Evet, bu konu aslında o kadar çok manevi kanundan bahseder ki her biri ayrı bir mütalaa konusu olabilir. Örneğin kafiri dünyada muvaffakiyete götüren nedenler üst satırda şöyle ifade edilmiş: *Ruhundaki hırs, adâvet,.. nefsine bağlık ve kendine güven* … Yani , bütün varlığının bağlı olduğu , kendisini istek ve arzuları doğrultusunda ayakta tutan ve faaliyetlerini gerçekleştirmesini sağlayan, ruhunda , yani var oluşunun kaynağında sürekli üretilen hırs, yani şiddetli öfkeli bir istek ve onu bu doğrultuda canlı tutan düşmanlarına karşı galip gelme duygusu , kendine olan çatışmasız , direkt sevgisi ve bu sürtüşmesiz barış ve musalaha halinden gelen güven hissi onun motivasyonunu yüksek tutuyor,yalpalatmıyor, itimadı kırılmıyor, ihlaslı istemenin kavanin cihetindeki (sevapsız) karşığını alıyor ve bununla neticedeki mükâfata ulaşıyor. Çünkü ihlasla ( yani içten ,tüm duygularıyla yönelerek ve gereğini yerine getirerek) kim ne isterse Allah verir.
Bu bereketsiz (ahirete nispeten) kazanımın arka planındaki
detaya bu dersten bakabiliriz;
….Hem senin dünyaca muvaffaketin, elmasçı ve divane olmuş
bir Yahudinin cam parçalarını elmas fiyatıyla aldığı gibi;
…..sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata, uzun ve
daimî ve geniş bir hayatın fiyatını verdiğin için, elbette o had dairesinde
galebe edersin.
Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam
gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyanete muvakkaten tefevvuk
edersin.
Hem senin aklın, ruhun, kalbin, duyguların; ulvî
vazifelerini bırakıp, süflî nefsin ve pis hevesin rezil işlerine iştirak ve
yardım ettiklerinden, ehl-i imana dünyada galebe edersin.
Ve zâhirde daha
sevimli görünürsün.
Çünkü, senin akıl ve kalb ve ruhun gayet derecede tedennî ve
tereddî ve sukut edip, pis heves ve rezil nefse inkılâp etmişler, mesholmuşlar.
Elbette bu cihette, sana Cehennemi ve mazlûm ehl-i imana Cenneti kazandıran bir
muvakkat galeben olacak.......
Bu muvaffakiyetler onların kendi iradeleriyle yaptıkları bir
ticarettir… Yani ……. Bunlar ahireti, dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun
için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine bir yerden yardım da gelmez ….
Bakara/86……….. Hem……………. Her kim ahiret kazancını isterse, biz onun kazancını
artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz, ama onun
ahirette hiçbir nasibi yoktur…. Şûrâ Suresi 20. Ayet
İşte bu nedenle ,…………..kâfir, dünyada hasenatının mükâfatını
(filcümle) görür.
Evet, Mü'min ise, seyyiatının cezasını görür……….. Yani
kafiri muvaffak eden duygu, düşünce ve hareketler onda semereye inkılap edip
meyve verse de , bu duygu, düşünce ve hareketler Mü’minde olsa seyyiedir,
kabahattır, fenadır,suçtur , günahtır. Bu nedenle peşin cezası ahirete kalmadan
dünya da çekilir.
"Dünyaya, burada kalacağınız kadar, ahirete de, orada
kalacağınız kadar çalışınız!"
“Dünya sevgisi bütün günahların başıdır.”
“Dünya ahiretin tarlasıdır”
“Dünya bir binektir”
Gibi dünyayı kalben terk etmeye , maişeti için helal
dairesinde say etmeye, Allah’a kulluk ile dünyevi mübah işleride uhrevi
kazançlara çevirmeye dair bir çok mesele malumdur.
Yani, hırs, riya, tamah, haset gibi duygularla dünya talep
edilmez. Mü’min nefsine itimat edip böyle bir yola çıksa orada zarar
görür..gördürülür.
Çünkü hem mümin olup kafir gibi hırslı olmak, riya yapmak
iki yüzlü davranmak mümkün değildir. Davranıyor gibi yapmakta o muvaffakiyete
tayin edilen şartları karşılamadığından seyyiat olur cezaya inkılap eder…
Şimdi buraya kadar yapılan karşılaştırmada enterasan bir
zaviye var.. O da şudur;
Bu ders hem bir hakikati beyan ederken bir yandan da sanki,
kafirin dünyevi galebesi altında ezilen bir mümini teselli ediyor.
Bak onlar böyle yaptığı için muvaffak oldular. Sen öyle
yaparsan onlar gibi muvaffak olamazsın. Çünkü onlar gibi yapamazsın. Sen bakış
açını değiştir. Dünya fanidir. İktisat ve kanaat ile mesudane yaşarsın.
kulluğuna dikkat et, akıbet muttakilerindir. Dünya bütün şaşası ile ahirete
nispeten zindan hükmündedir. Senin onların alanında başarılı olamaman bir
problem değildir.. hem………… Fâtır-ı Hakîm onları dünyanın imâreti için halk
etmiştir. Mü'min ibâdına ettiği nimetlerin derecelerini bildirmek için, onları
bir vâhid-i kıyasî yapıp, âkıbetinde, müstehak oldukları Cehenneme teslim eder….(L) ………..
………..Bunun için dünya kâfire cennet (yani âhirete nisbeten),
mü'mine cehennemdir (yani saadet-i ebediyesine nisbeten). Yoksa dünyada dahi
mü'min yüz derece ziyade mes'uddur, denilmiştir….
Üstad , bu mağlubiyet asrında bu hakikati sanki yeis içine
girip de müminler ahiretlerini zarar vermesinler kabilinden kaleme almış…
Oysa bu hak ,meşru dairede ve hikmet pergelinde
Mü’minlerindir.
Din terakkiye mani değildir.
İslâm müminleri , sanata , ticarete , ziraate teşvik etmiş ve
sınırlarını belirlemiş ve inkıyat edilmesi ile de binlerce yıl dünya hakimiyet
vermiştir eserler meydandadır…
Bununla birlikte ,
………..Kur'ân-ı Hakîm, enbiyaları, insanın cemaatlerine
terakkiyât-ı mâneviye cihetinde birer pişdar ve imam gönderdiği gibi, yine
insanların terakkiyât-ı maddiye suretinde dahi, o enbiyanın herbirisinin eline
bazı harikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir; onlara
mutlak olarak ittibâa emrediyor.
İşte, enbiyaların mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları
onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu'cizatlarından bahis dahi, onların
nazirelerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşviki işmam ediyor.
Hazret-i Nuh'un (aleyhisselâm) bir mu'cizesi olan sefine ve
Hazret-i Yusuf'un (aleyhisselâm) bir mu'cizesi olan saat………… terziler Hazret-i İdris'i (aleyhisselâm)......GİBİ…
mu'cizât-ı enbiyayı zikretmesiyle, fen ve san'at-ı beşeriyenin nihayet hududunu
çiziyor. En ileri gayâtına parmak basıyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor.
Beşerin arkasına dest-i teşviki vurup o gayeye sevk ediyor….
Süleyman aleyhisselâm ‘ın emrine verilen havadan bahisle
………….. "Ey insan! Bir abdim HEVÂ-İ NEFSİNİ TERK ETTİĞİ İÇİN havaya
bindirdim. SİZ DE NEFSİN TEMBELLİĞİNİ BIRAKIP BAZI KAVÂNÎN-İ ÂDETİMDEN GÜZELCE
İSTİFADE ETSENİZ, SİZ DE BİNEBİLİRSİNİZ.
Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın ASA mü’cizesinden bahisle……….
"Ey insan! Madem Bana itimat eden bir abdimin eline öyle bir asâ veriyorum
ki, her istediği yerde âb-ı hayatı onunla çeker. Sen de benim kavânîn-i
rahmetime istinat etsen, şöyle ona benzer veyahut ona yakın bir aleti elde
edebilirsin. Haydi, et!"
Yine, Hazret-i İsâ aleyhisselâmın bir mu'cizesine dair:……………
İsâ aleyhisselâmın nasıl AHLÂK-I ULVİYESİNE İTTİBÂA BEŞERİ SARİHAN TEŞVİK EDER.
Öyle de, şu elindeki san'at-ı âliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen tergib ediyor.
İşte, şu âyet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir.
Öyle ise, ey insan ve ey musibetzede benî Âdem! Meyus olmayınız. Her dert, ne
olursa olsun, dermanı mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hattâ ölüme de muvakkat bir
hayat rengi vermek mümkündür…. "Ey insan! BENİM İÇİN DÜNYAYI TERK EDEN bir
abdime iki hediye verdim: biri mânevî dertlerin dermanı, biri de maddî
dertlerin ilâcı. İşte, ölmüş kalbler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüş gibi
hastalar dahi onun nefesiyle ve ilâcıyla şifa buluyor. Sen de Benim eczahane-i
hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. ÇALIŞ, BUL. ELBETTE ARARSAN
BULURSUN."
Yine Hazret-i Dâvud aleyhisselâm’ın demiri hamur gibi
yoğurmak,ona şekil vermek mü’cizesin bahisle…………. "Ey benî Âdem! Evâmir-i
teklifiyeme itaat eden bir abdimin lisanına ve kalbine öyle bir hikmet verdim
ki, herşeyi kemâl-i vuzuhla fasledip hakikatini gösteriyor. Ve eline de öyle
bir san'at verdim ki, elinde balmumu gibi demiri her şekle çevirir, halifelik
ve padişahlığına mühim kuvvet elde eder. Madem bu mümkündür, veriliyor. Hem
ehemmiyetlidir. Hem hayat-ı içtimaiyenizde ona çok muhtaçsınız. Siz de evâmir-i
tekvîniyeme itaat etseniz, o hikmet ve o san'at size de verilebilir. Mürur-u
zamanla yetişir ve yanaşabilirsiniz."………..Diye muvaffakiyetin
rıza-ilahiyeye muvafık tarzını, gayret ve çalışmanın adabını, her şeyin alemde
vaz edilen kanunlara muvafık harekete mecbur olduğunu beyan buyuruyor.
………. Tevfik isterseniz, kavânin-i âdetullaha tevfik-i
hareket ediniz. Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız….. (T.H)
…………Ve keza, heyet-i içtimaiyede, umumî cereyana muhalefet
etmemek lâzımdır. Muhalefet edildiği takdirde, dolabın üstünden düşer, altında
kalır…. (İ.İ)
Nitekim de öyle olmuştur.
Muvaffakiyetin sevablı
şartları müminler tarafından oluşturulamadığından, sevapsız hırslı şartları
kafirlerin eline geçmiş ve alem-i İslâm'ın esaretini netice vermiştir.
*Sual:
Zindan-ı atâlete düştüğümüzün sebebi nedir?*
*Cevap:
Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir* ….dedikten sonra bu zindanın zincirlerinden şöyle
bahseder…
*Yeis,* (ümitsizlik)… *meylüttefevvuk* ( başkalarına üstün gelme meyli)…….. *aculiyet* (acelecilik,sabırsızlık) …. *fikr-i
infiradî ve tasavvur-u şahsî* ……….(
bireysel fikirle hareket ve kendini düşünme) ……… *acz ve nefsin
itimatsızlığı.* . ( kendini aciz görme
,öz güven eksikliği) ……….. karanlıkta kalışımızın temel sebepleridir.
Yine Hutbe-İ Şamiyede söz
edilen Alem-i İslâmı geri bırakan nedenler ilaahir… bir çok çıkmazın ve açmazı
nazara verir , çalışmak isteyenlere çözüm yollarını gösterir..... _(
çünkü problemi anlamadan çözemez ve hareketinizi projelendiremezsiniz)_
İşte İslâmın hakikatinin
yaşanmaması onu küstürünce izzet ile zillet yer değiştirir. Dünya mü’mine bu
cihetle zindan ,kafire cennet olur… sonra hakikat gelir ,iman cihetiyle “meyus
olma “ akıbet muttakilerindir der teselli verir…………… kafire de en nihayette
varacağı yeri gösterir..........Evet her kimin elinde ne var, nefsine ne
verilmişse emanettir... niyet,irade,bilgi , kuvvet ve kudretiyle işler,eserler
meydana getirir, bir şeyler yapar vs vs... en son mal sahibi alet edevatı,
vucut ve imar şartlarındaki esbabı geri alır herkes.eliyle ,diliyle, niyetiyle
kazandığı ne ise onunla başbaşa kalır.... *Göklerin ve yerin
mirası Allah’ındır.* Âl-i İmrân Suresi -
180............ *Halbuki biz, refah ve zenginlikleri yüzünden
şımarıp azgınlaşan nice memleketleri helâk etmişizdir. İşte onların kaldığı
evler, meskenler! Kendilerinden sonra orada pek az bir zaman oturulabilmiştir.
Hepsine biz vâris olduğumuz gibi, neticede her şeye vâris olacak da yine
biziz...* Kasas / 58. Ayet...... *Her
nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle
deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.* ..... Enbiyâ Suresi 35. Ayet
Evet, elbette bu levhanın
tersine dönmesi mümkündür.. o da say ve gayretin , himmet ve fedakarlığın, akıl
ile çalışmanın gereğinin yerine getirilmesiyledir…
………. *"Neden
dünya herkese terakki dünyası olsun da yalnız bizim için tedennî dünyası
olsun?....*
……. *İslâmiyetin
düşmanı olan tedennîyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir….*
…
..
.