27.3.26

Mütalaa Ders notları 74 : Tefevvuk

……….. *Evet, temsilde hata yok, nasıl ki büyük bir velî, küçük bir Ashâb kadar hizmet-i İslâmiyede Ehl-i Sünnetçe mevki almadığı gibi*, …………….

 

Çünkü sahabeler , sohbet-i nebeviyenin  tesirli boyası ile boyandıklarından , seyr ü sülûka  ( bir rehberin önderliğinde ilahi hakikatlere ulaşmak için çıkılan manevi yolculuğa) mukabil hakikatin envârına ( nurlarına o sıbgalanmak sırrı ile birden, külfetsiz )  mazhar oldular.

 

……………….. Sohbet-i nebeviye ne derece bir iksir-i nuranî olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevî adam, kızını sağ olarak defnedecek bir kasavet-i vahşiyânede bulunduğu halde, gelip bir saat sohbet-i nebeviyeye müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmâneyi kesb ederdi. Hem cahil, vahşî bir adam, bir gün sohbet-i nebeviyeye mazhar olur, sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemâlât olurdu…………………

 

Hem sahabeler,  bizzat Nübüvvet-i Ahmediye  ( A.S.M) nuruyla  ile bizzat sohbet ile müşerref olduklarından , bu sohbet velilerin , rüya, yakaza , temessül kabilinden velayet-i Ahmediye ( A.S.M) nuru ile sohbetinden benzersiz bir derecededir. Gölge ile asıl gibi.

 

Hem sahabeler, asr-ı saadette Resul-ü Ekrem’in talim ve terbiyesi altında , İslâm’ın taze emirlerinin zuhuru ve onların ciddi ihtiyaç ile teveccühü hengamında, yalan ile doğrunun ,hak ile batılın bir birinden tamamen ayrıldığı deveranın da hasıl olan teyakkuz, dikkati celp eden manevi havanın seciyelerini hak namına şekillendirmesi ,istidatlarının inkişaf etmesi  babında çok özel bir dairenin tesiri altında ,adeta birinci elden nimetlenmişlerdir.

 

Hem;

 

Dine ait meselelerde içtihad ile hüküm çıkarmalarıyla,

Cenâb-ı Hakkın marziyâtını kelâmından anlamalarıyla,

Kalblerinin, "Rabbimizin bizden istediği nedir?" diye merak duygusuyla atıyor olmasıyla,

Hadisleri izlemek, karşılıklı muhavereler ile olup biteni kavramak noktasında, kibrit derecesinde nurlanmaya hazır zeka ve istidatlarıyla,

Zahirden hakikate geçen feraset ve  basiret nurlarıyla,

Saadet-i dünyeviyeye  bedel saadet-i ebediyeye hasr-ı nazar etmeleriyle mazhar oldukları kurbiyet-i İlâhiye onlardan sonra gelenlerin yetişebileceği bir makam değildir…….Çünkü  sahabeler, nübüvvette tecelli eden  kurbiyet-i ilahiyeye huzur-u nebevide A.S.M olmak ve sohbetinden bulunmak noktasında varistirler.  Bu veraset ……………….sırf vehbîdir, kisbî değil. İncizabdır, cezb-i Rahmânîdir ve mahbubiyettir. Yol kısadır, fakat çok metin ve çok yüksektir ve çok hâlistir ve gölgesizdir.

 

Hem sahabeler, Fazilet-i a'mâl ve sevab-ı ef'âl ve fazilet-i uhreviye noktasında;  İslâmiyetin tesisinde ve envâr-ı Kur'âniyenin neşrinde, saff-ı evveldirler.  Ve bu yönüyle Es-sebebü ke'l-fâil  sırrınca, bütün ümmetin hasenâtından onlara hissedardırlar.

 

Hem…………………….. Sahâbeler, İslâmiyetin şecere-i nuraniyesinin köklerinden, esaslarından oldukları, hem bina-yı İslâmiyetin hutut-u nuraniyesinin mebdeinde, hem cemaat-i İslâmiyenin imamlarından ve adedlerinin evvellerinde, hem şems-i nübüvvet ve sirâc-ı hakikatin merkezine yakın olduklarından, az amelleri çoktur, küçük hizmetleri büyüktür. Onlara yetişmek için, hakikî Sahâbe olmak lâzım geliyor…………………….

 

*Aynen öyle de*,  *(bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz, bir velîden ziyade mevki alıyor) diye kanaatim gelmiş ve siz daima bu kanaatımı takviye ediyorsunuz. *

 

Yani,

 

…………. yakıcı çorbadan ağızları yandığı halde talebeliğini bırakmayan ve bu kadar tehacüme karşı kuvve-i mâneviyesi kırılmayan bir hâlis kardeşimiz…………

 

…………. tesanüdünü muhafaza; enâniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidal-i dem ve ihtiyatta bulunan bir hâlis kardeşimiz ………….

 

………….. Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyet ile daima kendini kusurlu bilen  ve hodfuruşluk etmeyen bir hâlis kardeşimiz …………….

 

…………… emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü'l-mesâide bulunan bir hâlis kardeşimiz …………..

 

………….. kevser-i Kur'ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eriten bir hâlis kardeşimiz………

 

……………akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair letâifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i âlâya uçan bir hâlis kardeşimiz ………………. *bir velîden ziyade mevki alıyor..  diye kanaatim gelmiş ve siz daima bu kanaatımı takviye ediyorsunuz*.

 

*Cenâb-ı Hak sizlerden ebediyen razı olsun. Âmin.*

 

*Evet, mesleğimizde, ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir. Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleler, herbiri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdi bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler var*….Kastamonu L.

 

Çünkü onlar ,  ihlâs-ı tâmmeden sonra  gelen ve en büyük bir  esas olan sebat ve metanete sahiptir.

 

Hem onlar bu sebat ve metanetleri ile  İslâm ve Kur’an davası için mücahede, hakkı tesis ve müdafa, İman cihetinde  bir cihad-ı manevi ile hizmet-i nuriyede muvaffak olmuşlar ve bu faziletin azimeti bağlamında altmış yetmiş yaşındaki  bir kısım velîlerden ileri geçmişler.  Bu faziletli amellerini ifad ederken muhafaza ettikleri ; tesanüd, uhuvvet, ittihad , sebat , sadakat ,kanaat , say,gayret,himmet , feragat, isar  ve ihlas düsturlarından doğan  Şahs-i manevileri ile bir velliy-yi kamil hükmüne vasıl olup velayet-i kübra makamına çıkmışlar.

 

Evet, yukarıda bazı işaretler ile sahabe ve veliler beynindeki mesabenin hakikat ve faziletine dikkat çekildikten sonra, nur talebelerinin bir kısım velilere tefevvuk etmesindeki külli düsturlar nazara verildi.

 

Nur talebelerinin imtiyazlı hali ihlas ve uhuvvet prensiplerinin ihyası ile bire bir bağlıdır. Bu prensiplerin talebenin irade ve ruhunda makes bulması ve kardeşler beyninde bir gaye etrafında imtizaç etmesi  bu ruhu temsil edecek şahs-ı maneviyi meydana getirir. İtidal-i dem ,hakkın hatırı, değerleri muhafaza , hazz-ı nefsini  terk ve hizmet ittihadı sıhhatli bir muvaffakiyeti netice verir.

 

Bunun aksine olarak hazz-ı nefsin terk edilmemesi ,

İhlasın kaçırılması,

Tesanüdün bozulması,

Tefaninin oluşmaması,

İhtilaf çıkartılması hizmeti Nuriyede muvaffakiyetsizliğe sebep olduğu gibi, velayetten hissesi olmak bir tarafa kişinin şahsi terakkisine de mani olur. Belki de var olanı yok etmekten manevi bir mesuliyet dairesine girer.

 

Bu nedenle ait olduğumuz mesleğin hizmet düsturlarını bilmek, öğretileriyle hareket etmek,  kaidelere ve kurallara uymak, birlikteliği bozacak, yürüyüşü aksatacak , ahengi sarsacak her türlü menfi tavır ve düşünceden içtinap etmek hizmetimizin nevamis-i maneviyesindedir.

 

Bu mesele İnşâallah bu kadarıyla kâfidir.

Kısa görülürse geçen haftadan kalan tetimme ile ziyadeleştirebilirsiniz.

Vesselâm

 

Haşiye:

 

Aziz, sıddık kardeşlerim,

 

Hem mübarek Ramazanınızı, hem inşaallah hakkınızda bin ay kadar meyvedar leyle-i Kadrinizi, hem saadetli bayramınızı, hem çok kıymettar hizmetinizi bütün ruhumla tebrik ve tes'id ederim… Saîd Nursi  ( R.A) ………..