*Aziz, sıddık kardeşlerim*!
*Bütün ruh-u canımla bayramınızı tebrik ederim. Ve bu
bayramımı çok mübarekleştiren mübarek masumların ve muhterem ümmi ihtiyarların
ve üstadlarının bu defa gönderdikleri kıymetdar risaleleri beş cild olarak
güzelce cildlettirerek tanzim ettik.*
Bu paragrafta ilk bakışta naza gelen ; çok saygı değer,
hürmete lâyık, muhterem, hayırlı, uğurlu, kutlu, mukaddes, bereketli , verimli gibi
anlamları bünyesinde barındıran MÜBAREK kelimesidir. Bu kelimenin ortama, güne,
hale taalluku için ise MASUMİYET tabirinin geçmesidir. Masumiyet ise iki noktada temerküz etmiştir.
Bunlardan biri çocuklara atfen MASUMİYET, diğeri ise ÜMMİYET ile müsemma
ihtiyarlar üzerinedir.
Demek ki ; maddi manevi berekete mazhar olmak, anlam
zenginliğinden müstefid olmak için , masumiyet ( bize bakan yönüyle iyi niyetli
olmak ve hüsnü zannı korumak ) ve
Ümmiliği ( yine bakan yönüyle zihni
arı,kalbi temiz tutmak için malayani ve maneviyatımıza zarar verici şeylerden
içtinap etmek suretiyle ) muhafaza olunmak dersini çıkarabiliriz…
*İnşâallah onlardan çok istifade edilecek. O mübarek
masumların ve muhterem ümmilerin masumane ve hâlisane yazdıkları risaleler,
Risale-i Nur'un kerametine yazıları da bir keramet ilâve ettiğini ve en güzel
yazılardan ziyade tesirli olduğunu hissediyoruz.*
Demek ki masumiyet ve ümmiyet ( yine bize bakan ve yukarıda
ifade edildiği yönüyle elde edilse) İHLASI netice verir. Bu sonuç ise, hem
berekete, hem tesire, hem de makbuliyete mahzar olmak anlamına gelir.
……… *ihlas ile bir dirhem amel, ihlassız batmanlar ile
amellere racih olduğunu*….. Lem'alar
*Hattâ Feyzi'nin güzelce cildlettiği çocukların tevafuklu
mecmuasını getirdiği vakit kuluncum ziyade ağrıyordu. Dedim: "Aman
kardeşim! Benim kuluncumu tut, pek ağrıyor." Birden o mecmuayı açtık,
baktık; birden öyle bir şifa oldu ki, kuluncumu unuttuk. Sonra tahattur ettik,
hayret ettik. Hem o risaleleri yazanların isimlerini, hem yaşlarını, o beş
mecmuanın başlarında medar-ı ibret ve onlara dua ettirmek için dercedeceğiz.
Onları ve hususan üstadlarını ve peder ve vâlidelerini benim tarafımdan birer
birer, hem bu hizmetlerini hem bayramlarını tebrik ediniz*.
Risale-i Nur mesleğinin makbuliyetinin en önemli hüccetlerinden birisi TEVAFUKATTIR.
Tevafukata çok ehemmiyet verilmesinin sırrı hakkında kısa bir açıklama yapmak
gerekirse, şunları söyleyebiliriz.
Risale-i Nur mesleği, Sahabeden (radıyallahü anhüm ecmaîn)
sonra ortaya çıkan mesleklerin kendi içinde taşıdığı düstur ve muhtevi
oldukları usullerden farklı olarak meydana çıktığından ve o mesleklerden bir
insibağ ve rükün almadığından , her hangi birinin devamı olmadığından kendisine
ait özgün değerlere sahiptir. Bu değerlerin başında hakikatin hak ve hakikat
olarak iman ile tesbiti, marifetullah ile tesisi, muhabetullah ile sadakatin
temin edilmesi, Ahkam-ı ilahiyenin hikmet ile bilinmesi, İman sünnetinin ihyası
, amali salih ile ihlasın kazanılması, tekebbür ve şatahattan uzak ubudiyet
bilinci ile Allah’a kulluk edilmesi gelmektedir.
Bu yolculuk mühim bir ciddiyet içerdiğinden ve ilim içinde
sülük olduğundan kendine has bir mizana sahiptir.
Bununla beraber hangi meslek olursa olsun, yol ve yolcuların
ulvi ve kudsi bir NEŞEYE ve NEŞVEYE
ihtiyaçları vardır.
Kimileri bu sevinci, şiir, ilahi, mevlid, kaside ile
kimileri de cehri ve hafi çeşitli zikirler , rabıtalar ile arar ve kendine
mahsus ölçülerle zevk eder.
Hizmet ezvakı ise bunlardan farklı olarak hizmeti içindedir.
Ve hizmetine taalluk eden ve ait olan her şeyin tenasübü, kabul alameti, işari
müjdeleri, rüyayı sadıkaları, amalde ve fiillerde muvafıkıyetler, yol açıklığı
, kısmen maniler ve arkasından gelen fereçler , şevk veren itminanlar ve mesleğin ve meşrebin ilahi bir kast ve iradenin nazarı altında olduğunu
gösteren TEVAFUKALAR ‘dır.
Bu tarz nur yol ve yolculuğunun kendine has özellik
ve niteliklerinden biridir. O nedenle de ehemmiyetlidir.
Bu mektubun ilgili bu paragrafında , masumiyet ve
mübarekiyetin bereketi ile ortaya çıkan eserlerin makbuliyetinin alameti olan tefafukattan
hissedilen neşe ve ezvak-ı kalbiye ,
bedeni maraza galip olmuş, hastalığının rahatsızlık verici etkisi, o zevk-i
ruhani altında setr olmuş…
*Hem Isparta hakkında benim büyük ümidimi fiilen isbat
ettikleri için, bana büyük bir teselli verdikleri için, ölünceye kadar
minnetdarlığımı onlara ve Mübarekler Heyetine ve Medrese-i Nuriye ve Nur ve Gül
fabrikası sahiblerine tebliğ ediniz*.
Safiyet, masumiyet, bereket , ihlas ve tavafukatın içtimaı
,üstadın Isparta’ya olan hüsnü zannını,
taşı toprağıyla hakkında beslediği ümidini teyit etmiş, o da bu teselli verici
ve teşvik edici duygusuna ilgileri dahil edecek bir tebliğde bulunmuş.
Bu noktada hatırımızda kalması gereken bir manevi nezaket
,uhuvvet ve tesanüd düsturuna ait bir mektupdan alıntı yapacağız. Şöyle ki;
*Aziz, sıddık, sadık, çalışkan kardeşim, hizmet-i Kur’ân’da
arkadaşım Re’fet Bey; Senin gördüğün vazife-i Kur’âniyenin hepsi mübarektir.
Cenâb-ı Hak sizi muvaffak etsin, fütur vermesin, şevkinizi artırsın. Senin
vazifen yazıdan daha mühimdir. Yalnız, yazıyı terk etmeyiniz. Uhuvvet için bir
düsturu beyan edeceğim ki, o düsturu cidden nazara almalısınız*:
*Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârâne
ittihad gittiği vakit, mânevî hayat da gider*.
“ *İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz
de elden gider*.” Enfâl Sûresi, 8:46 *İşâret
ettiği gibi, tesanüd bozulsa cemaatin tadı kaçar. Bilirsiniz ki, üç elif ayrı
ayrı yazılsa kıymeti üçtür. Tesanüd-ü adedîyle içtima etse, yüz on bir
kıymetinde olduğu gibi, sizin gibi üç-dört hâdim-i Hak, ayrı ayrı ve
taksimü’l-a’mâl olmamak cihetiyle hareket etseler, kuvvetleri üç-dört adam
kadardır. Eğer hakikî bir uhuvvetle, BİRBİRİNİN FAZİLETLERİYLE İFTİHAR EDECEK
BİR TESANÜDLE, birbirinin aynı olmak derecede bir tefâni sırrıyla hareket
etseler, o dört adam, dört yüz adam kuvvetinin kıymetindedirler*.
*Sizler koca Isparta’yı değil, belki büyük bir memleketi
tenvir edecek elektriklerin makinistleri hükmündesiniz. Makinanın çarkları
birbirine muavenete mecburdur. Hem birbirini kıskanmak değil, belki bilâkis
birbirinin fazla kuvvetinden memnun olurlar. Şuurlu farz ettiğimiz bir çark,
daha kuvvetli bir çarkı görse memnun olur. Çünkü vazifesini tahfif ediyor. Hak
ve hakikatin, Kur’ân ve imanın hizmeti olan büyük bir hazine-i âliyeyi
omuzlarında taşıyan zâtlar, kuvvetli omuzlar altına girdikçe iftihar eder, minnettar
olur, şükreder*.
*Sakın birbirinize tenkit kapısını açmayınız. Tenkit
edilecek şeyler kardeşlerinizden hariç dairelerde çok var. BEN NASIL SİZİN
MEZİYETİNİZLE İFTİHAR EDİYORUM, O MEZİYETLERDEN BEN MAHRUM KALDIKÇA, SİZDE
BULUNDUĞUNDAN MEMNUN OLUYORUM, KENDİMİNDİR TELÂKKÎ EDİYORUM. SİZ DE ÜSTADINIZIN
NAZARIYLA BİRBİRİNİZE BAKMALISINIZ. ADETA, HERBİRİNİZ ÖTEKİNİN FAZİLETLERİNE
NAŞİR OLUNUZ*.
Bu mektubun ilgili paragrafta ; memnuniyet , ümit ve teselli
vesilelerinin faziletlerini ilan ve alakadar olanlara üstad tarafından tebliğ,
onure edici, aidiyet hissi verici, cemaat olarak cami tefeyyüzün
istifadesini tezyid eden çok yönlü manalar içermektedir.
Bizlerde yukarıdaki ölçülere uygun hareket edebilmek adına,
kardeşlerimizde gördüğümüz meziyetleri takdir etmekle ona olan ilgi ve
muhabbetimizi ünsiyet içinde göstermek, hizmetimiz için istekliliklerini
şevklerini korumak, kusurları varsa gizleyerek ve onları medarı bahis
yapmayarak, hizmetimizin bir başka düsturu olan şefkat ile hareket etmek
dersini alabiliriz…
*Namaz tesbihatının sırrına göre: Nasılki namazdan sonra
tesbih ve zikir ve tehlil ile bir hatme-i muazzama-i Muhammediye (A.S.M.) ve
zikir ve tesbih eden ve rûy-i zemin kadar geniş bir halka-i tahmidat-ı Ahmediye
(A.S.M.) dairesine tasavvuran ve niyeten girmek medar-ı füyûzat olduğu gibi;
ben ve biz de, Risale-i Nur'un geniş daire-i dersinde ve halka-i envârında ders
alan ve dua eden ve çalışan binler masum lisanların ve mübarek ihtiyarların
dualarına ve a'mal-i sâlihalarına hissedar olmak ve dualarına âmîn demek
hükmünde olarak, onlarla tayy-ı mekân ederek, hayalen omuz omuza, diz dize
bulunmak hayaliyle ve niyetiyle ve tasavvuruyla kendimizi fevkalhad bahtiyar
biliyoruz. Hususan âhir ömrümde böyle kıymetdar, masum, manevî evlâdları ve
yüzer küçük Abdurrahman'ları bulmak, benim için dünyada bir Cennet hayatı
hükmüne geçiyor*.
Yukarıda mesleğimizin hizmetimiz içerisindeki ezvakından söz
edilmiş idi. Bu paragrafta ise hizmetimizin en mühim evradı olan namaz
tesbihatından söz edebiliriz. Şöyle ki;
Söz konusu bu paragrafta Üstadımız mesleğin camiyeti ve nur
talebelerinin bir biri ile olan ruhani irtibatı , dua makamlarında her biri bir
diğeri için masum ve günahsız olarak sağladığı sevap katkısı, hayal niyet ve tasavvurla ile sağlanan manevi birlikteliği, hissedarlıklar, aynı
rahlede müstefid olunan ders ve aynı
halkada oluşmuş ders arkadaşlığı, iştirak-i amal-i uhreviye ile ahiret kardeşliği gibi geniş ve hakikat bir
dairenin ehemmiyetine , Namaz tesbihatının önem, niteliğine yönelik bir atıfla
nazarı dikkati çekmiş.
Bizde hem bu dairenin bu manadaki keyfiyetini takdir etmekle
birlikte ;
Namaz tesbihatının sırrı,
Namazdan sonra tesbih ve zikir ve tehlilin Peygamberimizin
A.S.M sünneti olarak teşekkül etmiş bir zikir halkası olması,
Rûy-i zemin kadar geniş bir halka-i tahmidat-ı Ahmediye
(A.S.M.) dairesine hayalen dahil olmanın feyzinin hakikati ile ilgili birkaç
bölüm paylaşalım İnşâallah.
“ *BİZİM NAMAZIMIZ TESBÎH, TEKBÎR VE KUR’ÂN TİLÂVETİNDEN
İBÂRETTİR; ONDA DÜNYA KELÂMI KONUŞULMAZ*! ” *Hz. Muhammed A.S.M*
" *NAMAZDAN SONRAKİ TESBİHATLAR TARİKAT-I
MUHAMMEDİYEDİR (A.S.M.) VE VELÂYET-İ AHMEDİYENİN (A.S.M.) EVRADIDIR. O NOKTADAN
EHEMMİYETİ BÜYÜKTÜR*. " Kastamonu
L.
“ *DEMEK, TESBİH VE TEKBİR VE HAMD, NAMAZIN ÇEKİRDEKLERİ
HÜKMÜNDEDİRLER. ONDANDIR Kİ, NAMAZIN HAREKÂT VE EZKÂRINDA, BU ÜÇ ŞEY HER
TARAFINDA BULUNUYORLAR. HEM ONDANDIR Kİ, NAMAZDAN SONRA, NAMAZIN MÂNÂSINI TEKİD
VE TAKVİYE İÇİN, ŞU KELİMÂT-I MÜBAREKE, OTUZ ÜÇ DEFA TEKRAR EDİLİR; 1 NAMAZIN
MÂNÂSI ŞU MÜCMEL HÜLÂSALARLA TEKİD EDİLİR* “ Sözler
“ *ŞU KISA TARİKİN
EVRÂDI, İTTİBÂ-I SÜNNETTİR; FERÂİZİ İŞLEMEK, KEBÂİRİ TERK ETMEKTİR. VE
BİLHASSA, NAMAZI TÂDİL-İ ERKÂNLA KILMAK, NAMAZIN ARKASINDAKİ TESBİHATI
YAPMAKTIR* ”. Sözler
…. *Ve velâyet-i Ahmediye ve ubudiyet-i Muhammediye
Aleyhissalâtü Vesselâm cihetinde, öyle bir daire-i zikirde, namazdan sonraki
tesbihatta bir tarîkat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) virdidirler ki, her namaz
vaktinde yüz milyondan ziyade mü’minler beraber, o halka-i kübrâ-yı zikirde,
ellerinde tesbihler Sübhânallah otuz üç, Elhamdü lillâh otuz üç, Allahu ekber
otuz üç defa tekrar ederler*.
*İşte böyle gayet muhteşem bir halka-i zikirde, sabıkan
beyan ettiğimiz gibi, hem Kur’ân’ın, hem imanın, hem namazın hülâsaları ve
çekirdekleri olan üç kelime-i mübarekeyi namazdan sonra otuzüçer defa okumak ne
kadar kıymettar ve sevaplı olduğunu elbette anladınız* … Şualar
İ’lem eyyühe’l-aziz! “
*Sübhanallah* ”, “ *Elhamdü lillah* ”, “ *Allahu ekber* ”; bu üç mukaddes cümlenin faidelerini ve
mahall-i istimallerini dinle:
1. *Kalbinde hayat
bulunan bir insan, kâinata, âleme bakarken, idrâkinden âciz, bilhassa şu
boşlukta yapılan İlâhî manevraları görmekle hayretler içinde kalır. İşte bu
gibi hayret ve dehşet-engiz vaziyetleri, ancak “Sübhanallah” cümlesinden nebean
eden mâ-i zülâli içmekle o hayret ateşi söner*.
2. *Aynı o insan,
gördüğü leziz nimetlerden duyduğu zevkleri izhar etmekle, hamd ünvanı altında
in’âmı nimette ve Mün’imi in’amda görmekle idame-i nimet ve tezyid-i lezzet
talebinde bulunarak, “Elhamdü lillâh” cümlesiyle nîmetler definesini bulan adam
gibi nefes alıyor*.
3. *Aynı o insan,
mahlûkat-ı acibe ve harekât-ı garîbeden aklının tartamadığı ve zihninin içine
alamadığı şeyleri gördüğü zaman, “Allahü ekber” demekle rahat bulur. Yani,
Hâlıkı daha azîm ve daha büyüktür. Onların halk ve tedbirleri kendisine ağır
değildir* .
*Muhâcirlerden bazı fakîr sahabîler bir gün Allah Resûlüne
(asm) şöyle dediler*:
“ *Ya Resûlallah! Mal sahipleri yüksek derecelere eriştiler.
Bizimle beraber namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar! Bizden ayrı bir de
mallarıyla haccediyorlar, umre yapıyorlar, köle âzât ediyorlar, sadaka
veriyorlar* ! ”
Allah’ın Resûlü (asm): “ *Ben size bir şey öğreteyim mi? Onun
sayesinde sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem
böylece, sizin yaptığınızı yapanların dışında hiç kimse sizden daha fazîletli
olmaz!* ” buyurdu.
Büyük bir müjdeydi. Ashab-ı Kirâm (ra):
“ *Buyurunuz yâ Resûlallah; öğretiniz*! ” dedi.
Resûl-ü Ekrem Efendimiz (asm):
“ *Her namazın
ardından otuz üçer defa SÜBHÂNALLAH, ELHAMDÜLİLLÂH ve ALLAHU EKBER dersiniz*.
Sonra da “ *LÂ İLÂHE İLLALLAHÜ VAHDEHÛ LÂ ŞERÎKE LEH.
LEHÜ’L-MÜLKÜ VE LEHÜ’L-HAMDÜ VE HÜVE ALÂ KÜLLİ ŞEY’İN KADÎR* ” *dersiniz; deniz köpüğü kadar bile olsa
günahlarınız bağışlanır* !” buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142)
Geçen Ramazan-ı Şerif'te, hastalığım münasebetiyle, herbir
kardeşim benim hesabımla birer saat çalışmalarının pek büyük neticelerini
aynelyakîn ve hakkalyakîn gördüğümden; böyle duaları reddedilmez masumların ve
mübarek ihtiyarların ve bahtiyar üstadlarının, benim hesabıma arasıra lisanen
ve kalben duaları ve çalışmaları, kalemleriyle yardımları, benim Risale-i Nur'a
hizmetimin uhrevî bir netice-i bâkiyesini dünyada dahi bana gösterdi.
……………
Söz konusu bu paragrafla ilgili olarak yukarıda ve Risale-İ
Nur’un Müteaddit Yerlerinde İştirak-İ Amel-İ Uhreviye,Sahs-I Manevi, Şirket-İ
Maneviye olarak ;
“ *Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i a'mâl-i uhreviye
düstur-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı miktar, herbir
kardeşlerine aynı miktar defter-i a'mâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i
İlâhiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlâsla
girenlerin kazançları pek azîm ve küllîdir. Herbiri, binler hisse alır.
İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden,
herbirisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba,
binler aynaların herbirisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir*." bu bölümde olduğu gibi, Nur talebelerinin bir
biri ile sevap cihetinde olan manevi münasebetleri nazara verilmiştir.
Burada da sebep sonuç
ilişkisinde bu mübarek çarkın işleyişine dair
Üstad kendi üzerinden bir örnek vermiştir.
Bizde bir örnek ilave ederek dersimize nihayet verelim
İnşâallah..
“ *Risale-i Nur’a intisap eden zâtın en ehemmiyetli
vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan
veya yazdıran, “Risale-i Nur talebesi” ünvanını alır. Ve o ünvan altında, her
yirmi dört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazan daha ziyade hayırlı
dualarımda ve mânevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber, benim gibi dua
eden kıymettar binler kardeşlerin ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve
kazançlarına dahi hissedar olur*. “ Kastamonu L.
“ *ELBETTE, BU BÜYÜK KAZANCI KAÇIRMAMAK İÇİN, TAKVÂDA,
İHLÂSTA, SADAKATTE ÇALIŞMAK GEREKTİR*.”
Kastamonu L.