27.3.26

Mütalaa Ders notları 82 : Ziyaret Hakkında...

 

Yirmialtıncı Mektub'un İkinci Mebhası'nın âhiridir. ( bu konuya bu bahsin biraz daha geniş şeklinin bulunduğu mektubattan ilgili meseleyi harmanlayarak bakacağız)

  (Benimle görüşen veya görüşmek arzu eden dostlara bir düsturdur ki, uzakta bulunan bir kısım kardeşlere yazılmıştır)

*Benimle görüşmek arzunuzu hissettim.

Kardeşlerim, benimle görüşmek iki cihetle olur.

Ya dünya cihetiyle, yani hayat-ı içtimaiye-i insaniye itibariyledir.

Şu cihetteki kapıyı kapamışım*.

Dünya ve hayat-ı içtimaiyeye ait meselelerde mübarek zatlara müracaat etmek, onların dualarını istemek, işlerin kesat gitmesini kazançlı şekle çevirmek  için himmet beklemek halkın genellikle istimal ettiği bilinir ve alışılmış bir davranıştır. Üstad bu konuya yönelik  müteddit yerlerde kesretle ilgisizliğini belirtmiş..kuvvetim kerametim yok diye o kapıyı kapatıp……" *Aklımız ilme muhtaç olduğu gibi, kalbimiz dahi bir feyiz ister, ruhumuz bir nur ister ve hâkeza çok cihetle çok şeyler istiyoruz. Seni hâcatımıza yarayacak adam zannedip, senin ziyaretine geliyoruz. Bize âlimden ziyade bir sahib-i velayet, sahib-i himmet ve sahib-i kemalât lâzım. Eğer hakikat-i hal dediğin gibi ise, ziyaretinize yanlış geldik*." lisan-ı halleri diyor…. haline cevaben …… *Beş noktayı dinleyiniz, sonra düşününüz. Ziyaretiniz beyhude mi, yoksa faideli midir? O vakit hükmediniz*. şekliyle hakikat ve hikmeti nazara vermiş… ve yine başa bir yerde :

*Ebedî dünyada kalacak gibi âfâkî malayaniyat ile iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirdleri, her birimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarfetmek lâzımdır diye kanaatımız var*.. Asa-yı Musa..şeklinde açık olarak görüşünü beyan etmiştir.

Bununla birlikte,

 

………*merhum kardeşim, evliya-i azîmeden olan Hazret-i Ziyaeddin (Kuddise Sırruhu)nun has müridi idi. Ehl-i tarîkatça, mürşidinin hakkında müfritane muhabbet ve hüsn-ü zan etse de makbul gördükleri için o merhum kardeşim dedi ki*:

 

" *Hazret-i Ziyaeddin bütün ulûmu biliyor. KÂİNATTA, KUTB-U A'ZAM GİBİ HER ŞEYE ITTILAI VAR." Beni, onunla rabtetmek için çok hârika makamlarını beyan etti*.

 

   *Ben de o kardeşime dedim ki*:

 

   " *Sen mübalağa ediyorsun. Ben onu görsem, çok mes'elelerde ilzam edebilirim. Hem sen, benim kadar onu hakikî sevmiyorsun. ÇÜNKİ KÂİNATTAKİ ULÛMLARI BİLİR BİR KUTB-U A'ZAM SURETİNDE TAHAYYÜL ETTİĞİN BİR ZİYAEDDİN'İ SEVERSİN; YANİ O UNVAN İLE BAĞLISIN, MUHABBET EDERSİN. EĞER PERDE-İ GAYB AÇILSA VE HAKİKATI GÖRÜNSE, SENİN MUHABBETİN YA ZÂİL OLUR VEYAHUT DÖRTTE BİRİSİNE İNER*. …Kastamonu L.

 

Konusunda olduğu gibi şahısların zaaflarının görünmesi durumunda insanlar muhabbetlerini kaybedebilirler. Fakat hakikat kendini müdafaa eder, hem de velev bir kusur olsa hakikatten ders alan birisine şu bahisteki nazarı kazandırabilir:

… *Bir zaman, müslim olmayan bir zât, tarîkattan hilafet almak için bir çare bulmuş ve irşada başlamış. Terbiyesindeki müridleri terakkiye başlarken, birisi keşfen mürşidlerini gayet sukutta görmüş. O zât ise ferasetiyle bildi, o müridine dedi: "İŞTE BENİ ANLADIN." O da dedi: "MADEM SENİN İRŞADIN İLE BU MAKAMI BULDUM, SENİ BUNDAN SONRA DAHA ZİYADE BAŞIMDA TUTACAĞIM.* "

Şualar

 

 

Diğer husus:

*Veya hayat-ı uhreviye ve hayat-ı maneviye cihetiyledir*.

*O da iki vecihledir*.

*Biri: Şahsıma haddimden fazla hüsn-ü zan edip, şahsımdan bir istifade-i maneviyeyi niyet etmektir*.

*Şu vechi de kabul etmem*.

*Çünki ben Kur'an-ı Hakîm'in sırf bir hizmetkârıyım, o mukaddes dükkânın bir dellâlıyım*.

*Şahsî dükkânımdaki perişan, ehemmiyetsiz şeyleri satışa çıkarmayacağım ve çıkarmak istemiyorum. Çünki Kur'an-ı Hakîm'in kudsî elmaslarının kıymetlerine şübhe îras etmemek için, perişan ve şahsî dükkânımda bulunan kırık cam parçalarını satsam; hakikî sarraf olmayan müşteriler, dellâllık vaktinde elimde gördükleri elmaslara da şişe nazarıyla bakabilirler, zihinlerine bir iltibas, bir şübhe gelir*.

Burada kişinin şahsi meziyetleri ile ön plana çıkması, kendi hünerine dikkat çekmeye çalışması, bazı özellikleri insanlara göstermek onlarla bir tesir oluşturmak istemesi gibi durumlar , haddi zatında hakikati perdeleyen bir durumdur manası ile ele almış.Bundan içtinap ettiğini ,hakikati göstermek için şahsını setrettiğini , hem hakikatin yanında bireysel hassaların kıymetsizliğini ve hakikate müşteri olanların elmas kömürü bir birinden ayırmak noktasında yeterli mizana sahip olmadığından ve şahsi olarak ortaya koyulan meseleler şahsi olarak ele alınacağından  hakikati de beşeri bir mikyasla  kabul edip nakıs görülebilmesi gibi sonuçları olabileceğinden ..Yalnız hakikati gösteriyorum…Said yoktur, Saidin kudret ve iktidarıda yoktur, kanuşan hakikattir,hakikati kur’aniyedir ..tesir etmesinin de nedeni budur meyanında çeşitli yerlerde belirtmiş…hem……. *ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenab-ı Hakk'a çok şükür, beni kendime beğendirmemiş*….Mektubat

*Onun için şahsî dükkânımı kat'iyyen kapamışım*. Demiş…

*Bana o mukaddes dükkânın hizmetkârlığı yeter. Müflis bir hizmetkâr olsam, daha hoşuma gidiyor*.

 

Çünkü:

 

*Hem maişet hususunda o kadar şefkatle besleniyoruz ki; en küçük bir arzu-yu kalbimizi, bizi istihdam eden sahib-i inayet tatmin etmek için; fevkalme'mul bir surette ihsan ediyor. Ve hâkeza... İşte bu hal gayet kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir ki, biz istihdam olunuyoruz. Hem rıza dairesinde, hem inayet altında bize hizmet-i Kur'aniye yaptırılıyor*….Mektubat

 

*Evet, herkim ki rahmetin nihayetsiz denizini bulsa, elbette bir katre serab hükmünde olan cüz'-i ihtiyarına itimad etmez; rahmeti bırakıp ona müracaat etmez*...Sözler

 

 

İKİNCİ VECİH ŞUDUR Kİ:

 

*Kur'an hesabıyla ve dellâllığı ve hâdimliği noktasında benimle görüşmektir*.

*Şu vecihte gelenleri alerre'si vel'ayn kabul ediyorum*.

……

*Onlar da üç tarzda olur: Ya DOST olur, ya KARDEŞ olur, ya TALEBE olur*.

*DOSTUN HÂSSASI VE ŞARTI BUDUR Kİ*:

*Kat'iyyen, Sözler'e ve envâr-ı Kur'aniyeye dair olan hizmetimize ciddî tarafdar olsun; ve haksızlığa ve bid'alara ve dalalete kalben tarafdar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın*.

*KARDEŞİN HÂSSASI VE ŞARTI ŞUDUR Kİ*:

*Hakikî olarak Sözler'in neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek, yedi kebairi işlememektir*.

*TALEBELİĞİN HÂSSASI VE ŞARTI ŞUDUR Kİ*:

 *Sözler'i kendi malı ve te'lifi gibi hissedip sahib çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini, onun neşir ve hizmeti bilsin*.

*İşte şu üç tabaka benim üç şahsiyetimle alâkadardır. Dost, benim şahsî ve zâtî şahsiyetimle münasebetdar olur. Kardeş, abdiyetim ve ubudiyet noktasındaki şahsiyetimle alâkadar olur. Talebe ise, Kur'an-ı Hakîm'in dellâlı cihetinde ve hocalık vazifesindeki şahsiyetimle münasebetdardır*….Mektubat

 

*Fakat bu görüşmek için şark ve garb mâni olmaz. Belki yerin üstü ve altı dahi birdir. Sureten görüşmeye o kadar lüzum yok*.

 

*ŞU MÜNASEBETİN DE VE MANEVÎ GÖRÜŞMENİN DE ÜÇ MEYVESİ VAR*:

 

 *BİRİNCİSİ*:

 

*Dellâllık ettiğim mukaddes dükkânın mücevheratını benden almaktır. İşte o dükkândan şimdilik oniki küçük cevherleri size gönderdim*.

 

   *İKİNCİ MEYVESİ*:

 

   *Beş farz namazını kılan ve yedi kebairi terk eden zâtları şu manevî münasebet ve görüşmek neticesi olarak âhiret kardeşliğine kabul ediyorum. Ben her sabah manevî kazancım ne ise, o âhiret kardeşlerimin sahife-i a'maline geçmek için Cenab-ı Hakk'ın dergâhına niyaz edip hediye ediyorum. Onlar dahi beni manevî hayratlarına ve dualarına hissedar etmelidirler. Tâ hisselerini kazancımızdan alsınlar*.  ……..   *İBADET İTİBARİYLE UHREVÎ KAZANCIMA HİSSEDAR OLUR*. Mektubat

 

*ÜÇÜNCÜ MEYVESİ*

 

   *Onları yanımda -ya hakikaten veya hayalen- hazır edip beraber dergâh-ı İlahîye el açıp dua ederek ve Kur'anın hizmetine dair el-ele, kalb-kalbe verip gayet ciddî bir surette rabt-ı kalb etmektir. İşte kardeşlerim size şu üç meyve şimdiden hasıldır*.

 

*Eğer talebe ise; her sabah mütemadiyen ismiyle, bazan hayaliyle dahi yanımda hazır olur, hissedar olur*.

 

   *Eğer kardeş ise, birkaç defa hususî ismiyle ve suretiyle dua ve kazancımda hazır olup hissedar olur. Sonra umum ihvanlar içinde dâhil olup, rahmet-i İlahiyeye teslim ediyorum ki, dua vaktinde "ihvetî ve ihvanî" dediğim vakit onlar içinde bulunur. Ben bilmezsem, rahmet-i İlahiye onları biliyor ve görüyor*.

 

   *Eğer dost ise ve feraizi kılar ve kebairi terkederse, umumiyet-i ihvan itibariyle duamda dâhildir. Bu üç tabaka dahi, beni manevî dua ve kazançlarında dâhil etmek şarttır*…

 

*Ey kavmi içinde Nuh'un duasına icabet eden, ey düşmanlarına karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u tekrar Yakub'a kavuşturan, ey Eyyüb'den zararı kaldıran, ey Zekeriya'nın duasına cevap veren, ey Yunus ibni Mettâ'nın tevbesini kabul eden Allahım! Bu müstecap duaların sahiplerinin hürmetine, beni, bu risalenin naşirini ve arkadaşlarını ins ve cin şeytanlarının şerlerinden muhafaza etmeni, düşmanlarımıza karşı bize nusret vermeni, bizi nefislerimize terk etmemeni, sıkıntılarımızı kaldırmanı ve kalblerimizin ve onların kalblerinin hastalıklarına şifa vermeni Senden istiyoruz. Âmin, âmin, âmin*………..Mektubat

 

  Said Nursî

 

HAŞİYE: her meslekte olduğu gibi Risale- Nur mesleğinin kendine has metodları ,usul ve esasları vardır. Bu çerçeve; ihlasla beklentisiz hizmet etmek, istihdam edilmek şuuru ile nefsine bir pay almamak ve tüm meziyetlerini tefani sırrı ile uhuvvet havuzunda eriterek şahs-ı manevi dahilinde hareket etmek tarzında tesis edilmiştir.

 

Bununla birlikte hizmetimizle alakadar olanlar ,dost kardeş, talebe şeklinde ( başka yerde haslar,erkanlar gibi ziyadesi var) belirtilmiş ve görev tanımları –yukarıda da yazıldığı gibi- durumlarına göre yapılmıştır.

 

Dolayısıyla aldığımız derslerde , dünya hayatına nasıl bakacağımız,hadiseleri nasıl değerlendireceğimiz,nelerle meşgul olup,nelerle olmayacağımız , vazifelerimiz,hassasiyetlerimiz, gaye ve gayretimiz gibi hususlar talim edilmiştir. Bu konuda da Üstad kendisine nasıl bakılması gerektiği, sınırları,ilgi alanı, mefkûresine dikkat çekerek  -söz edildiği gibi – ilişkiye dair tanımlanmış   prensipler ile hareket tarzını ders vermiş.