İNSANDA BULUNAN HER LATİFENİN KENDİNE MUVAFIK BİR HAREKET
İÇİNDE OLMASI MANEN KOYULMUŞ BİR KANUNDUR.
SİZİN DERSİNİZDE AŞAĞIDA ÖRNEĞİ OLAN MANEVİ NEVAMİS İLE
GÖSTERİLEN DAİREDEDİR.
………. MESELÂ, İLMİN İ’TÂSI, MÂNEN AMELİ EMREDİYOR; ZEKÂNIN
İ’TÂSI, İLMİ EMREDİYOR; İSTİDADIN BULUNMASI, ZEKÂYI; AKLIN VERİLMESİ,
MARİFETULLAHI; KUDRETİN VERİLMESİ, ÇALIŞMAYI; CESARETİN VERİLMESİ, CİHADI MÂNEN
VE TEKVÎNEN EMREDİYOR…. İşaratü'l-İ'caz
İŞTE SİZİN DERSİNİZDE SÖZÜ GEÇEN , 'İRADE, ZİHİN, HİS,
LÂTİFE-İ RABBANİYE İLE İBADETULLAH, MÂRİFETULLAH, MUHABBETULLAH VE
MÜŞAHADETULLAH BEYNİNDE SILA-İ RAHİM VARDIR.EĞER BU MÜSABET OLMAZ,TESİS EDİLMEZ
VE SÜRDÜRÜLMEZ İSE MANEVİ HAYAT KEYFİYETİ KAYBOLUR, FİKİR İSTİKAMETİNİ
KAYBEDER, İFTAR TEFRİT TÜM ÜLVİ GAYE VE MAHİYETİ TAHRİP EDER…
EVET KONUNUN TAM METNİ İLE
BAŞLAYALIM İNŞÂALLAH:
"VİCDANIN ANÂSIR-I ERBAASI VE RUHUN DÖRT HAVASSI OLAN
'İRADE, ZİHİN, HİS, LÂTİFE-İ RABBANİYE' her birinin bir gayetü’l gayâtı var:
İradenin ibadetullahtır. Zihnin, mârifetullahtır. Hissin, muhabbetullahtır.
Lâtifenin, müşahadetullahtır. Takva denilen ibadet-i kâmile, dördünü tazammun
eder. Şeriat, şunları hem tenmiye, hem tehzip, hem bu gayetü’l-gayâta sevk
eder." Hutbe-i Şamiye
…
" VİCDANIN ANÂSIR-I ERBAASI VE RUHUN DÖRT HAVASSI:
Hakikati.. kendi hakikatini arama meyli, eylem ve sınırları
belirleme ve hissi hükümleri ilgili hasse ve latifelere bildirmede
muhakeme bilinci , daimi şuuri uyanıklık hali, içsel duygularla kavrama
mahiyetine sahip bir fıtri şuur şubesi,
ilahi bir cezbe ile saniine yönelik meyiller ve hareketlere tâbi bir kuvve olan “VİCDANIN” dört manevi
unsuru ile Allah’ın ol diyerek emir aleminde yarattığı, mahiyet-i
asliyesi Hâlıkınca bilinen nurani, şuurlu, diri , cesetlerin ayakta kalabilmek
ve kalıplarını canlı kılabilmek ve idame-i hayat edebilmek için dayandıkları , harici
vücut sahibi ve bir kanunu ilahi olan “RUHUN”
dört üstün ve seçkin özelliği 'İRADE,
ZİHİN, HİS, LÂTİFE-İ RABBANİYE'DİR.
Söz konusu bu manevi unsur ve havasların birinci İRADEDİR.
İRADE: İnsanın yapılması gerektiğine hükmettiği bir işi, bir
amacı gerçekleştirmeyi istemesi, o amacı gerçekleştirmek için ilgili gördüğü
hedefe yönelmesi , bir yarar sağlamak ve
inandığı ,onadığı bir şeyden bir fayda temin edebilme eğilimi , kişiyi sorumlu
kılan ve sair mahlukattan ayıran kendine mahsus istenç gücü , insani nitelik
anlamında keyfiyet noktasında tanımlanabilir.
İkinci manevi hasse ZİHİNDİR.
ZİHİN: İnsanın anlama, kavrama, akılda tutma, anlayış
özelliği, kavrayış kabiliyeti, idrak gücü,
harici ve dahili gözlemler, zahiri ve batini duyular bütünlüğünde
öğrenme bilme yeteneği olarak ifade edilebilir.
Üçüncü olarak söz edilen unsur HİSTİR.
HİS: Tüm canlılarda içten ve dıştan gelen uyarıları almayı ,sezmekle
duyarlılığı meydana getiren, ruhun niteliği dahilinde olan manevi özellik.
Dördüncü manevi hasse LÂTİFE-İ RABBANİYE'DİR.
LÂTİFE-İ RABBANİYE:
İnsanın kalbine bağlı olan ve ilahi hakikatleri kendine mahsus özellikler ile manevi zevk
alan tüm duygularının sultanı olan zarif bir duygu . İnsanı insan yapan ulvi
hazları mas eden ve onlarla hislenip
nurlanan Rabbani bir cevher.
'İRADE, ZİHİN, HİS, LÂTİFE-İ RABBANİYE' olarak belirtilen bu manevi unsur ve
havasların her birinin bir gayetü’l gayâtı vardır.
İnsan vücut ve ruh aleminde yatılan 'irade, zihin, his,
lâtife-i Rabbaniye' nin yaratılma gayesi
ve bu gayelerin en son noktası ve de nihai hedefi (GAYETÜ’L GAYÂT) ŞUNLARDIR.
İRADENİN İBADETULLAHTIR. Yani , iradenin istenç ve meyilleri ulaşmak
istediği amaç ve hedeflerinin mutlak gayesi
Allah'a ibadet etme, Ona kullukta bulunma; emirlerini yerine getirip,
yasaklarından kaçınma ile onun rızasını kazandıracak tutum ve davranışlarda
bulunmayı istemek ve bu yönde faaliyetler planlamak ve uygulamakla külli
ubudiyette bulunmaktır.
ZİHNİN, MÂRİFETULLAHTIR. Yani, insanın idrak bilinci ve kavrama
yeteneğinin, ölçme ve biçme istidanın, anlayış ve muhakeme niteliğinin en temel
amacı ve verilme hedefindeki gayelerin gayesi; Allah’ı bilmek, onu isim ve sıfatları
ile tanımak, tasarruf sevk ve idaresiyle icraat-ı rububiyetinin işleyiş
bilgisine erişmek ve ona bağlanma yolunda çalıştırılmasıdır.
HİSSİN, MUHABBETULLAHTIR. Yani, insanın duyusal farkındalığı
ve sezgi yoluyla kavrayışına yönelik en üstün gaye; Allah’ın sevmek ve onun tarafından sevilmeye
sebep olan esas ,şart ve rükünlerdeki
İlahi hoşnutluğu, Rabbani güzelliği, taltif ve iltifatı hissederek
muhabbetle karşılık vermek, aksi nurunu kalbine yerleştirmek onun muhabbetiyle
kendinden geçmektir.
LÂTİFENİN, MÜŞAHADETULLAHTIR. Yani, İnsanda ilâhî hakîkatleri idrak ve
müşâhede eden kalp, ruh, sır, hafî, ahfâ , heva, vb. mânevî melekelerin insanı mahiyetine derç edilmesindeki en külli ve nihai gaye ; Varlıklar üzerinde Allah’ın isim ve sıfatlarının yansımalarını gözlemleme,
zuhur ve tecellilerini temaşa etme , İlm-el-yakîn, (ilimle bilmek) , Ayn-el-yakîn,
(gözle görerek bilmek) , Hakk-el-yakîn, (her şeyi ile hakikatiyle bilerek)
hilkatin sırrına vakıf olmaktır.
TAKVA DENİLEN İBADET-İ KÂMİLE, DÖRDÜNÜ TAZAMMUN EDER.
ŞERİAT, ŞUNLARI HEM TENMİYE, HEM TEHZİP, HEM BU GAYETÜ’L-GAYÂTA SEVK
EDER."
TAKVA , Allah’a rızasını kaybetme korkusu ve
saygı ile emirlerine itaat ederek
hükümlerine boyun eğmek, hoşnutsuzluk ve
ikabından sakınmak, Rububiyetine karşı ubudiyetle mukabele etmenin sorumluluk bilincinde olmak, ibadetullah, mârifetullah, muhabbetullah ve
müşahadetullah’dan mürekkep ibadet ve ubudiyetten maksud olan ; en tamam,
kemale ermiş, kusursuzluk noktasına vasıl, tam ve tamam gayeyi İBADET-İ KÂMİLE namıyla kendinde toplar, bir araya getirir.
ŞERİAT, İslâm’a ait tüm dinî, ahlâkî ve hukukî hükümler; ibadetullah,
mârifetullah, muhabbetullah ve müşahadetullaha ait değerleri geliştirip
bereketlendirir ve tesirlerini arttırır, istifadeyi ziyadeleştirir. HEM
Sistemli ve etkin bir şekilde düzene koyar, verimli kılar. HEM DE söz konusu
mahiyetleri ve yaratılış amacına muvafık olan
GAYETÜ’L-GAYÂT amacına erdirecek yola sevk eder.
*Bizim uğurumuzda mücahede edenlere gelince elbette biz
onlara yollarımızı gösteririz ve şübhesiz ki Allah her halde muhsinlerle
beraberdir* . Ankebût Sûresi 69. Ayet
*Artık ihtiyarda ki intihap sizdedir*. Sözler
"Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli
Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî'il-ehvâli vel âfat. Ve takdî
lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi's-seyyiât ve terfe'unâ
bihâ ındeke a'lâ'd-deracât ve tubelliğunâ bihâ *AKSÂ'L-ĞAYÂT* min
cemiîl-hayrâti fî'l-hayâti ve ba'del-memât birahmetike Yâ erhame'r-rahimîn.
Hasbunellahu ve ni'mel vekîl, ni'mel mevlâ ve ni'me'n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ
ve ileyke'l-masîr."