27.3.26

Mütalaa Ders notları 71: Şu gördüğün dünyayı, bütün lezaiziyle, sefahetleriyle, safalarıyla pek ağır ve büyük bir yük gördüm…………”

 

Üçüncü Hakikat:

 

…………."ŞU GÖRDÜĞÜN DÜNYAYI, BÜTÜN LEZAİZİYLE, SEFAHETLERİYLE, SAFALARIYLA PEK AĞIR VE BÜYÜK BİR YÜK GÖRDÜM…………”

 

Çünkü, her gördüğü lezzetinde binler elem izi vardır. Geçmiş zamanın elemleri ve gelecek zamanın korkuları ve her bir lezzetin dahi elem-i zevâli, onun zevklerini bozuyor ve lezzetinde bir iz bırakıyor…..

 

Hem…. Evet, ehl-i dünya, hususan ehl-i dalâlet, parasını ucuz vermez, pek pahalı satar…. Mukabilinde bazan haysiyet, namus rüşvet alınıyor. Bazan mukaddesât-ı diniye mukabil alınıyor,…..

 

Hem…..nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur………..

 

Hem…….Dünya …………bütün şa’şaasıyla âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir…..

 

Hem… Sıkıntı, sefahetin muallimidir…………. sıkıntıdan ya sefahete, ya eğlenceye atılsa………..O bütün bir zarardır…………..Hem………….Kötü hasletler, bâtıl itikadlar, günahlar, bid'alar mânevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız…

 

“ RUHU FASİD, KALBİ HASTA OLANLARDAN BAŞKA KİMSE O AĞIR YÜKÜN ALTINA GİREMEZ."…………..

 

………. Evet, ………… mâlâyâniyat meseleleriyle ruhunu kirletmiş, kalbini hasta etmiş, nefsini şımartmış…………. kendini ifsad etmiş, mahiyetindeki cevheri bozmuş,  lezzet-i maneviyesini kaybetmiş , türrlü türlü illetlere müptela olmuş olanlardan başka hiç kimse ……………….. heves, hevâ, eğlence, sefahetten memzuç olan şâşaa-i medenî, bu dalâletten gelen şu müthiş sıkıntıya bir yalancı merhem, uyutucu zehirbaz..’a iltifat etmez…

 

Hem…………. Bedevîlikte beşer üç dört şeye muhtaç oluyordu. O üç dört hâcâtını tedarik etmeyen, on adette ancak ikisiydi. Şimdiki Garp medeniyet-i zâlime-i hâzırası, sû-i istimâlât ve israfat ve hevesatı tehyiç ve havâic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hâcatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle, şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcâtı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hâcâtı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir; on sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek, bu medeniyet-i hâzıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Bîçare avam ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş…………..

 

Geniş bir ilgi , ihtiyaç ve mücadele dairesi açmış…….. zaruretler oluşturmuş.. tahşidatlarla merak uyandırmış………………….. ehl-i dalâlet nazar-ı dikkati şu fâni hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celb etmiş ki, ednâ bir hâcât-ı hayatiyeyi büyük bir mesele-i diniyeye tercih ettir……meyi başarmış.

 

Dolayısıyla, dünyanın dünyaya bakan yüzü çok külfetlidir. Bu dünyanın tüm zevklerine erişmek isteyenler , bu uğurda her şeyini  feda edebilecek derecede aç gözlü ve hırs içinde olanlar kendi hayatlarını devam ettirebilmek için çeşitli vesilelerle  maddi manevi tüketime malzeme ve içerik üretirler. Onları çeşitli fantezilerle süslerler ve kendi ışıltılı dünyalarına davetler oluştururlar. İnsanı nefsinde bulunan menhiyata meyil bağlarını harekte geçirip muhakemeyi hisse mağlup ettirecek hileli tekliflerde bulunurlar….ve insan aldanır … severek isteyerek o fitne ateşlerine atılır… Çok zarar eder… maddi manevi borçlanır, minnetler hisseder, kabul edileme yarışına girer, kişiliğini rencide eder, riyakarene vaziyetler alır, izzetinden kaybeder.

 

Bu nedenle, teklifin mahiyetine bakmak, onu muvazene etmek ,getirisini ve götürüsünü hesap etmek, dikkatle basmak, batmaktan korkmak çekincesiyle yaklaşmak gayet önemlidir…. (Haşiye)

 

(Haşiye) İşte, Risale-i Nur ekser muvazeneleriyle küfür ve dalâletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefisperest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip, aklı başında olanları tevbeye sevkeder……….

 

Bu tarz bir hayat yorucudur, ezicidir bir mana da hem nefsi hem harici esarettir……………… Bütün mahlûkatla alâkadar ve herşeyle bir nevi alışverişi olan ve kendisini abluka eden şeylerle lâfzan ve mânen görüşmek, konuşmak, komşuluk etmeye hilkaten mecbur olan insanın………. yaşam kalitesini kaybetmesine, daimi tedirginliğine ve ümitsizliğine neden olur…. Öyle ise başka bir çare aramak gerektir….

………….."ÇÜNKİ BÜTÜN KÂİNATLA ALÂKADAR OLMAKTANSA VE HER ŞEYİN MİNNETİNE GİRMEKTENSE VE BÜTÜN ESBAB VE VESAİTE EL AÇIP ARZ-I İHTİYAÇ ETMEKTENSE, BİR RABB-I VÂHİD, SEMİ' VE BASÎR'E İLTİCA ETMEK DAHA RAHAT VE DAHA KÂRLI DEĞİL MİDİR?"

 

Evet ,

 

Lâ ilâhe illallah ‘da şöyle bir müjde var ki:

 

Hadsiz hâcâta müptelâ, nihayetsiz a'dânın hücumuna hedef olan ruh-u insanî şu kelimede öyle bir nokta-i istimdad bulur ki, bütün hâcâtını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını ona açar. Ve öyle bir nokta-i istinad bulur ki, bütün a'dâsının şerrinden emin edecek bir kudret-i mutlakanın sahibi olan kendi Mâbudunu ve Hâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, maliki kim olduğunu irâe eder. Ve o irâe ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süruru temin eder.

 

Evet, emr-i “kun fe-yekûn'a” mâlik bir Sultan-ı Cihana acz tezkeresiyle istinad eden bir adamın ne pervası olabilir?

 

(Allah birşeyin olmasını murad ettiği zaman, O sadece) 'Ol' der, o da oluverir." Bakara Sûresi, 2:117; Yâsin Sûresi, 36:82.

 

………….Hem beşerde, kalbinin selâmetine ve istirahatine ait öyle incecik ve gizli ve cüz'î matlapları ve ruhunun bekàsına ve saadetine medar öyle büyük ve muhit ve küllî maksatları var ki, onları öyle bir zât verebilir ki, kalbin en ince ve görünmez perdelerini görür, lâkayt kalmaz. Hem en gizli ve işitilmez gayet mahfî seslerini işitir, cevapsız bırakmaz…..

 

Öyleyse ………….. merci-i hakikîye dön, imana gel, mükedder olma. O seni senden daha ziyade düşünür….

 

Hem…………. Dünyanın üç yüzünden insanı hakikaten ilgilendiren ;

 

Birinci yüzü Cenâb-ı Hakkın esmâsına bakar. Onların nukuşunu gösterir. Mânâ-yı harfiyle, onlara âyinedarlık eder. Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubât-ı Samedâniyedir. Bu yüzü gayet güzeldir……………

 

İkinci yüzü âhirete bakar. Âhiretin tarlasıdır, Cennetin mezraasıdır, rahmetin mezheresidir. Şu yüzü dahi, evvelki yüzü gibi güzeldir………..muhabbete lâyıktır.

Evet,

 

"Dünya bir kitab-ı Samedânîdir. Huruf ve kelimâtı nefislerine değil, belki başkasının Zât ve sıfât ve esmâsına delâlet ediyorlar. Öyle ise mânâsını bil, al; nukuşunu bırak, git.

 

"Hem bir mezraadır. Ek ve mahsulünü al, muhafaza et; muzahrafatını at, ehemmiyet verme.

 

"Hem birbiri arkasında daim gelen, geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise onlarda tecellî edeni bil, envârını gör ve onlarda tezahür eden esmânın tecelliyâtını anla ve Müsemmâlarını sev; ve zevâle ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes.

 

"Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alışverişini yap, gel; ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma.

 

"Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Öyle ise nazar-ı ibretle bak ve zahirî, çirkin yüzüne değil, belki Cemîl-i Bâkîye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faideli bir tenezzüh yap, dön; ve o güzel manzaraları irâe eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla, akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme.

 

"Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandar-ı Kerîmin izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekârâne, fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma”………

………………

Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî etmeyen, hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firak ile senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeyler ile kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir.

 

Eğer aklın varsa, uhrevî inkılâbâtında, berzahî etvârında ve dünyevî inkılâbâtının müsâdemâtı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevâlinden kederlenme.

 

Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zâttan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mûtî olan o sultanına itaat et, kurtul.