibi bütün mütekellim-i maalgayr
sigalarında bilâistisnâ dahil edip, kesretli cesetler ve birtek ruh hükmünde
şirket-i mâneviyemizin düsturlarıyla çalışan ve sizin sıkıntınız ile sizden
ziyade alakadar olan ve şahs-ı manevinizden himmet ve meded ve sebat ve metanet
ve şefaat bekleyen kardeşiniz Said Nursî.”
Yani şahs-ı manevi , kelime-i tayyibeden yaratılan melekler
gibi; uhuvvet , muhabbet, tesanüt ve ihlas gibi Allah’ın dinine hizmet etmenin
bileşenlerinin bir araya gelmesinden yaratılan
ve çok yönlü bir hasiyete sahip olan bir temsilci ruh mahiyetinde bir
manevi vücuttur . Diyebiliriz.
Bu temsilci kimlik hem genel olarak hem de özel olarak
hizmetin hadimlerinde vazife yapar.. Yukarıda ….. Sizin kalemleriniz ise, o
şahs-ı mânevînin parmaklarıdır.. cümlesinde beyan edilidği.. İÇİNİZDEKİ ŞAHS-I
MANEVİNİN FİKRİNİ, O MEŞVERETLE BİLDİRİR…denildiği gibi fikre nur, kalbe ilham
, zihne tuluat , vicdana sünuhat gibi tecelli eden feyizler olarak zuhur edebilir…
Aynı bu şekilde dalalet şebekelerinin meydan getirdiği bir şahsi manevi den üstadımız söz
etmektedir.
………. Ben o Eskişehir Hapishanesindeki müşahede ile meşgul
iken, sefahet ve dalâleti terviç eden bir şahs-ı mânevî, insî bir şeytan gibi
karşıma dikildi ve dedi:
"Biz hayatın herbir çeşit lezzetini ve keyiflerini
tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma."
Demek ki, hidayet ve sapkınlığın, iman ve küfrün zahiri
mücadeleleri gibi, dava ettikleri meselelerininde manevi alemlerde bir çeşit
vücut bulan kuvvetleri vardır ve onlarda ;
şeytanlar ile melekler,ervah-ı habise ile ervahı tayyibe,kalp etrafında
ilham ve vesvese gibi temsili olarak
mücadele ve müsabaka ederler. Allah’u alem bu hadise müşahade alem-i misalde
ehlince temaşa edilen hadiselerdendir.
Şimdi bu mücadelenin teknik tarafında işareten bir mektuptan
bir bab ekleyelim. Orada der:
"Meyus olma! Senin öyle sarsılmaz bir nokta-i istinadın
ve öyle mağlûp olmaz muhteşem orduların ve tükenmez ihtiyat kuvvetlerin var ki,
dünya toplansa karşısına çıkamaz. Kâinatı dağıtamayan onu dağıtamaz. ŞİMDİLİK
MAĞLÛBİYETİN SEBEBİ, BİR CEMAATE VE BİR ŞAHS-I MÂNEVİYEYE KARŞI BİR NEFERİ
GÖNDERMENİZDİR. ÇALIŞ Kİ, HERBİR NEFERİN, İSTİNAD NOKTALARI OLAN DAİRELERDEN
MÂNEN İSTİFADE ETTİĞİ KUVVETLİ KUVVE-İ MÂNEVİYEYLE BİR ŞAHS-I MÂNEVÎ VE BİR
CEMİYET HÜKMÜNE GEÇSİN"
Demek ki, sağlıklı ve güçlü bir destek kaynağı için; hizmetimizi ,uhuvvetimizi ,tesanüdümüzü
,ihlas ve fedakarlığımızı,tevazü ve tefani sırrımızı bozacak , birliğimizi
dağıtacak , bütünlüğümüzü yıpratıp bizi zayıflaştıracak her türlü fitne,
desise,vesvese,zan ,gıybet gibi fena haslet ve fiilerden kaçınacağız. Ki, o
muhkem kimliğimizde bir manavi bir ruh hasıl olsun, ittihad ve ittifakımızı
temsil eden bir feyz ve şuur membağında dönüp,ihsanı ilahinin bize ulşmasına
bir ayine-i merkez olsun…
İşte bugün Müslümanların
Şahs-ı Manevisi hastalandığından
,İslâmı temsil hasiyeti tesettür etmiş, yüz küsür yıl önce olduğu gibi bizi
zillet içinde bırakmış… Ve her zaman olduğu gibi bizi kurtaracak yine onun
merhametidir ve ona vereceğimiz ittihat ve tesanüt tarziyeleriyle ilgi
şefkatini üzerimize celp etmektir.
Evet,
……………. “İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve
zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeble
İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden
nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.
Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyâtı usulüne ve hikâyâtı
akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da
ceza olarak bizi dünyada te’dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi
kurtaracak, yine onun merhametidir. Öyleyse, ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona
tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun
hablü'l-metinine sarılacağız. ”………..
Evet,
………..Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun
reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır………
……….. Azametli, bahtsız bir kıt'anın; şanlı, tali'siz bir
devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâmdır………….
Evet bu ihtilaflardan, meşrep ve meslek münazaralarından ,
fitneye çabuk gelen aymazlıklardan, tembellik ve tenperverlikten zuhur eden
atalet mücazatının fena neticelerini savuşturmak ve ittihad-ı islamı tesis
etmek Bediüzzamanın (R.A) en
kadim derdi olduğundan hem hususi dairede hem harici dairede bu ihtilaf
ve sebebpleri iel mücadele etmiş.. Nur Talebelerine taalluk eden kısmını ise
ehemmiyetle risale-i nurda ders vermiş.
Örneğin:
………… Ve bana yapılan bu son işkence dahi bu mânâsız ve çok
zararlı tesanütsüzlüğünüzden geldiğine kanaatim var. Dehşetli bir parmak
buraya, hususan altıncıya karışıyor. Beni bu bayramımda ağlatmayınız, çabuk
kalben tam barışınız.………..
………… Kardeşlerimden ricâ ederim ki:
Sıkıntı veya ruh darlığından veya titizlikten veya nefis ve
şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan arkadaşlardan sudur eden
fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve "Haysiyetime
dokundu" demesinler. BEN O FENA SÖZLERİ KENDİME ALIYORUM. Damarınıza
dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve
samimiyete fedâ ederim……….şeklinde dersiminiz olan ilgili paragrafta insanın kendi nefsini haklı
çıkarmakta istimal ettiği:
Sıkıntı ve Ruh darlığı,
Titizlik,
Kulak kabartılan desiseler,
Şuursuzca mukabeleye neden olan muvazenesiz hisler,
Hiddete, rekabete, galeyana dayalı ağızdan çıkan kontrolsüz
ve çirkin sözler,
Haysiyet muhafazası gibi gizli gerekçeler,
Küsmek ile birlikteliği dağıtacak mazeretler gibi şeytani ve
nefsani telkine açık bir çok menfi ve duygu ve düşüncelerin önünü , kendi
şefkatiyle , büyük bir uhuvvet havuzunda erittiği şahsiyetiyle , kardeşleri
beyninde asl olan ve muvakkat arızaya uğramış içtenlik ve sevgi diliyle kesiyor. Ve insanın izzet zannettiği
nefsi müdafaasından vaz geçip her şeyini kardeşliğe ve o birlikteliği ayakta
tutan kardeşlikteki tesanüte feda
ediyor.
Evet kısa ve bu konuya ışık tutan mühim bir mektupla dersimizi bitirelim:
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Birden ruhuma gelmiş bir endişeyi beyan ediyorum.
Ehl-i dalâlet, Risale-i Nur'un elmas kılıçlarına mukabele
edemedikleri için, şakirtleri içinde, derd-i maişet cihetinden ve bahar mevsimi
gafletinden istifade ederek, meşrepler veya hissiyatları muhalefetinden zaif
damarları bulup, şakirtler içindeki tesanüdü sarsmak istediklerini hissettim ve
anladım. Sakın, çok dikkat ediniz, içinize bir mübayenet düşmesin. İnsan
hatâdan hâli olamaz; fakat tevbe kapısı açıktır.
Nefis ve şeytan, sizi, kardeşinize KARŞI İTİRAZA VE HAKLI
OLARAK TENKİDE SEVK ETTİĞİ VAKİT, deyiniz ki:
"Biz, değil böyle cüz'î hukukumuzu, belki hayatımızı ve
haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur'un en kuvvetli rabıtası olan
tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibarıyla dünyaya,
enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir" deyip nefsinizi susturunuz.
MEDÂR-I NİZÂ BİR
MESELE VARSA MEŞVERET EDİNİZ. ÇOK SIKI TUTMAYINIZ; HERKES BİR MEŞREPTE OLMAZ.
MÜSAMAHAYLA BİRBİRİNE BAKMAK ŞİMDİ ELZEMDİR.
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ederiz…..Said Nursî (
R.A)
..