……….. *Evet, temsilde hata yok, nasıl ki büyük bir velî, küçük bir Ashâb kadar hizmet-i İslâmiyede Ehl-i Sünnetçe mevki almadığı gibi*, …………….
Çünkü sahabeler , sohbet-i nebeviyenin tesirli boyası ile boyandıklarından , seyr ü
sülûka ( bir rehberin önderliğinde ilahi
hakikatlere ulaşmak için çıkılan manevi yolculuğa) mukabil hakikatin envârına (
nurlarına o sıbgalanmak sırrı ile birden, külfetsiz ) mazhar oldular.
……………….. Sohbet-i nebeviye ne derece bir iksir-i nuranî
olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevî adam, kızını sağ olarak defnedecek bir
kasavet-i vahşiyânede bulunduğu halde, gelip bir saat sohbet-i nebeviyeye
müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmâneyi
kesb ederdi. Hem cahil, vahşî bir adam, bir gün sohbet-i nebeviyeye mazhar
olur, sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, mütemeddin kavimlere
muallim-i hakaik ve rehber-i kemâlât olurdu…………………
Hem sahabeler, bizzat
Nübüvvet-i Ahmediye ( A.S.M)
nuruyla ile bizzat sohbet ile müşerref
olduklarından , bu sohbet velilerin , rüya, yakaza , temessül kabilinden
velayet-i Ahmediye ( A.S.M) nuru ile sohbetinden benzersiz bir derecededir.
Gölge ile asıl gibi.
Hem sahabeler, asr-ı saadette Resul-ü Ekrem’in talim ve
terbiyesi altında , İslâm’ın taze emirlerinin zuhuru ve onların ciddi ihtiyaç
ile teveccühü hengamında, yalan ile doğrunun ,hak ile batılın bir birinden
tamamen ayrıldığı deveranın da hasıl olan teyakkuz, dikkati celp eden manevi
havanın seciyelerini hak namına şekillendirmesi ,istidatlarının inkişaf
etmesi babında çok özel bir dairenin
tesiri altında ,adeta birinci elden nimetlenmişlerdir.
Hem;
Dine ait meselelerde içtihad ile hüküm çıkarmalarıyla,
Cenâb-ı Hakkın marziyâtını kelâmından anlamalarıyla,
Kalblerinin, "Rabbimizin bizden istediği nedir?"
diye merak duygusuyla atıyor olmasıyla,
Hadisleri izlemek, karşılıklı muhavereler ile olup biteni
kavramak noktasında, kibrit derecesinde nurlanmaya hazır zeka ve
istidatlarıyla,
Zahirden hakikate geçen feraset ve basiret nurlarıyla,
Saadet-i dünyeviyeye bedel saadet-i ebediyeye hasr-ı nazar
etmeleriyle mazhar oldukları kurbiyet-i İlâhiye onlardan sonra gelenlerin
yetişebileceği bir makam değildir…….Çünkü
sahabeler, nübüvvette tecelli eden
kurbiyet-i ilahiyeye huzur-u nebevide A.S.M olmak ve sohbetinden
bulunmak noktasında varistirler. Bu
veraset ……………….sırf vehbîdir, kisbî değil. İncizabdır, cezb-i Rahmânîdir ve
mahbubiyettir. Yol kısadır, fakat çok metin ve çok yüksektir ve çok hâlistir ve
gölgesizdir.
Hem sahabeler, Fazilet-i a'mâl ve sevab-ı ef'âl ve fazilet-i
uhreviye noktasında; İslâmiyetin
tesisinde ve envâr-ı Kur'âniyenin neşrinde, saff-ı evveldirler. Ve bu yönüyle Es-sebebü ke'l-fâil sırrınca, bütün ümmetin hasenâtından onlara
hissedardırlar.
Hem…………………….. Sahâbeler, İslâmiyetin şecere-i nuraniyesinin
köklerinden, esaslarından oldukları, hem bina-yı İslâmiyetin hutut-u
nuraniyesinin mebdeinde, hem cemaat-i İslâmiyenin imamlarından ve adedlerinin
evvellerinde, hem şems-i nübüvvet ve sirâc-ı hakikatin merkezine yakın
olduklarından, az amelleri çoktur, küçük hizmetleri büyüktür. Onlara yetişmek
için, hakikî Sahâbe olmak lâzım geliyor…………………….
*Aynen öyle de*, *(bu
zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve
ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz, bir velîden ziyade mevki alıyor)
diye kanaatim gelmiş ve siz daima bu kanaatımı takviye ediyorsunuz. *
Yani,
…………. yakıcı çorbadan ağızları yandığı halde talebeliğini
bırakmayan ve bu kadar tehacüme karşı kuvve-i mâneviyesi kırılmayan bir hâlis
kardeşimiz…………
…………. tesanüdünü muhafaza; enâniyet, benlik, rekabetten
tahaffuz ve itidal-i dem ve ihtiyatta bulunan bir hâlis kardeşimiz ………….
………….. Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyet ile daima kendini
kusurlu bilen ve hodfuruşluk etmeyen bir
hâlis kardeşimiz …………….
…………… emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı
uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü'l-mesâide bulunan bir hâlis
kardeşimiz …………..
………….. kevser-i Kur'ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu
kazanmak için, bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz
içine atıp eriten bir hâlis kardeşimiz………
……………akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair
letâifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i âlâya uçan bir hâlis kardeşimiz ……………….
*bir velîden ziyade mevki alıyor.. diye
kanaatim gelmiş ve siz daima bu kanaatımı takviye ediyorsunuz*.
*Cenâb-ı Hak sizlerden ebediyen razı olsun. Âmin.*
*Evet, mesleğimizde, ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas,
sebat ve metanettir. Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki,
öyleler, herbiri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdi bir adam
ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler
var*….Kastamonu L.
Çünkü onlar , ihlâs-ı
tâmmeden sonra gelen ve en büyük
bir esas olan sebat ve metanete
sahiptir.
Hem onlar bu sebat ve metanetleri ile İslâm ve Kur’an davası için mücahede, hakkı
tesis ve müdafa, İman cihetinde bir
cihad-ı manevi ile hizmet-i nuriyede muvaffak olmuşlar ve bu faziletin azimeti
bağlamında altmış yetmiş yaşındaki bir
kısım velîlerden ileri geçmişler. Bu
faziletli amellerini ifad ederken muhafaza ettikleri ; tesanüd, uhuvvet, ittihad
, sebat , sadakat ,kanaat , say,gayret,himmet , feragat, isar ve ihlas düsturlarından doğan Şahs-i manevileri ile bir velliy-yi kamil
hükmüne vasıl olup velayet-i kübra makamına çıkmışlar.
Evet, yukarıda bazı işaretler ile sahabe ve veliler
beynindeki mesabenin hakikat ve faziletine dikkat çekildikten sonra, nur
talebelerinin bir kısım velilere tefevvuk etmesindeki külli düsturlar nazara
verildi.
Nur talebelerinin imtiyazlı hali ihlas ve uhuvvet
prensiplerinin ihyası ile bire bir bağlıdır. Bu prensiplerin talebenin irade ve
ruhunda makes bulması ve kardeşler beyninde bir gaye etrafında imtizaç
etmesi bu ruhu temsil edecek şahs-ı
maneviyi meydana getirir. İtidal-i dem ,hakkın hatırı, değerleri muhafaza , hazz-ı
nefsini terk ve hizmet ittihadı sıhhatli
bir muvaffakiyeti netice verir.
Bunun aksine olarak hazz-ı nefsin terk edilmemesi ,
İhlasın kaçırılması,
Tesanüdün bozulması,
Tefaninin oluşmaması,
İhtilaf çıkartılması hizmeti Nuriyede muvaffakiyetsizliğe
sebep olduğu gibi, velayetten hissesi olmak bir tarafa kişinin şahsi
terakkisine de mani olur. Belki de var olanı yok etmekten manevi bir mesuliyet
dairesine girer.
Bu nedenle ait olduğumuz mesleğin hizmet düsturlarını
bilmek, öğretileriyle hareket etmek,
kaidelere ve kurallara uymak, birlikteliği bozacak, yürüyüşü aksatacak ,
ahengi sarsacak her türlü menfi tavır ve düşünceden içtinap etmek hizmetimizin
nevamis-i maneviyesindedir.
Bu mesele İnşâallah bu kadarıyla kâfidir.
Kısa görülürse geçen haftadan kalan tetimme ile
ziyadeleştirebilirsiniz.
Vesselâm
Haşiye:
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Hem mübarek Ramazanınızı, hem inşaallah hakkınızda bin ay
kadar meyvedar leyle-i Kadrinizi, hem saadetli bayramınızı, hem çok kıymettar
hizmetinizi bütün ruhumla tebrik ve tes'id ederim… Saîd Nursi ( R.A) ………..