*İ'lem Eyyühel-Aziz*!
*İnsan nisyandan
alındığı için, nisyana mübteladır*.
İnsanın yaratılış özelliklerinden biride ( nisyan)
unutkanlıktır. Nisyan sözlük anlamı olarak ; Unutmak, ertelemek, bilerek veya
bilmeyerek terketmek ( kasten ötelemek) , sahip olunan bilginin ihtiyaç ânında
akla gelmemesi, bir şeyden gafil olmak, bir şeyi hatırlayamamak gibi anlamlara
gelen bir kelimedir. ……….*Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür*.. Muaallim
Naci (İnsan hafızasının eksikliği ya da hastalığı
, sorunlu durumu ; unutmasıdır, unutkanlıktır.)
Nisyanın anlam , eylem ve sonuç bağlamında 2 temel hali
vardır.
Bunlardan birisi: hoş olmayan, insana ceza getiren, azap
yönü bulunan hali olumsuz halidir.
İkicisi: Ona fayda sağlayan , elemini hafifleştiren, musibetzedelere
isabet eden sıkıntılarla anlık ve günlük meşguliyetler gibi kısa zaman
aralıkları ile rahatlık getiren …." *Nisyan
dahi bir nimettir. Yalnız her günün âlâmını çektirir, müterâkimi unutturur*.
" Mektubat
Bazı fena seciyeli kişilerin yaşadığı olumsuz şeyleri
unutmaları nedeniyle isyan , küfür gibi durumlardan beri kalmaları,
hafızanın o durumlarda vazifesini
yapmaması noktasından bir rahmettir. ….. " *Hafıza bir nimettir. Fakat ahlâksız bir adamda, musibet zamanında
nisyan ona râcihtir*. ( yani musibet zamanında meydana gelen unutkanlık,
hafızanın sağlıklı çalışmasından daha
evladır.)
Kısaca nisyan ( unutkanlık ) beşere ait bir sıfattır………..“ *Doğrusu daha önce Âdem’den ahit almıştık da
unuttu*...” (Tâhâ, 20/115)
,……….“ *Nas*” *aslında*
“ *nisyan”dan alınmış bir ism-i faildi*r.
*Vaziyet-i asliyesi mülahazasıyla, insanlara bir itab olduğuna işarettir*. *Yani*
“ *Ey insanlar! Niçin misak-ı ezeliyeyi
unuttunuz* ? ” *Fakat bir cihetten
insanlara bir mazeret yolunu gösteriyor*. *Yani* “ *Sizin o misakı terk ettiğiniz amden değil,
belki sehv ve nisyandan ileri gelmiştir*.” *manası var denilebilir* ……….. (İşârâtü’l
İ’caz)
Evet, İnsanın Nisyandan alınması ise ; “ *Ben sizin Rabbiniz
değil miyim*?” sorusuna, “ *Evet, Rabbimizsin* ” cevabını vermiştir. (A’raf,
7/172). şekliyle bildirilen Kālû Belâ muhaveresinin
manasındandır. Bezm-İ Elest de denilen bu durum , Allah’la yaratılışları
sırasında insanlar arasında yapıldığı beyan ve kabul edilen sözleşme için
kullanılan bir tabirdir.
Bize bildiren bu taahhüt, tarafımızdan unutulmuş … Çünkü; bu
tecelli ve ikrar irademiz dahilinde
değil, fıtratımızın kendi mahiyetiyle şehadet ettiği, bizzat halik ve malikiyle
hilkaten ahitleştiği bir mana olduğundan ve akabinde teklifin gelecek olması
münasebetiyle de unutturulmuştur…
Ve insan bu haliyle hayat gelir ve hiçbir şey bilmeyerek
yaşamına başlar. Bebeklik, çocukluk ,ergenlik ve sair ömri olan dönemleri ile
birlikte farkına vardığı, varacağı , görüp, dinleyip, anlayıp ve algılayıp
şehadet edeceği, iman veya inkar ile yaratılışa karşı cevap vereceği imtihan
alemine alınır. İman aklın ihtiyari, iradenin tercihi ,lisanın gördüğünü ikrar
veya inkarı , tebliğ değerlendirilmesi, delillerin aklen muhakeme edilmesi gibi süreçler itikadın
lazımı olduğundan ,insan nisyan ile var oluş yolculuğuna başlar..ben kimim,
nereden geliyorum , nereye gidiyorum , bu alemde ne işim var sorularının
cevaplarını arar. Bir anlamda safi yaratılışının garazsız şehadetine,
fıtratının hakikatine ulaşmaya çalışır. Bunun için dünyada nereden geldiği
hatırlaması gerekmediğinden araya nisyan perdesi çekilmiştir.
*Nisyanın en kötüsü
de nefsin unutulmasıdır*.
Söz konusu bu şekilde unutma
yukarıda kısmen değinildiği gibi, nefsin kendisine zarar ve azap celp
edici unutmasıdır. Bu nokta ilgili satırda:
*Fakat hizmet, sa'y,
tefekkür zamanlarında nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi
dalalettir*. Şeklinde ifade edilmiştir.
Yani Nefsin mükellef olduğu
-akletme, düşünme, hak için çalışma gayret etme, iyiliği tesis kötülüğü
engelleme , yaratıcısını bilme , sevme ve sevdirme, ubudiyet gibi- yaratılış vazifesini yerine getirmekten
, Allah rızası için çalışmaktan çekilmesi, tembelliğe meyil etmesi, malayani boş şeylerle ilgilenmesi, dinin emir ve
yasaklarını yaşamak ve yaşatmak yönünde bir göreve el atmaması , verimsiz işe
yaramayan şeylerle uğraşıp vakit geçirmek suretinin neticesiyle ; haktan yüz
çevirip batıla yönelme, tekâlif-i diniyeden kaçarak şaşkınca karanlık dehlizlere girme, yanılıp tercih
ettikleri nedeniyle kendini telef etme, bilerek doğru yoldan çıkma, gaflet
körlüğü ile bir çeşit bilgisizlik eliyle haddi aşmak, gerek duyulara gerekse
hakikate aykırı şeyleri benimsemek karşılığında da ; yaratılış
amacına ulaştıran yolu bulamamak, fıtraten ve ahden istenen ve beklenen sonuca giden istikametten sapmaktır.
Böylelikle …………. *Şeytan kendilerini istila etmiş ve
kendilerine Allah düşüncesini unutturmuştur. İşte onlar şeytanın
yandaşlarıdırlar. Uyanık ol ki, şeytanın yandaşları hep hüsrana düşenlerdir*.
(Mücadele suresi 58/19)
……………“ *O kimseler
gibi olmayın ki, onlar Allah’ı unuttular, Allah da ceza olarak nefislerini
onlara unutturdu*. ” (Haşr, 59/19) … (Haşiye )
Haşiye: Söz konusu ayetler ve nefiste olan eğilimlere
bakıldığında unutma eyleminin 3 şekilde gerçekleştiğini görüyoruz.
1-
İnsanın gaflet ve isteyerek temayül ettiği ve
girdiği yerlerde ona hakiki vazifesini şeytanın unutturması…….( yani Allah’ın
bu davranışa giren kullarının uğrayacağı itabı bildiğinden severek bu süreçte
söz sahibi olmak ,şerden nemalanmak isteyen şeytanın gönüllü olarak kendine
vazife çıkarması…kişinin zihnini çelmesi, hakikatten ve tövbeden
uzaklaştırması, ona suni saadetler , hazlar vaat etmesi, vehimler ile kendine
tâbi ve bağlı kılması )
………………“ *Gördün mü! kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı
bana şeytandan başkası unutturmadı, dedi*.”
(Kehf 18/63)
2-
Rablerini zikretmekten gafil olanlara Allah’ın ceza
olarak; o insanları hayırdan mahrum bırakması, doğruya ve rızasına giden yolu
onların ilgi alanlarında çıkartıp, istikamet nurunu perdelemesi suretiyle Allah’ın unutturması.
3-
Adalet ve hikmet ve imtihan noktasında
insanların yaptıkları işler, zararlı faaliyetler, menfi anlamda ölçme biçme,
hüküm verme gibi niyet ve eylemlerle
kendilerine kendilerini unutturacak durumlara girerek haklarında nisyan
fetvası verdirmektir. Dolayısıyla olumsuz anlamda tüm beyan edilen neticeler
insanın iradesiyle gerçekleştirdiği şeylerin neticesinde kaderden takdir
edilmiş olan ceza-i karşılıktır.
“ *Ceza amelin cinsindendir*. ” Kaidesi
meşhurdur…
“ *Göklerde ne var, yerde ne varsa hep
Allah’ındır. Böyle olduğu için, sapıtanı ve doğru yolda olanı pek iyi bildiği,
yaptıklarını kaydettiği içindir ki, kötülük işleyenleri, yaptıklarının
karşılığı ile cezalandırarak, iyi hareket edenlere de en güzel mükâfatı
verecektir*.”(Necm, 53/31).
“ *İyi ve güzel davranışlarda bulunanlara
en güzel mükâfat (cennet) ile daha da fazlası da (Allah’ın cemalini görmek) var*
.”(Yunus, 10/26)
“ *Sonra, o fenalık yapanların akıbetleri,
en fena bir akıbet oldu* .”(Rum, 30/10).
“ *İyiliğin karşılığı iyilikten başka mı
olacak*! ”(Rahman, 55/60).
…..
“ *Kim dünyada Müslüman kardeşinin ayıbını
örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter*.”(Aclunî, 2/252)
“ *Kim kardeşinin bir dünyevî sıkıntısını
giderirse, Allah da kıyamet günü onun bir sıkıntısını giderir*.” (Aclunî,
2/283)
“ *Allah kullarından ancak merhametli
olanlara merhamet eder* . ”(Aclûnî, 1/216)
“ *Dilediğini yap; mutlaka karşılığını
görürsün*.”(Mecmau’z-Zevaid, 10/219).
“ *Allah’ı (n emirlerini) koru ki, Allah da
seni korusun*.” (Mezmau'z-Zevaid, 7/189).
*Hizmetler
görüldükten sonra neticede, mükâfat zamanlarında nefsin unutulması kemaldir*.
……… *Nefis
hizmet zamanında geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor. Bu
mertebede onun tezkiyesi, yaptığı fiili aksetmekle olur. Yani işe, hizmete
ileriye sevk edilmeli, ücret tevziinde geriye bırakılmalıdır*…. Mesnevi-i
Nuriye
Burada ilgili konuyla ilgili bir tavsiye görmekteyiz. Nefsin
ücret almaya olan iştiyakından söz edilmektedir. Bu durum da nefis için en
faydalı durumun onu bu ücret arzusundan geri tutmak olduğu söylenmektedir.
Aslın bir ön alma olan bu tavır , kişisel karşılık beklemeden, şımarmadan, aç
gözlülük yapmadan, ihtiras ve şahsi menfaat peşinde koşmadan İHLAS ile iş ve hizmet görmenin anahtarını ve
yolunu göstermektedir. Ve bu tedbir insan nefsi için en gerekli olan
TEZKİYE’nin de formülüdür.
Tezkiye temizlemek, arıtmak, aklanmak gibi muhtasar
anlamının yanında çok geniş bir tanım ve niteliğe sahiptir.
Örneğin:
Her şeyi Allah’tan bilmek,
Her hayrı ondan istemek,
Her şeyin onun mülkü olduğunu idrak etmek,
Haddini bilmek,
Her işin onun yardım,kuvvet ve kudretiyle
gerçekleştiğinin iz’anına ermek,
Örneğin tün yönleriyle istikamet dairesinde kalmak,
Takva ve ameli salih prensipleri ile yaşamak,
İmanın muhtevi olduğu ve emir buyurduğu esasları şuur ile
idrak edip , benimsemek,
İslamiyet ve mükerrem olarak yaşanmasını mümkün kılan
Sünnet-i Seniyeye bağlı kalmak ,
Yanlızca Allah rızası için kullukta bulunmak için bir makbul
ve mübarek bir vaziyet almak gibi ihatalı bir mahiyeti vardır.
*İşte bu nokta insanın nefsi , bizzat kendisi için KEMAL ,
yani mükemmelliğe ait zirve noktasıdır*.
“ *Nefsini tezkiye eden kurtulur*. ” (Şems, 91/9)
" *Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini beğenen
belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider*."…Mektubat
*Haşiye* : Bu konuyu
(TEZKİYE) genel anlamıyla – Dualarınızla- acz, fakr, şefkat ve tefekkür ve
hatveleri bahsinde ele almak arzu ve niyetindeyiz. Ve minallahi't-tevfik…
………..
“ *Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları
gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan
bunu sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile
oturma*.” ( En’am 6/68)
“ *Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!
Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey
Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla,
bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et*.”
Bakara Suresi 286. Ayet…….. Haşiye:
Haşiye: " *Allah, benim için, ümmetimin hata ile,
unutarak veya baskı ve tehdid altında işlemiş olduğu günahları bağışlamıştır* ."
Hz. Muhammed ( A.S.M)