Yirmialtıncı Mektub'un İkinci Mebhası'nın âhiridir. ( bu
konuya bu bahsin biraz daha geniş şeklinin bulunduğu mektubattan ilgili
meseleyi harmanlayarak bakacağız)
(Benimle görüşen
veya görüşmek arzu eden dostlara bir düsturdur ki, uzakta bulunan bir kısım
kardeşlere yazılmıştır)
*Benimle görüşmek arzunuzu hissettim.
Kardeşlerim, benimle görüşmek iki cihetle olur.
Ya dünya cihetiyle, yani hayat-ı içtimaiye-i insaniye
itibariyledir.
Şu cihetteki kapıyı kapamışım*.
Dünya ve hayat-ı içtimaiyeye ait meselelerde mübarek zatlara
müracaat etmek, onların dualarını istemek, işlerin kesat gitmesini kazançlı
şekle çevirmek için himmet beklemek
halkın genellikle istimal ettiği bilinir ve alışılmış bir davranıştır. Üstad bu
konuya yönelik müteddit yerlerde
kesretle ilgisizliğini belirtmiş..kuvvetim kerametim yok diye o kapıyı
kapatıp……" *Aklımız ilme muhtaç olduğu gibi, kalbimiz dahi bir feyiz
ister, ruhumuz bir nur ister ve hâkeza çok cihetle çok şeyler istiyoruz. Seni
hâcatımıza yarayacak adam zannedip, senin ziyaretine geliyoruz. Bize âlimden
ziyade bir sahib-i velayet, sahib-i himmet ve sahib-i kemalât lâzım. Eğer
hakikat-i hal dediğin gibi ise, ziyaretinize yanlış geldik*." lisan-ı
halleri diyor…. haline cevaben …… *Beş noktayı dinleyiniz, sonra düşününüz.
Ziyaretiniz beyhude mi, yoksa faideli midir? O vakit hükmediniz*. şekliyle
hakikat ve hikmeti nazara vermiş… ve yine başa bir yerde :
*Ebedî dünyada
kalacak gibi âfâkî malayaniyat ile iştigal etmek tam bir akılsızlık
bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirdleri, her birimizin yüz derece aklımız
ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarfetmek lâzımdır diye kanaatımız var*..
Asa-yı Musa..şeklinde açık olarak görüşünü beyan etmiştir.
Bununla birlikte,
………*merhum kardeşim,
evliya-i azîmeden olan Hazret-i Ziyaeddin (Kuddise Sırruhu)nun has müridi idi.
Ehl-i tarîkatça, mürşidinin hakkında müfritane muhabbet ve hüsn-ü zan etse de
makbul gördükleri için o merhum kardeşim dedi ki*:
" *Hazret-i
Ziyaeddin bütün ulûmu biliyor. KÂİNATTA, KUTB-U A'ZAM GİBİ HER ŞEYE ITTILAI
VAR." Beni, onunla rabtetmek için çok hârika makamlarını beyan etti*.
*Ben de o kardeşime dedim ki*:
" *Sen mübalağa ediyorsun. Ben onu
görsem, çok mes'elelerde ilzam edebilirim. Hem sen, benim kadar onu hakikî
sevmiyorsun. ÇÜNKİ KÂİNATTAKİ ULÛMLARI BİLİR BİR KUTB-U A'ZAM SURETİNDE
TAHAYYÜL ETTİĞİN BİR ZİYAEDDİN'İ SEVERSİN; YANİ O UNVAN İLE BAĞLISIN, MUHABBET
EDERSİN. EĞER PERDE-İ GAYB AÇILSA VE HAKİKATI GÖRÜNSE, SENİN MUHABBETİN YA ZÂİL
OLUR VEYAHUT DÖRTTE BİRİSİNE İNER*. …Kastamonu L.
Konusunda olduğu gibi şahısların zaaflarının görünmesi
durumunda insanlar muhabbetlerini kaybedebilirler. Fakat hakikat kendini
müdafaa eder, hem de velev bir kusur olsa hakikatten ders alan birisine şu
bahisteki nazarı kazandırabilir:
… *Bir zaman, müslim
olmayan bir zât, tarîkattan hilafet almak için bir çare bulmuş ve irşada
başlamış. Terbiyesindeki müridleri terakkiye başlarken, birisi keşfen
mürşidlerini gayet sukutta görmüş. O zât ise ferasetiyle bildi, o müridine
dedi: "İŞTE BENİ ANLADIN." O da dedi: "MADEM SENİN İRŞADIN İLE
BU MAKAMI BULDUM, SENİ BUNDAN SONRA DAHA ZİYADE BAŞIMDA TUTACAĞIM.* "
Şualar
Diğer husus:
*Veya hayat-ı uhreviye ve hayat-ı maneviye cihetiyledir*.
*O da iki vecihledir*.
*Biri: Şahsıma haddimden fazla hüsn-ü zan edip, şahsımdan
bir istifade-i maneviyeyi niyet etmektir*.
*Şu vechi de kabul etmem*.
*Çünki ben Kur'an-ı Hakîm'in sırf bir hizmetkârıyım, o
mukaddes dükkânın bir dellâlıyım*.
*Şahsî dükkânımdaki perişan, ehemmiyetsiz şeyleri satışa
çıkarmayacağım ve çıkarmak istemiyorum. Çünki Kur'an-ı Hakîm'in kudsî
elmaslarının kıymetlerine şübhe îras etmemek için, perişan ve şahsî dükkânımda
bulunan kırık cam parçalarını satsam; hakikî sarraf olmayan müşteriler,
dellâllık vaktinde elimde gördükleri elmaslara da şişe nazarıyla bakabilirler,
zihinlerine bir iltibas, bir şübhe gelir*.
Burada kişinin şahsi
meziyetleri ile ön plana çıkması, kendi hünerine dikkat çekmeye çalışması, bazı
özellikleri insanlara göstermek onlarla bir tesir oluşturmak istemesi gibi
durumlar , haddi zatında hakikati perdeleyen bir durumdur manası ile ele almış.Bundan
içtinap ettiğini ,hakikati göstermek için şahsını setrettiğini , hem hakikatin
yanında bireysel hassaların kıymetsizliğini ve hakikate müşteri olanların elmas
kömürü bir birinden ayırmak noktasında yeterli mizana sahip olmadığından ve
şahsi olarak ortaya koyulan meseleler şahsi olarak ele alınacağından hakikati de beşeri bir mikyasla kabul edip nakıs görülebilmesi gibi sonuçları
olabileceğinden ..Yalnız hakikati gösteriyorum…Said yoktur, Saidin kudret ve
iktidarıda yoktur, kanuşan hakikattir,hakikati kur’aniyedir ..tesir etmesinin
de nedeni budur meyanında çeşitli yerlerde belirtmiş…hem……. *ben kendimi beğenmiyorum, beni
beğenenleri de beğenmiyorum. Cenab-ı Hakk'a çok şükür, beni kendime
beğendirmemiş*….Mektubat
*Onun için şahsî dükkânımı kat'iyyen kapamışım*. Demiş…
*Bana o mukaddes dükkânın hizmetkârlığı yeter. Müflis bir
hizmetkâr olsam, daha hoşuma gidiyor*.
Çünkü:
*Hem maişet hususunda o kadar şefkatle besleniyoruz ki; en
küçük bir arzu-yu kalbimizi, bizi istihdam eden sahib-i inayet tatmin etmek
için; fevkalme'mul bir surette ihsan ediyor. Ve hâkeza... İşte bu hal gayet
kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir ki, biz istihdam olunuyoruz. Hem rıza
dairesinde, hem inayet altında bize hizmet-i Kur'aniye yaptırılıyor*….Mektubat
*Evet, herkim ki rahmetin nihayetsiz denizini bulsa, elbette
bir katre serab hükmünde olan cüz'-i ihtiyarına itimad etmez; rahmeti bırakıp
ona müracaat etmez*...Sözler
İKİNCİ VECİH ŞUDUR Kİ:
*Kur'an hesabıyla ve dellâllığı ve hâdimliği noktasında
benimle görüşmektir*.
*Şu vecihte gelenleri alerre'si vel'ayn kabul ediyorum*.
……
*Onlar da üç tarzda
olur: Ya DOST olur, ya KARDEŞ olur, ya TALEBE olur*.
*DOSTUN HÂSSASI VE
ŞARTI BUDUR Kİ*:
*Kat'iyyen, Sözler'e
ve envâr-ı Kur'aniyeye dair olan hizmetimize ciddî tarafdar olsun; ve
haksızlığa ve bid'alara ve dalalete kalben tarafdar olmasın, kendine de
istifadeye çalışsın*.
*KARDEŞİN HÂSSASI VE
ŞARTI ŞUDUR Kİ*:
*Hakikî olarak
Sözler'in neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek, yedi
kebairi işlememektir*.
*TALEBELİĞİN HÂSSASI
VE ŞARTI ŞUDUR Kİ*:
*Sözler'i kendi malı ve te'lifi gibi hissedip
sahib çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini, onun neşir ve hizmeti bilsin*.
*İşte şu üç tabaka
benim üç şahsiyetimle alâkadardır. Dost, benim şahsî ve zâtî şahsiyetimle
münasebetdar olur. Kardeş, abdiyetim ve ubudiyet noktasındaki şahsiyetimle
alâkadar olur. Talebe ise, Kur'an-ı Hakîm'in dellâlı cihetinde ve hocalık
vazifesindeki şahsiyetimle münasebetdardır*….Mektubat
*Fakat bu görüşmek için şark ve garb mâni olmaz. Belki yerin
üstü ve altı dahi birdir. Sureten görüşmeye o kadar lüzum yok*.
*ŞU MÜNASEBETİN DE VE MANEVÎ GÖRÜŞMENİN DE ÜÇ MEYVESİ VAR*:
*BİRİNCİSİ*:
*Dellâllık ettiğim mukaddes dükkânın mücevheratını benden
almaktır. İşte o dükkândan şimdilik oniki küçük cevherleri size gönderdim*.
*İKİNCİ MEYVESİ*:
*Beş farz namazını
kılan ve yedi kebairi terk eden zâtları şu manevî münasebet ve görüşmek
neticesi olarak âhiret kardeşliğine kabul ediyorum. Ben her sabah manevî
kazancım ne ise, o âhiret kardeşlerimin sahife-i a'maline geçmek için Cenab-ı
Hakk'ın dergâhına niyaz edip hediye ediyorum. Onlar dahi beni manevî
hayratlarına ve dualarına hissedar etmelidirler. Tâ hisselerini kazancımızdan
alsınlar*. …….. *İBADET
İTİBARİYLE UHREVÎ KAZANCIMA HİSSEDAR OLUR*. Mektubat
*ÜÇÜNCÜ MEYVESİ*
*Onları yanımda -ya
hakikaten veya hayalen- hazır edip beraber dergâh-ı İlahîye el açıp dua ederek
ve Kur'anın hizmetine dair el-ele, kalb-kalbe verip gayet ciddî bir surette
rabt-ı kalb etmektir. İşte kardeşlerim size şu üç meyve şimdiden hasıldır*.
*Eğer talebe ise; her
sabah mütemadiyen ismiyle, bazan hayaliyle dahi yanımda hazır olur, hissedar
olur*.
*Eğer kardeş ise, birkaç defa hususî ismiyle
ve suretiyle dua ve kazancımda hazır olup hissedar olur. Sonra umum ihvanlar
içinde dâhil olup, rahmet-i İlahiyeye teslim ediyorum ki, dua vaktinde
"ihvetî ve ihvanî" dediğim vakit onlar içinde bulunur. Ben bilmezsem,
rahmet-i İlahiye onları biliyor ve görüyor*.
*Eğer dost ise ve feraizi kılar ve kebairi
terkederse, umumiyet-i ihvan itibariyle duamda dâhildir. Bu üç tabaka dahi,
beni manevî dua ve kazançlarında dâhil etmek şarttır*…
*Ey kavmi içinde Nuh'un duasına icabet eden, ey düşmanlarına
karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u tekrar Yakub'a kavuşturan, ey Eyyüb'den
zararı kaldıran, ey Zekeriya'nın duasına cevap veren, ey Yunus ibni Mettâ'nın
tevbesini kabul eden Allahım! Bu müstecap duaların sahiplerinin hürmetine,
beni, bu risalenin naşirini ve arkadaşlarını ins ve cin şeytanlarının
şerlerinden muhafaza etmeni, düşmanlarımıza karşı bize nusret vermeni, bizi
nefislerimize terk etmemeni, sıkıntılarımızı kaldırmanı ve kalblerimizin ve
onların kalblerinin hastalıklarına şifa vermeni Senden istiyoruz. Âmin, âmin,
âmin*………..Mektubat
Said Nursî
HAŞİYE: her meslekte olduğu gibi Risale- Nur mesleğinin
kendine has metodları ,usul ve esasları vardır. Bu çerçeve; ihlasla beklentisiz
hizmet etmek, istihdam edilmek şuuru ile nefsine bir pay almamak ve tüm
meziyetlerini tefani sırrı ile uhuvvet havuzunda eriterek şahs-ı manevi
dahilinde hareket etmek tarzında tesis edilmiştir.
Bununla birlikte hizmetimizle alakadar olanlar ,dost kardeş,
talebe şeklinde ( başka yerde haslar,erkanlar gibi ziyadesi var) belirtilmiş ve
görev tanımları –yukarıda da yazıldığı gibi- durumlarına göre yapılmıştır.
Dolayısıyla aldığımız derslerde , dünya hayatına nasıl
bakacağımız,hadiseleri nasıl değerlendireceğimiz,nelerle meşgul olup,nelerle
olmayacağımız , vazifelerimiz,hassasiyetlerimiz, gaye ve gayretimiz gibi
hususlar talim edilmiştir. Bu konuda da Üstad kendisine nasıl bakılması
gerektiği, sınırları,ilgi alanı, mefkûresine dikkat çekerek -söz edildiği gibi – ilişkiye dair
tanımlanmış prensipler ile hareket
tarzını ders vermiş.