Tebeddül : Değişme tabi olanın , geçirdiği o değişim içinde dönüşümü ı esas kalmak suretiyle şeklen başka bir şekil alması.. Yani bir insanın zatının aynı kalması ile birlikte yaşadığı evrelerde çeşitli boyut ve o değişime uygun farklılı farklı elbiseler ile görünemesi gibi… Mevcudatta da emsalleri vardır.. Örneğin bir elma fidesi meyve verene kadar bir çok şekle girer, tenasüplü bir şekilde gelişir değişir ,baş başka suretler gösterir ama zati kimliği elma ağacıdır…
Tahavvül : Değişme, bir durumdan başka bir hâle geçme, değişiklikler , dönüşümler.. dönüşerek başkalaşma… Bu kelimede tebeddül kelimesine yakındır. Özün aynı kalması fakat başka başka keyrfiyetlerde farklı bir hâl alması , yani bir duruma geçmesi, duruma göre bir mana ve kimlik kazanması , o şey’in esasını koruması ile birlikte farklı bir forma girmesi denilebilir.
Tegayyür: Değişme, bir durumdan başka bir hâle geçmenin esasta özde olması. Ölmüş arzdan baharda taze hayatın çıkması gibi…
Evet, kısaca tebeddül, esastan aynı kalmak suretle farklılaşmak iken, tahavvül aslını muhafaza ile birlikte zahire başka bir şekilde çıkmak, tegayyür ise tebeddül ve tahavvüle tabi olan esasın özden değişmesi ve dönüşmesidir…
Gerek Tavavvül, gerek Tebeddül, gerekse Tegayyür olsun hepsi , yaratılmış bir kanundur, iştilen hilkat yasalardır, alemde var edilmiş herşiyin zahirini ve batınını harekete geçiren , menzilden menzile ,halden hale sokan ve hasiyetle onları harekete sevk eden,netice verdiren,atıl bırakmayıp hayattar kılarak manalar ürettiren bir İrade sahibinin emri ile tesis edilmişlerdir.
Eşya,hayat,kalp,vucud,mevcudat ve sanat her varsa bir biri içine geçmiş şekilde varoluşun anlamını görünür kılan , burçtan burca kendini farklı zaviyerede gösteren , inikas ve yansımalarla kainat kadar genişleyen , değişimler,dönüşümler başkalaşmalar ile sonsuz bir döngüyü ve canlılığı sistemli bir şekilde temin eden özelliği ile adeta ,harf harf,kelime kelime ,cümle cümle ,satır satır hilkat kitabını yazan nemavmis kalemin uçlarıdır.
………………… Hakîm-i Ezelî, inâyet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizasıyla, şu dünyayı, tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve Esmâ-i Hüsnâsına âyine ve kalem-i kader ve kudretine sahife olmak için yaratmış.
Ve tecrübe ve imtihan ise, neşvünemâya sebeptir.
O neşvünemâ ise, istidatların inkişafına sebeptir.
O inkişaf ise, kabiliyetlerin tezahürüne sebeptir.
O kabiliyetlerin tezahürü ise, hakaik-i nisbiyenin zuhuruna sebeptir. Hakaik-i nisbiyenin zuhuru ise, Sâni-i Zülcelâlin Esmâ-i Hüsnâsının nukuş-u tecelliyâtını göstermesine ve kâinatı mektubât-ı Samedâniye suretine çevirmesine sebeptir.
İşte, şu sırr-ı imtihan ve sırr-ı teklif iledir ki, ervâh-ı âliyenin elmas gibi cevherleri, ervâh-ı sâfilenin kömür gibi maddelerinden tasaffi eder, ayrılır.
İşte, bu mezkûr sırlar gibi daha bilmediğimiz çok ince, âli hikmetler için, âlemi bu surette irade ettiğinden, şu âlemin tagayyür ve tahavvülünü dahi o hikmetler için irade etti.
Tahavvül ve tagayyür için zıtları birbirine hikmetle karıştırdı ve karşı karşıya getirdi.
Zararları menfaatlere mezc ederek, şerleri hayırlara idhal ederek, çirkinlikleri güzelliklerle cem ederek, hamur gibi yoğurarak, şu kâinatı tebeddül ve tagayyür kanununa ve tahavvül ve tekâmül düsturuna tâbi kıldı.
Vakta ki meclis-i imtihan kapandı…………………