27.3.26

Mütalaa Ders notları 75 : Tesbihatın Önemi

*Aziz, sıddık kardeşlerim*!

 

*Bütün ruh-u canımla bayramınızı tebrik ederim. Ve bu bayramımı çok mübarekleştiren mübarek masumların ve muhterem ümmi ihtiyarların ve üstadlarının bu defa gönderdikleri kıymetdar risaleleri beş cild olarak güzelce cildlettirerek tanzim ettik.*

 

Bu paragrafta ilk bakışta naza gelen ; çok saygı değer, hürmete lâyık, muhterem, hayırlı, uğurlu, kutlu, mukaddes, bereketli , verimli gibi anlamları bünyesinde barındıran MÜBAREK kelimesidir. Bu kelimenin ortama, güne, hale taalluku için ise MASUMİYET tabirinin geçmesidir.  Masumiyet ise iki noktada temerküz etmiştir. Bunlardan biri çocuklara atfen MASUMİYET, diğeri ise ÜMMİYET ile müsemma ihtiyarlar üzerinedir.

 

Demek ki ; maddi manevi berekete mazhar olmak, anlam zenginliğinden müstefid olmak için , masumiyet ( bize bakan yönüyle iyi niyetli olmak ve hüsnü zannı korumak  ) ve Ümmiliği ( yine  bakan yönüyle zihni arı,kalbi temiz tutmak için malayani ve maneviyatımıza zarar verici şeylerden içtinap etmek suretiyle ) muhafaza olunmak dersini çıkarabiliriz…

 

*İnşâallah onlardan çok istifade edilecek. O mübarek masumların ve muhterem ümmilerin masumane ve hâlisane yazdıkları risaleler, Risale-i Nur'un kerametine yazıları da bir keramet ilâve ettiğini ve en güzel yazılardan ziyade tesirli olduğunu hissediyoruz.*

 

Demek ki masumiyet ve ümmiyet ( yine bize bakan ve yukarıda ifade edildiği yönüyle elde edilse) İHLASI netice verir. Bu sonuç ise, hem berekete, hem tesire, hem de makbuliyete mahzar olmak anlamına gelir.

 

……… *ihlas ile bir dirhem amel, ihlassız batmanlar ile amellere racih olduğunu*….. Lem'alar

 

*Hattâ Feyzi'nin güzelce cildlettiği çocukların tevafuklu mecmuasını getirdiği vakit kuluncum ziyade ağrıyordu. Dedim: "Aman kardeşim! Benim kuluncumu tut, pek ağrıyor." Birden o mecmuayı açtık, baktık; birden öyle bir şifa oldu ki, kuluncumu unuttuk. Sonra tahattur ettik, hayret ettik. Hem o risaleleri yazanların isimlerini, hem yaşlarını, o beş mecmuanın başlarında medar-ı ibret ve onlara dua ettirmek için dercedeceğiz. Onları ve hususan üstadlarını ve peder ve vâlidelerini benim tarafımdan birer birer, hem bu hizmetlerini hem bayramlarını tebrik ediniz*.

Risale-i Nur mesleğinin makbuliyetinin  en önemli hüccetlerinden birisi TEVAFUKATTIR. Tevafukata çok ehemmiyet verilmesinin sırrı hakkında kısa bir açıklama yapmak gerekirse, şunları söyleyebiliriz.

Risale-i Nur mesleği, Sahabeden (radıyallahü anhüm ecmaîn) sonra ortaya çıkan mesleklerin kendi içinde taşıdığı düstur ve muhtevi oldukları usullerden farklı olarak meydana çıktığından ve o mesleklerden bir insibağ ve rükün almadığından , her hangi birinin devamı olmadığından kendisine ait özgün değerlere sahiptir. Bu değerlerin başında hakikatin hak ve hakikat olarak iman ile tesbiti, marifetullah ile tesisi, muhabetullah ile sadakatin temin edilmesi, Ahkam-ı ilahiyenin hikmet ile bilinmesi, İman sünnetinin ihyası , amali salih ile ihlasın kazanılması, tekebbür ve şatahattan uzak ubudiyet bilinci ile Allah’a kulluk edilmesi gelmektedir.

Bu yolculuk mühim bir ciddiyet içerdiğinden ve ilim içinde sülük olduğundan kendine has bir mizana sahiptir.

Bununla beraber hangi meslek olursa olsun, yol ve yolcuların ulvi ve kudsi bir NEŞEYE  ve NEŞVEYE ihtiyaçları vardır.

Kimileri bu sevinci, şiir, ilahi, mevlid, kaside ile kimileri de cehri ve hafi çeşitli zikirler , rabıtalar ile arar ve kendine mahsus ölçülerle zevk eder.

Hizmet ezvakı ise bunlardan farklı olarak hizmeti içindedir. Ve hizmetine taalluk eden ve ait olan her şeyin tenasübü, kabul alameti, işari müjdeleri, rüyayı sadıkaları, amalde ve fiillerde muvafıkıyetler, yol açıklığı , kısmen maniler ve arkasından gelen fereçler , şevk veren itminanlar  ve mesleğin ve meşrebin ilahi  bir kast ve iradenin nazarı altında olduğunu gösteren TEVAFUKALAR ‘dır.

Bu  tarz  nur yol ve yolculuğunun kendine has özellik ve niteliklerinden biridir. O nedenle de ehemmiyetlidir.

Bu mektubun ilgili bu paragrafında , masumiyet ve mübarekiyetin bereketi ile ortaya çıkan eserlerin  makbuliyetinin alameti olan tefafukattan hissedilen neşe ve ezvak-ı kalbiye  , bedeni maraza galip olmuş, hastalığının rahatsızlık verici etkisi, o zevk-i ruhani altında setr olmuş…

 

*Hem Isparta hakkında benim büyük ümidimi fiilen isbat ettikleri için, bana büyük bir teselli verdikleri için, ölünceye kadar minnetdarlığımı onlara ve Mübarekler Heyetine ve Medrese-i Nuriye ve Nur ve Gül fabrikası sahiblerine tebliğ ediniz*.

 

Safiyet, masumiyet, bereket , ihlas ve tavafukatın içtimaı ,üstadın  Isparta’ya olan hüsnü zannını, taşı toprağıyla hakkında beslediği ümidini teyit etmiş, o da bu teselli verici ve teşvik edici duygusuna ilgileri dahil edecek bir tebliğde bulunmuş.

 

Bu noktada hatırımızda kalması gereken bir manevi nezaket ,uhuvvet ve tesanüd düsturuna ait bir mektupdan alıntı yapacağız. Şöyle ki;

 

*Aziz, sıddık, sadık, çalışkan kardeşim, hizmet-i Kur’ân’da arkadaşım Re’fet Bey; Senin gördüğün vazife-i Kur’âniyenin hepsi mübarektir. Cenâb-ı Hak sizi muvaffak etsin, fütur vermesin, şevkinizi artırsın. Senin vazifen yazıdan daha mühimdir. Yalnız, yazıyı terk etmeyiniz. Uhuvvet için bir düsturu beyan edeceğim ki, o düsturu cidden nazara almalısınız*:

 

*Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârâne ittihad gittiği vakit, mânevî hayat da gider*.

 

“ *İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz de elden gider*.”  Enfâl Sûresi, 8:46 *İşâret ettiği gibi, tesanüd bozulsa cemaatin tadı kaçar. Bilirsiniz ki, üç elif ayrı ayrı yazılsa kıymeti üçtür. Tesanüd-ü adedîyle içtima etse, yüz on bir kıymetinde olduğu gibi, sizin gibi üç-dört hâdim-i Hak, ayrı ayrı ve taksimü’l-a’mâl olmamak cihetiyle hareket etseler, kuvvetleri üç-dört adam kadardır. Eğer hakikî bir uhuvvetle, BİRBİRİNİN FAZİLETLERİYLE İFTİHAR EDECEK BİR TESANÜDLE, birbirinin aynı olmak derecede bir tefâni sırrıyla hareket etseler, o dört adam, dört yüz adam kuvvetinin kıymetindedirler*.

 

*Sizler koca Isparta’yı değil, belki büyük bir memleketi tenvir edecek elektriklerin makinistleri hükmündesiniz. Makinanın çarkları birbirine muavenete mecburdur. Hem birbirini kıskanmak değil, belki bilâkis birbirinin fazla kuvvetinden memnun olurlar. Şuurlu farz ettiğimiz bir çark, daha kuvvetli bir çarkı görse memnun olur. Çünkü vazifesini tahfif ediyor. Hak ve hakikatin, Kur’ân ve imanın hizmeti olan büyük bir hazine-i âliyeyi omuzlarında taşıyan zâtlar, kuvvetli omuzlar altına girdikçe iftihar eder, minnettar olur, şükreder*.

 

*Sakın birbirinize tenkit kapısını açmayınız. Tenkit edilecek şeyler kardeşlerinizden hariç dairelerde çok var. BEN NASIL SİZİN MEZİYETİNİZLE İFTİHAR EDİYORUM, O MEZİYETLERDEN BEN MAHRUM KALDIKÇA, SİZDE BULUNDUĞUNDAN MEMNUN OLUYORUM, KENDİMİNDİR TELÂKKÎ EDİYORUM. SİZ DE ÜSTADINIZIN NAZARIYLA BİRBİRİNİZE BAKMALISINIZ. ADETA, HERBİRİNİZ ÖTEKİNİN FAZİLETLERİNE NAŞİR OLUNUZ*.

 

Bu mektubun ilgili paragrafta ; memnuniyet , ümit ve teselli vesilelerinin faziletlerini ilan ve alakadar olanlara üstad tarafından  tebliğ,  onure edici, aidiyet hissi verici, cemaat olarak cami tefeyyüzün istifadesini tezyid eden çok yönlü manalar içermektedir.

 

Bizlerde yukarıdaki ölçülere uygun hareket edebilmek adına, kardeşlerimizde gördüğümüz meziyetleri takdir etmekle ona olan ilgi ve muhabbetimizi ünsiyet içinde göstermek, hizmetimiz için istekliliklerini şevklerini korumak, kusurları varsa gizleyerek ve onları medarı bahis yapmayarak, hizmetimizin bir başka düsturu olan şefkat ile hareket etmek dersini alabiliriz…

 

 

*Namaz tesbihatının sırrına göre: Nasılki namazdan sonra tesbih ve zikir ve tehlil ile bir hatme-i muazzama-i Muhammediye (A.S.M.) ve zikir ve tesbih eden ve rûy-i zemin kadar geniş bir halka-i tahmidat-ı Ahmediye (A.S.M.) dairesine tasavvuran ve niyeten girmek medar-ı füyûzat olduğu gibi; ben ve biz de, Risale-i Nur'un geniş daire-i dersinde ve halka-i envârında ders alan ve dua eden ve çalışan binler masum lisanların ve mübarek ihtiyarların dualarına ve a'mal-i sâlihalarına hissedar olmak ve dualarına âmîn demek hükmünde olarak, onlarla tayy-ı mekân ederek, hayalen omuz omuza, diz dize bulunmak hayaliyle ve niyetiyle ve tasavvuruyla kendimizi fevkalhad bahtiyar biliyoruz. Hususan âhir ömrümde böyle kıymetdar, masum, manevî evlâdları ve yüzer küçük Abdurrahman'ları bulmak, benim için dünyada bir Cennet hayatı hükmüne geçiyor*.

 

Yukarıda mesleğimizin hizmetimiz içerisindeki ezvakından söz edilmiş idi. Bu paragrafta ise hizmetimizin en mühim evradı olan namaz tesbihatından söz edebiliriz.  Şöyle ki;

 

Söz konusu bu paragrafta Üstadımız mesleğin camiyeti ve nur talebelerinin bir biri ile olan ruhani irtibatı , dua makamlarında her biri bir diğeri için masum ve günahsız olarak sağladığı sevap katkısı, hayal  niyet ve tasavvurla ile sağlanan  manevi birlikteliği, hissedarlıklar, aynı rahlede müstefid olunan ders  ve aynı halkada oluşmuş ders arkadaşlığı, iştirak-i amal-i uhreviye ile  ahiret kardeşliği gibi geniş ve hakikat bir dairenin ehemmiyetine , Namaz tesbihatının önem, niteliğine yönelik bir atıfla nazarı dikkati çekmiş.

 

Bizde hem bu dairenin bu manadaki keyfiyetini takdir etmekle birlikte ;

Namaz tesbihatının sırrı,

Namazdan sonra tesbih ve zikir ve tehlilin Peygamberimizin A.S.M sünneti olarak teşekkül etmiş bir zikir halkası olması,

Rûy-i zemin kadar geniş bir halka-i tahmidat-ı Ahmediye (A.S.M.) dairesine hayalen dahil olmanın feyzinin hakikati ile ilgili birkaç bölüm paylaşalım İnşâallah.

 

“ *BİZİM NAMAZIMIZ TESBÎH, TEKBÎR VE KUR’ÂN TİLÂVETİNDEN İBÂRETTİR; ONDA DÜNYA KELÂMI KONUŞULMAZ*! ”   *Hz. Muhammed A.S.M*

 

" *NAMAZDAN SONRAKİ TESBİHATLAR TARİKAT-I MUHAMMEDİYEDİR (A.S.M.) VE VELÂYET-İ AHMEDİYENİN (A.S.M.) EVRADIDIR. O NOKTADAN EHEMMİYETİ BÜYÜKTÜR*. "  Kastamonu L.

 

“ *DEMEK, TESBİH VE TEKBİR VE HAMD, NAMAZIN ÇEKİRDEKLERİ HÜKMÜNDEDİRLER. ONDANDIR Kİ, NAMAZIN HAREKÂT VE EZKÂRINDA, BU ÜÇ ŞEY HER TARAFINDA BULUNUYORLAR. HEM ONDANDIR Kİ, NAMAZDAN SONRA, NAMAZIN MÂNÂSINI TEKİD VE TAKVİYE İÇİN, ŞU KELİMÂT-I MÜBAREKE, OTUZ ÜÇ DEFA TEKRAR EDİLİR; 1 NAMAZIN MÂNÂSI ŞU MÜCMEL HÜLÂSALARLA TEKİD EDİLİR*  “ Sözler

 

  *ŞU KISA TARİKİN EVRÂDI, İTTİBÂ-I SÜNNETTİR; FERÂİZİ İŞLEMEK, KEBÂİRİ TERK ETMEKTİR. VE BİLHASSA, NAMAZI TÂDİL-İ ERKÂNLA KILMAK, NAMAZIN ARKASINDAKİ TESBİHATI YAPMAKTIR* ”.  Sözler

 

…. *Ve velâyet-i Ahmediye ve ubudiyet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetinde, öyle bir daire-i zikirde, namazdan sonraki tesbihatta bir tarîkat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) virdidirler ki, her namaz vaktinde yüz milyondan ziyade mü’minler beraber, o halka-i kübrâ-yı zikirde, ellerinde tesbihler Sübhânallah otuz üç, Elhamdü lillâh otuz üç, Allahu ekber otuz üç defa tekrar ederler*.

 

*İşte böyle gayet muhteşem bir halka-i zikirde, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, hem Kur’ân’ın, hem imanın, hem namazın hülâsaları ve çekirdekleri olan üç kelime-i mübarekeyi namazdan sonra otuzüçer defa okumak ne kadar kıymettar ve sevaplı olduğunu elbette anladınız* … Şualar

 

İ’lem eyyühe’l-aziz!  “ *Sübhanallah* ”, “ *Elhamdü lillah* ”, “ *Allahu ekber* ”;  bu üç mukaddes cümlenin faidelerini ve mahall-i istimallerini dinle:

 

1.  *Kalbinde hayat bulunan bir insan, kâinata, âleme bakarken, idrâkinden âciz, bilhassa şu boşlukta yapılan İlâhî manevraları görmekle hayretler içinde kalır. İşte bu gibi hayret ve dehşet-engiz vaziyetleri, ancak “Sübhanallah” cümlesinden nebean eden mâ-i zülâli içmekle o hayret ateşi söner*.

 

2.  *Aynı o insan, gördüğü leziz nimetlerden duyduğu zevkleri izhar etmekle, hamd ünvanı altında in’âmı nimette ve Mün’imi in’amda görmekle idame-i nimet ve tezyid-i lezzet talebinde bulunarak, “Elhamdü lillâh” cümlesiyle nîmetler definesini bulan adam gibi nefes alıyor*.

 

3.  *Aynı o insan, mahlûkat-ı acibe ve harekât-ı garîbeden aklının tartamadığı ve zihninin içine alamadığı şeyleri gördüğü zaman, “Allahü ekber” demekle rahat bulur. Yani, Hâlıkı daha azîm ve daha büyüktür. Onların halk ve tedbirleri kendisine ağır değildir* .

 

*Muhâcirlerden bazı fakîr sahabîler bir gün Allah Resûlüne (asm) şöyle dediler*:

“ *Ya Resûlallah! Mal sahipleri yüksek derecelere eriştiler. Bizimle beraber namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar! Bizden ayrı bir de mallarıyla haccediyorlar, umre yapıyorlar, köle âzât ediyorlar, sadaka veriyorlar* ! ”

 

Allah’ın Resûlü (asm):  “ *Ben size bir şey öğreteyim mi? Onun sayesinde sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem böylece, sizin yaptığınızı yapanların dışında hiç kimse sizden daha fazîletli olmaz!* ” buyurdu.

Büyük bir müjdeydi. Ashab-ı Kirâm (ra):

 

“ *Buyurunuz yâ Resûlallah; öğretiniz*! ” dedi.

 

Resûl-ü Ekrem Efendimiz (asm):

 

 “ *Her namazın ardından otuz üçer defa SÜBHÂNALLAH, ELHAMDÜLİLLÂH ve ALLAHU EKBER dersiniz*.

Sonra da “ *LÂ İLÂHE İLLALLAHÜ VAHDEHÛ LÂ ŞERÎKE LEH. LEHÜ’L-MÜLKÜ VE LEHÜ’L-HAMDÜ VE HÜVE ALÂ KÜLLİ ŞEY’İN KADÎR* ”  *dersiniz; deniz köpüğü kadar bile olsa günahlarınız bağışlanır* !” buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142)

 

 

Geçen Ramazan-ı Şerif'te, hastalığım münasebetiyle, herbir kardeşim benim hesabımla birer saat çalışmalarının pek büyük neticelerini aynelyakîn ve hakkalyakîn gördüğümden; böyle duaları reddedilmez masumların ve mübarek ihtiyarların ve bahtiyar üstadlarının, benim hesabıma arasıra lisanen ve kalben duaları ve çalışmaları, kalemleriyle yardımları, benim Risale-i Nur'a hizmetimin uhrevî bir netice-i bâkiyesini dünyada dahi bana gösterdi.

 

……………

 

Söz konusu bu paragrafla ilgili olarak yukarıda ve Risale-İ Nur’un Müteaddit Yerlerinde İştirak-İ Amel-İ Uhreviye,Sahs-I Manevi, Şirket-İ Maneviye olarak ;

 

“ *Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i a'mâl-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı miktar, herbir kardeşlerine aynı miktar defter-i a'mâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlâhiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlâsla girenlerin kazançları pek azîm ve küllîdir. Herbiri, binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, herbirisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler aynaların herbirisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir*."  bu bölümde olduğu gibi, Nur talebelerinin bir biri ile sevap cihetinde olan manevi münasebetleri nazara verilmiştir.

 

Burada da  sebep sonuç ilişkisinde bu mübarek çarkın işleyişine dair  Üstad kendi üzerinden bir örnek vermiştir.

 

Bizde bir örnek ilave ederek dersimize nihayet verelim İnşâallah..

 

“ *Risale-i Nur’a intisap eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, “Risale-i Nur talebesi” ünvanını alır. Ve o ünvan altında, her yirmi dört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazan daha ziyade hayırlı dualarımda ve mânevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber, benim gibi dua eden kıymettar binler kardeşlerin ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olur*. “ Kastamonu L.

 

“ *ELBETTE, BU BÜYÜK KAZANCI KAÇIRMAMAK İÇİN, TAKVÂDA, İHLÂSTA, SADAKATTE ÇALIŞMAK GEREKTİR*.”  Kastamonu L.