15.11.10

9.Bediüzzaman sempozyumu

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
The İstanbul Foundation for Science and Culture
2
Prof. Dr. Faris Kaya
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
İcra Kurulu Başkanı
İnsanlık bir yandan baş döndürücü hızla bilimsel ve teknolojik gelişmeler kaydederken, diğer yandan
da varoluşun dayandığı temel prensipleri unuttu ve üzerinde titizlikle durulması gereken insanî değerleri
ihmal etti. Sonuç olarak daha çok kazanma, daha çok tüketim hayatın gayesi oldu ve insanın manevi
boyutu unutuldu. Evler büyürken içindeki aileler küçülüp dağılmaya başladı. En uzak mesafelere,
uzayın derinliklerine seyahatler yapılırken insanın iç dünyasına giden yol bir türlü bulunamaz oldu.
İletişim aletleri gelişti ancak akraba ve yakın komşularla iletişim bağları koptu. Haber ve bilgi kanalları
çoğaldıkça, doğruluğu ve güvenilirliği azaldı ve hakikatin üstünü örter oldu. Edinilen onca bilgiye ve
teknolojik gelişmeye rağmen ruhsal sorunlar, toplumsal dengesizlikler, küresel krizler ve ekolojik problemler
daha da arttı. Bilimsel gelişmeler ve ona paralel teknolojik keşifler beklenilenin aksine bireysel
ve kitlesel olarak beşeri daha da mutsuz kıldı. İlmin yanlış algılanması ve yanlış yollarda kullanılmasıyla
daha çok insan öldüren silahlar geliştirildi ve büyük felaketlere yol açtı.
Bu gerçekler sanki Bakara suresinde Rabbimizin meleklerle olan muhaveresinde, meleklerin insanlara
atfettiklerini hatırlatıyor. Rabbimizin insanlara isimlerini öğrettiğini söyleyince, meleklerin ikna olduklarını
biliriz. İşte burada insanın üstünlüğünün Allah’ı bilmesinde, tanımasında, daha doğrusu Allah’ı
doğru bilmesinde ve tanımasında olduğunu öğreniyoruz. İlmin esas maksadı Allah’ı bilmek ve onun
istekleri doğrultusunda yaşamak iken maalesef bu ihmal edilmiş.
Bu sempozyumun ana teması; “Nasıl bir ilim?” “Bu ilme dayanan nasıl bir iman?” “Bu imanın netice
verdigi nasıl bir ahlak?” “Bu ahlak, beşerin dünyevi ve uhrevi saadetine nasıl hizmet eder?” “Bu hususlar
Kur’an’ın bu asra bakan bir tefsiri olan Risalelerde nasıl ele alınmış ve nasıl islenmiştir?” şeklinde
olacaktır.
Bütün ömrünü insanlığın saadeti için kâinat kitabını doğru okumayı ve İLME doğru bakmayı tahkiki
İMAN ve bunlara dayalı Allah ve ahiret merkezli bir AHLAK anlayışının tesisine adayan, hatta bu
uğurda meşru lezzetleri dahi terk eden, başkalarının iman selameti için gerekirse ebedi saadeti dahi
feda edebileceğini ifade eden Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin düşünce sistemi bu anlamda
mercek altına alınacaktır. Farklı din, kültür ve coğrafyalardan gelen ilim ve fikir insanları Risalelerdeki
bu hakikatleri farklı dinlere mensup düşünürlerin ve filozofların görüşleriyle mukayeseli olarak, özellikle
uygulamaya yönelik, ele alacaklardır. Bu husus sempozyumun seviyesini yükseltmiş ve ona evrensel
bir boyut kazandırmıştır.
Eminiz bu sempozyumla dünyanın dört bir yanından gelen değerli akademisyenlerin gayretleriyle dünyanın
dikkati bu hakikatlere çekilmiş olacaktır. Özellikle, ilimlere bakış, kâinata bakış, hayatın-var oluşun
gayesi ve tahkîkî iman esasları ve bunların beşerin dünyevi-uhrevi saadetine giden yolu oluşturan
evrensel ahlakın tesisindeki rolü dünya gündemine gelmiş olacaktır.
Bu sempozyuma gönderilen 245 (210’u ilk defa) tebliğ arasından ancak 105 (90’ı yeni) tebliğ sempozyum
programına alınabildi. Bu salonda, çoğu gözlemci 350 kadar yurt dışından gelen misafir
akademisyen bulunmaktadır.
Uzun, titiz ve yorucu gayretler ile tebliğ hazırlayan ve tebliğ sunmak üzere veya gözlemci olarak sempozyumu
takip etmek için buraya kadar zahmet edip gelen ilim ehlini insanlık adına takdirle, tebrikle
ve şükranla karşılıyoruz.
Ahiret Merkezli Ahlak Anlayışı
AÇILIŞ KONUŞMASI
3
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nın Değerli Temsilcileri,
Değerli katılımcılar,
Öncelikle, Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’na başarılar
diliyor, tüm dostlarımızı en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum.
“İnsanlık Onuruna Layık Bir Gelecek İçin İlim, İman ve Ahlak”
başlığı altında düzenlenen bu anlamlı organizasyonun, Bediüzzaman
Said Nursî’nin fikirlerinin, eserlerinin, hayatının ve mücadelesinin
anlaşılması açısından çok değerli katkılar sunacağı
inancındayım.
Bediüzzaman Said Nursî’nin Hakk’ın rahmetine kavuşarak ebedi
aleme göç etmesinden bu yana tam yarım asır geçti. Ancak
onun nurlu fikirleri, o fikirlerin vefakâr ve fedakâr takipçileri sayesinde dalga dalga yayılıyor, zaman
geçtikçe daha da güçlü parlayan bir meşale gibi toplumumuzun ruhunu aydınlatmaya ve manevi
köklerini beslemeye devam ediyor.
Bediüzzaman Said Nursî salt bir din rehberi veya bir din alimi değildi. O, tüm bunların ötesinde
gönülleri fetheden kuşatıcı bir kanaat önderiydi. Bu toprakların en müşkül, en buhranlı yıllarında
çileli bir hayat yaşayan Said Nursî, ömrünü Kur’an’ın ışığında eserler üretmeye, iman hakikatlerini
ders vererek milletimizin manevi değerlerini güçlendirmeye adadı.
Bediüzzaman’ın maneviyat hareketi, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne önemli katkılar yaptı.
Said Nursî, tüm hayatı boyunca, maddeci Batı ile maneviyatı sarsılmış Doğu ikilemi arasında sıkışıp
kalan, dağılmakta, parçalanmakta, ayrışmakta olan insanları fikirleriyle ve eserleriyle birleştirmek,
özgün düşünce ve yorumlarıyla toplumdaki ahlaki değerleri yeniden inşa etmek için çalıştı.
Şimdi, vefatından sonra geriye dönüp baktığımızda, Bediüzzaman’ın hayatının hepimiz için
ne kadar ibretlerle dolu olduğunu, eserlerindeki mesajların nasıl çağlarüstü bir nitelik arz ettiğini
daha iyi anlama imkanı buluyoruz. Türkiye’nin yıllardır en çok satan temel eserleri arasında bulunan
Risale-i Nur Külliyatı ile birlikte geride bıraktığı nice eserlerin hepimiz için ne kadar kıymetli bir miras
olduğunu günümüzde daha güçlü bir şekilde yeniden idrak ediyoruz.
İnanıyorum ki, 3-5 Ekim 2010 tarihleri arasında yapılacak olan bu sempozyuma katılan değerli
ilim adamlarımızın sunduğu tebliğler, Said Nursî’nin mesajlarının daha sarih biçimde anlaşılmasına
vesile olacaktır.
Bu düşüncelerle, Bediüzzaman Said Nursî’yi rahmetle anıyor, sempozyumun başarılı geçmesini
diliyor, tüm katılımcıları, konukları sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN
Başbakan
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mesajı
4
Sinan Erdem Spor Salonu
Sempozyum Alanı Giriş Kapılarında Uzun Kuyruklar Oluştu
105 Akademisyenin Tebliğ Sunduğu Sempozyuma, Yaklaşık 300 Akademisyen de Gözlemci Olarak Katıldı
Misafirlerin Karşılanması
5
6
Bülent Arınç
Başbakan Yardımcısı
Değerli gönül dostları,
Hepinizi saygı ile selamlıyorum.
Saltanat, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Çokpartili
dönemleri idrak etmiş, çağının tanıklığını yapmış,
çağlarüstü mesajı, modern zamanlarda yeniden
hatırlatmış çilekeş bir bilge, kutlu bir insan Bediüzzüman
Said Nursi Hazretlerini anma, onun fikirlerini
derinlemesine öğrenme, analiz etme ve
yeni nesillere aktarma amacıyla düzenlenen bu
sempozyumun şimdiden hayırlara vesile olmasını
diliyorum.
Böylesine önemli sempozyumların aksatılmadan
düzenlenmesinden dolayı da memnuniyet duyuyor
ve emeği geçen gönül dostlarını da kutluyorum.
Bu sempozyum boyunca, Said Nursi Hazretlerinin
hayatı, eserleri, düşünceleri, konunun uzmanları,
akademisyenler, O’na hayatında talebelik yapmış,
yol arkadaşlığı, kader arkadaşlığı yapmış dostları
tarafından etraflıca değerlendirilecektir. Hep beraber
bu toplantıyı izleyip bundan istifade etmeye
çalışacağız.
Said Nursi Hazretleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun
dağılmaya yüz tuttuğu dönemlerde, küçük bir Anadolu
şehrinin küçük bir köyünde dünyaya gelmiştir.
İmkânsızlıklar içerisinde başladığı dünya hayatı
ömrünün sonuna kadar yine büyük zorluklar ve
meşakkatler içerisinde devam etmiştir.
Ancak o imkansızlıkların hakim olduğu bir hayattan,
dünyanın düşünce hayatına yön veren bir “medeniyet”
inşa etmeyi başarmıştır. Bediüzzaman’ın,
Nurs köyünde toprağa ektiği, İstanbul’da yeşerttiği,
hapislerde, sürgünlerde büyük bir çınara dönüştürmeyi
başardığı düşünce dünyası, bugün
dünyanın bütün coğrafyalarına kök salmıştır. Bütün
düşünce adamları, ilim-irfan sahipleri, toplum
liderleri ve kanaat önderleri bizim yüreğimizde
müstesna yere sahiptirler. Hepsinin kendilerini
sıradan insanlardan ayırt eden olağan üstü özellikleri
ve güzellikleri vardır. Bizim topraklarımızda
geçmişten bu günlere kadar yetişmiş, fikirleri ile
öğretileri ile topluma örnek olmuş tüm büyüklerimizi
büyük bir sevgi ile yüreklerimizde taşıyoruz.
Gökteki her yıldızın yeryüzünden görünüşü muhteşemdir.
Hepsi gökyüzünün sönmeyen kandilleri
gibidir. Ancak bazıları gözümüze daha bir başka
gözükür. Onların ziyaları daha parıltılı, yaydıkları
ışık daha bir farklıdır. İşte Said Nursi Hazretleri de
böyledir.
İlk bakışta insanın yürek yangını ateşleyen İlahi bir
sevda gibidir. Bir anda esir-i aşkı olursunuz. Bediüzzan
Hazretleri insanın akıl ve gönül dünyasına
aynı anda nüfuz eder. İnsanların vicdanlarında yer
bulur. Çünkü planlı bir şekilde yok edilmeye çalışılan
bu toprakların vicdanın sesidir dahası vicdanın
ta kendisidir. ‘Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam’
diyen bir özgürlük savaşçısıdır.
Kendisini ziyarete gelenlere yol ücretlerini takdim
edecek, bakkaldan getirilen ekmeği açıkta getirildiği
için göz hakkı olur kaygısıyla yiyemeyecek,
dağlarda, kırlarda talebeleriyle gezinirken, yaban
meyvelerinden yemek isteyen öğrencilerine, ‘onlar,
dağlarda yaşayan hayvanların rızkıdır, sakın
yemeyiniz, bizim rızkımız, şehirdeki bağ ve bahçelerdedir’
diyecek kadar varlığın hukukunu korumuş
bir “adalet aşığıdır.”
Kendisine eziyet eden, hukuk dışı uygulamalarla
hayatını zindana çeviren, keyfi ve cebri
bir istibdatla yaşamını dayanılmaz kılanlara
beddua etmek bir yana, ıslahları için dua edecek
kadar bir “merhamet abidesi”dir.
Said Nursi Hazretleri her şeyden önce bir ilim insanı,
bir irfan erbabıdır. İlmi ile de irfanı ile de hedefinde
insan vardır. İnsanın kurtuluşunun, hakikate
ulaşmasının işaretlerini aramış, insanlığın kurtu-
Bediüzzaman Bir Özgürlük Aşığıdır
7
luşu için bu işaretleri şerh etmiş, rehberlik etmeye
çalışmıştır. Tanrısız, materyalist batılı düşüncelere
karşı, Allah inancını ve İslam irfanını savunmuş,
insanlığın ancak “Bir Allah”a iman etmek ile
huzur bulacağını tezini işlemiştir. Bunun da “bilim
ve akıl” süzgecinden geçirerek başarılabileceğini
ortaya koymuştur. “akıl” melekesini cesurca kullanmış,
Aklı, hakikate ulaşmada güvenilir bir araç
olarak görmüştür.
Modern bilime karşı durmamış bizzat bilim ve fen
yolu ile insanlığa hizmet edileceğine işaret etmiştir.
“Bizler bürhana tabi oluyoruz. Akıl ve fikir ve
kalbimizle hakaik-ı imaniye giriyoruz” diyerek, bilim,
düşünce ve teknolojinin önemine vurgu yapmıştır.
Said Nursi Hazretleri, neşrettiği kitapları ve düşünceleri
ile dünyanın en çok eser vermiş ilim
adamları arasındadır. Ancak O, bir özelliği ile ilim
adamları içerisinde bir istisnadır. O,
yüreğine, düşüncelerine ve bileğine
pranga vurulamayacak bir “Özgürlük
Aşığıdır.” Zalim ve zulme asla
boyun eğmedi. Haksızlık eden kendi
din kardeşi bile olsa karşısına cesurca
dikildi. “Adam aldırmada geç
git” demedi. Hep aldırdı. Nereden
bir acı feryat geldi ise ona kulak kesildi,
nerede hakikatin önüne bir bariyer
konuldu ise hep üstüne üstüne
gitti. Bundan dolayı da bir ömrü,
sürekli sürgünler, tecritler, hapisler,
gözaltında işkenceler ile geçti.
Cumhuriyet düşüncesinin en tutkulu
savunucularından birisi olmasına rağmen,
tek parti CHP’sinin zulmünden kurtulamadı. O’nu
kendi dar dünyalarında mahkum ettiler. Bugün dillerinden
düşürmedikleri ezberlerini ilk kez O’nun
şahsında icra ettiler. Bir tek gün bile ne dediğini
dinlemeden, “ne söylüyor acaba” diye anlamaya
çalışmadan, O’nu rejim düşmanı, laiklik karşıtı, irticacı
olarak ilan ettiler. Üstad Necip Fazıl kitabında,
Said Nursi’nin cumhuriyet sevdasını, hapiste,
kendisine getirilen çorbanın suyunu içerek tanelerini
hücresindeki karıncalara ikram ettiğini ve nedeni
sorulduğunda, ‘onlar hem çalışkan hem de
benim gibi Cumhuriyetçidirler, dayanışmacıdırlar’
diyerek anlatmıştır.
Bu tutumuna rağmen dönemin iktidarı tarafından
tümüyle bir karalama kampanyasına tabi tutulmuş,
aleyhindeki propaganda ile halkın gözünde
değersizleştirilmek istenmiştir. Ancak milletine,
ülkesine, tüm insanlığa duymuş olduğu derin ve
tarifsiz sevgi karşısında her türlü komplo çaresiz
kalmıştır. Çünkü O’nun tüm insanlık için “sözleri”
ve düşünceleri vardı. Dahası dünyanın da O’nun
“sözleri”ne ihtiyacı vardı. O evrensel bir huzur
ortamından, insanlığın top yekun kurtuluşundan
bahsediyor, tüm dünya için bir huzur reçetesi hazırlıyordu.
O yalnızca, haktan, hukuktan, özgürlüklerden,
inanç ve düşünce özgürlüğünden bahsediyor,
herkesin inandığı gibi yaşamasını istiyordu.
Kimsenin inancına ve düşüncesine pranga vurulamayacağını
savunuyordu. Taassubun karşısına
aklı, inkarın karşısına inancı, cehaletin karşısına
bilimi, umutsuzluğun karşısına idealizmi, miskinliğin
yerine çalışmayı, ilerlemeyi, teknolojiyi ve
fenni koyuyordu. Ülkenin de insanlığın da, hür ve
özgür ortamlarda inkişaf edeceğini düşünüyordu.
Bugün, insan hak ve özgürlüklerini
kendisine ilke edinmiş, katılımcı, çoğulcu
ve hakiki bir demokrasinin inşası
için harekete geçmiş ülkemizde ve
insanımızdaki özgürlük ve demokrasi
sevdasında, Said Nursi Hazeretleri’nin
mücadelesinin ve düşüncelerinin büyük
katkıları olmuştur. Etnik, dini, siyasi
ve kültürel açıdan çoğulcu bir
demokratik yapının inşasında, O’nun
özellikle Meşrutiyet döneminde serdettiği
düşünceler büyük katkı sağlamıştır.
Ölümünün üzerinden yılların geçmesine
rağmen, medeniyetimizin evrensel
mesajını, zengin bir dil ile yeniden ifade eden
Bediüzzaman’ın düşüncelerinin değeri her geçen
gün artmaktadır. Bu düşünceler insanlık için de değerli
ve önemlidir. İslam’ın çatışmacı ve dışlayıcı
değil, aksine, birleyici ve bütünleştirici olduğununu,
O’nun tefekkürü tüm dünyaya yeniden hatırlatmaktadır.
Bugün dinlerarası diyalog arayışlarının
ilhamını O’nun düşünce iklimi oluşturmuştur.
Evrensel bir hidayet çağrısı olarak İslam’ın, modernliğin
ürettiği sorulara verdiği cevapları, biz,
Said Nursi’nin Risalelerinden öğrenebiliyoruz.
Said Nursi’yi, bugün bizim için değerli kılan nedenler
arasında, O’nun sadece konuşan değil
aynı zamanda inandığı ve ifade ettiği düşünceleri
ahlaki bir çerçevede yaşaması da sayılmalıdır.
Düşünce-eylem bütünlüğününe sahip, düşündüğü
gibi yaşayan ve davranan, geleneksel ifadesiyle
‘ihlas’ın en sağlam sütunlarından birisiydi. Hiçbir
Said Nursi
Hazretleri her
şeyden önce
bir ilim insanı,
bir irfan
erbabıdır. İlmi
ile de irfanı ile
de hedefinde
insan vardır.
8
dünyevi ve uhrevi çıkar gözetmeksizin, Horasan
dervişleri gibi ‘Halka hizmeti Hakk’a hizmet’ olarak
gören bir bilgedir Said Nursi. ‘Biz muhabbet
fedaileriyiz, husumete, düşmanlığa vaktimiz yoktur’
diyen bir gönül insanıdır. Bu toprakları birlik ve
beraberlik ve sevgi duyguları ile mayalayan Şeyh
Edebali, Hacı Bektaş-ı Veli, Hz. Mevlana, Yunus
Emre, Ahmed Yesevi gibi, bir hikmet, marifet ve
muhabbet kutbudur.
Hikmetin, insanlığın yitiği olduğundan hareketle
gerçekleştirdiği bu anlamlı inşanın meyvelerini
bugün toplum olarak birlikte devşiriyoruz. İnsanın,
kendine ve ötekine acı vermeden yaşayabilmesi
için toplumsal ve ahlaki bir ideali olmalıdır. Said
Nursi için Eşref Edib’in nitelemesini
hatırlayalım: ‘Sokrates
neden bu kadar büyüktür? Bir
fikir uğruna hayatı hiçe saydığı
için değil mi?’ İşte Said
Nursi de, toplumsal ve ahlaki
idealleri uğruna, şahsi hayatını
adamış bir alim bir ideal
insanıdır.
“Bin canım olsa iman ve ahirete
feda etmeye hazırım”
diyerek, doğruluk uğruna,
hak uğruna, inanılan değerler
uğruna bir değil bin tane
candan vazgeçmek için bile
bir an tereddüt etmeyen
Bediüzzaman Hazretleri, bir
savunmasında da, “Artık
yeter! Tahammül kalmadı.
Bana dünyayı zindan ettiniz. Ben de ahiretin
kapısını çaldım. Rahmet-i İlahiyye açtı” sözleri
ile bugün binlerce insanın sıkı sıkıya sarıldığı
dünya ve dünya nimetlerine karşı ne kadar kayıtsız
olduğunu ortaya koymaktadır.
Dünyadan kolayca vazgeçtiğini gösterdiği bu sözleri
aynı zamanda, bu bilge insana, yaşatılanların
ne kadar ağır ve şiddetli olduğunu da gösterir. Ama
o, bütün zulme, bütün kötülüğe rağmen her zaman
vakur bir şekilde ama isyan etmeden, metanetle,
‘insanlar zulmeder, kader ise adalet eder’ diyerek,
sabır ve tevekkülle, insanlığa hizmeti sürdürmüştür.
Kendisini karanlığa atarak hayatını karartmak
isteyenlere, gönül çırasından oluşturduğu, kutlu
eserler telif ederek, tüm dünya ve insanlığı da
aydınlatacak “nurlu bir meşale” armağan etmiştir.
‘Kırk yıldır dünya lezzeti adına bir şey bilmiyorum’
dediği günlerde, mahrumiyetlerle dolu hayatında,
bir karınca sabrıyla inşa ettiği tefekkürü, Bilge Şair
Sezai Karakoç’un deyişiyle, ‘yeni bir Anadolu rönesansının’
başlamasına yol açmıştır.
Çocukluğundan, ebedi istirahatgahına göç ettiği
güne kadar, esaretler, hapisler, tecritler, işkenceler
ve sürgünler ile yaşayan Said Nursi Hazretleri,
tıpkı gök yüzündeki güneş gibi, yıldızlar gibi, cehaletin
karartmaya çalıştığı dünyamıza ve insanlığa
ışık tutacak kutlu eserler bırakmıştır. 6 bin sayfadan
oluşan külliyatını aşk ile telif etmiştir. Sağır
ve karanlık duvarların ardında telif ettiği bu şaheserler
şimdi dünyanın dört bir yanında insanlığı
aydınlatmaya devam etmektedir. Yüce kitabımız
Kur’an-ı Kerim sevdalısı olan Bediüzzaman Hazretleri,
tüm eserlerinde yalnızca kutsal kitabımızdaki
ilahi mesajları insanlık için
yorumlamaya çalışmıştır. İman
hakikatlerini akla yaklaştırarak,
akli deliller ile izah etmeye çalışmıştır.
Akla hitap ederken de
kalbi hiçbir zaman ihmal etmemiştir.
Bir demokrasi ve özgürlük
aşığı, bir Hakikat sevdalısı, nihayet
bir kul ve insan olarak Said
Nursi’nin sadece bu topraklara
değil, bu topraklardan başlamak
üzere, dalga dalga, bütün dünyaya
yayılan sevgi ve ilim çağrısına
artık daha samimi biçimde
kulak vermenin zamanıdır.
O’nun zengin medeniyet tasavvuru
bugün hepimize örnek olmalıdır.
Kinden, nefretten, kıskançlıktan
uzak, merhamet ve
sevgi dolu yüreğinden hepimiz için alınacak dersler
olduğuna inanıyorum. O’nun memleket ve millet
sevdası, ayrım gözetmeksizin bütün milletine
duyduğu sonsuz sevginin bugün, kamplaşan, kutuplaşan,
birbirini düşman gibi gören, bir diğerini
ötekileştiren siyaset anlayışına ve siyasetçileri için
anlatacağı büyük şeyler olduğunu düşünüyorum.
O bırakın sevdiklerine karşı kıskançlık, kin ve nefret
duyguları beslemeyi, kendisini yok etmeye çalışanlara
bile engin merhamet, sevgi ve hoşgörü
taşımaktaydı. Sözlerime O’nun sözleri ile son veriyorum:
“İşte benim bütün hayatım böyle zahmet
ve meşakkatle, felaket ve musibetle geçti.
Cemiyetin imanı, saadet ve selameti yolunda
nefsimi, dünyamı feda ettim. Helal olsun. Onlara
beddua bile etmiyorum.”
Hepinizi tekrar sevgi ve saygı ile selamlıyorum.
Çabası, tüm
karanlıklar için
bir kıvılcım
oluşturmaktan ibaretti.
35 yıllık hapis ve
sürgün hayatına, tüm
mahrumiyete rağmen
bunu da başardı.
Hem de bunları izzet
ile, insanlık onurunu
hep yüksekte tutarak
yaptı.
9
10
Doç. Dr. Hüseyin Çelik
Milli Eğitim Eski Bakanı,Van Milletvekili
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve misyonuyla
ilgili olarak 9.su düzenlenen bu uluslararası
sempozyumda sizlerle birlikte olmaktan, bu nezih
ortamda bu anlamlı mekanda sizlere hitap etme
fırsatı bulmaktan dolayı fevkalade memnun ve
mesrurum.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri büyük İslam
mütefekkiri, alimi ve büyük müceddid insan, menfi
milliyetçilik dediği etnik milliyetçiliğe hayatın hiçbir
safhasında zerre kadar yer vermediği halde ve bütün
hayatı menfi milliyetçilik dediği ırkçılıkla mücedeleyle
geçtiği halde statüko sıkılmadan kendisine
Kürtçülük izafe etti, kendisini Kürtçülükle itham
etti. Hayatının hiçbir safhasında şiddete, kaba
kuvvete kesinlikle tevessül ve tenezzül etmediği
halde, bütün talebelerini şiddetle bundan men
ettiği halde müspet hareket dediği hareket tarzını
yani demokrasi içersinde fikir mücadelesi esasına
dayanan ve İslam aleminde sivil itaatsizliğin
sembolü olan kendi davası, misyonu ve hayatını
hepimiz biliyoruz ve eserleriyle tavrıyla ortaya koymuştur.
Buna rağmen statüko tek parti diktatörlüğü
kendisine sürgünleri, ceza evlerini, işkenceyi
ve tecrid edilmeyi reva gördü. Bütün bunlar maalesef
yaşandı.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerine hayatında
tahammül edemeyenler O’nun mezarına bile tehammül
edemediler. Darbeci zihniyet 60 darbesinden
sonra Şanlıurfa’daki mezarının parçalayarak
oradaki naaşını bir meçhule götürdü. Belki de
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin bir mezara
ihtiyacı yoktu. Çünkü o zaten mü’minlerin gönlünde
müstesna bir makam edinmişti. Bundan dolayı
bir mezara ihtiyacı yoktu.
Tarih boyunca önemli insanlar ve değerli insanlar
gelmiştir. Genel kaide şudur önemli insanlar her
zaman değerli insanlara hayatı zindan etmişlerdir.
Merhum Osman Yüksel Serdengeçti, Bediüzzaman
Said Nursi ve talebeleri ili ilgili olarak yazdığı
bir tahlilde der ki: ‘Sokrat niçin bu kadar büyüktür?
Bir dava uğruna hayatı hakir gördüğü için değil midir?
Neydi Sokrat’ın suçu? Sokrat beş yüz çeşit
tanrısı olan Yunan toplumuna Yaratıcı bir tanedir
çünkü kainatta milimetrik bir düzen vardır. Sizin
Apollo’dan Zeus’a kadar beş yüz çeşit tanrınız vardır
böyle saçmalık olmaz!’ dediği için. Atina’da beş
yüz bir kişilik jüri tarafından yargılandı ve baldıran
zehri içirilerek ölüme mahkum edildi. Zehri çekeceği
sırada Sokrat kalabalığın içinde bir hanımın
ağladığını işitiyor dönüp bakıyor ki kendi hanımı.
Diyor ki: ‘Hanım niçin ağlıyorsun?’ ‘Ben ağlamayayım
da kimler ağlasın?’ diyor. ‘Seni haksız yere
öldürüyorlar.’ Sokrat şunu söylüyor, diyor ki: ‘Hanım
beni haklı yere öldürseler daha mı iyi olurdu?
Sen bir mücrimin, suçlunun karısı olmak ister miydin?’
Ve Sokrat’ın talebelerine verdiği son ders şudur:
‘Ben ne ilkim ne de sonuncu olacağım. Hak
ve hakikati günlük hayat kaygılarının üstünde tutan
bir çok insanın akıbeti benimkini kovalayacak.
Ama beni ölüme mahkum eden beş yüz bir kişilik
mahkeme heyeti tarihin nisyan bulutlarına, unutulmuşluk
bulutlarına gömülecek!’ diyor. Gerçekten
Sokrat bütün görkemiyle yaşıyor. O’nu gammazlayan
O’nu şikayet eden Meletus’un da adını sanını
kimse bilmiyor, o beş yüz bir kişilik Atina site
devletinin jürisinin de adı sanı yer yüzünde yoktur.
Niye? Çünkü Sokrat değerli bir adamdı o beş yüz
bir kişi önemli adamdı.
Önemli adamların önemi, makamı, mevkisi, rütbesi,
parası pulu olduğu sürecedir. Onlar bittikten
sonra önemli adam diye bir şey yoktur. Ama değerli
insanlar yaşadıkları zamanın, zeminin merhametsizliğine
uğrasalar bile onlar yaşadıkları
dönemde anlaşılmasalar bile onlar Bediüzzaman
Said Nursi örneğinde olduğu gibi sürgünlere gönderilseler,
hapishanelere, zindanlara atılsalar bile
diğer insanlardan tecrid edilseler bile zehirlenseler
bile işkence görseler bile onlar gömülen bir hazine
gibi her zaman kendi değerlerini ve kıymetlerini
muhafaza ederler işte bu görüntü bunun bir
ispatıdır. Kendisine zulmeden devlet görevlilerinin
tüyü bitmemiş çocuklarını gördüğü zaman onların
hatırına onları affeden bir şefkat kahramanıdır.
Hayatına sevgiyi hakim kılmıştır. Biraz önce de-
Bediüzzaman’ı Dinleselerdi...
11
ğerli belediye başkanımız okudu. ‘Biz muhabbet
fedaileriyiz husumete vaktimiz yoktur.’ diyor. Ama
O’na eziyet eden önemli adamlar vardı. Onlar tarihin
çöplüğüne gömülmüştür. Kimse adını, sanını
bilmez.
1995’te yine İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından
düzenlenen bir uluslararası sempozyuma akademisyen
olarak bir tebliğ sunmuştum. Milli Eğitim
Bakanlığım esnasında 2005’te Paris’te UNESCO
genel konferansında Türkiye’yi temsilen bulunuyordum.
Türkiye’nin büyük gazetelerinden birisi
ben Paris’teyken manşet attı: ‘Milli Eğitim Bakanı
Hüseyin Çelik’in şöyle dediği ortaya çıktı.’ Ben
ne demişim? Demişim ki: ‘Cumhuriyetin başında
Cumhuriyeti kuranlar eğer Bediüzzamanı
dinleselerdi, Bediüzzaman yeteri kadar anlaşılsaydı,
bugün Doğudaki Kürt gençler içerisindeki
Kürtçülük; batıdaki
Türk gençler içerisinde Türkçülük
gibi bir ırkçılık hareketi
olmazdı.’ Bugün de aynı şeyi
söylüyorum. Bediüzzaman
Said Nursi ortak değerlerde buluşmanın
ortak değerler eksenindeki
kardeşliğimizin sembol
manevi mimarlarından birisidir.
Bugün Bediüzzaman fikirlerine
çok daha fazla ihtiyaç vardır.
Özellikle bölünme senoryalarının
yapıldığı kardeşliğimize
gölge düşürülmeye çalışıldığı
bu yıllarda bu zamanda Bediüzzamanı
daha yakından anlamaya
daha fazla ihtiyacımız
vardır. Bu gazete bu manşeti
attıktan sonra bir gazeteci beni
telefonla aradı: ‘Sayın Bakan’ dedi. ‘Sizinle şu
Bediüzzaman konusunu bir görüşmek istiyorum,
bir mülakat yapmak istiyorum’ dedi bana. Ben de
‘Hay hay. Yalnız benim size sorum var siz Bediüzzaman
Said Nursi’nin herhangi bir eserini okudunuz
mu?’ ‘Hayır, okumadım’ dedi. ‘Yüz otuz küsur
parça risalesi var bunlardan bir tek tanesini bile
okumadınız mı?’ ‘Hayır, okumadım.’ dedi. Dedim
ki: ‘Benim sizinle Bediüzzaman konusunu konuşmam,
alfabe bilmeyen bir çocukla tabiat felsefesini
tartışmaya benzer.’
Saygıdeğer misafirler işte bu ve benzeri sempozyumlar
hem Türkiye’de hem bütün dünyada
bu büyük dava insanının bu büyük fedakarlık ve
feragat insanının kendini cemiyete adamış olan
ve özellikle şahsi hayatını ve zevklerini gençlerin
imanının kurtulması uğruna adeta bir kenara bırakan
bu büyük insanın çok daha iyi anlaşılması
gerekiyor. İşte bu sempozyumlar, bu toplantılar,
inanıyorum ki bu amaca hizmet edecektir. Birbirimizi
daha iyi anlamamıza sevgi, hoşgörü, ekseninde
bir toplum olmamıza büyük çapta hizmet
edecektir. Türkiye’de dini ne olursa olsun, anadili
ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, bölgesi
ne olursa olsun, hiçbir insanımızın tek bir ferdimizin
bile öteki kabul edilmediği hiç kimsenin kimseye
hayat tarzını dayatmadığı insanlara hayatlarını
tanzim etme biçimlerinden dolayı farklı muamelelerin
yapılmadığı bir toplum oluşturmak için gecemizi
gündüzümüze katıyoruz. Elimizden geleni
yapıyoruz. Sizler bize bu konuda destek oldukça,
güveninizi sürdürdükçe ben inanıyorum ki Türkiye
çok çok daha aydınlık, çok çok daha parlak günlere
kavuşacaktır.
Bir hatırayı naklederek huzurlarınızdan
ayrılacağım. Bediüzzaman
Said Nursi’nin Erek
dağındaki inzivası esnasında
yanında bulunan bir Hamit
hocamız vardı: Hamit Ekinci.
Şunu söylerdi: “Bir gün ben bir
yılan öldürdüm, getirdim. Üstad
bana çok kızdı. Dedi ki: ‘Bunun
rızkını sen mi veriyorsun
ki sen bunu öldürdün?” Yılanın
bile öldürülmesine tahammül
etmeyen, büyük bir tepkiyle
karşılayan bir insandan bahsediyoruz.
Osman Bey, oğlu
Orhan Bey’e altı maddelik bir
vasiyetname bırakmış. Arapça
bir vasiyetnamedir ve birinci
maddesi ‘şefkat ala hulkillah’
diye başlar. Yani Allah’ın yarattığı her şeye karşı
şefkatli olun diyor. Sadece insanlara karşı değil
bütün canlılara, tabiata, dağa, taşa, denize karşı
da şefkatli olun. İşte Bediüzzaman Said Nursi
bu peygamber ahlakını kendi şahsında yaşayan,
gösteren ve bunu talebelerine ders veren ve
bunu misyon edinmiş olan bir insandı. O’nu anlamayanları
O’nu anlamaya davet ediyoruz. O’nun
bilmeyenleri O’nu bilmeye davet ediyoruz. Peşin
hükümlerle ideolojik saplantılarla O’na yaklaşanlara
da bu peşin hükümlerden ve ideolojik saplantılardan
lütfen sıyrılın diyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle sempozyumun başarılarla
geçmesini ve hayırlı sonuçlara vesile olmasını
diliyor ve bu vesileyle tekrar hepinize en derin
sevgilerimi saygılarımı sunuyorum.
Bediüzzaman
Said Nursi
ortak değerlerde
buluşmanın, ortak
değerler eksenindeki
kardeşliğimizin
sembol manevi
mimarlarından
birisidir.
Bugün Bediüzzaman
fikirlerine çok daha
fazla ihtiyaç vardır.
12
13
Ödül Töreni
Hayatlarını Risale-i Nur’u İngilizce ve Arapçaya tercüme etmeye adayan Şükran Vahide ve İhsan Kasım Salihi’ye bu
hizmetlerinden dolayı plaket ve hediyeler verildi.
14
Prof. Dr. Mehmet Görmez
Diyanet İşleri Başkanı
Sözlerimin başında Efendimiz’in âlim ile alem
arasında kurduğu muhteşem ilişkinin 20. asırdaki
en büyük mümessillerinden Üstad Bediuzzaman
Said Nursi’yi minnetle, şükranla, rahmetle yad
ediyorum.
Arapça’da “Henîen lekum” diye çok hoş bir ifade
vardır. “Henîen lekum”; kutlu olsun, mübarek
olsun, gönülden tebrik ediyorum demektir.
Henîen lekum, aynı zamanda Bediüzzaman Said
Nursi’nin, kendisinden üç yüz sene sonra yaşayacak
Müslüman gençlere gönderdiği bir telgrafın
son cümlesidir. Üç yüz sene değil, yüz yıl dahi
geçmedi ama; bu salonu dolduranların, dünyanın
dört yanından gelen ilim ve fikir adamlarının
tebrik mesajını; henîen lekum mesajını
hak ettiklerine inanıyorum. Bu mesaj, bu tebrik
mesajı mazi derelerinden telsiz telgrafla
gelen müstesna bir mesajdır. Şimdi gelin hep
birlikte bu tebrik mesajını okuyalım, telgrafın öbür
ucundaki sese can kulağı verelim. “Ey üç yüz seneden
sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş
ve sâkitane (susarak) Nur’un sözünü dinleyen ve
bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile bizi temaşa eden Saidler,
Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar
ve saireler!.. Sizlere hitap ediyorum: Başlarınızı
kaldırınız ve ‘sadakte’ deyiniz. Böyle demek
sizlere borç olsun. Şu muasırlarım varsınlar beni
dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden
sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla
konuşuyorum. Ne yapayım? Acele ettim; kışta
geldim. Sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz.
Şimdi ekilen tohumlar sizin zemininizde çiçekler
açacaktır. Biz bu hizmetimizin ücreti olarak
sizden şunu bekliyoruz ki; mazi kıtasına geçmek
için geldiğinizde mezarımıza uğrayınız. O bahar
hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar
taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve
Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına
takınız. Kapıcıya tembih edeceğiz. Bizi çağırınız.
Mezarımızdan “henîen lekum, henîen lekum” mesajını
işiteceksiniz.
İnsanlığı konuşmak, insanlığın onurunu konuşmak;
insanlık onuruna layık bir geleceği konuşmak,
insanlık onuruna layık bir geleceği inşa etmeyi
konuşmak, ve gelecekte imanı konuşmak,
bilgiyi, hikmeti konuşmak, ahlakı konuşmak elbette
çok önemlidir. Bütün bunları konuşmak için
bu sempozyumda ele alınacak bütün konuları bir
cümlede bana özetleyiniz derseniz ben sadece bir
cümle ile şöyle derim: “Nev-i beşerdeki hikmet-i
ezeliyenin sırlarını ilan etmek.”
Üstad Bediüzzaman, varlığı ve evreni, kâinatı öğrencinin
önlerine ve rahlelerinin üstüne koyarak
okudukları bir kitap haline getirmiş ve bunun asıl
amacının tahkikî iman olduğunu ifade etmiştir.
Kendisine kulak verenlere evren, her zerresiyle
Allah’ı anlatır. Risaleler okunduğunda varlığın
adeta satır satır Allah adına okunduğuna şahit
olunur. Denizin köpük köpük dalgalarında “Ya Celil,
ya Cebbar, ya Rahim, ya Kerim”, kedinin mırmırlarında
“ya Rahim” sesini denizin köpük köpük
dalgalarında “Ya Celil, Ya Cebbar” zikrini duyar.
Gecenin karanlıklarında kulak verdiği ağaçların
yapraklarından çıkan hışırtılar, gökte bize göz kırpan
yıldızlar, tane tane düşen kar ve yağmurlar,
gökte bir lamba gibi parlayan güneş, yerde yüzünü
Rahman’ın yüzüne çeviren nazenin çiçek ve
tüm canlılar hepsi birden tek bir şeyi, tek bir hakikatı
haykırırlar. O da “Allah”tır.
Üstad, onları ilzam ederek mevcut sistemin eksiklerini
onlara göstermek ve onları uyarmak istemiştir.
O, kurmayı düşlediği üniversite ile bir
taraftan geri kalmış İslam dünyasını ihya etmeyi
hedeflerken, diğer taraftan da ateizmin ve bolşevizmin
istilasının önünü kesmeyi düşünmüştür.
Ona göre okullarımızda din ilimleriyle beraber fen
ve sosyal bilimler birlikte okunursa din-bilim çatışması
ortadan kalkacak ve gençler imansız yetişmeyeceklerdir.
Bu durumu şu veciz sözleriyle
ne kadar güzel dile getirir: “Kalbin ziyası ulum-u
diniyedir. Aklın nûru fünun-u medeniyedir. İkisinin
imtizacından hakikat tevellüd eder. Ayrılmalarından
ise birinden taassub, birisinden inkâr doğar.”
Bediüzzaman Said Nursi, iman ile ahlakın ayrıl-
Henien Lekum
15
maz bir bütün olduğunu, iman ehlinin aynı zamanda
güzel ahlak sahibi kimseler olmaları gerektiğini
söyler. Talebelerinin bu özelliklerini mahkeme
savunmalarında dile getirirken bugüne kadar
ögrencilerimden anarşiye katılan, bozgunculuk
yapan veya memleketin asayişini ihlal eden hiç
kimse çıkmamıştır der. Gerçekten de hep müspet
hareket etmeye ve sürekli ihtilaf ve kavgadan
uzak durmaya teşvik ettiği öğrencilerinin ülke barışında
oynadıkları rol her türlü
izahın üzerindedir. Bizzat kendisi
ma’ruz kaldığı her türlü muameleye
rağmen müspet hareketten
asla geri durmamıştır.
Devletin ve milletin aleyhinde
hiçbir teşebbüse ne fiili ne de
düşünsel olarak katılmamıştır.
“Eğer biz ahlak-i İslamiye’nin ve
hakaik-i imaniyenin kemalatını
ef’alimizle izhar edersek sair
dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle
İslamiyet’e gireceklerdir.
Belki küre-i arzın bazı kıtaları
ve devletleri de İslamiyet’e dehalet
edeceklerdir.” der.
Diyanet İşleri Başkanlığımızın tarihi ile ilgili bir arşiv
bilgisini sizlerle paylaşarak huzurunuzdan ayrılmak
istiyorum. Mâlum olduğunuz gibi az önce
sayın bakanımız da ifade ettiler, Risale-i Nur
külliyatı ülkemizin tarihinde muhtelif dönemlerde
mahkemelerde yargılanmıştır. Bu mahkemelerde
zaman zaman bilirkişi raporları desteğini alabilmek
için Diyanet İşleri Başkanlığı’na müracatları
olmuştur. Bu toplantı vesilesiyle bu arşiv belgelerini
temin etmeme yardımcı oldukları için burada
bulunan hâzırûna şükranlarımı arz ediyorum.
Ancak, on yedi tarihi belgeyi okuduktan sonra
mahkemelere Türkiye’nin büyük mahkemelerine
Diyanet işleri Başkanlarınca heyet-i müşavere
âzâlarınca bazen il müftülerince takdim edilen tarihi
belgeleri okuduktan sonra iç dünyamda oluşan
coşkuyu sizlerle paylaşmak
istiyorum.
En zor zamanlarda,
Türkiye’nin en zor zamanlarında
Diyanet İşleri
Başkanlığı’nca bu mahkemelere
verilen on yedi ayrı
bilirkişi raporunda Risalelerle
ilgili menfi birtek kelimenin
olmayışının, başkanlığın
tarihine şerefle
yazılması gereken bir tarihi
belge olarak kaydedilmesi
gerektiğini düşünüyorum.
Rize müftüsu merhum Yusuf Karaali’den Diyanet
İşleri Başkanlığı’nı yirmi beş yıl sırtında taşıyan,
omuzunda taşıyan, emek veren Ahmet Hamdi
Akseki merhuma kadar, Ali Rıza Hakses’e kadar
heyet-i müşavere içerisinde yer alan bu büyük
alimlerin her birisi sizce “Henîen lekum. Henîen
lekum” mesajını hak etmiyorlar mı?
Hepinize saygılar sunuyorum.
Bediüzzaman
Said Nursi, iman ile
ahlakın ayrılmaz bir
bütün olduğunu, iman
ehlinin aynı zamanda
güzel ahlak sahibi
kimseler olmaları
gerektiğini söyler.
16
Medya da Oradaydı...
Sempozyum Sunucuları: Said Taktak ve Mustafa Çalışan Dr. Seyyid Nebil Bas Sempozyuma Gözlemci Olarak Katıldı.
Açılış Sonrası Hatıra Fotoğrafı...
17
Dr. Kadir Topbaş
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini anmak ve
fikirlerini idrak etme adına önemli bir fırsat olan
sempozyumun hayırlara vesile olmasını diliyor,
hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Teknolojik gelişmelerin hızlandığı globalleşen
dünyamızda dünya nüfusunun yüzde 65’i şehirlerde
yaşamakta. Şehirlerdeki yaşam maalesef
insani değerlerden uzaklaşıyor. Teknolojik buluşmalarla
farklı güzergah üzerinde insanların seyrettiğini
gördüğümüz dünyamızda birileri çıkarak
buna “dur” deyip insanlığın aslî değerlerine sahip
çıkmalarını ve yaşamlarına geçirmelerini haykırması
gerekiyor.
İnsani değerlerden biri olan gelecek için ilim, irfan,
iman gibi, ahlak gibi önemli değerlerin hissedilmesi
ve yaşanması hepimizin arzusu.
Kültür ve medeniyetimizi yoğuran aslî değerleri
ifadede Bediüzzaman’ın önemini biliyoruz. Asırlara
yayılan bu gür seda sevgi ve hikmet dolu hislerimizin
tercümanı olarak bizim dünyaya yayılan
sesimiz olmuştur -ki buraya katılan, kırka yakın
ülkeden yüzü aşkın akademisyenin ve binlerce
değerli konuğun katılımı bunun en büyük şahididir.
Bediüzzaman’ın engin dehası, derin fikirleri, yüksek
bir şahsiyeti vardı. O, eşsiz sevgi ve hoşgörü
sahibi bir insandı. Böyle bir insan toplumların karşı
karşıya olduğu sorunlara duyarsız kalamazdı.
O da kendinden bekleneni yaptı; hayatını insanlığın
sorunlarına çare aramaya adadı, vakfetti. Her
türlü zorluğa göğüs gerdi. Önüne çıkan engellerde
kenara çekilmek ve onu bahane etmek yerine,
engelleri ortadan kaldırmak ve geleceğe ışık tutmak
istedi ve kendisini buna adadı. İlim konusunda
daha da derinleşti. Ardında bıraktığı Risale-i
Nur külliyatının bu denli etkili olması boşuna değildir.
Çünkü bu külliyatın kaynağında azim, fedakarlık,
iman ve derin bir hikmet bulunmaktadır.
Bunu külliyatın her satırında görmek mümkündür.
O din, dil ve ırk gözetmeksizin bütün insanlığı etkiledi
ve aydınlattı. Onun fikirleri insanlığı kucaklayan
bir medeniyet algısının ürünüydü. Hikmetli
sözleriyle kültürümüzün zenginliğini temsil etti,
insanlığın gönlünde taht kurdu. Sadece kendi
çağına değil; kendinden sonraki çağlara da ışık
tuttu. Cemil Meriç şöyle diyor: “Said Nursi bir mücadele
adamı... Yalçın bir irade... Taviz vermeyen
bir mizaç... Tefekkürden çok iman...” İnanıyorum
ki onun fikirleri her çağda taze ve öncü olacaktır.
İşte bu gün burada tertiplenen sempozyum özellikle
bu fikirler çerçevesinde insanlığın geleceğini
şekillendirme adına insanlığa önemli mesajlar verecektir.
İktisadi eşitsizlikler dinler ve medeniyetler arasında
çatışma teorileriyle küresel terör insanlığı
ciddi anlamda tehdit etmekte. Bu devasa sorunların
çözümünde Bediüzzaman’ın çözümü bizlere
çok şey anlatıyor. O diyor ki: “Bizim düşmanımız
cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı
sanat, marifet, ittifak silahlarıyla mücadele
edeceğiz.” Ve devam ediyor: “Biz muhabbet
fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur.” diyor.
İşte evrensel barışa muazzam bir katkıda bulunmak
için en etkili yol inanıyorum ki bu sempozyumda
Said Nursi’nin başlattığı ihya ve teceddüd
hareketinin çok daha iyi anlaşılmasına hizmet
edecektir. Ve yüzyılımızın en büyük barış projesi
olan “medeniyetler ittifakı”nın sembol şehri
İstanbul’dan dünyaya verilecek barış ve hoşgörü
mesajı çok daha anlamlı olacaktır.
Bu büyük buluşmanın hayırlara vesile olmasını
diliyor, tüm insanlığa verilecek bir kurtuluş reçetesini
işaret etmesi adına başarılar diliyor, hepinizi
sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Biz Muhabbet Fedaileriyiz
18
İnsanlık Onuruna GELECEK İlim, İman,
19
Onuruna Layık Bir
GELECEK İçin
İman, Ahlak
20
Dr. Vaffi Sheriff
Usmanu Danfodio Üniversitesi, NİJERYA
Nursi’nin Kur’an anlayışı gerçekçi ve mübalağadan uzak bir yorumdur.
O insanlığın istikrarının ancak iman ve hakikatle elde edilebileceğini öngördü.
İmanı olmayan bir mahluk perişan bir mahluktur. Bu yüzden iman
insanlık için bir denge unsurudur. Bu Kur’an’ın cadde-i kübrası olarak
anılır ve bu da sahabelerin hayatından ışığını alır. Said Nursi insanlığın
ancak kimliğinin rehberliğiyle hayatta kalıyor olacağını belirtir.
Çünkü kimliği olmayan bir millet kayıp bir toplum ya da kayıp bir millettir.
Prof. Dr. Dimitri Vasilyev
Rusya Bilimler Akademisi, RUSYA
Bugün Avrasya ideolojisi çerçevesinde çok farklı siyasal ve manevi
akımlar mevcuttur. Bunlar içinde Said Nursi’nin manevi mirası
en önemli bir yer almaktadır. Asıl nokta Said Nursi’nin fikirleri,
bugünkü hayatın birçok olup bitenlerinin daha derin ve etraflı bir şekilde
anlaşılması ve değerlendirilmesi için imkan vermektedir. Sonuçta
dünya toplumunun önüne çıkan en güncel görevlerin çözülmesi ve bu
topluca gelişme yollarının seçilmesi gerçekçi bir şekilde etkilenebilir.
Başpiskopos Lazar Puhalo
Kanada Ortadoks Kilisesi, KANADA
Bilirsiniz ki gece ne kadar karanlıksa yıldızlar da o kadar parlak görünürler.
Dünyanın karanlık çağında ve özellikle manevi karanlıklar döneminde
Bediüzzaman Said Nursi, görünen yıldızlar arasında en parlağı olarak
bizi aydınlatmaktadır. Nursi’nin manevi gücünü ve insanlığa sunmuş olduğu
hizmetinin büyüklüğünü anlamak için bu salonu dolduran gençlere
bakmak lazım.
Said Nursi moderniteden korkmamış, Kur’an’ın manevi derinliklerine
dalmış ve gençler için hayata anlam katacak manalar sunmuştur.
Zamanımızın alimlerinin çoğu teknolojiden ve moderniteden korkmuş,
modern zamanın problemlerine eski zamanın anlayışı ile çözüm üretmeye
çalışmışlardır. Said Nursi ise modern ilimlerin ışığında, gençlerin imanını kuvvetlendirmek ve kurtarmak
için cesaretle bir çığır açmıştır. Said Nursi gençlere ideal yaşama anlayışını ve iman hakikatlerini
sunmuştur. Onun anlattıkları hikmetli evrensel değerlerdir ve bütün insanlık için geçerli ebedi hakikatlerdir.
İşte bu sebeple bütün insanlık olarak ona şükran borçluyuz.
Prof. Dr. Munira Mohammad
Hail Üniversitesi, SUUDİ ARABİSTAN
Mekke ve Medine topraklarından Suudi Arabistan’dan, bu güzel
mekânda, bu büyük ülkeye, bu eşsiz medeniyet ülkesine en içten
selâm ve muhabbetlerimi takdim ediyorum. Biz bu sempozyumda insanlığın
en önemli problemi olan Allah’a iman zafiyetini ele alacağız.
Ele alırken de, İmam Bediüzzaman Nursî’nin gittiği yol
olan Habib-i Mustafa’nın (s.a.v.) gösterdiği yolu takip edeceğiz.
Zira o bütün gayret ve himmetini bu asır insanını kötü akıbetten kurtarmak
için sarf ederken, onu bütün şekilleriyle rahmet ve merhamete davet etti.
Selamlama Konuşmaları
21
Prof. Dr. Zeynep Afifi
Münüfiye Üniversitesi, MISIR
Bütün hayatını İslâm davasının müdafaasına, Müslümanların birlik ve
beraberliğine adamış olan ve elimize yaklaşık 5 bin sayfalık 130 risale
veren, Külliyatıyla, Sözleriyle, Lem’alarıyla, İşârâtü’l-İ’câzıyla, Şualarıyla
hastalıkları teşhis edip ilâcını gösteren böyle büyük bir mütefekkirden
özet bir şekilde nasıl bahsedeyim. Hakikaten kendimi çok zor bir durumda
hissediyorum.
Prof. Dr. Şener Dilek
İnönü Üniversitesi, TÜRKİYE
Mana-yi harfî, mana-yi ismî, niyet ve nazar... Beşer tarihi tetkik edildiğinde
görülür ki, insanlar hayat felsefelerini, bakış ufuklarını, tercih
ve kabullerini, inkâr ve ifsatlarını, eğitim ve öğretim anlayışlarını,
iman ve amellerini, tahrip ve dalaletlerini, himmet ve hamiyetlerini, yıkım
ve tahribatlarını hep bu dört kelimenin yüklendiği manalar üzerine
inşa etmişlerdir. Belki denilebilir ki, ebedi hayatın kazanç ve kaybında,
bu dört kelime birer şifre hükmünü taşımıştır. Bu şifreleri çözenler
hikmet-i âlemin tılsımını ve hilkat-ı insanın muammasını anlamışlardır.
Prof. Dr. Nabila Lubis
ENDONEZYA
Nur Risaleleri sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın malı hâline
gelmiştir. Mesela, biz Endonezya’da onlardan istifade ediyor ve bir çok
yazıda onları kaynak olarak istihdam ediyoruz. Said Nursî ve Risale-i
Nur hakkında Endonezya üniversitelerinde 16 sempozyum ve konferans
düzenlendi. Risaleler Endonezya diline tercüme edildi.
Bizzat ben de Tarihçe-i Hayat’ın son bölümünü Arapçadan Endonezya
diline tercüme ettim.
Prof. Dr. Juvanni Yahya Caballero
Asya Akademi Üniversitesi, FİLİPİNLER
Size söylemeliyim ki ben yeni bir Müslümanım. Ve bizim ülkemizde
yeni bir Müslüman olmak çok zordur. Özellikle size rehberlik edecek
ve ilham verecek hiç kimse yoksa. Gerçekten Allah’a hadsiz şükrediyorum
ve O’nu takdis ediyorum ki beni Risale-i Nurları okumaya sevketti.
Ve bana imanlı kardeşleri ve bacıları görmemi nasip etti. Dershanelerdeki
“abiler” ve “ablalar” bizlere ideal Müslümanın karakterini
gösteriyorlar. Eğer siz Mindanao’da sadece kendilerini Müslüman olarak
tanımlayan yerel insanlarca tatbik edilen İslam’a bakarsanız bazen şevkiniz
kırılabilir. Yerel kültürü ortaya koyan ya da yerel kültürü İslam’ın
safi tebliği ile karıştıranlar; onlar İslam’ı yaşama fikrini tadacaklardır.
Eğer ben Risale-i Nurlar ile tanıştırılmamış olsaydım bugün belki
de ya inançsız ya da radikal biri olacaktım. Ben Allah’ın bana Üstad Bediüzzaman Said Nursi’yi
tanıtmasından dolayı kendimi çok bahtiyar addediyorum.
22
Prof. Dr. Norton Mezvinsky, Connecticut Üniversitesi, ABD, Prof. Dr. Nagi Abdalbasit Hadhoud, Zeqaziq Ünv., MISIR, Dr. Wilhelmus Valkenberg,
Loyola Ünv., ABD, İman Ali Lagha, Jinan Üniversitesi, LÜBNAN, Tubanur Yeşilhark, Durham Üniversitesi, İNGİLTERE
Dr. Najib Ali Abdallah al-Sudi, Taiz Ünv. Filoloji Fak., YEMEN, Prof. Dr. Bilal Kuşpınar, Ahlia Üniversitesi, BAHREYN, Prof. Dr. Thomas Michel,
Georgetown Üniversitesi, ABD, Prof. Dr. Şener DİLEK, İnönü Üniversitesi, TÜRKİYE
Arş. Maher Alhendi, El-Fethu’l-İslami Enstitüsü, SURİYE, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Rotterdam İslam Ünv., HOLLANDA, Prof. Dr. Moneera Mohammed
Al-Moreb, Hâil Üniversitesi, SUUDİ ARABİSTAN, Dr. Abdelhaadi Dahhani, Şuayb ed-Dukkalî Ünv. Edebiyat Fakültesi, FAS
OTURUMLAR
23
Prof. Dr. Andi Faisal Bakti, Syarif Hidayatullah İslamî Ünv., ENDONEZYA, Prof. Dr. Mozahem Allawi Şahiri, Lahay Üniversitesi Tarih Araştırmaları
Bölümü, IRAK, Dr. Hasan Horkuc, Durham Üniversitesi, Doç. Dr. Hatice Arpaguş, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, TÜRKİYE
Dr. Khadija Muhammed Aljizani, Ümmü’l-Kurâ Ünv. İslamî Eğitim Fak., SUUDİ ARABİSTAN, Prof. Dr. Bilal Kuşpınar, Ahlia Üniversitesi,
BAHREYN, Dr. Benaouda Bensaid, Malezya Uluslararası İslam Ünv., MALEZYA, Prof. Dr. Ammar Djidal, Cezayir Ünv., CEZAYİR, Prof. Dr. Andi
Faisal Bakti, Syarif Hidayatullah İslamî Ünv., ENDONEZYA
Prof. Dr. İbrahim Coşkun, Dicle Ünv. İlahiyat Fak., TÜRKİYE, Prof. Dr. Dimitri Vasilyev, Rusya Bilimler Akademisi, RUSYA, Halil Köprücüoğlu,
TÜRKİYE, Prof. Dr. Servet Armağan, İstanbul Üniversitesi TÜRKİYE, Dr. Abdurrahim Budlal, I. Muhammed Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi,
FAS, Dr. Muhammed Arraougi, V. Muhammed Üniversitesi, FAS
4 - 5 EKİM 2010, WOW OTEL
24
Elmira Akhmetova, IAIS, MALEZYA, Salih Sayılgan, Alberta Üniversitesi, KANADA, Prof. Dr. David J. Goa, Alberta Üniversitesi, KANADA, Zeyneb
Sayılgan, Georgetown Üniversitesi, ABD, Norshahril Bin Saat, Singapur Milli Üniversitesi, SİNGAPUR
Dr. Eron Manusov, Florida State Üniv. , ABD, Dr. Furkan Aydıner, Florida State Üniv. Nöroiktisat ve Mutluluk Araştırmaları Merk., ABD, Dr. Yahya
Dâhi eş-Shatnawi, Yermuk Üniversitesi Şeriat Fak., ÜRDÜN, Doç. Dr. Laila Mohammad Ali Jumuah, Musul Ünv. Edebiyat Fakültesi, IRAK, Doç.
Dr. Abdulrehman Omar Mohamad, Suran Üniversitesi, IRAK
Prof. Dr. Syed Farid ALATAS, Singapur Milli Ünv., SİNGAPUR, Dr. Abdellah Eljihad, II. Hasan Ünv. Edebiyat ve Sosyal Bilimler Fak., FASElmira
Akhmetova, IAIS, MALEZYA, Dr. Jalal Jalalizadeh, Tahran Ünv. İlahiyat Fakültesi, İRAN, Dr. Emad Abdallah Sharifeen, Yermuk Ünv. Şeriat Fak.,
ÜRDÜN
OTURUMLAR
Genç Akademisyenler Oturumu
25
Dusmamat Karimov, Durham Üniversitesi, İNGİLTERE, Tubanur Yeşilhark, Durham Üniversitesi, İNGİLTERE, Dr. Lina Stas, Fethi İslami Üniversitesi,
SURİYE, Prof. Dr. David J. Goa, Alberta Üniversitesi, KANADA, Suendam Birinci, Harford Seminary, ABD, Hüseyin KURT, Hartford Seminary,
ABD
Dr. Asror Yusuf, Kediri Eyalet İslam Üniversitesi, ENDONEZYA, Dr. Mohammad Ebrahim Roushanzamir, Razavi İslami İlimler Üniversitesi, İRAN,
Prof. Dr. Moneera Mohammed Moreb, Hail Üniversitesi, SUUDİ ARABİSTAN, Prof. Dr. Neşet Toku, Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi,
TÜRKİYE, Dr. Fares Abdallah Bader Al-Ruhawi, Irak Eğitim Enstitüsü, IRAK, Dr. Hamid Samir, II.Hasan Ünv. Edebiyat ve Sosyal Bilimler-
Fak., FAS, Doç. Dr. Mohsen Nouraei, Razavi İslami İlimler Üniversitesi, İRAN
Prof. Dr. Mervan Al-Qaisy, Yermük Üniv. Şeriat Fakültesi, ÜRDÜN, Dr. Mohamed Hamadikinane Maiga, İslam Üniversitesi, NİJER, Dr. Mohamed
Jakib, Şuayb ed-Dukkalî Ünv., FAS
4 - 5 EKİM 2010, WOW OTEL
Genç Akademisyenler Oturumu
Hamza Koçak, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Meslek Yüksekokulu, TÜRKİYE, Juvanni Yahya A. Caballero, Mindanao Eyalet Ünv. Iligan Teknoloji
Enst., FİLİPİNLER, Dr. İyad Fevzi Hamdan, Sudan Ünv. SUDAN, Prof. Dr. Yahya Al-Cheikh Saleh, Kosantine Üniversitesi, CEZAYİR, Dr. Muzaffer
Iqbal, İslam ve Bilim Merkezi, KANADA, Suendam Birinci, Hartford Seminary, ABD
Dr. Tariq Awrahim, Salahuddin Ünv. Edebiyat Fakültesi, IRAK, Norshahril Bin Saat, Singapur Milli Üniversitesi, SİNGAPUR, Dr. Sayed Abdul
Muneem Pasha, Milli İslami Ünv., HİNDİSTAN, Dr. İyad Fevzi Hamdan, Sudan Ünv. İslamî Araştırmalar Enstitüsü, SUDAN, Dr. Zubair Hudawi,
Jawaharlal Nehru Üniversitesi, HİNDİSTAN, Arş. Ossama Abou Elabbas Abdel Halim Shahwan, MISIR
Prof. Dr. David J. Goa, Alberta Üniversitesi, KANADA, Prof. Dr. Mohammad el-Benayadi, Sidi Mohammed bin Abdillah Üniversitesi, FAS, Dr.
Abderrahman Eladraoui, Mevlâ Süleyman Ünv., FAS, Dr. Said Al-Ghazawi, FAS, Doç. Dr. Laila Mohammad Ali Jumuah, Musul Üniversitesi, IRAK
OTURUMLAR
27
AĞABEYLER ÖZEL OTURUMU
Mehmet Fırıncı, Said Özdemir, Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Salih Özcan ve Abdulkadir Badıllı Ağabeyler
Oturumlara Yoğun İlgi Sempozyum Alanından Canlı Yayın
Sempozyumun Finalinde Ağabeyler Oturumunu Binlerce Kişi İzledi
İzleyiciler, Oturum Aralarında Akademisyenlerle
Görüşme İmkanı Buldular Prof. Dr. Colin Turner Prof. Dr. İbrahim Abu Rabi
28
Medyada Sempozyum
Haberlerİ
29
30
TV HABERLERİ
31
İNTERNET HABERLERİ
32
Yabancı Medyada
Haberler
Manila Times / Filipinler
(Akademisyen Yazar, NERIC
ACOSTA’nın Köşe Yazısı)
İstanbul, medeniyetler diyalogu gibi
geçen Said Nursi Sempozyumu’nun
düzenleneceği en iyi şehir değil midir
sizce de? İslam alimleri, dini liderler,
cemaat önderleri, dünyanın dört
bir tarafından gelmiş gözlemciler...
ve tartışmaların, müzakerelerin,fikir
teatilerinin tam merkezinde bir İslam
alimi, Bediuzzaman Said Nursi
(1876-1960) ve O’nun Risale-i Nur’u
etrafında dönen bir dizi söylev...Bir
kelam alimi olan Nursi’nin yazmış
olduğu Risale-i Nur 6000 sahifeyi
aşan bir Kur’an tefsiri. Fakat öyle bir
tefsir ki şu anda 40’tan fazla ülkede,
akademisyenlerin, barış severlerin,
dini grup liderlerinin ve politikacıların
hayatlarına tesir eden bir rehber
konumunda...
Endonezya’nın
ikinci büyük gazetesi
olan Republika
Gazetesi’nin Cuma
Ekinde bir sayfa
sempozyumdan
bahsedildi. Yazı
“Mengenang Said
Nursi” (Said Nursi’yi
Anma) başlığını
taşıyor.
Habere göre sempozyumun
dünyanın
bir çok ülkesinden
gelen binlerce kişi
tarafından takip
edildiğini belirtiyor.
Prof. Faris Kaya ile
yapılan röportaja istinaden
sempozyumun
tertip edilmesindeki gaye Said Nursi’nin fikirlerinin bütün dünyaya
tanıtılması. Çünkü bu fikirler dünya barışına ulaşılmasında
önemli rol oynayabilecek özellikte.
Sempozyuma 245 kişinin tebliğ gönderdiği ve bunlar arasından
105 tebliğin seçildiği haberler arasındaydı. Endonezya’dan
da 2 tebliğcinin katıldığı belirtilip Prof. Andi Faisal’a göre Said
Nursi’nin davet metotlarından biri lisan-ı hal olduğu vurgulanmış.
Devlet erkanından başbakan yardımcısı Bülent Arınç ile Ak Parti
genel başkan yardımcısı Hüseyin Çelik’in de birer konuşma
yaptığı belirtilen yazıda Said Nursi ve Risale-i Nurları tanıtan 3
paragraflık malumat ile yazıya son verilmiş.
Rusya’nın önde gelen İslami web sitelerinden
www.islam.ru sitesinde Abdullah Renat Muhametov
tarafından Rusça olarak kaleme alınmış uzunca bir
makale.
Makaleye aşağıdaki web adresinden ulaşabilirsiniz.
http://www.islam.ru/pressclub/tema/otnurqrus/
33
Sempozyum Sonrası İNTİBALAR
Dr. Michael J. Lenaghan
Miami Dade College, MIAMI, ABD
Sempozyumda Bediüzzaman’ın fikirlerinin yaydığı ilham ve
feyizle, geleceğe ümitle bakmak için ne müthiş rüyaların, hayallerin
gerçekleşebileceğine şahit oldum. Kendimi şereflenmiş,
onurlanmış ve büyük enerji dolmuş hissediyorum. Bu sempozyumun
bana vermiş olduğu Risale-i Nur’un vizyonu ile;
Bediüzzaman’ın bu ülkedeki insanları ve yaşantılarını İslam’la
ne ölçüde etkilediğini daha güzel tanıma firsatı bulmuş oldum.
Sempozyum vesilesi ile tanışmış olduğum kimselerle
mektuplaşmaya ve ortak değerleri paylaşmaya başladım
bile. Sempozyum intibalarımı hem mahalli ve hem de
ABD ölçeğinde yayınlamayı düşünüyorum. Yine intibalarımı
kendi okulum Dade Üniversitesi’ndeki arkadaşlarımla da
paylaşacağım.
Prof. Dr. David Goa
Alberta Üniversitesi, KANADA
Sempozyuma katılarak dünyanın birçok ülkesinden gelen
ve bizimle aynı idealleri paylaştıklarına inandığım insanlarla
tanışmama fırsat verdiğiniz için çok memnun oldum ve bundan
ötürü sizlere teşekkür ederim. Kalbim İstanbul İlim ve
Kültür Vakfı’nın yapmakta olduğu çalışmalarla lezzet almakta.
Lütfen teşekkür, tebrik ve takdirlerimi vakfın etrafındaki insanlara
iletiniz. Sempozyumla alakalı olarak ve daha önce Said
Nursi hakkında Kanada’da düzenlemiş olduğumuz sempozyumdan
öğrendiklerimle, aşağıdaki hususlari not etmeme
müsaade ediniz:
• İstanbul İlim ve Kültür Vakfı, Said Nursi’nin İslam
anlayışının İslam dünyasında ve İslam dışı dünyada büyük ilgi
odağı olup takdir topladığının farkında olarak Risale-i Nur’u
dünyaya tanıtmaya devam etmektedir.
• Sempozyumda şahit olduğum konu, Risale-i Nurların binlerce gencin kalbindeki yeri ki
onların maneviyatla olan bağlarını kurmuş ve geleceğe yönelik sürdürülebilir bir manevi atmosfer
oluşturmuş; gençler imandan aldıkları güçle farklı inanca sahip insanlarla korkusuzca ve tereddütsüzce
münasebet kurabilmekte, oturup konuşabilmekte ve iletişim kurabilmekteler.
• İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nın Risale-i Nur’u yaygınlaştırmak suretiyle ilme dayalı tahkiki
iman esaslı bir zemin oluşturarak akademisyenlerin, farklı dine mensup insanların dünya
ölçeğinde görüş ve düşüncelerini rahatça paylaştıkları bir hizmet zemini oluşturmaktadır. Vakfın bu
durumuna imreniyorum ve sizleri tebrik ediyorum. Allah emeğinizi bereketlendirsin.
34
Elmira Akhmetova, IIUM, MALEZYA
Artık Uluslararası Nursi sempozyumları dünya ölçeğinde
farklı alanlardan ilim ehlinin, her yaştan
akademisyenlerin ve dünyanın dört bir yanından
Risale-i Nur okurlarının bir araya geldiği, fikir alışverişinde
bulunduğu bir platform oldu. Bunun en
güzel örneğini 9. Sempozyumda gördük. Hakikaten
yeni simalarla tanıştık ve bu sempozyuma ilk
defa katılmasına rağmen Risalelere ne kadar derinliğine
nüfuz ettiklerini dinledik, Nursi’nin daha
önceleri duymadığımız ve bilmediğimiz vasıflarını
öğrenmiş olduk. Bu sempozyumun en önemli
özelliği olan çok çeşitli konulara ilişkin tebliğlere
ancak MAŞAALLAH ile mukabele edebiliyorum.
Özellikle gençlerin rol aldığı paneller de kaydedilmesi
gereken önemli yeniliklerdendi. Nursi çalışmalarında
bir genç akademisyen olarak sempozyumu
çok faydalı buldum ve çok istifade ettim.
Organizasyonu tebrik ediyorum ve Said Nursi’nin
parlak fikirlerinin bütün insanlığı gelecekte bu ve
benzeri toplantılarla aydınlatmaya devam etmesi
için dua ediyorum.
Dr. Benaouda Bensaid
Uluslararası İslam Üniversitesi,
MALEZYA
Malezya’ya döndüm ve işime başladım.
Sempozyum süresince yaşamış olduğum
o fevkalade ve harika manzaraları ailemle
ve arkadaşlarımla paylaşıyorum. Benim değerlendirmeme
göre bu toplantı sıradan bir sempozyum
veya konferansdan öte ihlas, samimiyet, sevgi ve
kardeşlik duygularının hep birlikte yaşandığı manevi
atmosferi yüksek bir buluşma idi.
Toplantı büyüleyiciydi. Burada sadece Nursi’ye
ait yeni fikir ve düşünceleri öğrenmekle kalmadık;
gerçek hayatın temel taşlarını oluşturan ihlas, kardeşlik
ve mutluluğa giden yolun anahtarlarını da
keşfettik.
Organizasyon heyeti büyük iş başardı. Allah onlardan
razı olsun. Emeği geçenleri tebrik ediyorum.
Özellikle akşama doğru yorulduklarını gözlemliyordum
fakat bizim isteklerimizi yerine getirirken
ve yardımcı olurken tebessümü asla yüzlerinden
eksik etmediler.
Allah sizleri bu dünyada ve öte dünyada mükafatlandırsın
diye dua ediyorum.
Sempozyum Sonrası İNTİBALAR
35
Prof. Dr. Bilal Kuşpınar
Ahlia Üniversitesi, bahreyn
Söylemeye hiç hacet yok; her zaman olduğu gibi
bu sempozyumda da, hem tebliğimi hazırlarken
hem de orada tebliğleri dinlerken azami ölçüde
istifade etmeye çalıştım. Bediüzzaman hazretlerinin
himmeti de zaten bu uğraşımızın nuru. Mevlam
bu ilim yolunda bizlerin ferasetini, izan ve
hikmetini artırsın ki genç öğrenci kardeşlerimize
hakkıyla rehberlik edebilelim.
Hürmet, muhabbet ve dua ile...
Norshahril Bin Saat
Singapur Milli Üniversitesi, SİNGAPUR
Hamd olsun Singapur’a döndüm. Sizleri bu denli
başarılı bir sempozyum organize ettiğiniz için tebrik
ediyorum. Ben gerçekten yapılan konuşmalardan ve
sunulan tebliğlerden çok ama çok istifade ettim. Bu istifade
benim çalışmalarımı daha ileriye götürmem için
itici bir güç olacaktır.
Özellikle David Goa yönetiminde yapılan ve benim de
içinde bulunduğum GENÇLER PANELİ beni çok etkiledi.
Bildiğim kadarıyla böylesi toplantılarda gençlere
pek yer verilmezdi. Bu ve benzeri gençlerin rol aldığı
oturumların devamını diliyorum.
Dr. İyad Fevzi Hamdan
Sudan Bilim ve Teknoloji Üniversitesi,
SUDAN
Nasıl ki Osmanlı sultanları halifelik döneminde
ülkeleri fethedip onlara ve dünyanın ileri gelenlerine
boyun eğdirmiştir; Üstad Nursî ve onun mübarek
talebeleri de kültür, ırk ve din ihtilaflarını
aşarak milyonların kalplerini esir almış, o kalplerdeki
ahlâkî değerlerin, manevî, ruhî ve imanî
boyutların kapılarını açmaya başlamışlardır.
Bu vesileyle Üstad Nursi’ye Aliy ve Kadîr olan
Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyor, talebelerinin
istikamet ve başarıları için hâlis dualar ediyorum.
Sempozyum Sonrası İNTİBALAR
36
İnsanlık Onuruna Layık Bir
GELECEK İçin
İlim, İman, Ahlak
2013 yılında
10. Sempozyum’da
buluşmak ümidiyle...
www.sempozyum2010.com
www.barlaplatformu.com