27.3.26

Mütalaa Ders notları 80 : Vicdanın Anâsır-I Erbaası Ve Ruhun Dört Havassı

 

İNSANDA BULUNAN HER LATİFENİN KENDİNE MUVAFIK BİR HAREKET İÇİNDE OLMASI MANEN KOYULMUŞ BİR KANUNDUR.

SİZİN DERSİNİZDE AŞAĞIDA ÖRNEĞİ OLAN MANEVİ NEVAMİS İLE GÖSTERİLEN DAİREDEDİR.

………. MESELÂ, İLMİN İ’TÂSI, MÂNEN AMELİ EMREDİYOR; ZEKÂNIN İ’TÂSI, İLMİ EMREDİYOR; İSTİDADIN BULUNMASI, ZEKÂYI; AKLIN VERİLMESİ, MARİFETULLAHI; KUDRETİN VERİLMESİ, ÇALIŞMAYI; CESARETİN VERİLMESİ, CİHADI MÂNEN VE TEKVÎNEN EMREDİYOR…. İşaratü'l-İ'caz

İŞTE SİZİN DERSİNİZDE SÖZÜ GEÇEN , 'İRADE, ZİHİN, HİS, LÂTİFE-İ RABBANİYE İLE İBADETULLAH, MÂRİFETULLAH, MUHABBETULLAH VE MÜŞAHADETULLAH BEYNİNDE SILA-İ RAHİM VARDIR.EĞER BU MÜSABET OLMAZ,TESİS EDİLMEZ VE SÜRDÜRÜLMEZ İSE MANEVİ HAYAT KEYFİYETİ KAYBOLUR, FİKİR İSTİKAMETİNİ KAYBEDER, İFTAR TEFRİT TÜM ÜLVİ GAYE VE MAHİYETİ TAHRİP EDER…

EVET KONUNUN TAM METNİ İLE  BAŞLAYALIM İNŞÂALLAH:

"VİCDANIN ANÂSIR-I ERBAASI VE RUHUN DÖRT HAVASSI OLAN 'İRADE, ZİHİN, HİS, LÂTİFE-İ RABBANİYE' her birinin bir gayetü’l gayâtı var: İradenin ibadetullahtır. Zihnin, mârifetullahtır. Hissin, muhabbetullahtır. Lâtifenin, müşahadetullahtır. Takva denilen ibadet-i kâmile, dördünü tazammun eder. Şeriat, şunları hem tenmiye, hem tehzip, hem bu gayetü’l-gayâta sevk eder." Hutbe-i Şamiye

" VİCDANIN ANÂSIR-I ERBAASI VE RUHUN DÖRT HAVASSI:

Hakikati.. kendi hakikatini arama meyli, eylem ve sınırları belirleme ve  hissi hükümleri  ilgili hasse ve latifelere bildirmede muhakeme bilinci , daimi şuuri uyanıklık hali, içsel duygularla kavrama mahiyetine sahip  bir fıtri şuur şubesi, ilahi bir cezbe ile  saniine  yönelik meyiller  ve hareketlere   tâbi bir kuvve olan “VİCDANIN” dört manevi unsuru  ile  Allah’ın ol diyerek emir aleminde yarattığı, mahiyet-i asliyesi Hâlıkınca bilinen nurani, şuurlu, diri , cesetlerin ayakta kalabilmek ve kalıplarını canlı kılabilmek  ve  idame-i hayat edebilmek için dayandıkları , harici vücut sahibi ve  bir kanunu ilahi olan “RUHUN”  dört üstün ve seçkin özelliği 'İRADE, ZİHİN, HİS, LÂTİFE-İ RABBANİYE'DİR.

Söz konusu bu manevi unsur ve havasların birinci İRADEDİR.

İRADE: İnsanın  yapılması gerektiğine hükmettiği bir işi, bir amacı gerçekleştirmeyi istemesi, o amacı gerçekleştirmek için ilgili gördüğü hedefe  yönelmesi , bir yarar sağlamak ve inandığı ,onadığı bir şeyden bir fayda temin edebilme eğilimi , kişiyi sorumlu kılan ve sair mahlukattan ayıran kendine mahsus istenç gücü , insani nitelik anlamında keyfiyet noktasında tanımlanabilir.

İkinci manevi hasse  ZİHİNDİR.

ZİHİN: İnsanın anlama, kavrama, akılda tutma, anlayış özelliği, kavrayış kabiliyeti, idrak gücü,  harici ve dahili gözlemler, zahiri ve batini duyular bütünlüğünde öğrenme bilme yeteneği olarak ifade edilebilir.

Üçüncü olarak söz edilen unsur HİSTİR.

HİS: Tüm canlılarda  içten ve dıştan gelen uyarıları almayı ,sezmekle duyarlılığı meydana getiren, ruhun niteliği dahilinde olan manevi özellik.

Dördüncü manevi hasse LÂTİFE-İ RABBANİYE'DİR.

LÂTİFE-İ RABBANİYE:

İnsanın kalbine bağlı olan ve  ilahi hakikatleri  kendine mahsus özellikler ile manevi zevk alan tüm duygularının sultanı olan zarif bir duygu . İnsanı insan yapan ulvi hazları mas eden  ve onlarla hislenip nurlanan  Rabbani bir cevher.

'İRADE, ZİHİN, HİS, LÂTİFE-İ RABBANİYE'  olarak belirtilen bu manevi unsur ve havasların her birinin bir gayetü’l gayâtı vardır.

İnsan vücut ve ruh aleminde yatılan 'irade, zihin, his, lâtife-i Rabbaniye' nin yaratılma  gayesi ve bu gayelerin en son noktası ve de nihai hedefi (GAYETÜ’L GAYÂT)  ŞUNLARDIR.

İRADENİN İBADETULLAHTIR.  Yani , iradenin istenç ve meyilleri ulaşmak istediği amaç ve hedeflerinin mutlak gayesi  Allah'a ibadet etme, Ona kullukta bulunma; emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınma ile onun rızasını kazandıracak tutum ve davranışlarda bulunmayı istemek ve bu yönde faaliyetler planlamak ve uygulamakla külli ubudiyette bulunmaktır.

ZİHNİN, MÂRİFETULLAHTIR.  Yani, insanın idrak bilinci ve kavrama yeteneğinin, ölçme ve biçme istidanın, anlayış ve muhakeme niteliğinin en temel amacı ve verilme hedefindeki  gayelerin  gayesi; Allah’ı bilmek, onu isim ve sıfatları ile tanımak, tasarruf sevk ve idaresiyle icraat-ı rububiyetinin işleyiş bilgisine erişmek ve ona bağlanma yolunda çalıştırılmasıdır.

HİSSİN, MUHABBETULLAHTIR. Yani, insanın duyusal farkındalığı ve sezgi yoluyla kavrayışına yönelik en üstün gaye;  Allah’ın sevmek ve onun tarafından sevilmeye sebep olan esas ,şart ve rükünlerdeki  İlahi hoşnutluğu, Rabbani güzelliği, taltif ve iltifatı hissederek muhabbetle karşılık vermek, aksi nurunu kalbine yerleştirmek onun muhabbetiyle kendinden geçmektir.

LÂTİFENİN, MÜŞAHADETULLAHTIR.  Yani, İnsanda ilâhî hakîkatleri idrak ve müşâhede eden kalp, ruh, sır, hafî, ahfâ  , heva, vb. mânevî melekelerin insanı  mahiyetine derç edilmesindeki  en külli ve nihai  gaye ; Varlıklar üzerinde Allah’ın  isim ve sıfatlarının yansımalarını gözlemleme, zuhur ve tecellilerini temaşa etme , İlm-el-yakîn, (ilimle bilmek) , Ayn-el-yakîn, (gözle görerek bilmek) , Hakk-el-yakîn, (her şeyi ile hakikatiyle bilerek) hilkatin sırrına vakıf olmaktır.

TAKVA DENİLEN İBADET-İ KÂMİLE, DÖRDÜNÜ TAZAMMUN EDER. ŞERİAT, ŞUNLARI HEM TENMİYE, HEM TEHZİP, HEM BU GAYETÜ’L-GAYÂTA SEVK EDER."  

 

TAKVA , Allah’a rızasını kaybetme korkusu  ve  saygı ile emirlerine  itaat ederek hükümlerine boyun eğmek,  hoşnutsuzluk ve ikabından sakınmak, Rububiyetine karşı ubudiyetle mukabele etmenin   sorumluluk bilincinde olmak,  ibadetullah, mârifetullah, muhabbetullah ve müşahadetullah’dan mürekkep ibadet ve ubudiyetten maksud olan ; en tamam, kemale ermiş, kusursuzluk noktasına vasıl, tam ve tamam gayeyi İBADET-İ KÂMİLE  namıyla kendinde toplar, bir araya getirir.  

ŞERİAT, İslâm’a ait tüm dinî, ahlâkî ve hukukî hükümler; ibadetullah, mârifetullah, muhabbetullah ve müşahadetullaha ait değerleri geliştirip bereketlendirir ve tesirlerini arttırır, istifadeyi ziyadeleştirir. HEM Sistemli ve etkin bir şekilde düzene koyar, verimli kılar. HEM DE söz konusu mahiyetleri ve yaratılış amacına muvafık olan  GAYETÜ’L-GAYÂT amacına erdirecek yola sevk eder.

*Bizim uğurumuzda mücahede edenlere gelince elbette biz onlara yollarımızı gösteririz ve şübhesiz ki Allah her halde muhsinlerle beraberdir* . Ankebût Sûresi 69. Ayet

*Artık ihtiyarda ki intihap sizdedir*. Sözler

"Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî'il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi's-seyyiât ve terfe'unâ bihâ ındeke a'lâ'd-deracât ve tubelliğunâ bihâ *AKSÂ'L-ĞAYÂT* min cemiîl-hayrâti fî'l-hayâti ve ba'del-memât birahmetike Yâ erhame'r-rahimîn. Hasbunellahu ve ni'mel vekîl, ni'mel mevlâ ve ni'me'n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr."